top of page
  • Yazarın fotoğrafıHaberciGazete

Şair Nefi, Ebüzziya Mehmet Tevfik, Uğur Güçlü



Bugün 27 Ocak. Şair Nefi'nin, gazeteci, yazar, yayıncı, hattat Ebüzziya Mehmet Tevfik Bey ve sinema oyuncusu Uğur Güçlü'nün ölüm yıldönümü.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla anıyoruz.

Şair Nefi kimdir?



Şiirlerini Nef’î mahlasıyla imzalayan şairin asıl adı Ömer’dir. Edebiyat tarihçilerine göre 1572 tarihinde, bir başka deyişle II. Selim döneminde Erzurum’un Pasinler ilçesinde dünyaya gelmiştir. Babası Mehmet Bey, dedesi Mirza Ali Paşa olup ailesi köken itibariyle Şirvanlıdır.

Taşrada dünyaya gelmesine rağmen, bürokrat bir aileye mensup olması sayesinde Nefi iyi bir medrese eğitimi aldı ve iyi derecede Arapça ve Farsça öğrenme şansı buldu. Şiir yazmaya okul yıllarında başladı.

Nefi’nin kullandığı ilk mahlas ‘zarara mensup, zararla ilgili’ anlamındaki “Darri”dir. Bu ayrıntı oldukça önemli, çünkü Nefi’nin karakterine ait bir özelliği; kavgacı, tatminsiz ve küstah tarafını belli ediyor. Huy canın altındaymış; şair mahlasını büyük tarihçi ve eleştirmen Gelibolulu Mustafa Ali’nin tavsiyesiyle ‘yarara mensup, yararla ilgili’ anlamındaki “Nef’î” olarak değiştirmiştir, ama mahlas karakteri değiştirmediği için şiir-zarar ilişkisi hayatının son anına kadar ona eşlik etmiştir.

Travmatik bir baba-oğul ilişkisi Nefi’nin hayatına babasının etkisi büyüktür. Mehmet Bey, Ömer Nefi henüz büyüyüp İstanbul’a gelmemişken ailesini bırakıp Han Nedimi olarak vazife ifa etmek üzere Kırım’a gitmiştir. Nefi ise, ailesi yoksulluk içinde yaşarken kendisi müreffeh bir hayat süren Mehmet Bey’den intikamını onu ağır sözlerle yargıladığı mısralarla alacaktır daha sonraki yıllarda. Nefi’nin “kaza okları” anlamındaki “Siham-ı Kaza”da topladığı hicviyeleri arasında en meşhur olanlarından birinde babası için “bela-yı siyah” diyecek kadar ileri gider.

Baba ile oğul arasındaki bu trajik ve travmatik ilişki, oğulun derin öfkesine kısmen ışık tutar. Nefi’nin yaşadığı 16. yüzyıl sonu ile 17. yüzyıl başının hem Osmanlı Devleti hem Avrupa için kargaşa dönemi olduğunu, halkı da seçkinleri de derinden etkileyen büyük ekonomik ve siyasi değişimlerin bu dönemde gerçekleştiğini ve kuşaklar arasında çatışmaya da neden olan farkın ilk defa bu dönemde açıldığını da hatırlamakta yarar var. 17. yüzyıl yazarları arasında Evliya Çelebi gibi babasına yaranamayanlar veya Nefi gibi babasını yargılayanlar az değildir. Bunun bir diğer veçhesi de devletle entelektüeller arasında her zamanki uyumu bozan ayrılıktır.

İstanbul: Bir başarı hikâyesi Kendisi de kısmen memnuniyetsiz bir adam olan, zira dehasının karşılığını devletten alamadığını düşünen Mustafa Ali, Anadolu’da görev yaptığı sırada genç Nefi’yi tanır ve yeteneğini fark ederek onu kendi yanında İstanbul’a getirir. Nefi böylece I. Ahmet, I. Mustafa, II. Osman ve IV. Murat dönemlerini İstanbul’da geçirecek ve başkentin en anarşik döneminin bir parçası da olacaktır; bilhassa hicviyeleri ve idam edilişiyle.

Nefi gördüğü padişahlar arasında en çok IV. Murat’a yaklaşabilmiştir. I. Ahmet döneminden itibaren bürokrasi içinde ikinci dereceden görevler alan Nefi’nin asıl işi elbette şiirdi. Başta IV. Murat olmak üzere padişahlar ve vezirler için yazdığı çok sayıda kaside şiirlerinin en parlakları kabul edilir. Özellikle IV. Murat kasidelerini zevk, samimiyet ve inançla yazdığı sıradan bir okuyucunun bile fark edeceği kadar açıktır.

Nefi’nin I. Mustafa için hiçbir şey yazmaması ilginç ve öğreticidir. Bu, büyük şairin sadece caize yani ücret almak için yazmadığının ispatı gibidir. Nefi gerçekten de düşüncesini sakınmayan, içinden geldiği gibi hareket eden, baskı çağında yaşamış özgür ruhlu bir adamdır.

Nefi’nin hayatının en mutlu yılları da acı sonu tadacağı gün de IV. Murat döneminde gerçekleşir. Padişahla şaire dair pek çok rivayet vardır. Bunların bir kısmı uydurma ve abartı da olsa, bazıları gerçektir. Padişaha yakınlığı Nefi için bir mutluluk sebebiydi; ama aynı zamanda onu çekemeyenlerin çoğalmasına da neden oluyordu. Bilhassa bürokratlar şair aleyhinde sürekli dedikodu çıkardılar. Yetenekli olmadığını, ukala olduğunu, padişaha saygı duymadığını anlatıp durdular.

Acı son: Şair bürokratın elinde can veriyor Bir noktaya kadar IV. Murat’ın, Nefi aleyhindeki dedikodulara prim vermediği, fakat bir yerden sonra büyük bürokratların ağırlığını tanıyarak onu kaderiyle baş başka bırakıp çekildiği görülüyor. Padişaha yakınlığını da kullanan Nefi, kasidelerini sultanın yanı sıra sevdiği, değer verdiği, devlete ve millete yararına inandığı bürokratlara yöneltirken, hicviyelerini de sevmediği şair, âlim, bürokrat insanlara yöneltmekten hiç çekinmiyordu.

Bunları topladığı kitaba Siham-ı Kaza demiş olması da ironiktir. Siham-ı Kaza kaza okları demek. Hicivli şiirleri kaza okları gibi gören şair, aynı kaza oklarının kurbanı olmuştur. Hicvettiği bürokratlardan Bayram Paşa onu padişahtan istemiş, IV. Murat da şairi Bayram Paşa’nın ellerine teslim etmiştir.

27 Ocak 1635 tarihinde büyük Türk şairi Nefi, Bayram Paşa’nın cellatları tarafından kementle boğulduktan sonra aziz naaşı denize atılmıştır.

Tarihin bir ironisi olmak üzere; Nefi kaside ve hicviyede ulaştığı yüksek seviye ile Bayram Paşa ise şair Nefi’yi boğduran bürokrat hüviyetiyle anılıyor bugün. Başka deyişle zulmün intikamını şair yüzyıllardır eseriyle almaya devam ediyor.


Ebüzziya Mehmet Tevfik Bey kimdir?



(d. 17 Şubat 1849, İstanbul - ö. 27 Ocak 1913), Türk gazeteci, yazar, yayıncı, hattat.

Türkiye’de "matbaacılığı sanat hâline getiren kişi" olarak kabul edilir. O zamana kadar süregelen ve halk dilinde "Acem baskısı" denilen kirli ve kötü baskıdan Türk basımcılığını kurtaran ünlü matbaacı; yaşadığı dönemin önemli sanat ve düşün adamlarına ait yüzlerce yapıtı sanat değeri yüksek tasarımlarla basmıştır.[1] Yeni Osmanlılar adlı aydın hareketinin aktif bir üyesiydi, sürekli muhalif bir aydın olarak daha çok siyasi kimliği ile tanındı. Kufi türünde dikkate değer eserler vermiş bir hattat, arabesk tarzında yetkin süslemeler yapan bir süslemeci, Konya’da bulunduğu dönemde sanat eseri niteliğinde halılar dokumuş bir halıcı idi.



Yaşamı

1849 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası, Maliye Sergi Kalemi memurlarından Konya Koçhisarlı Hasan Kamil Efendi'dir. Asıl adı Mehmet Tevfik’tir. “Ziyâ’nın babası” anlamına gelen Ebüzziyâ unvanını sürgünde bulunduğu târihte kendi adını kullanamadığı için almıştır.Cevriye Kalfa Sıbyan Mektebi'ni bitirdi. Babasını küçük yaşta yitirince öğrenimini bırakarak Maliye Sergi Kalemi'nde çalışmaya başladı. Kendisini özel dersler alarak yetiştirdi. Arapça, Farsça, Fransızca öğrendi. Memuriyet hayatında kurduğu dostluklar, kendisini yetiştirmesinde yardımcı oldu. Bu yıllarda kendisinden 9 yaş büyük Namık Kemal ile tanışması, ömür boyu sürecek bir fikir dostluğunu başlattı. Namık Kemal ve İbrahim Şinasi’nin etkisiyle Yeni Osmanlılar Cemiyeti'ne üye oldu. Şinasi’nin kurucusu olduğu Tasvir-i Efkar gazetesi, 1865’te Şinasi’nin Fransa’ya gitmesinden sonra Namık Kemal tarafından çıkarılmaya başlamıştı. Tevfik Bey, arkadaşı Namık Kemal’in teşviki ile Tasvir-i Efkar Gazetesi’nde yazılar yayımladı. Terakki, Diyojen (dergi), Hayal, Çıngıraklı Tatar, Hakayikü'l-Vekâyi gibi gazete ve dergilerde de yazılar yayınlandı. Memuriyet hayatına Maarif Dairesi’nde ve Adliye Dairesi’nde devam etti.

Matbaa sahibi olması

Genç Osmanlıların destekçisi Mustafa Fazıl Paşa, Tasvir-i Efkâr gazetesinin basıldığı matbaayı, Şinasi’nin 1871 yılında ölümü üzerine mirasçılarından satın almış; aralarında Tevfik Bey’in de olduğu dört meşrutiyetçi gence vermişti. Diğer üçünün hisselerini Tevfik Bey’e devretmesi üzerine matbaaya tamamen sahip oldu.

Oyun yazarlığı

Meşrutiyet düşüncesini geniş kitlelere yaymak için yayıncılığın gücü yanında tiyatro sanatının gücünü de kullanmak isteyen Ebüzziya Tevfik, 1872 yılında bir tiyatro eseri yazmaya girişti. Ecel-i Kaza adlı piyesi yazarın hem ilk kitabı, hem de ilk ve tek telif oyunu oldu. Eser, Güllü Agop yönetimindeki "Tiyatro-i Osmani Kumpanyası"nda sergilendi[5], ilgiyle karşılandı.

Gazetecilik yaşamı

Namık Kemal, 1872’de arkadaşları Kayazade Reşat Bey ve Menâpirzâde Nuri Bey ile İbret gazetesini çıkararak devlet yönetimine muhalefet etmeye başlamıştı. İbret, Tevfik Bey’in matbaasında basılıyordu. Kendisi de İbret’in yazarları arasına giren Tevfik Bey, o yıl memuriyetten ayrılarak tamamen gazeteciliğe yöneldi. Hükümeti eleştirdiği için kısa süre sonra İbret Gazetesi kapatılıp, başyazarı Namık Kemal Gelibolu mutasarrıflığı görevi ile İstanbul’dan uzaklaştırılınca Tevfik Bey, onunla birlikte Gelibolu’ya gitti. Bir süre sonra İstanbul’a geri dönerek Hadika isimli bir günlük gazete kurdu. İlk sayısı 9 Kasım 1872’de çıkan gazeteye Gelibolu’daki Namık Kemal de yazı gönderiyordu. Tevfik Bey, 1873'te ilk Türk almanağı olan Salname-i Hadika isimli özel bir yıllık çıkardı. Hadika gazetesi 56. sayıda kapatıldı. Ebuzziya, Cüzdan isimli dergi çıkadı ancak o da ilk sayısında toplatılıp kapatıldı. Bunun üzerine 15 Mart 1873'te Sirac adlı yeni bir günlük gazete yayınlamaya başladı.

Rodos sürgünü

1873'te Vatan Yahut Silistre oyununun Gedikpaşa Tiyatrosu'nda sergilenmesinden sonra çıkan olayların ardından İbret ve Sirac gazeteleri kapatıldı; beş gazeteci yargılanmadan sürgün edildiler. Ebuzziya Tevfik de sürgüne gönderilenler arasındaydı. Namık Kemal Mağusa'ya, Menapirzade Nuri ve Bereketzade Hakkı Beyler Akka'ya sürgün edilirken Ebuzziya Tevfik, Ahmet Mithat Efendi ile birlikte Rodos'a sürüldü. Ahmet Mithat ile birlikte Rodos’ta kale hapsinde tutulan Ebüzziya, sürgün yaşamı sırasında mahpusların eğitimi ile meşgul oldu, onların ürettikleri el işlerinin gelişmesine, gelirlerinin artmasına katkıda bulundu.[4] Zindanda Muharrir adlı aylık dergiyi çıkardı. Victor Hugo'nun Angelo adlı eserinden uyarladığı Habibe veya Semahat-i Aşk adlı kitabını yazdı ve yayımladı. «Nümune-i Edebiyat-ı Osmaniye» adlı kitabını meydana getirdi. İstanbul’daki yardımcısı Şemsettin Sami'ye gönderdiği yazılarla 1875'te İstanbul'da Muharrir adlı bir dergi yayımlamaya başlayan Tevfik Bey, artık yazılarında dört yaşındaki "Ziya" adlı oğlunun isminden ötürü "Ziya'nın babası" anlamındaki "Ebüzziya" imzasını kullanıyordu. Bütün ömrü boyunca da bu ismi kullanmaya devam etti. Sultan Abdülaziz'in tahttan indirilmesinden sonra affedildi ve 10 Haziran 1876'da İstanbul'a dönebildi.

Sürgün dönüşü ve Bosna yılları

Sürgün dönüşünde Sultan Abdülhamit tarafından saraydaki Mütercimin Cemiyeti’ne üye yapılan Ebüzziya, Mithat Paşa’nın evindeki anayasa hazırlık çalışmalarına da katıldı. Meclis-i Mebusan’ın feshedilmesi üzerine 1877’de Bosna mektupçuluğuna atanarak İstanbul’dan ayrıldı. Bosna’da iken Bosna Vilayet Gazetesi’nin yönetimini üstlendi. Ayrıca Bosna Vilayet-i Salnamesi’nin 1878 tarihli 13. sayısını tipografya baskı ile yeni bir şekilde çıkardı[4]. Bosna’nın Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından işgali üzerine İstanbul’a döndü ve matbaacılık alanında çalışmaya ağırlık verdi.

Almanak yayımcılığı

Ebüzziya, Bosna’dan döndükten sonra 1879'da Salname-i Ebuzziya adlı bir almanak çıkarmıştı ancak Abdülhamit tarafından kuşkulu bulunduğu için tüm nüshaları yok ettirildi. 1880’de Salname-i Kamerî adlı yıllığı çıkardı; aynı yıl Rebî-i Marifet adlı yıllığı da bastırdı ve her yıl düzenli olarak çıkarmaya devam etti (Kimi yıllarda Nevsal-i Marifet veya Takvim-i Ebüzziya adlarıyla çıkarılmıştır). Rebî-i-i Marifet’in 1886. sayısında ilk kez Avrupa'da yapılmış çinko klişelerle resimler basıldı. Ebüzziya, 1889’da hanımlar için Takvimünnisa adlı bir almanak daha çıkardı. Türk matbaacılık tarihi için çok önemli olan bu almanaklar, Ebüzziya’nın Avrupa seyahatlerinden topladığı malzemeler, yerli ve yabancı ünlülerin hayatları hakkında bilgi içeren kaynaklardır.

Mecmua-i Ebüzziya

Ebüzziya Tevfik, 1880’de Mecmua-i Ebüzziya adı altında 15 günde bir çıkan bir dergi yayımlamaya başladı. Mecmuaların basılmadan evvel Maarif Nezareti’ne gösterilip incelenmesi kararı üzerine 53. sayıda kapattı dergiyi 1896 Mart’ında yeniden yayınlamaya başladı. Mecmua-i Ebüzziya, 22 Mayıs 1880'den 1912'ye kadar 159 sayı çıkmıştır. Dergide Namık Kemal’in mektupları da yayımlanmıştır.

Matbaa-i Ebüzziya

1881’de Galata’da Arap Camii bitişiğinde "Matbaa-i Ebüzziya" adlı matbayı kurdu. Mecmua-i Ebüzziya , 15 Recep 1299(2 Haziran 1882) tarihli sayısından itibaren Matbaa-i Ebüzziya’da basıldı.[4] Matbaada ayrıca 1881-1886 yılları arasında "Kitaphane-i Meşahir" ve "Kitaphane-i Ebüzziya" dizi başlıkları altında toplam 114 kitap yayımladı. Kitabphane-i Meşahir, ünlü kişilerin hayatlarına dair bir kitap serisidir. 60 kitaplık bir seri düşünüyordu ancak Gutenberg, Galile, Napoleon, Diyojen, Franklen, Hasan Sabbah, Buffon, Ezop, Bermekîler'den Yahya, Harun Reşid ve İbni Sina'ya ait kitapları çıkarabildi. 1886’dan itibaren Kitabhane-i Ebüzziya adlı seriyi yayımladı. Kitaphane-i Ebuzziya, bugünkü anlamda dizi yapıtların başlangıcıdır.[1] Herkesin kitap okuma zevki kazanmasını, küçük bir kütüphane sahibi olmasını arzulayan yayımcı, küçük hacimde bir kitap serisi hazırlamıştır. Yapıtların tasarımında ve üretiminde tutarlılık ve kararlılık izlemiştir.; Kitaplarda kullanılan yazı karakteri, metinde ve kapakta kullanılan kağıdın kalitesi, tasarım özellikleri ve renkler ilk kitaptan son kitaba kadar aynıdır. Şinasi ve Namık Kemal'in eserlerini tanıtmak ve yaymak için çaba sarfeden Ebüzziya, Namık Kemal'in eserlerinden topladığı dikkate değer ifadeleri "Cümel-i Müntahabe-i Kemal" adı altında üç defa bastırdı ve Namık Kemal'in ölümünden sonra hayatını anlatan ayrı bir eser çıkarmıştır.[4] Şinasi’nin daha önce yayımlanmış olan Durub-i Emsal-i Osmaniyye'sini çeşitli ilavelerle 1885’de yayımladı.

Lügat-ı Ebüzziya

1887'de fasiküller halinde yayımlamaya başladığı Lügat-ı Ebüzziya isimli Türkçeden Türkçeye sözlük, sürgüne gönderilmesi üzerine, 2. ciltte Öd maddesinde kalır.

Matbacılık alanında ödülleri

19. yüzyıl basım dünyasının merkezi Leipzig'de kurulan «Leipzig Matbuat Cemiyeti» 1890'da Ebuzziya'ya bir takdirname ve şeref madalyası göndererek ödüllendirdi. Matbaacılık alanına yaptığı katkılar için1898'de de Fransa hükümetinin "Liyakat Madalyası"yla onurlandırıldı.

Memuriyetleri ve Konya sürgünü

1892’de İstanbul Sanat Okulu müdürü oldu. 1894’te Şûrayı Devlet Bidayet Mahkemesi üyesi olarak görevlendirildi. Yaptığı işler devlet memurluğunun bağdaşmadığı gerekçesiyle Abdülhamid yönetimi tarafından 1900'de Konya'ya sürüldü. Galatasaray Lisesi’nde öğrenci olan oğlu Talha da onunla birlikte sürgüne gönderilmişti. Konya’da 8 yıl kaldı. Burada yaptırdığı köşkün bahçesinde çiçek yetiştirmekle, süslemecilikle, halıcılıkla uğraştı.[6] Sanat eseri niteliğinde duvar seccadeleri yaptı.

II. Meşrutiyet dönemi

Ebüzziya Tevfik, İkinci Meşrutiyetin İlanı ile İstanbul’a dönebildi ve yeniden açılan Meclis-i Mebûsan'a Antalya milletvekili olarak girdi (1908). Bu dönemde de matbaacılığı bırakmayarak Tasvir-i Efkar gazetesinin (1909) ve Mecmua-i Ebüzziya'yı yeniden çıkardı. Tasvir-i Efkâr gazetesi 25 Aralık 1912 de Kâmil Paşa kabinesi tarafından kapatılınca gazeteyi önce "İntihab-ı Efkâr" adıyla, o da kapatılınca "Tefsir-i Efkâr" adıyla çıkardı. Tefsir-i Efkâr ilk sayısında tatil edildi ve matbaası da kapatıldı. 25 Ocak 1913’te Tasvir-i Efkar’ı çıkarmasına izin verilince gazeteyi son kez 27 Ocak 1913’te çıkardı. Aynı gün hayatını kaybetti. Gazetenin yayımını oğulları Talha ve Velid Ebüzziya devam ettirdi. Mezarı, Bakırköy Mezarlığı’ndadır.

Başlıca eserleri

Kitapları

  • Ecel-i Kaza (tiyatro)

  • Numune-i Edebiyyat-ı Osmaniyye (antoloji)

  • Yeni Osmanlılar Tarihi (Tarihi,biyografik)

  • Lugat-ı Ebuzziya (sözlük/tek cilt)

Hat Eserleri

  • İstanbul Kızıltoprak'taki Zühtüpaşa Camii'nin kûfi hatla yazılan kuşak yazısı Ebüzziya'nın eserleri arasındadır.

  • İstanbul’da Yıldız Sarayı yolu üzerindeki Yıldız Hamidiye Camii ‘nin kubbesinde Kûfi hatla, mavi renk üzerine altınla yazılan “Mülk Sûresi” Ebüzziya Tevfik’in eseridi

Uğur Güçlü kimdir?


Doğum Tarihi27 Mayıs 1942Ölüm Tarihi27 Ocak 1978Doğum YeriAdanaÖlüm YeriİstanbulEğitim DurumuKadıköy Mimarlık ve Mühendislik Yüksek Okulu

Adana'da 4 çocuklu bir ailenin tek erkek çocuğu olarak dünyaya geldi. İstanbul Kadıköy Mimarlık ve Mühendislik Yüksek Okulu'ndan mezun oldu. Sinemaya 1968'de Ses mecmuası Kapak Yıldızı Yarışması'nda f inalist seçilerek girdi. Filmlerinin yönetmenlerinden Bilge Olgaç'la gönül ilişkisi yaşadı.1978 yılında İstanbul'da otobüs durağında beklerken, bir arabadan açılan ateş sonucu vefat etti. Cenazesi, memleketi Adana'da toprağa verildi.

69 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page