• HaberciGazete

Şeker Ahmet Paşa, Orhan Burian, Arkadaş Z. Özger, Atıf Yılmaz, Halit Çelenk,Ali Uras,Hayri Sezgin...



Bugün 5 Mayıs. Şeker Ahmet Paşa, Orhan Burian, Arkadaş Z. Özger, Atıf Yılmaz, Halit Çelenk,Ali Uras,Hayri Sezgin, Romalı Perihan, Kadir Mısıroğlu, Emine Işınsu'nun ölüm yıldönümü.


Şeker Ahmet Paşa kimdir?


Ahmet Ali Paşa 1841 yılında Üsküdar’da doğmuş ve 1907’de vefat etmiştir. Babası Ali Efendi’dir. Beş yaşında Üsküdar’da bir okula başlamış ve dokuz yıl süren bu ilk tahsil devresinden sonra sınavla Tıbbiye Mektebi’ne girmiştir.

1855 yılında girdiği Tıbbiye Mektebi’nden 1856’da Harbiye’ye geçen Şeker Ahmet Âli Paşa, 1859’da mülazım olarak mezun olmuştur. Resimdeki başarısı nedeniyle daha 18 yaşında iken okulun resim öğretmen yardımcılığına tayin edilmiştir.


1864’te, Sultan Abdülaziz Dönemi’nde Paris’e Mekteb-i Osmanî’ye gönderilmiştir. 1864 - 1871 yılları arasında Paris’te yaşayan Şeker Ahmed Paşa, Gustave Boulanger’yle ve École des Beaux-Arts’ın sınavını kazanarak Jean Leon-Gérôme’la çalışmıştır.

1867 Uluslararası Paris Sergisi nedeniyle Osmanlı Pavyonu’nun güzel sanatlar bölümünde sergilediği Sultan Abdülaziz’in karakalem portresi Padişah tarafından da görülmüş ve takdir edilmiştir.


1869 ve 1870 yıllarında Paris’te açılan resim salonlarında sergilediği eserleri beğenilen genç sanatçının oradaki eğitimini tamamlandığı kabul edilmiş ve bir mükafat olarak üç ay da Roma’da çalışması uygun görülmüştür.

1871 yılında yurda döndükten sonra yüzbaşı rütbesi ile Mekteb-i Tıbbiye’de resim öğretmeni olarak çalışmaya başlamıştır. Bayezid, Zeyrek Kapudan İbrahim Paşa Mekâtib-i Rüştiyesi’nde ve Sultanahmed Sanayi Mektebi’nde öğretmenlik yapmıştır. 27 Nisan 1873’te (kaynaklarda sergi tarihleri farklı aktarılmaktadır) bu okulda, katılımlı ilk Türk Resim Sergisi’ni açmıştır.

Gayretleri sonucunda rütbesi kıdemli yüzbaşılığa (kolağalığı) yükseltilmiş ve Sultan Abdülaziz’in yaverliğine getirilmiştir. Ahmet Ali Paşa’nın saraya girmesi Avrupa’nın tanınmış ressamlarından eserler alınmasını da sağlamıştır.

Sanayi-i Nefise Mektebi kurulması için büyük çaba göstermiştir. 1 Temmuz 1875’te Çemberlitaş’taki Darulfünun binasında ikinci sergiyi açmıştır (kaynaklarda sergi tarihleri farklı aktarılmaktadır). 1877’de Petit Champs Belediye Tiyatrosunda büyük bir sergi daha gerçekleştirmiştir. 1881’de açılan ikinci Elifba (Club l’ABC) Sergisi’ne katılmıştır. 1884’te Mirliva (Tuğgeneral), 1890’da Ferik (Tümgeneral) rütbesine kadar yükseldi 1895’te Saray Yabancı Konuklar Teşrifatçılığı’na (Müsafirîn-i Ecnebbiye) getirilmiş ve ölümüne kadar bu görevi sürdürmüştür.

1897’de Pera Meşrutiyet Caddesi’nde, 1898’de Magasin de Congsigation adlı mekânda, 1900’de Tokatlıyan Pasajı’nda açtığı kişisel sergisinden sonra Sanayi-i Nefise Mektebinin jürisinde görev almıştır. 1901 ve 1902 Birinci ve İkinci İstanbul Salonlarına, 1905’te Postacılar Sokağı’ndaki bir apartmanda açılan sergiye katılmıştır.

Yaptığı görevler nedeniyle aldığı toplam 60 adet nişan ve madalyanın 48’i yabancı ülkeler tarafından verilmiştir. Paris’te bulunduğu sürede, neo-klasik üslubu benimseyen Boulanger ve Gérôme gibi Oryantalist sanatçıların atölyelerinde çalışmış olmasına karşın, yaklaşık 1830-1870 yılları arasında etkin olmuş Barbizon Okulu sanatçılarına ilgi duymuş, hatta “Fontainebleau’dan Bir Köşe” adlı bir resim de yapmıştır.

Orhan Burian kimdir?


(d. İstanbul, 1914 - ö. Ankara, 5 Mayıs 1953)


Kabataş Lisesi'ni bitirdikten (1932) sonra devlet bursuyla gittiği İngiltere'de Cambridge Üniversitesi'nde İngiliz dili ve edebiyatı öğrenimi gördü (1933-36). Ertesi yıl göreve başladığı DTCF İngiliz Edebiyatı Bölümü'nde profesörlüğe kadar yükseldi. Bu arada Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nde Batı Edebiyatı ve Tiyatro Tarihi dersleri verdi.

1947-1949 yılları arasında ABD'de Princeton Üniversitesi'nde kendi alanında araştırmalar yaptı. İngiliz, Amerikan ve çağdaş Türk edebiyatlarına ilişkin Türkçe, İngilizce yazıları, çevirileriyle tanındı. Deneme ve eleştirilerini 1936'dan başlayarak 1950'ye kadar Yücel dergisinde, daha sonra kendi çıkardığı Ufuklar (1952-1953, 15 sayı) dergisinde yayımladı. "Bir örnek taklidi değil, bir arayış sistemi; zaman içinde kendini tanıma çabası" olarak algıladığı Türkiye'ye özgü bir hümanizm anlayışını savunan Burian, bu çerçevede Türk kimliğinin, Türk görünümünün İngiliz kaynaklarında yansıması üzerinde durdu.

Orhan Burian'ın Eserleri

Başta Shakespeare olmak üzere Tagore, Huxley, Sygne, Barrie, O'Neil, Arthur Miller'den çeviriler yaptı.

Diğer Yapıtları:

  • Byron ve Türkler (1938),

  • Mütarekeden Sonrakiler (antoloji, B. K. Çağlar ve H. Y. Şehsuvaroğlu ile birlikte, 1938), Ceylan Çocuk (oyun, 1954),

  • Canın Yongası (oyun, 1954),

  • Denemeler-Eleştiriler (haz. V. Günyol, 1964).

Arkadaş Z. Özger kimdir?


(d. 8 ocak 1948, Bursa – ö. 5 mayıs 1973, Ankara) Şair.

Arkadaş Zekai Özger

Bursa Atatürk Lisesi’ni ve Ankara Siyasal Bilimler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nu bitirdi. TRT Ankara TV’de kurgucu olarak çalıştı. 5 Mayıs 1973’te sokakta ölü bulundu. Beyin kanamasından öldüğü belirlendi. 9 Mayıs 1973’te toprağa verildi.

Soyut dergisinde çıkan “Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası” adlı şiirinden sonra (1967) şiirleri sırasıyla Forum, Yordam, Dost, Papirüs ve Yansıma’da ve Ulus gazetesinde yayımlandı.

Şair İsmail Uyaroğlu onun “İlk şiirlerinde İkinci Yeni etkisi görüldüğünü, daha sonra ise, halk edebiyatından ustaca yararlandığını” yazdı. (Hürriyet Gösteri, mayıs 1983).


Aşkla Sana” adlı şiiri Grup Yorum ve Ahmet Kaya tarafından bestelendi.

Şiirleri ölümünden sonra Şiirler adıyla kitaplaştırıldı (1974). Daha sonra aynı kitap “Sevdadır” adıyla Mayıs Yayınları’nca mart 1984’te yayımlandı.


Atıf Yılmaz kimdir?

Atıf Yılmaz Kimdir ?



Atıf Yılmaz Batıbeki (9 Aralık 1925, Mersin - 5 Mayıs 2006, İstanbul), Kürt asıllı Türk film yönetmeni, yapımcı ve senarist. Dramadan komediye bir çok farklı türdeki filmi izleyiciyle buluşturmuş olan Yılmaz, Türk sinemasının en önemli yönetmenlerindendir. Özellikle köy yaşamını anlatan ve toplumsal içerikli filmlerde başarı sağlayan usta yönetmen, filmlerinin senaryolarını da kendisi yazıyordu. 50’li yılların başından bugüne dek Türk Sineması’nın her döneminde birbirinden başarılı filmlere imzasını atmış olan Yılmaz, uzun soluklu sinema kariyeri boyunca birçok ödülün de sahibi olmuştur. Türkan Şoray, Şener Şen, Kemal Sunal, Hülya Koçyiğit ve Müjde Ar gibi başarılı oyuncularla çalışmış olan yönetmenin Selvi Boylum Al Yazmalım, Hayallarim, Aşkım ve Sen, Adı Vasfiye, Şekerpare, Keşanlı Ali Destanı ve Eğreti Gelin filmlerinden bazılarıdır. Türk sinemasında bir çok yönetmenin yetişmesine katkıda bulunmuştur. 9 Aralık 1925‘de Mersin‘de dünyaya geldi. İlk ve ortaöğrenimini Mersin’de tamamladıktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğrenim gördü. Daha sonra Güzel Sanatlar Akademisi’nin Resim Bölümü’ne giren Yılmaz, mezuniyetinin ardından bir süre film eleştirmeni, ressam ve senaryo yazarı olarak çalıştı.Afiş tasarımları da yapan Yılmaz iki filmde yönetmen yardımcılığı yaparak sinema kariyerine start verdi. Semih Evin‘in asistanıydı. Mezarımı Taştan Oyun isimli filmi Hüseyin Peyda ile birlikte yönetti. Yılmaz, ilk filmi Kanlı Feryat için kamera arkasına geçtiğinde tarih 1951‘di. Orhan Günşiray‘la birlikte Yerli Film adındaki prodüksiyon firmasını kurduktan sonra film çalışmalarına hız veren Yılmaz, çeşitli sinema derneklerinde ve sendikalarında da görev aldı. Yerli Film kapandıktan sonra 1980‘de Ömer Kavur ve Yavuz Özkan ile birlikte ADAF’ı kuran Yılmaz, bu şirket dağıldıktan sonra, kendi adına bir yapımevi açtı. Nurhan Nur, Ayse Şasa ve Deniz Türkali‘yle olmak üzere 3 evlilik yapmış olan yönetmenin, 114 filmi, 37 senaryosu ve 12 prodüksiyonu bulunmaktadır. Usta yönetmenin başarıyla dolu hayatı 5 Mayıs 2006‘da sona ermiştir. Ölümü tüm Türkiye‘de büyük üzüntü yaratmıştır. Filmografi 2004 Eğreti Gelin 1999 Eylül Fırtınası 1997 Nihavend Mucize 1995 Yer Çekimli Aşklar 1994 Gece, Melek ve Bizim Çocuklar 1992 Düş Gezginleri 1990 Berdel 1990 Bekle Dedim Gölgeye 1989 Ölü Bir Deniz 1988 Arkadaşım Şeytan 1987 Kadının Adı Yok 1987 Hayallerim Aşkım ve Sen 1986 Asiye Nasıl Kurtulur 1986 Değirmen 1986 Aaahh Belinda 1985 Dul Bir Kadın 1985 Amansız Yol 1985 Körebe 1985 Adı Vasfiye 1984 Dağınık Yatak 1984 Bir Yudum Sevgi 1983 Seni Seviyorum 1983 Şekerpare 1982 Dolap Beygiri 1982 Mine 1981 Deli Kan 1980 Talihli Amele 1980 Zübük 1979 Adak Ödülleri 1965 Antalya Altın Portakal Film Festivali, En İyi Yönetmen Ödülü, Keşanlı Ali Destanı 1965 Antalya Altın Portakal Film Festivali, En İyi 2. Film Ödülü, Keşanlı Ali Destanı 1966 Antalya Altın Portakal Film Festivali, En İyi 2. Film Ödülü, Toprağın Kanı 1966 Antalya Altın Portakal Film Festivali, En İyi 3. Film Ödülü, Muradın Türküsü 1968 Antalya Altın Portakal Film Festivali, En İyi 3. Film Ödülü, Ölüm Tarlası 1972 Antalya Altın Portakal Film Festivali, En İyi 1. Film Ödülü, Zulüm 1972 Antalya Altın Portakal Film Festivali, En İyi Yönetmen Ödülü, Zulüm 13. Antalya Film Şenliği, 1976 - En İyi Yönetmen Deli Yusuf 15. Antalya Film Şenliği, 1978 - En İyi Yönetmen Selvi Boylum Al Yazmalım 21. Antalya Film Şenliği, 1984 - En İyi Film Bir Yudum Sevgi 4. Uluslararası İstanbul Sinema Günleri, 1985 - En İyi Türk Filmi Bir Yudum Sevgi 23. Antalya Film Şenliği, 1986 - En İyi Yönetmen Bir Yudum Sevgi En İyi 3. Film, Adı Vasfiye - En İyi Yönetmen Aaahh Belinda 5. Uluslararası İstanbul Sinema Günleri, 1986 - En İyi Türk Filmi Adı Vasfiye 24. Antalya Film Şenliği, 1987 - En İyi 3. Film Hayallerim, Aşkım Ve Sen Gazeteciler Cemiyeti Türk Film Festivali, 1959 - En Başarılı Rejisör Bu Vatanın Çocukları 10. Uluslararası İstanbul Film Festivali, 1991 - Onur Ödülü Valensiya Film Festivali, 1991 - En İyi Film Berdel 6. Altın Koza Film Festivali, 1992 - En İyi 2. Film Berdel 33. Antalya Film Şenliği, 1996 - Yaşam Boyu Onur Ödülü


Halit Çelenk kimdir?


1921 yılında Antakya’da doğdu. O yılların Antakya’sı Işık Kansu/ Halit Çelenk röportajında şöyle yansıtılmakta:

“Birinci Dünya Savaşı günleri. Fransız toplarından fırlayan gülleler sinir bozucu fısıltılarla havada uçuyor, sonra ateş ve ölüm olarak Antakya’nın üzerine düşüyor. Gözlerde korkunun kıvılcımları… Bir gencecik kadının usuna kazınan anı, yıllar sonra süzülüp aktarılıyor en küçük oğlu Halit’e:

“Biz de Harbiye’den kaçıyorduk. Kucağımda üç aylıktın…”

İlkokulu Mektebi Sultani’de okuyan Halit Çelenk, orta ve Lise öğrenimini Antakya Lisesinde yaptı. Hocalarının çoğu Fransız ya da Fransa’da eğitim görmüş kişilerden oluşmaktaydı. Sosyal konulardaki derslere daima ilgi duyan Çelenk, ders dışında da okumaya çok meraklıydı. Felsefe hocası Mesut Fani Bilgili bir 150’lik olmanın yanı sıra, aydınlanmacı düşüncelere sahip, burjuva kültürünü özümsemiş bir kişilikti. Ağabey Çelenk ise Hatay’ın Anadolu’ya ilhak etme savaşının ön saflarında yer almış bir kişi. Fransız burjuva devriminin düşünce planında hazırlanmasına ve Fransız aydınlanmasına katkısı olan şair, yazar ve düşünürleriyle örneğin Montesquieu, Diderot, Voltaire ve J. J. Rousseau ile lise sıralarında tanıştı Halit Çelenk. Özellikle Jean Jacques Rousseau’nun “Toplum Sözleşmesi”nin girişinde yer alan; “İnsan doğaya özgür geldi, özgür doğdu ama bugün her yerde zincirler içinde yaşıyor” tümcesi çok çarpıcı geldi genç Halit’e. Başladı düşünmeye. Acaba bu çelişki nasıl çözülebilecekti? Fransız aydınlanmasıyla başlayan düşünme süreci sol/sosyalist dünya görüşüne doğru evrilmeye başlamıştı böylece. Sınıf arkadaşları Kemal Sülker ve Fethi Atay’la birlikte sosyalizm ile tanıştı. Fethi Atay’ın kütüphanesi sol kitaplar ve Nazım’ın elden ele dolaşan şiirleriyle dolup taşmaktaydı. Genç öğrenci okudu da okudu…

1939’da Antakya lisesinden mezun olan Halit Çelenk babasının oğlunu ticarete yöneltme çabalarına karşın okumak üzere Paris’e gitmek istedi ama Almanların Polonya’ya girdikleri haberini alan aile oğullarını yollamaktan vazgeçtiler. Savaş, İstanbul’la başlayacak yeni bir yaşamın yolunu açmıştı O’na. Yüksek öğrenimini yapmak üzere Antakya’dan ayrıldı. Işık Kansu’nun anlatımıyla “… Antakya’dan başlayıp yıllar sonra engin ‘deniz’lerle kucaklaşan insan hakları, demokrasi, hukuk savaşımı adına gerçekleştirdiği yorucu, çileli, bir o kadar erdemli uzun yürüyüşünün” ilk adımıydı bu.

Çelenk 1939-40 eğitim yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu. Alman faşizminden kaçarak Türkiye’ye gelen Swartz, Crosa, Newmark, Hirch, Dobresberger, Fon Aster gibi nitelikli bilim adamlarından ders aldı. Derslerden kalan zaman üniversite kitaplığı, halkevleri ve Bab-ı Ali’den elde ettiği kitapları okumakla geçirmekteydi. “Kapital”in Kerim Sadi’nin çevirdiği bazı formaları, Haydar Rıfat’ın ‘Kapital’ özeti, Max Beer’in ‘Sosyalizmin ve Sosyal Mücadelelerin Genel Tarihi’, Ludwig Buchner’in “Force et Matiere (Madde ve Kuvvet)” adlı eseri, Darwin’in “Türlerin Kökeni” o kitaplar arasında yer alır. Bu arada Kerim Sadi ile tanışan Çelenk, O’nun “İnsaniyet Kütüphanesi’ isimli kitaplığından yararlandı ve bu kitaplıktaki Fransızca sol eserlerden çoğunu okudu. İktisadi Doktrinler Tarihi, ekonomi biliminin temel kitapları, Fransız ütopik sosyalistlerinden Saint Simon, Fourier ve Owen’ın eserleri ile burada tanışan Çelenk, Marx, Engels, Lenin’in eserlerinin yanı sıra Hegel’in “Hukuk Felsefesinin Eleştirisi”, Adam Smith’in ‘Ulusların Zenginliği’, Ricardo’nun ‘Değer Kuramı’ ile Kerim Sadi aracılığıyla tanıştı ve burjuva iktisadını da öğrenmeye çalışarak sosyalist dünya görüşünü geliştirmeye çalıştı.

Halit Çelenk, okumalarının onu götürdüğü noktayı şöyle anlatır Ümit Altaş’a:

“’İnsan nasıl insan oldu, nasıl düşünmeye başladı’ türünden konularla çok ilgili olmam nedeniyle, bu konulara daha çok eğilip, bugün sayamayacağım kadar kitap okudum. Bütün bu okuduklarım, bu birikimin sonucunda şu dünya görüşüne ulaştım. Gerek doğa ve gerekse toplum ve tarih alanında en doğru araştırma yapan ve en doğru sonuçlara ulaşan diyalektik materyalizmdir. Bana göre; diyalektik materyalist teori, dünya görüşü olarak en doğru görüştür.”

ŞEKİBE ÇELENK İLE YAŞAMIN İLK YILLARI

Antakyalı Halit Çelenk ve Selânik’li bir ailenin kızı olan Şekibe Sayar’ın yolları İstanbul Üniversitesi’nin koridorlarında, posta kutusunun önünde ve Hukuk fakültesi sıralarında kesişti. İlk tanışmayı, Halit Çelenk, Sultan Özer’le yaptığı röportajda şöyle anlatmakta:

“Üniversite koridorunda... camekânlı bir raf var... Öğrenciler kendilerine ait mektupları bu raftan alıyorlar… Bir gün ben de oraya gitmiştim. Kendime ait mektupları aldım... Tesadüf bu ya, Şekibe de orada, mektubunu alıyor… Gitmiş, arkadaşlarına sormuş, ‘Bu çocuk kimdir?’ diye. Bir arkadaşı da ‘O Yugoslav’dır, ismi de Wolf’dur’ demiş… Sonra bir gün yine karşılaştık... Bana ‘Sizin isminiz Wolf mu, yoksa Halit Çelenk mi?’ diye sordu. Ben ‘Türküm, Yugoslav değilim, ismim de Halit Çelenk’tir’ dedim. Bu şekilde tanıdık birbirimizi. Aynı sınıftaydık”.

İlerici ve aydınlanmacı bir aileden gelen, okumaya düşkün ve maddi sıkıntı denilen şeyi öğrencilik yaşamında da birebir yaşamış olan Şekibe Sayar da, Halit’in sol/sosyalist görüşlerini paylaşmaktaydı. Halit Çelenk kendi anlatımıyla ‘Şekibe’nin akrabaları aracılığıyla kendisi de Selanikli olan Sabiha Hanım (Sertel)‘ ile tanıştı. Halit Çelenk, daha sonra 12 Eylül’de ‘Aydınlar Dilekçesi’ olayında ve sosyalist mücadelenin bir çok aşamasında ortak çalışmalar yapacakları büyük düşün adamı ve yazar Aziz Nesin’le Tan gazetesinde tanıştı. Şekibe ve Halit Tan Olayı’nı birlikte yaşarlar. Nazım’ı ziyaret için Bursa Cezaevi’ne birlikte gittiler. Birlikte okur ve tartışırlardı. 67 yıl sürecek olan yoldaşlığa, büyük bir aşk eşlik etti, 1943 yılında nişanlandılar 1944’te evlendiler.

Halit Çelenk, askerliğini Zonguldak’ın ilçesi Devrek’te 19. Topçu alayında asteğmen olarak yaptı. Askerliği Antakya’da Mesut Fani Bilgili’nin yanında yapılan avukatlık stajı izler. Stajdan sonra genç çift, Şekibe Çelenk’in anne ve babasının da yaşadığı Samsun kentine yerleştiler. Samsun’da 1949 yılında ilk ‘sosyalist’ savunmasını yaptı Çelenk. Samsun Baro başkanının uyarılarına kulak asmayan Çelenk, Komünizm propagandasından tutuklanan ve 142. maddeden dolayı haklarında dava açılan iki genç fıstıkçıyı, Ahmet ve Şevket Özparlak’ı savundu, sanıkları beraat ettirdi.

ANKARA VE TİP’Lİ YILLAR

Yaklaşık on yıl Samsun’da ceza avukatlığı yapan Çelenk, 1960 yılında ailesini de alarak Ankara’ya yerleşti ve 1962’de eşiyle birlikte TİP’e üye oldu. Partinin başında Hukuk Fakültesindeki hocalarından Mehmet Ali Aybar bulunmaktaydı. Artık örgütlü mücadele günleri başlamıştı Şekibe ve Halit Çelenk için. Halit Çelenk, TİP Ankara İl Sekreterliği ve Genel Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundu; Şekibe Çelenk ise Ankara Merkez İlçe başkanlığı ve Merkez Haysiyet Divanı üyesi olarak görev yaptı TİP’te. Şekibe Çelenk aynı zamanda 1965 milletvekili seçimlerinde TİP’in Yüksek Seçim Kurulu temsilciliği görevini de üstlendi. Çelenk çifti aynı zamanda TİP’in seçimlerdeki radyo konuşmacıları arasındaydılar. Halit Çelenk, 1966 Senato seçimlerinde partinin Adana adayı oldu. Çukurova’yı karış karış gezdi ve sosyalizmin o dönemdeki adıyla ‘toplumcu görüş’ün propagandasını yaptı gittiği her yerde.

Evrensel Basım Yayın’da yayınlanan ‘TİP’te İç Demokrasi’ isimli eserinde yer alan bu konuşmanın bazı bölümleri şöyle:

“İşçiler, köylüler, dar gelirliler,

Çukurova’dan geliyorum. Bu ovada iki kilo soğan parasına 45 derece güneş altında günde 16 saat çalıştırılan tarım işçileri gördüm. ... Bu ovada, gece saat ikide yatağından kalkıp saat dörtte ağanın tarlasında işbaşı yapan, akşama dek emek gücünü pamuk tarlasına akıtan insanlar gördüm… Yıllarca bu yoksul insanlar toprak, iş ve geçim beklediler. Bu ümitle bir çok partilere oy verdiler. Onları işbaşına getirdiler. İktidarlar değişti ama onlar yine yoksul kaldılar…

Emekçi kardeşim, bunun sebebini hiç düşündün mü?

Sen şimdiye kadar oyunu ağaya verdin, dönüp ondan toprak istedin. Sen oyunu fabrikatöre verdin, dönüp ondan işçi hakları istedin. Olamaz bu iş emekçi kardeşim olmaz: Kimse bindiği dalı kesmez. Ağa adama toprak vermez…

Gözlerini iyi aç ve gör ki, sana toprak verecek, sana iş verecek, sana geçim sağlayacak ve geleceğini emniyet altına alacak yegâne parti senin gibi emekçilerin kurduğu ve senden yana olan Türkiye İşçi Partisidir. Türkiye İşçi Partisi’nde ağa yok, fabrikatör yok, tefeci yok. Senin haklarını sana, bu sebeple, rahatlıkla ve kolayca verecektir. Çünkü bir iş kime fayda verecekse, onu o yapar, kime zarar verecekse onu o yapmaz. İnsanlık tarihi de böyle söylüyor...

Kardeşlerim,

Türkiye İşçi Partisi iktidarında, okul kapıları, bütün emekçi çocuklarına ardına kadar açılacak, senin çocukların en yüksek okullarda devlet parasıyla sonuna kadar okuyacaklar. Okuma, sadece şehirdeki varlıklıların çocuklarına mahsus olmayacak. Senin çocuğun da doktor, mühendis, hakim, kaymakam, mimar, profesör, vali olabilecek. Senin çocukların da dış ülkelerde devlet parasıyla okuyabilecek. Fukara halkımız, Türkiye İşçi Partisi iktidarında, devlet dairelerinden, hastane kapılarından azarlanıp kovulmayacaklar, hastaneler sadece arkalıların değil, bütün halkın hastanesi olacaktır…

Emekçi kardeşlerim,

Türkiye İşçi Partisi, bütün bunları başarmak, topraksıza toprak, işsize iş, evsizi ev sahibi etmek için, işçinin köylünün, dar gelirli memurun sömürülmesin i önlemek üzere, ikinci bir milli kurtuluş hareketinin öncülüğünü yapıyor. İncirlik’te, Çiğli’de, Haymana’da, Diyarbakır’da ve daha bir çok yerde kurulmuş olan Amerikan üsleri, bu üslerde yerleşmiş Amerikan askerleri, yurdumuzun içerden ve dışarıdan sömürüldüğü bu düzeni korumak içindir. Bu üsler, bu askerler, seni dışarıdan sömüren, Amerikan petrol şirketlerinin, otomobil fabrikalarının menfaatleri korunsun diye buradadırlar. Dış sömürücülerle el ele vermiş toprak ağalığı ve aracı düzeni sürüp gitsin diye buradadırlar…

Kırk yıl önce, seni sömürmeye gelen yabancıları süngülerinle yurdumuzdan sen attın. Şimdi aynı savaşı sen oylarınla yapacaksın. Türkiye İşçi Partisi’ne verilen her oy, dış düşmanlara ve onlarla işbirliği yapanlara karşı kazanılan bir zafer olacaktır… Sizleri Türk emekçi halkının tek siyasi temsilcisi Türkiye İşçi Partisi adına saygıyla selamlarım.”

1966 Malatya Kongresi sonrasında bir çok kişinin ihracı ile sonuçlanan olaylarda TİP’ten ayrılmak zorunda kalan Halit ve Şekibe Çelenk, mücadelelerini parti dışında sürdürdüler.

Devrimci meslek örgütlerinin kurulması, devrimcilerin savunması, ilerici ve devrimci örgütlerde yöneticilik görevleri sürdü gitti.

1963 ve 1965 yıllarında sırasıyla; İlerici Avukatlar Derneği ve Devrimci Avukatlar Derneği’nin kuruluşuna öncülük eden ve yöneticileri arasında bulunan Çelenk, 1976 yılında ise yüze yakın meslektaşı ile birlikte Çağdaş Avukatlar Derneği’ni kurdu. ‘Çağımızda Hukuk ve Toplum’ dergisini çıkardı. Anadolu’da hakkında dava açılan ama avukat bulamayan ya da avukat tutmaya mali durumu elverişli olmayan işçi, öğrenci, dernek üyesi ve yöneticisi devrimcilere hukuk bilgisi sağlamak amacıyla dernek adına “Hazırlık Soruşturması Aşamasında Savunma Hakkı”, “Bildiri Yayınlama”, “Devlet Güvenlik Mahkemeleri niçin kaldırılmalıdır?”, “Toplantılar ve Yürüyüşler” başlıklı broşürler yazdı. 1968 yılında Türk Hukuk Kurumu Yönetim Kurulu Üyeliği’ne seçilen, 22 yıl süreyle başkanlığını Prof. Muammer Aksoy’un yaptığı kurumun ikinci başkanlığını yaptı. 1986’da İHD’nin kuruluş çalışmalarına katıldı ve derneğin onur kurulu başkanlığına seçildi. Ayrıca İnsan Hakları Vakfı’nın da kurucuları arasında yer aldı. Aziz Nesin’in öncülüğünü yaptığı Demokrasi Kurultayı’nın çalışmalarına katıldı ve kurultay yönetiminde ve komisyonlarda yer aldı. Bunların yanı sıra, 1986 yılında kuruluş çalışmalarına başlanan ve program ve tüzüğünün oluşturulması için 23 Haziran 1990’da Ankara’da Hazırlık Kurultayı yapılan Sosyalist Birlik Partisi (SBP)’nin çalışmalarına katıldı. Programdaki sosyalist bakış konusunda çıkan anlaşmazlık nedeniyle bu çalışmalarını sürdürmedi.

Yaşamı son bulana dek, Nazım Hikmet’in kız kardeşi Samiye Yaltırım tarafından, 1991 yılında kurulan Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliğine getirildi. Bu görevini yaşamının sonuna dek sürdürdü.

1965 yılında, kuruluş çalışmalarına katkıda bulunduğu Türkiye Öğretmenler Sendikası TÖS’ün hukuk danışmanlığına getirildi. Sendikanın Anayasal varlığı ortadan kalkıncaya dek bu görevini sürdürdü. Daha sonra TÖS’ün devamı olan Tüm Eğitim ve Öğretim Emekçileri Birleşme ve Dayanışma Derneği TÖB-DER’in hukuk danışmanlığını yaptı.

12 Mart ve 12 Eylül askeri dönemleri öncesi ve sonrasında, haksızlığa uğrayan, ezilen, sömürülen, işkence gören, tutuklanan, yargılanan işçilerin, öğrencilerin, gençlerin, aydınların, sanatçıların, parti, sendika ve dernek yöneticilerinin davalarına baktı.

12 MART DÖNEMİ

12 Mart döneminde baktığı sayısız dava arasında, TÖS Davası, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve arkadaşlarının savunulduğu 1. THKO davası, ABD Büyükelçisi Komer’in ODTÜ’de arabasının yakılması olayı davası, 15-16 Haziran Olayları ve bunların ardından açılan DİSK davası, Köy Koop yöneticileri hakkında açılan dava gibi çok sanıklı, büyük davalar yanında, Bilim ve Sosyalizm yayınları, Sol Yayınlar gibi bilimsel sosyalizmin eserlerini Türkiye’de ilk kez basan ve bu nedenle 142. maddeden yargılanan Muzaffer Erdost ve Süleyman Ege’nin davaları, bunların yanı sıra Adalet Ağaoğlu, Rasih Nuri İleri, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Metin Demirtaş, Kemal Burkay, Adnan Özyalçıner, Arif Damar, Atilla Aşut, Işık Kansu, Asım Bezirci, Talip Apaydın, Öner Yağcı, Doğan Özgüden, Şiar Yalçın, Cihat Aral, Ayberk Çölok, Aşık İhsani, Melike Demirağ gibi sanatçıların davaları, TİP genel başkanlarından Mehmet Ali Aslan’ın, Mihri Belli’nin davası, TİP yargılanması, Dev Genç, THKP-C, Vahap Erdoğdu ve arkadaşları davası sayılabilir.

12 Mart askeri Cuntası döneminde, Niyazi Ağırnaslı, Erşen Sansal, Kâmil Savaş, Mükerrem Erdoğan, Orhan İzzet Kök, Sadık Akıncılar, Refik Ergün, Muvaffak Şeref, Zeki Oruç Erel, Özden Timurkaynak, Bozkurt Kemal Yücel ile birlikte THKO Davası’nda Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının savunmanlığını yapan Halit Çelenk, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın istekleri üzerine Mükerrem Erdoğan’la birlikte idam gecesi üç gencin yanında bulundu. Deniz Gezmiş ve arkadaşları davası sürerken kendisi ve 10 savunman arkadaşı hakkında, mahkemeye verdikleri yazılı ortak savunmada geçen “önyargı” sözcüğü nedeniyle askeri savcıya hakaret savıyla dava açıldı. Avukatlar Sıkıyönetim askeri mahkemesi tarafından üçer ay hapis cezasıyla cezalandırıldılar. Dava dosyası Yargıtay aşamasında iken çıkarılan 1974 Af Yasası ile ceza ortadan kalktı. Yine Deniz Gezmiş ve arkadaşları davası döneminde cezaevinde Deniz Gezmiş ile görüşme yapan Çelenk hakkında “ağır cezalı suçu övme” suçundan soruşturma açıldı ve Ankara Sıkıyönetim Komutanlığınca tutuklanması istendi. Kendisinin ve bir çok hukukçunun yaptıkları savunmalar sonucunda hakkında takipsizlik kararı alındı.

12 EYLÜL DÖNEMİ VE SONRASI

12 Eylül’de Devrimci-Yol, TÖB-DER, Türkiye Birleşik Komünist Partisi TBKP (Nihat Sargın ve arkadaşları davası), Türkiye Komünist Partisi TKP, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK, Türkiye Yazarlar Sendikası, Türkiye Devrimci Komünist Partisi TDKP, Partizan, Kurtuluş gibi davalarda da savunmanlık yaptı. MHP ve bağlı kuruluşlar hakkında açılan davaya da müdahil davacı aileleri adına katıldı. Birinci Barış Davası’nda avukat iken ikinci Barış Davası’nda sanık iskemlesine oturdu. 1982 yılında öncülüğünü Aziz Nesin’in yaptığı Aydınlar Dilekçesi’nin yazmanlar kurulunda görev yaptı. Dilekçeyi Kenan Evren’e götüren grubun içinde yer aldı. Dilekçeden ötürü bir çok aydınla birlikte, 12 Eylül askeri cuntası tarafından Sıkıyönetim mahkemesinde hakkında dava açılan Çelenk, savunmasında şunları söylemekteydi:

“Bu salonda önemli bir dava görülüyor. Çünkü bu dava ile ‘İnsan Hakları’ ve ‘Demokratik Rejim’ yargılanıyor. Davanın önemi, iddianın tutarlı olmasından değil, dönemin ‘demokrasi’ anlayışından, ‘Hak ve Özgürlük’ anlayışından kaynaklanıyor. Gerçekte yargılanan, iddianamede adı yazılı sanıklar değil, …bir dilekçenin içeriği, önerdiği ve dile getirdiği düşüncelerdir. Halkımızın yıllardır süzgecinden geçerek gelen demokratik özlem ve dileklerini ve çağdaş bir demokrasinin ilkelerini içeren bu dilekçede suç bulamayanlar, biçimsel bir dava görüntüsü altında dilekçede yer alan düşüncelerin yargılanmasını istemişlerdir… Gerçekten bu dava karşısında şaşırmadım… Çünkü 42 yıldan beri hukuk okuyorum. Araştırıyorum. Yerli ve yabancı yayınları inceliyorum, uygulamaları izliyorum. Ulaştığım sonuç odur ki, Hukuk, sınıflı toplumlarda, egemenlerin iradesinin bir yansıması olarak ortaya çıkmakta, bu iradenin bir baskı aracı olarak kullanılmaktadır… Kölelik düzeni kendi hukukunu, Feodal düzen feodal hukuk, kapitalist düzen de yine kendine özgü hukuku getirmiş ve bunu egemenlerin çıkarları doğrultusunda oluşturmuş ve kullanmıştır.

Ekonomik ve giderek siyasal gücü elinde bulunduran sınıflar ve bunların temsilcileri, yasal düzenlemeleri kendi çıkarları doğrultusunda yapmışlar, uygulamaları bu doğrultuda yürütmüşler, yönetilen sınıf ve tabakaları bu kurallara uymak zorunda bırakmışlar ve yasalara uymayanları suçlu ilan etmişlerdir.

Böylece hukuk kuralları egemenler tarafından bir baskı aracı olarak kullanılagelmiştir…”

Halit Çelenk 12 Eylül döneminde birkaç kez savunmanlıktan sanıklığa geçti. Barış Davası’ndaki ve Aydınlar Dilekçesi olayındaki sanıklıklarının yanı sıra 1982 yılında Ankara Mamak cezaevindeki görüşmesi sırasında TKP davası sanıklarından müvekkili Fethiye Çetin’i cezaevi idaresine karşı isyana teşvikten yargılandı. Yine, 1988’de, ABECE dergisinde yazdığı bir yazıdan ötürü komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla yeniden sanık sandalyesine oturdu. Evinden alınarak DAL’a götürüldü ve Ankara DGM’de yargılandı.

Sanıklığın ötesinde cezaevinde fiziki saldırılara da uğradı Çelenk. MHP ve bağlı kuruluşlar hakkında açılan davada müdahil davacı aileleri adına savunmanlık görevi üslendiği dönemde Ankara Mamak cezaevinde TÖB DER davası sanıklarıyla görüşmesi sırasında ülkücüler Çelenk’e saldırdılar.

Sınıfsız, sömürüsüz bir toplum uğruna, bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm savaşımı uğruna verilen zor ama ödünsüz bir mücadeleyle geçen 90 yıllık bir yaşam, 5 Mayıs 2011’de doğanın yasalarına yenildi. Halit Çelenk, idamlarından 39 yıl sonra, oğulları, yoldaşları, müvekkilleri olan Deniz, Yusuf ve Hüseyin’in yanına aktı gitti.

Bugün 5 Mayıs, bu tarih aynı zamanda Ali Uras, Hayri Sezgin, Romalı Perihan, Kadir Mısıroğlu ve Emine Işınsu'nun da ölüm yıldönümüdür.

14 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör