• HaberciGazete

A.Bahçekapılı yazdı: Sabah oldu, merhaba!



Gene sabah oldu. Merhaba

Her gecenin ardından sabah gelir. Merhaba.

İşte yine güneş doğdu. Günaydın.

Güneş her gün yeniden doğar. Günaydın.

Günaydın der gibi ışıdı ortalık. Daha da ışıyacak.

Merhaba der gibi ısındı çevremiz, dağlar, taşlar. Daha da ısınacak.

Kuşlar daldan dala uçmaya başladı bile, günaydın der gibi.

Merhaba der gibi bulutlar geçiyor gökyüzünden.

Doğa yeni bir güne hazırlanıyor: Toprağıyla, suyuyla,havasıyla, gökyüzüyle, hayvanıyla... Siz hazır mısınız ?

Doğa geceden gündüze geçiyor, uyanıyor.

Siz de uyanın.

Uyanın ve yeni güne hazırlanın.

Merhaba deyin yeni güne.... Merhaba deyin gökyüzüne, güneşe,buluta, rüzgara.

Günaydın deyin kuşlara, hayvanlara, balıklara ,tüm canlılara.

Uyanan herkese günaydın deyin.

Günaydın...Günaydın.

İşte yeni bir gün başlıyor. İşte yine sabah oldu. Merhaba.

Bir bakın çevrenize sevgili okurlar, bir bakın: Gördüklerinizin her biri bir diğerinden farklı değil mi? Her ağacın yeşili ötekiyle bir mi? Ceviz ağacıyla ıhlamur, erikle kiraz neden ayrı, neden farklı renklere bürünmüş? Neden birinin gövdesi iri de, öteki incecik? Neden güller yasemin aynı çiçeği vermiyor? Neden bütün bitkilerin çiçeği, meyvesi, meyvelerinin lezzeti, hatta sağladıkları yararlar birbirinden farklı?

Çevrenize bir bakın sevgili okurlar: Güneş sabah buğulu, puslu, öğlen canlı, ateşli, akşamüstü durgun, gizemli... Işınların semadaki, gökyüzünde ki rengi bile farklı.

Denize bakın. Su, denizde kimi kıyıda yeşil, kimi koyda mavi, geceleri siyah, bazen yakamozlarla dolu gümüş rengi. Doğa yeşille sarı ve beyaz arasında örtüleniyor mevsimler boyu.

Çevrenize bakın sevgili okurlar, bir bakın, görün ve duyun, sezin: Milyonlarca canlının her biri bir diğerinden ayrı. Mavi, sarı, yeşil, mor, gri. siyah renklere bürünüp uçan, koşan, yüzen, sürünen binlerce, milyonlarca canlı, türlü türlü yaratık.

İnsana bakın sevgili okurlar, bir bakın insana, görün, duyun, sezin: insanın her birinin şekli, kişiliği, duyuşu, aklı, ruhu, davranışı ayrı, öyle değil mi? Her biri kendi başına “tek”, kendi başına “benzersiz”, her biri “kendine özgü...”

İşte budur dünyayı güzel kılan. Budur yaşamı renklendiren. Budur dünyayı ileri götüren, budur insanı koşturan, coşturan, büyük yapan ya da küçük bırakan. Bu farktadır bu benzemezliktedir bugünün düne, yarının bugüne üstünlüğü.

Bu renkliliktir insanı, insanlığı aydınlığa götüren, ilerleten. Tüm yaratılmışlarda ki bu çeşitlilik güzel kılıyor hayatımızı. Her şeyin birbirinin aynı olmaması, aynı renk, aynı kişilik, aynı özellikte olmaması güzelleştiriyor dünyayı. Öyle değil mi? Bunu anlamak, bunu duymak, bunu sezmek, bunu benimsemek, özümsemek gerekir. Dünyayı, olaylara, yalnız kendi penceremizden bakıp, ne görüyorsak başkasının onu görmesini istemek değil, onun farklı, onun ayrı, onun bambaşka olmasını kabul etmek gerekir. Dünyaya, olaylara, düşüncelere, emek ürünlerine yaratılmışlara üstünkörü değil, uzaktan değil, yakından, içten, özden bakmak ve farklılığı, değişimi, farklılığın yan yana gelmesinden doğan güzelliği duymak, anlamak, sezmek gerekir. Bunu yapabiliyor muyuz, o zaman dünyayı güzelleştiririz varlığımızla... O zaman kendimizi ve insanlığı ileri, daha ileri, “Çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne” vardırırız. O zaman iz bırakırız. Geçtiğim yerde, iz bırakırız dünyada... O zaman “bir varmış bir yokmuş” olmaktan kurtuluruz. O zaman insanoğlunun bugüne değin sürdürdüğü “bayrak yarışında” üstümüze düşen görevi yerine getirmiş oluruz. Yarına kalırız.

Bu güzel sabahta çevremize bakalım sevgili okurlar.

Dünyada yaratılmış ne varsa bunların birbirinden farklı olduğunu düşünelim. Bu farklı varlıkların bir arada bulunmasından doğan güzelliği özümseyelim, kavrayalım, sezelim ve günün daha da güzel olmasını sağlamakta birbirine el uzatalım, yaşama sevincini birbirine aktaralım.

İşte yine sabah oldu. Merhaba.

İşte yine güneş doğdu. Günaydın.

“Derdim nedir bilir misin

Ey garip ibibik kuşu,

Söylesem bölüşür müsün,

Ey garip ibibik kuşu?

Yaz sıcağında duyduğum,

Vadilerin içli sesi.

Gölgesinde uyuduğum

Sükun dolu yaz öğlesi.

Nerede gümüş şadırvan,

Bol gölgesinde çınarın?

Aşığıyım şırıldayan,

Gönlüme akan suların.

Bayıltıcı iğdelerde,

O sarı sarı çiçekler.

Eski baharlar nerede,

Bizi hangi dağda bekler?

Az mı uyudum sesinle,

Benim içli, garip kuşum?

Ben de senin gibi,dinle,

Bir garip derde düşmüşüm.

En iyi kalpli ibibik,

Benim kırlarımın kuşu:

Bir serin rüyada ibrik,

İçinde uyur gözyaşı.

Anneciğim benim kırım,

Koşsam bir uçtan bir uca.

Dertlerimi unuturum

Çiçekli yollar boyunca.

Uzakta bıraktığım ev,

Komşu kızının gülüşü,

En büyük acıların sev,

Sev diyor ibibik kuşu.”

Ceyhun Atuf Kansu’nun bir şiirini sunduk sizlere. Şaire “ en büyük acıları sev, sev” diyen ibibik kuşu, aslında hepimize sesleniyor: Birbirinizi sevin, hayatı bir bütün olarak kavrayın.

Alâettin BAHÇEKAPILI

72 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör