top of page
  • Yazarın fotoğrafıHaberciGazete

AB atık ticaretini sınırlandırıyor Yoksul ülkeler, mafyalaşan emperyalizmin çöplüğüne döndü




EKONOMİLERİ gelişmiş ülkeler, aşırı üretimin sonucunda çıkan çöplerini “geri dönüştürülmek üzere” az gelişmiş ve gelişmemiş ülkelere gönderiyor. Atıkların her zaman geri dönüştürülmediği, denetimin az olduğu bu ülkelerde bazen yakıldığı, bazen de çöpe atıldığı biliniyor. Çin’in 2019’da atık ithalatını yasaklaması sonucu çöpler Malezya, Endonezya, Vietnam, Etiyopya ve Senegal gibi ülkelere kaymaya başladı. Avrupa’nın plastik atığının bir kısmı da Türkiye’ye gönderiliyor. Yoksul ülkeleri “çöplüğe” dönüştürmekle eleştirilen uygulamayla ilgili Avrupa Birliği (AB) bir karar alarak uygulamaya sınırlama getirdi.

AB Çevre, Okyanuslar ve Balıkçılıktan Sorumlu Komiseri Virginijus Sinkevicius, yaptığı açıklamada AB’nin Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü (OECD) üyesi olmayan ülkelere atık ihracatını yasakladığını duyurdu. Sinkevicius, atık ihracatı yasağının atık yönetiminde dünya genelinde en sıkı düzenleme olduğunu aktardı. Sinkevicius, AA’ya yaptığı değerlendirmede şunları kaydetti: “Atıklarla kaynağı neredeyse orada ilgilenmeliyiz çünkü bir taraftan atık ihracatıyla döngüsel ekonomide yeniliği öldürüyorsunuz ve böylece döngüsel ekonominin atık yönetiminde AR-GE şansı kalmıyor. Diğer taraftan, atıkla baş ederken çevre kirliliğiyle kaynağında mücadele çok önemli ve atık yığınlarının gerçekten azaldığından emin olmamız gerek. Bu yüzden atık ihracatı yasağının işe yarayacağını düşünüyorum.”

Kuşak ve Yol Girişimi Dergisi (Belt & Road Initiative QuarterlyBRIQ) Yayın Kurulu Koordinatörü, 2021 TÜBA GEBİP ödüllü, İstinye Üniversitesi Kuşak ve Yol Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (KUYÇAM) Müdürü Doç. Dr. Efe Can Gürcan, atık ticaretinin geldiği boyutu ve AB’nin adımını Aydınlık için değerlendirdi.



EKOLOJİK EMPERYALİZM VE ATIK TİCARETİ

Atık ticaretinin emperyalist sistemi ilgilendiren küresel çapta bir sorun olduğunu ifade eden Gürcan, Sinkecivius’un açıklamalarının önemsenmesi gerektiğini belirtti. “Günümüzde emperyalist sistem; ekonomik, askeri ve kültürel olduğu kadar ekolojik bir olgudur” diye konuşan Gürcan, şöyle devam etti: “Bu anlamda, emperyalizmin ekolojik dinamikleri, ileri kapitalist ve gelişen ülkeler arasındaki eşitsiz mübadele ilişkilerinin bir yansımasını sunar. Söz konusu eşitsizliklerin meşrulaştırılmasında ise 1970’li yıllardan itibaren neoliberal politikalar kullanılmıştır. Atık ticaretinin bugünkü durumu, çevresel bozulma ile birleşerek serbest ticaret politikalarının eşitsiz mübadeleyi hangi ölçüde ilerlettiğini gözler önüne serer.”

Neoliberal küreselleşmenin atık ticareti ile bağından bahseden Gürcan, bu ilişkinin günümüze kadar nasıl bir gelişme sergilediğini anlattı:

“Atık ticaretinin, neoliberal küreselleşme koşulları altında 1990’lı yıllardan itibaren büyük bir ivme kazandığını biliyoruz. Bu ticaret, 1990’lı yılların başında 45 milyon tonlardan 2012’ye kadar 200 milyon tonun üzerine çıkmıştır. Tabii gelişen ülkelerin dışa bağımlılığının ve çevresel düzenlemelerinin zayıflığının ileri kapitalist ülkeler tarafından istismar edilmiş olduğunu buraya eklemek gerekir. Neoliberal politikalar aracılığıyla devletlerin zayıflatılmasıyla, gelişen ülkeler çevresel bozulma pahasına atık ithalatına bağımlılıklarını artırmıştır. Bu politikalar, geleneksel atık ticaretinin de ötesinde, ağırlıklı olarak varsıl ülkelerden gelişen ülkelere doğru seyreden atık kaçakçılığını özendirmiştir. 2016 yılı verilerine göre, atık kaçakçılığının; uyuşturucu, taklit ürünler ve insan kaçakçılığından sonra uluslararası suç ekonomisindeki en büyük dördüncü sektör haline geldiği tahmin edilmektedir. Hatta bu sektörün, emperyalist sistemin mafyalaşması sürecinin ekolojik ayağını oluşturduğu söylenebilir.”

ATIK TİCARETİ İLE MÜCADELEDE ÇİN’İN ROLÜ

Neoliberal küreselleşmenin karşısında Asya’da kamuculuğun yükseldiğine dikkat çeken Gürcan, Çin’in atık ticareti ile mücadelede de örnek oluşturduğunu belirtti. Çin’in 2016 yılına kadar küresel katı atık ithalatının yüzde 56’sını üstlendiğini hatırlatan Gürcan, bu durumun Çin’e hem uygun bir altyapı geliştirmesine hem de sağlık ve çevreye olan etkilerinin daha dikkatli incelenmesine imkân sağladığını belirtti. “Çin, kendi sınırları içerisinde çevresel bozulmanın ciddiyetinin farkına vardıktan sonra ‘ekolojik uygarlık’ adında bir strateji benimsemiştir” diye konuşan Gürcan, 2017-2018 döneminde geliştirilen ‘Ulusal Kılıç Operasyonu’ ile katı atık ithalatına ciddi sınırlamalar getirilerek çevresel denetimlerin sıkılaştırıldığını belirtti. Gürcan, Çin’in 2020 yılında da atık ithalatındaki liderlik konumunu Türkiye’ye bıraktığını ve bu alandaki ilk beş ülke olmaktan çıktığı bilgisini de sözlerine ekledi. Katı atık ithalatının 2021 yılı itibariyle Çin’de tamamen yasaklandığını da ifade eden Gürcan, şunları söyledi: “Yeni atık ticareti politikaları vesilesiyle Çin’in, çevresel sürdürülebilirlik ile ilgili olarak küresel çapta bir uyanışa ön ayak olduğu söylenebilir. Çin, 2017 yılında Dünya Ticaret Örgütü’nü (DTÖ) ve dünya toplumunu yeni katı atık düzenlemeleri konusunda önceden uyarmıştır. ABD ise, Çin’in atık ticareti alanındaki çevre dostu politika önerilerine DTÖ’de itiraz etmiştir.”

Çözüm için kamuculuğun önemini yineleyen Gürcan, çözüm önerisini şöyle anlattı:

“Çevre mücadelesi açısından, yüzeysel ticari düzenlemelerin ve geri dönüşüm teknolojilerinin tek başına etkili olamayacağı ortadadır. Atık sorunu ile mücadele, günün sonunda uluslararası üretim ve tüketim modellerinde radikal dönüşümlere bağlıdır. Tüketim malları, topluma aşılanan yoğun bir tüketimcilik kültürünün de desteğiyle, kısa sürede eskiyecek ve işlevsizleşecek şekilde tasarlanmaktadır. Kamucu bir gelişme modeli aracılığıyla tekellerin bu tür dayatmalarına son vermeksizin, daha sürdürülebilir ve kolektif yaşam biçimleri yaratmaksızın atık sorunuyla mücadeleyi başarıyla sonuçlandırmak pek de mümkün görünmemektedir.”

NİDA İŞBAŞ /Aydınlık Avrupa/118. sayı

16 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page