• HaberciGazete

Adnan Menderes, Burhan Toprak, Hayalet Oğuz



Bugün 17 Eylül. Adnan Menderes, Burhan Toprak ve Hayalet Oğuz'un ölüm yıldönümleri.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla anıyoruz.

Adnan Menderes kimdir?


9. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı (1950-1960) Adnan Menderes (1899, Aydın - 17 Eylül 1961, Bursa) Tam adı, Ali Adnan Ertekin Menderes, 1950-60 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanlığını yapmış, İstiklal Madalyası sahibi Türk siyasetçi, devlet adamı ve hukukçu. 1899 yılında Aydın'da doğdu. Babası İzmirli Katipzade İbrahim Ethem Bey, annesi Aydınlı Hacı Alipaşazadeler'den Tevfika Hanım'dır. Menderes, anne ve babasını küçük yaşta kaybettiği için onları neredeyse hiç hatırlamamaktadır. Hacı Ali Paşa dedesinden miras yoluyla kalan Aydın'daki Çakırbeyli Çiftliği ile Menderes, daha dokuz yaşındayken küçük ama yalnız bir ağa olmuştur. Eğitim Hayatı Okul hayatına, İzmir İttihat ve Terakki Mektebi'nde başlayan Menderes, eğitimine İzmir Amerikan Koleji'nde devam etti. 1931 yılında CHP Aydın milletvekili seçildikten sonra Ankara Hukuk Fakültesi'ne girerek, 1935 yılında mezun oldu. Yedek subay eğitimi almasına karşı, Birinci Dünya Savaşı'na sıtma hastalığına yakalandığı için katılamayan Menderes, Kurtuluş Savaşı'nda gösterdiği başarılardan dolayı İstiklal Madalyası almaya değer görüldü. İzmir'in ünlü ailelerinden, Evliyazade Fatma Berin Hanım ile 1929 yılında evlendi ve Yüksel, Mutlu, Aydın olmak üzere üç oğlu oldu.


Siyasi Hayatı Menderes'in ilk siyasal yaşam mücadelesi ilginçtir ki aile içinde başlamıştır. Adnan Menderes politikaya atılma konusunda, bir taraftan çiftlik işlerinden dolayı çekince duyarken, bir taraftan da eşi Berin Hanım, Menderes'in politikaya atılması hususuna isteksiz yaklaşmıştır. 1946'da Demokrat Parti Kuruldu Adnan Menderes, 1930 yılında kısa süreli de olsa Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın bir kolunu organize etti. Partinin kendini feshetmesinden sonra ise Cumhuriyet Halk Partisi'ne geçti ve 1931 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi'nden Aydın milletvekili olarak seçildi. 1945 senesine kadar, TBMM'de komisyon raportörlüğü yaptı. O yıl Saracoğlu Hükümeti'nin gündeme getirdiği Toprak Kanunu tasarısını şiddetle tenkit ederek, komisyondan istifa etti. Partide yaptıkları muhalefetten dolayı, 12 Haziran 1945'te, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü ile birlikte, CHP Disiplin Kurulu tarafından ihraç edildiler. Bu hareketler, Demokrat Parti'nin 7 Ocak 1946'da kurulmasına sebep oldu. DP İktidarının Tek Başbakanı Oldu


1946 seçimlerinde, Demokrat Parti'den Kütahya milletvekili seçildi. Celal Bayar'dan sonra, partide ikinci adam durumuna geldi. 14 Mayıs 1950 seçimlerinde, DP, oyların 53,5'ini alarak iktidar oldu. On senelik DP iktidarının, tek başbakanı (22 Mayıs 1950 - 27 Mayıs 1960) oldu ve o döneme damgasını vurdu. İktidarı zamanında, 5 hükümet kurdu. Bu on senelik zaman içinde, Türkiye'nin iç ve dış siyasetinde büyük gelişmeler oldu. Sanayileşme ve şehirleşme hamlesi başladı. Köye makine girdi. Ulaşım, enerji, eğitim, sağlık, sigorta ve bankacılık yeniden başladı. Türkiye kalkınma kavramıyla tanıştı.


Serbest Cumhuriyet Fırkası, Cumhuriyet Halk Partisi ve Demokrat Parti'de siyaset yapan Menderes, 27 Mayıs askeri darbesinin ardından, 17 Eylül 1961 tarihinde asılarak idam edildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi 1990 yılında çıkardığı yasayla, Menderes ve onunla beraber idam edilenlere itibarlarını iade etti.

Burhan Toprak kimdir?



1906 yılında Manisa'nın Demirci ilçesinde doğdu. Doktor Ali Rıza Bey’in oğludur. İzmir’de Fransız ve Amerikan okullarında okudu. İzmir Erkek Lisesi’ni bitirdikten sonra öğrenim için Fransa’ya gitti.1929’da Paris Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü bitirerek yurda döndü. 1930’dan itibaren Sanayi-i Nefise Mektebi’nde (İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi) uzun yıllar sanat tarihi öğretmenliği yaptı. 1936 yılında okul müdürlüğüne atandı. Aynı yıl Akademi’de Türk Tezyîni Sanatları Bölümü’nün açılmasına öncülük etti.Yöneticiliği döneminde Léopold Lévy, Louis Sue Rudolf Belling, Bruno Tout gibi yabancı uzmanlar aracılığıyla Akademi’de eğitim ve öğretim yöntemlerini yenileme çalışmaları yaptırdı. 1948 yılında Akademi yangınından sonra müdürlükten ayrılmasına rağmen ders vermeyi sürdürdü. Üç yıl kadar Milli Eğitim Bakanlığı müfettişliği görevinde bulundu. 1949-50 arası Talim ve Terbiye Kurulu üyeliği yaptı. 1967 yılında İstanbul’da vefat etti. ESERLERİ: Araştırma-İnceleme: Yunus Emre Divanı (3 cilt, son cilt Risâle-i Nushiyye ile Niyazi-i Mısrî’nin ve Bursalı İsmail Hakkı’nın şerhleri 1934; 1972, 1982), Sanat Şaheserleri -Rönasans’tan Bugüne Kadar (3 cilt, Louis Hourticq ile, 1940-41, 4. baskı 1958), Sanat Tarihi (1960) Deneme: Ballar Balını Buldum (1940, 1948). Çeviri: Dar Kapı (Andre Gide’den, 1931), De Profundis (Oscar Wilde’dan, 1935), İslâm Sanatları (Gaston Migeon’dan, 1943), Düşünceler ve Sohbetler (Epiktetos’tan, 1937), Doksanüç İhtilali (Victor Hugo’dan), Eşsiz Hikâyeler -Cezaevi Anıları (Oscar Wilde’dan), Bedîiyyat (Charles Lalos’tan, 1940), Din ve Sanat (L. Massingnon-F. Mauriac-B. Greethuysen-H. de Montherland-A. Saurès’ten).

Hayalet Oğuz kimdir?


Aylak anarşist: Hayalet Oğuz Can Koçak7 Temmuz 2015, www.vesaire.com

İncecik, sadece 46 kilo. Evi yok, eşyası yok, kuru temizleyicide duran gömlek ve pantolonu dışında giysisi yok, kimliği yok. Arkadaşının resmini asabileceği bir duvarı bile yok.[i] Sahip olduğu tek şey bir İngilizce-Türkçe sözlük. İngilizce polisiye romanları dilediği gibi eklemeler yaparak çeviriyor. Çevirdiği yabancı yazarların adlarını kullanarak yeni romanlar yazıyor, bir nevi hayalet yazarlık[ii] yapıyor. Dönüşümlü olarak arkadaşlarının evlerinde kalıyor, varlığını hissettirmeden, tıpkı bir hayalet gibi.Oğuz Haluk Alplaçin‘in “hayalet” lakabını nasıl aldığı tam olarak bilinmiyor, ama hayatına bakıldığında bundan daha iyisinin bulunamayacağı görülüyor. Peki, kim bu Hayalet Oğuz? 1929’da doğduğunu , 1975’te “46 yaşında ve 46 kilo”yken öldüğünü biliyoruz. Onu esas ilginç kılan ise 60’lı yıllarda Beyoğlu’nda yaşadıkları.Hayalet Oğuz’un hikâyesini 1960’lı yıllarda Batı’daki Beat kültürü, Hippiler ve bohem yaşam tarzı sürdüren topluluklardan, Beyoğlu’nun Batı’ya giriş kapısı ve toplumsal muhalefetin odağı haline gelişinden bağımsız düşünmek mümkün değil. Merkezinde sanat olan, bireyselliğin otoriteye başkaldırma arzusuyla birleştiği ve alternatif toplumsal arayışların mevcut olduğu dönemin modasında dahi bir “o an ne hissediyorsan onu giy ve sonra at gitsin” etkisi var.Böyle bir dönemde İstanbul’da yaşamış bir yazar Oğuz Haluk Alplaçin. Günümüze Oğuz Haluk imzasıyla yayımladığı ve başta toplumsal konulardan bahsederken daha sonra İkinci Yeni’ye yakın bir çizgiye kaydığı şiirleri[iii], “Beş Adet İsmail” adlı (şahsen Aziz Nesin öykülerine benzettiğim) bir kısa hikâyesi ve kendi adıyla yayımlanmış rock’n’roll üzerine Dünya Sarsılıyor adında bir kitabı ulaşmış. On yıl boyunca Bülent Oran’ın yanında yüzlerce Yeşilçam filminin senaryosuna katkıda bulunmuş, ama hangileri olduğu bilinmiyor. En çok hayaletliğiyle hatırlanıyor.

O dönem Balık Pazarı’ndaki meyhanelerden birinde siyah ve iyi giyimli, ağzında Bafra sigarası, elinde İngilizce bir kitap olan birini görürseniz, bunun Hayalet Oğuz olma ihtimali yüksekmiş. Ona çok yakın olduğu söylenen Tezer Özlü’nün anlattığına göre yeni çıkan kitapları hemen edinir, ilginç filmleri ilk gören o olurmuş. O dönem yeni yeni başlayan rock’n’roll müziği ve alt kültürünün olası etkilerini sezerek bunun üzerine bir kitap yazmış olması dahi arkadaşlarını hâlâ etkiliyor. Leyla Erbil’in deyimiyle bu “entelektüel solucan”, 1950’lerin ortasından itibaren modernist edebiyata yönelmiş yeni muhalif kuşak için bir örnek niteliğinde: “Bizim kuşağın Hayalet’e düşkünlüğünün nedenlerinden biri, o sıra peşinde olduğumuz, yaratmak istediğimiz dilin, metnin Hayalet’te cisimleşmiş olduğunu sanmamızdandı.” Ahmet Oktay da aynı durumu ideolojiye teslim olanların yanında Hayalet’in “olunamayan”ı temsil etmesiyle açıklıyor: “güce karşı güçsüzlük, statüye karşı işsizlik ve makamsızlık, yerleşikliğe karşı göçebelik”.

“Bir lokma, bir hırka” felsefesiyle yaşar, eline para geçti mi hemen harcarmış. O Pera’daki Hayalet kitabında Ahmet Oktay, Hayalet’in Emperyal Oteli’nde kalmak için Attilâ İlhan’ın adını verdiğini, ertesi sabah para yerine o sıralar çevirmekte olduğu Graham Green’in Çirkin Amerikalı kitabını rehin bıraktığını aktarıyor.

Sürekli arkadaşlarının evinde kalmasıyla ilgili anlatılan bazı eğlenceli hikâyeler de var. Ressam Utku Varlık’ın Arnavutköy’deki villasının yalı katına yerleşen Hayalet, burada davetler vermeye ve ev sahibi gibi davranmaya başlamış. Bir süre sonra Utku Varlık kız arkadaşıyla eve girerken ses yapmamaya gayret eder olmuş. Hatta Hayalet, “olur olmaz saatlerde eve girip insanları rahatsız etmeyin” diye Varlık’ı uyarmış. 6-7 Eylül olaylarının ardından sıkıyönetim günlerinden birinde ise Ferit Edgü’nün eniştesinin Teşvikiye’deki evinde bir davettelermiş. Herkes ayrıldıktan sonra, Hayalet kapının arkasından “Cee..” diye çıkıvermiş ve Edgü sokağa çıkma yasağı başladığı için onu kovamamış. Mecburiyetten doğan bu konaklama, iki ay kadar sürmüş. Bir süre sonra Hayalet kendini o kadar sevdirmiş ki, Edgü’nün annesi ona özel yemekler yapmaya başlamış.

Sezer Duru ile Orhan Duru’nun titiz çalışması sayesinde Oğuz Haluk Alplaçin’in hayatı ve eserleri hakkında bilgi edinebiliyoruz. Bir “aylak adam” olarak mı, yoksa Sezer Duru’nun dediği gibi “Türkiye’nin tek anarşisti” olarak mı tanımlanmalı bilmiyorum. Ama Hayalet Oğuz’un kendine özgü saygıdeğer bir direnişin kahramanı olduğu kesin.

Kaynaklar

  • O Pera’daki Hayalet: Oğuz Haluk Alplaçin’in İnanılmaz Yaşamöyküsü ve Yapıtları, Hazırlayanlar: Sezer Duru & Orhan Duru (YKY)

  • O Pera’daki Hayalet (Oğuz Haluk Alplaçin), Yapım ve Yönetim: İsmail Sancak & M. Hakan Demiralay

  • Gayri Resmi ve Resimli Türkiye Sinema Sözlüğü, Altyazı

[i] Demirtaş Ceyhun’un aktardığı bir anıya göre Hayalet Oğuz, ressam Metin Eloğlu’nun sergilenen bir resmini almak üzere kaparo olarak bir miktar para bırakmış ama paranın geri kalanını hiçbir zaman ödememiş ve resmin başkasına satılmasını sürekli engellemiş. “Ulan resmin parasını getir de al” diyen Eloğlu’na da “Alacağım, yalnız bekle biraz… Hele resmi asabileceğim bir duvar bulayım.” cevabını vermiş.

[ii] Ghostwriter: Başka birinin adına metinler yazan yazarlara verilen bir ad. Ünlülerin otobiyografilerinde ya da anılarında zaman zaman başvurdukları bir yöntem.

[iii] “Les Abezan” adında cinsel açlık üzerine bir şiiri de olduğu ve zamanında yayımlandığı rivayet ediliyor ama günümüze ulaşmamış.

16 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör