top of page
  • Yazarın fotoğrafıHaberciGazete

Alâettin Bahçekapılı'nın yazısı: Korku tünelinden çıkılabilir...



Televizyon kumandasının açmak kadar kapamaya da yaradığını “unuttuğumuzdan” günde 7-8 saat görsel bombardıman altındayız. Dünyanın en çok televizyon izleyen toplumlarından biriyiz. Belki de birincisiyiz. Okumaya sıra gelince, son sıralarda yer alıyoruz maalesef. Bunu bilen “muktedirler” kitle iletişim araçlarını kendilerine bağlamanın yol ve yöntemlerini bulurlar; bizim gibi ülkelerde çok da zorlanmazlar. Sonra, gün 24 saat, her yerde ve durumda sert konuşmalar yaparlar, sözlükteki en kalın sözcükleri seçerler, atasözlerinin, deyimlerin en keskinlerini… Ardından, kendilerine bağlı kitle iletişim araçlarından her fırsatta toplumun, dinleyicinin, seyircinin, okuyucunun beynine boca ederler bunları. İnsanları, toplumları “korkutmaktır” amaçları… Neden ki, diyeceksiniz?

Önceki gün, iki siyasi lider “çimenlerinde yalın ayak izim”in kaldığı kentte, Trabzon’da seçim çalışması yaptı. Beklenmedik, alışılmadık bir kalabalık varmış kentin meydanında… Yerel ve merkezi yönetim de bütün kuruluş/kurum ve unsurlarıyla toplantıyı engellemeye, tavsatmaya, kalabalığı azaltmaya çalışmış; ama başarılı olamamış.

Uzaktan da olsa, gazetecilik misyonumu/görevimi yerine getirmek istedim ve tanıdığım yerdeşlerime “izlenimlerini” sordum. Eli kalem tutan bir yerdeşim, kentteki durumu anlatırken “ kimse içini açmıyor, herkes korku içinde sinmiş bekliyor. Doğruyla karşılaştığında sadece gülümsüyor” diye yazdı.

“Korku”, “sinip beklemek.” “Doğruyla karşılaştığında sadece gülümsemek.”

Bunlar benim üzerinde düşündüğüm, bilemediğim yanlarını araştırıp okuduğum ve bir “fikir sahibi” olduğum duygular/olgular.

Açtım arşivimdeki “evrak-ı metruke”mi. Benzer bir ortamda Ataşehir Ev Kültür dergimdeki başyazımı buldum. 1 Mayıs Emekçi Bayramı’nın kutlanmamasına yönelik “korkutmalar” vardı o günlerde. Ben de yazdım…

Sürekli "tehlike altında" olma duygusu, "düşman saldırılarına uğranabileceği" düşüncesi, kendi gücünün dışında bir gücün egemenliğini kabul zorunluluğu algısını besleme, toplumları önce yönlendirmenin, ardından da yönetmenin çokça kullanılan bir yaklaşım biçimidir.

Toplumun yaşamsal sorunlarını gizlemenin, beyinleri sürekli başka sorunlarla, amaçlarla, hedeflerle "meşgul ederek" dikkat dağıtmanın ve gerçekleri saklamanın bir yöntemi bu. Toplumbilimde "propaganda"nın, sanatta "çadır hokkabazları"nın kullandığı bir yöntem: Toplumu "bir ve beraber tutma" zorunluluğuna mahkûm ediş ve "cambaza bak" diyerek dikkat dağıtış, bu arada gizli gündemleri duyumsatmadan uygulayışın, el çabukluğuyla meyveleri toplayışın bir yöntemi.

Bu yöntem, yaşamın her alanında kullanılmaya uygun: Toplumun en küçük birimi olarak kabul edilen aileden başlayarak toplu yaşamın olduğu köyde, kentte, bütün yurtta... Bireysel düşüncelerin, kararların, yönetişlerin bir potada eritilmesiyle elde edilen "toplumsal yarar/karar"ın saptırılmasını amaçlayan kişi ve zihniyetler her yerde kullanabilir bunu; ekonomide, siyasette, kültür ve sanatta... Bu yöntemde kurallar, kararlar, yasalar bir amaç değil, araçtır. Hedefe ulaşmada bir araç. Her şey “mübah”tır bu zihniyetteki kişi ve gruplar için… Kurallar, kararlar, yasalar ancak kendi zihniyetine, grubun çıkarına, hedeflerine ulaşmaya ne denli yaradığına bağlı olarak uygulanır...

Bizim de bir bileşeni olduğumuz dünya böylesi bir süreçten geçiyor; pek çok toplum, bu düzeysizliği aşmayı becerse de, kimi toplumların önünde alınacak uzun yollar var. Kimileri uğranılan haksızlıkların, baskıların, aldatmacaların, hukuksuzlukların hesabının görülmesini bir başka dünyaya, kimileri "aslında şimdi varolmayan" gelecekteki tarihe bıraksa da, söz konusu yöntemi uygulayanların güvencesi "unutmakla sakatlanmış toplumsal bellek"tir. Bu nedenle bu denli "fütursuz ve cesaretli" davranıyorlar; korktukları "tek şey" toplumun uyanması ve bilinçlenmesidir.

Toplumların tek güvencesi de "uyanma ve bilinçlenmedir", ol nedenle.


2 Mayıs 2017, Cumhuriyet

Şimdi, 1 Mayıs 2017’yi nasıl atlattınız diye soran olursa, söyleyeyim: Taksim Meydanı’nda yapılması planlanan kutlamaları yasakladılar, yine de “çıkıldı.” Ufak tefek “itişip kakışma” oldu; ama bayram bütün yurtta coşkuyla kutlandı.

Şimdi niye olmasın!

282 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page