• HaberciGazete

Ali Nihat Tarlan, Metin And, Oya Yaylalı, Mevlana, Sevgi Soysal



Bugün 30 Eylül. Ali Nihat Tarlan, Metin And ve Oya Yaylalı'nın ölüm yıldönümleri.

30 Eylül aynı zamanda Mevlana ve Sevgi Soysal'ın doğum günü.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla, sevgiyle anıyoruz.

Oya Yaylalı kimdir?


İstanbul'da 1958'de doğan Yaylalı, Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu mezunu. Mesleğe 1982'de TRT'de başlayan Yaylalı, TRT İstanbul Televizyonu'nda ve radyoda uzun yıllar spiker olarak görev yaptı. 30 Eylül 2019'da aramızdan ayrıldı.





Ali Nihat Tarlan kimdir?



1898 yılında İstanbul'un Vezneciler semtinde doğdu. Babası üçüncü ordu muhasipliğinden emekli Mehmed Nazif Beydir. Aslen Dağıstanlı bir aileden olan Ali Nihad Tarlan'ın dedesi Hacı Ali Efendi, Erzurum'a göç etmiştir. Babası Nazif Efendi dürüst, çalışkan, okumaya meraklı ve şair bir zat olup, 1927 yılında İstanbul'da vefat etmiştir. İlk olarak elifba cüzünü babasından, daha sonra Farsça Gülistan ve Bostan'ı okumuştur.

Babasının vazifesi icabı Ali Nihad Tarlan Manastır'a gelmiş ve Rehber-i Mearif adlı özel okulda okumuştur. Babasının Selanik'e tayini üzerine oradaki Fransız okulunda okumuş, İstanbul'a dönünce Vefa İdadisine yazılmıştır. Bu devreleri Fransız edebiyatına iyice daldığı ve tercümeler yaptığı zamanlardır. Ancak Münir adlı bir arkadaşı sayesinde yeniden Fars edebiyatına yönelmiştir. Askerliğini Dördüncü Sahra Topçu Şubesi ile Şube-i Mahsusada yapmış, vazife olarak Osmanlı Kanunlarını Farsçaya tercüme etmiştir. Bu arada Darülfünun'un (Üniversite) Fransızca ve Farsça bölümlerini 1920 yılında da Edebiyat Fakültesini bitirmiştir. 6 Nisan 1919 tarihinde Gazi Osman Paşa İdadisine Fransızca öğretmeni tayin edilmiş, daha sonra sıra ile; Beşiktaş, Vefa, Davud Paşa, Galatasaray ve Nişantaşı sultanileri ile Kabataş Erkek Lisesi, Maltepe ve Kuleli Askeri Liselerinde; Nartibros, Esayan ve Bezezyan gibi Ermeni azınlık okullarında Farsça, Fransızca, edebiyat ve Türkçe öğretmenliği yapmıştır. 20.8.1933 tarihinde İ.Ü. Edebiyat Fakültesine metinler şerhi doçenti olarak tayin edilmiş ve 1.7.1941'de profesörlüğe yükseltilmiştir. 1.8.1972 tarihinde emekliye ayrılmıştır.

Fatma Leman Hanımla evlenmiş, bu evlilikten Adnan Siyadet Tarlan olmuştur. Hanımını 1973 yılında kaybeden Ali Nihad Tarlan, 1978 yılı 30 Eylül'ü Ekime bağlayan gece vefat etmiştir. Kadıköy Osmanağa Camiinde kılınan namazdan sonra İçerenköy Kabristanına defnedilmiştir.

Çok yönlü bir hoca olan Ali Nihad Tarlan, ilim ve fikir adamı olup, aynı zamanda şairdir. Arap, Fars, Fransız ve Türk dil ve edebiyatlarına hakkıyla vakıf olmuş son devrin en büyük metinler şerhi hocasıdır. Şiirin esasını ilmin meydana getirdiği fikrinde olan Tarlan, hakiki sanat eserinin; ilim, kültür, kabiliyet ve heyecanın müşterek mahsulü olduğunu iddia eder. Türkçenin yanısıra Farsça şiirler de yazan Ali Nihad Tarlan'ın tasavvufi tarafı ağır basar. O, bu hususta; "Tasavvufta, şer'i bilgi ve imana aykırı bir şey yoktur..." demektedir. Şiirlerini aruz, hece ve serbest vezinle yazmıştır. Ayrıca tarih düşürmede üstaddır.

Milli meselelere de sıkı sıkıya bağlı olan Ali Nihad Tarlan, 1922 yılında hazırladığı İslam Edebiyatında Leyla ve Mecnun Mesnevisi adlı doktora tezi ile Türkiye'de ilk edebiyat doktorudur. Kültür meselelerinde Türkiye Cumhuriyeti adına dış ülkelere gitmiş, Cento ve İranoloji Kongresi davetlerine katılmıştır.

Türklüğü en iyi şekilde temsil etmiş; 1971'de 2500 şehinşahlık törenlerinde Şah Rıza Pehlevi'nin, kendisine gelerek; "Üstad! Mevlana Celaleddin-i Rumi Türk mü, yoksa Fars mı idi?" sorusuna karşılık olarak; "Buna benim cevap vermem gerekmez, zaten siz cevap veriyorsunuz." karşılığını vermiştir. Bunun üzerine Şah'ın "Yani nasıl?" diyerek ikinci sorusuna karşı da; "Siz zaten Rumi diyorsunuz, cevabı kendiniz verdiniz." diyerek mukabelede bulunmuştur.

Ali Nihat Tarlan'ın Yayınlanmış Eserleri

  1. Şeyhi Divanını Tedkik,

  2. Fuzuli Divanı Şerhi,

  3. Divan Edebiyatında Muamma,

  4. Metin Tamiri,

  5. Divan Edebiyatında Tevhidler,

  6. Hayali Bey Divanı,

  7. Necati Bey Divanı,

  8. Ahmed Paşa Divanı,

  9. Zati Divanı,

  10. Mevlana,

  11. Mehmed Akif ve Safahat,

  12. Edebi San'atlar,

  13. Güneş Yaprak,

  14. Kuğular,

  15. Makaleler (1990) yayınlanmış olanlardır.

İslam Edebiyatında Leyla ve Mecnun Mesnevisi ise yayınlanmamış doktora tezidir. Ayrıca pekçok dergi ve mecmualarda makaleler neşretmiştir. Son olarak hazırlamaya çalıştığı Edebiyat Lugatı'nı bitirmeye ömrü vefa etmemiştir.

Metin And kimdir?



(d. 17 Haziran 1927, İstanbul – ö. 30 Eylül 2008, Ankara)

Türk bilim adamı, yazar, performans, tiyatro, illüzyon sanatı ve sanat tarihi araştırmacısı ve hukukçudur.

Galatasaray Lisesi’ni, daha sonra da İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1950). 1956’da gittiği ABD ve Avrupa’da sahne sanatları üzerinde iki yıl araştırma yaptı. İlk yazılarını daha sonra sahibi olduğu Forum dergisinde yayımladı. AÜ DTCF’ye öğretim görevlisi olarak girdi ve Meşrutiyet Çağı Siyasal, Hukuki ve Toplumsal Düzeninin Türk Tiyatrosuna Etkisi konusundaki teziyle doktorasını aldı.

Birçok dergide yazıları yayımlandı. Geleneksel Türk Tiyatrosu adlı eseriyle TDK Bilim Ödülü’nü (1970), Sedat Simavi Vakfı Sosyal Bilimler Ödülü’nü (1983) ve 2007 TÜYAP Onur Yazarı Ödülü’nü kazandı.


Metin And’ın Başlıca Eserleri

  • Gönlü Yüce Türk (1958),

  • Bizans Tiyatrosu (1962),

  • 100 Soruda Türk Tiyatrosu (1970),

  • Meşrutiyet Döneminde Türk Tiyatrosu (1971),

  • Tanzimat ve İstibdat Döneminde Türk Tiyatrosu (1972),

  • 50 Yılın Türk Tiyatrosu (1973),

  • Oyun ve Büyü (1974),

  • Osmanlı Tiyatrosu (1976),

  • Osmanlı Dönemi Minyatürleri (1976),

  • Dünyada ve Bizde Gölge Oyunu (1977),

  • Kültürel Etkinlikler ve Büyük Kuruluşlar (1981).

  • Ataç Tiyatroda (1982),

  • Atatürk ve Tiyatro (1983),

  • Şair Evlenmesinden Önce Türk Oyunları (1983),

  • Selection Of 33 Turkish Miniatures (1983),

  • Geleneksel Türk Tiyatrosu-Kukla, Karagöz, Ortaoyunu (1985),

  • 16. Yüzyılda istanbul (1994),

  • Tiyatro Terimleri Sözlüğü (Haldun Taner, Özdemir Nutku’yla 1966).

Oyun ve Büyü:

  • Kerbelâ-Muharrem ta’ziye (2002),

  • Başlangıcından 1983’e Türk Tiyatro Tarihi (2004),

  • Türk Kültüründe Oyun Kavramı (2002).

Doğum günü: Mevlana kimdir?

Horasan’da 30 Eylül 1207’de doğan Mevlânâ Celaleddin-i Rumî’nin sözleri gönülden gönle asırları aştı. Ölümünden yüzlerce yıl sonra bile Mevlana’nın eserleri hâlâ şiire, müziğe, romanlara, filmlere konu oluyor.

Dünyayı, “ruhun bedende hapsolduğu geçici bir durak” olarak tanımlayan Mevlânâ Celaleddin-i Rumî, bundan tam 812 yıl önce bugün Afganistan toprakları içerisinde yer alan Belh kentinde doğdu. 30 Eylül 1207’de doğan Mevlana, Belh’den göçettikten sonra 21 yaşına geldiğinde, Selçuklu İmparatorluğu döneminde Konya’ya yerleşti. Hayatının geri kalanını burada geçirdi. 17 Aralık 1273’de Konya’da vefat etti. Ölüm günü anma törenleri, düğün günü ya da vuslat günü manasına gelen “Şeb-i Arûs“ olarak adlandırıldı. Beş önemli manzum ve mensur eser veren Mevlana’nın eserleri arasında en bilineni Mesnevi’dir. Mesnevî her ne kadar klâsik Doğu edebiyatının bir şiir tarzı ise de "Mesnevî" denildiği zaman akla "Mevlâna'nın Mesnevî'si" gelir. Mevlâna, Kâtibi Hüsameddin Çelebi'nin söylediğine göre, Mesnevî beyitlerini Meram'da gezerken, otururken, yürürken hatta sema ederken söyledi. Mevlana’nın asırları aşan eserleri Halen Mevlâna Müzesi'nde sergilenen 1278 tarihli, elde bulunan en eski Mesnevî nüshasına göre, beyit sayısı 25 bin 618’dir. Diğer eseri Dîvân-ı Kebîr "Büyük Defter" veya "Büyük Dîvân" manasına gelir. Mevlâna'nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır. Dîvân-ı Kebîr 21 küçük divan (Bahir) ile Rubâî Dîvânı'nın bir araya getirilmesiyle oluştu. Dîvân-ı Kebîr'in beyit adedi 40 bini aşmaktadır. Mevlâna, Dîvân-ı Kebîr'deki bazı şiirlerini Şems Mahlası ile yazdığı için bu divana, Dîvân-ı Şems de denilmektedir. Divanda yer alan şiirler vezin ve kafiyeler göz önüne alınarak düzenlendi.

Fihi Ma Fih (Onun içindeki içindedir), Mevlâna'nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetlerin, oğlu Sultan Veled tarafından toplanması ile meydana geldi. 61 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden bir kısmı, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane'ye hitaben kaleme alındı. Eserde bazı siyasi olaylara da temas edildiğinden, aynı zamanda tarihi bir kaynak olarak da kabul edilmektedir. Eserde cennet ve cehennem, dünya ve ahiret, mürşit ve mürit, aşk ve sema gibi konular işlendi. Mecâlis-i Seb'a (Yedi Meclis), adından da anlaşılacağı üzere Mevlâna'nın yedi meclisinin, diğer bir deyimle vaazının not edilmesinden meydana geldi. Mevlâna'nın vaazları, Çelebi Hüsameddin veya oğlu Sultan Veled tarafından not edildi, ancak özüne dokunulmamak kaydı ile eklentiler yapıldı.Mektubat, Mevlâna'nın başta Selçuklu hükümdarlarına olmak üzere, devrin ileri gelenlerine nasihat için, kendisinden sorulan ve halli istenilen dini ve ilmi konularda aydınlatmak için yazdığı 147 adet mektuptur.


Bugün müze olarak kullanılmakta olan Mevlâna Dergâhı’nın yeri, Selçuklu Sarayı’nın Gül Bahçesi iken bahçe, Sultan Alâeddin Keykubad tarafından Mevlâna’nın babası Sultânü’l-Ulemâ Bâhaeddin Veled’e hediye edildi.

Mevlevilikte sema neden yapılır? Mevlâna’nın düşünce ve eserlerinin ana teması ve mesajı Allah’a ve Allah’ın yarattıklarına duyulan aşktır. Felsefesinin odağında insanlık vardır. Amacı insanı kamile ulaşmak ve diğerlerinin de bu düzeye ulaşmasına yardımcı olmaktır. Sema, Mevlevilikte Allah’a ulaşmanın, onunla bir olmanın, ilahi hakikate erişmenin bir yolu olarak görüldü. Günümüzde Mevlana’nın mesajı ve öğretisi her din ve kültürden insanı kendisine çekmekte ve bu mesaj barış ve ahenk içinde yaşamanın yolunu göstermektedir.

Mevlana’nın manevi mirası Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani yaradanına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arus" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından üzülmeyin diyerek vasiyet ediyordu. Onun düşüncesinde ve fikirlerinde ölüm hiçbir zaman yokluk olarak kabul edilmedi. "Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız, bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir" diyerek gönüllerdeki ölümsüzlüğe dikkat çekti. “Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz, şu tertemiz tarlaya başka bir tohum ekmeyiz biz” “Mademki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik” diyen Mevlâna’nın insanlar arasında sevgi, barış ve uyumun sağlanmasını gaye edinen vizyonu ve mesajı insanlık için bugün her zamankinden daha anlamlıdır. Mevlâna’dan gönülden gönle kazınan birkaç şiir: Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, Dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir - - - Bilgi, sınırı olmayan bir denizdir. Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgıçtır. - - - Meyve ekşi bile olsa, olmadıkça ona ham derler. - - - Sevgide güneş gibi ol, Dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, Hataları örtmede gece gibi ol, Tevazuda toprak gibi ol, Öfkede ölü gibi ol, Her ne olursan ol, Ya olduğun gibi görün, Ya göründüğün gibi ol.

Doğum günü: Sevgi Soysal kimdir?



30 Eylül 1936’da İstanbul’da doğdu. Aslen Selanikli mimar-bürokrat bir babayla Alman bir annenin, altı çocuğundan üçüncüsü olarak büyüyen Sevgi Yenen, 1952’de Ankara Kız Lisesi’ni bitirdi. Bir süre Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nde arkeoloji okudu. 1956 yılında şair ve çevirmen Özdemir Nutku ile evlendi, birlikte Almanya’ya gittiler. Göttingen Üniversitesi’nde arkeoloji ve tiyatro derslerini izledi (1956-57). 1958’de Türkiye’ye döndü ve Korkut adını verdikleri bir oğlu oldu. Ankara’da Alman Kültür Merkezi ve İrtibat Bürosu’nda ve Ankara Radyosu’nda çalıştı (1960-61). Bu dönemde, toplum karşısında bireyin tedirginliğini öne çıkaran “yeni gerçekçilik” akımından izler taşıyan öykü ve yazıları Dost, Yelken, Ataç, Yeditepe ve Değişim dergilerinde yayımlandı (1960-64). 1961’de Ankara Meydan Sahnesi’nde Haldun Dormen’in yönettiği “Zafer Madalyası” adlı oyunda tek kadın rolünü oynadı. İlk öykü kitabı Tutkulu Perçem, 1962 yılında yayımlandı. 1965’te “Zafer Madalyası” oyununda tanıştığı Başar Sabuncu ile evlendi. Aynı yıl TRT’de program uzmanı olarak çalışmaya başladı. 1965-69 yılları arasında Papirüs ve Yeni Dergi’de öyküleri yayımlandı. Bu arada tezini vererek arkeoloji diplomasını aldı. 1968’de teyzesi Rosel’in kişiliğinden yola çıkarak, birbirine bağlı öykülerden oluşan Tante Rosa’yı yazdı. 1970’te kadın-erkek ilişkisi ve evlilik temasını işlediği ilk romanı Yürümek’le TRT Sanat Ödülleri Yarışması Başarı Ödülü’nü kazandı. 12 Mart, Sevgi Soysal’ın hayatı ve yazarlığı üzerinde derin izler bırakan bir dönem oldu. Yürümek, müstehcenlik gerekçesiyle toplatıldı ve Sevgi Soysal, kısa bir tutukluluk sürecinin ardından TRT’den ayrılmak zorunda kaldı. Anayasa Profesörü Mümtaz Soysal’la, Soysal’ın komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklu kaldığı Mamak Cezaevi’nde evlendi. Siyasal nedenlerle tekrar tutuklandı ve sekiz ay Yıldırım Bölge’de, iki buçuk ay da sürgüne gönderildiği Adana’da kaldı. Cezaevinde yazdığı Yenişehir’de Bir Öğle Vakti adlı romanıyla 1974 yılında Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazandı. Kızları Defne Aralık 1973’te, Funda ise Mart 1975’te doğdu. Adana’da sürgünde bulunan bir kadının başından geçen olaylar etrafında 12 Mart’ı eleştirdiği romanı Şafak, 1975’te yayımlandı. Bu dönemde Anka Haber Ajansı ve İşçi Kültür Derneği’nin kuruluşunda rol aldı. Politika gazetesinde tefrika edilen cezaevi anıları Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu başlığıyla kitaplaştırıldı (1976). Yakalandığı kanser hastalığı nedeniyle 1975 sonbaharında bir göğsü alındı. Hastalık izlenimlerini ve 12 Mart sonrası değişimi anlatan öykülerini topladığı Barış Adlı Çocuk, 1976’da yayımlandı. Eylül 1976’da bir ameliyat daha geçirdi ve tedavi için eşiyle birlikte Londra’ya gitti. Üzerinde çalıştığı son romanı Hoş Geldin Ölüm’ü tamamlayamadan, 22 Kasım 1976’da İstanbul’da öldü. Politika gazetesine yazdığı yazılar Bakmak (1977), Yeni Ortam ve Yenigün gazetelerinde yayımlanan yazıları Türkiye’nin Kalbi, Kabul Günleri (2014) adlı kitaplarda toplandı. 1964-1971 arası TRT’de çalıştığı dönemde kaleme aldığı radyo oyunları ve radyoculuk üzerine yazıları Venüslü Kadınların Serüvenleri adıyla yayımlandı (2017). Sevgi Soysal’ın kitaplarına girmemiş hikâye, çeviri, eleştiri yazısı gibi edebi metinleriyle kendisiyle yapılmış söyleşi ve soruşturmalardan oluşan kitabı Tekliğin Türküsü de 2018 yılında yayımlanmıştır.

19 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör