top of page
  • Yazarın fotoğrafıHaberciGazete

Ali Topuz, Selahattin İçli, Orhan Aldinç, H.N. Kubalı, M.S.Sütüven, K.Nami Duru, M. Ruhi Arel



Bugün 14 Ekim. Ali Topuz, Mehmet Ruhi Arel, Kazım Nami Duru, Mustafa Seyit Sütüven, Hüseyin Nail Kubalı, Orhan Aldinç ve Selahattin İçli'nin ölüm yıldönümleri.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla, sevgiyle anıyoruz.


Ali Topuz kimdir?



(1932; Çayeli, Rize - 14 Ekim 2019, İstanbul) İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi'ni bitirdi. Serbest Mimarlık yaptı. Mimarlar Odası Merkez Yönetim Kurulu Üyesi, İstanbul Belediye Meclis Üyesi ve İmar Komisyonu Başkanı olarak görev yaptı. Yurtiçi ve yurt dışında büyük inşaat projeleri uyguladı. Türkiye İş Bankası Yönetim Kurulu Üyeliğinde bulundu. Türkiye Kızılay Derneği, Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu ve Darülacezeye Yardım Derneğinde yönetim görevleri üstlendi. İstanbul Huzurevi ve çok sayıda dernek ve kuruluşun kurucuları arasında yer aldı. IV(15), V(16), 18, 20, 22. ve 23. Dönem İstanbul Milletvekili. 15. Dönem'de İmar ve İskân Bakanlığı, 16. Dönem'de Köyişleri ve Kooperatifler Bakanlığı görevlerini yürüttü. 23. Dönem'de Karadeniz Ekonomik İşbirliği Parlamenter Asamblesi (KEİPA) Türk Grubu Üyesi oldu. Evli ve iki çocuk sahibidir. Beyin kanaması nedeniyle hastanede tedavi gören 87 yaşındaki Ali Topuz 14 Ekim 2019 tarihinde öldü. Cenazesi Çamlıca Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Mehmet Ruhi Arel kimdir?



Türk ressam Mehmet Ruhi Arel 1880’de İstanbul’da doğdu. Bahriye Mektebi’ni (1900) ve Sanayi-i Nefise’yi (Güzel Sanatlar Akademisi) bitirdikten (1909) sonra Paris’e giti. Paris Güzel Sanatlar Ulusal Yüksek Okulu’nda Fernand Cormon‘un yanında beş yıl çalıştı. Birinci Dünya savaşı başlayınca yurda dönüp, Akademi’de perspektif öğretmenliğine atandı. Ama bir süre sonra, Akademi’deki sanat eğitimini, çağın gidişine uygun görmediği için görevinden ayrıldı. Darüleytam, Kabataş, Namık Kemal, Kız Muallim okullarında ve Bahriye’de resim öğretmenliği yaptı.


Bir ara yeniden Akademi’ye döndüyse de, yapılmasını istediği yenilik ve reformlar, ancak ölümünden birkaç yıl sonra gerçekleştirilebildi. Ressamlar Cemiyeti’nin kurulmasında büyük katkısı olan sanatçının resimleri, yaşadığı dönemde Almanya, Avusturya ve İtalya’daki karma sergilere gönderilmiştir. Özellikle perspektif bilgisi, Ahmet Ziya Akbulut‘un perspektif bilgisi kadar geniş olan sanatçı, Birinci Dünya savaşından hemen sonra, Şişli’de Enver Paşa tarafından açılan atölyede, çağdaşı birçok ressamla birlikte çalışmış, kahramanlık konuları içeren kompozisyonlar yapmıştır. Yaşadığı dönemde yeterince anlaşılıp değerlendirilmemiş bir sanatçı olan Mehmet Ruhi Arel, özellikle yöresel nitelikli yapıtlarıyla çağdaş Türk resminde bir “yol açıcı” kimliği taşır. Birçok tablosunda (özellikle İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’ndeki büyük Taşçılar kompozisyonu) toplumsal içerikli figürlere öncelik vermiş, halk yaşamına bir gözlemci tutumuyla eğilmiştir. Geniş rahat fırça tuşları, kapsamlı figür çalışmaları, konuyu bütünsel açıdan kavrama yeteneğiyle, kuşağı içinde ayrıcalıklı bir yeri vardır. Çok figürlü büyük boyutlu kompozisyonlarında, Osman Hamdi Bey’in başlatmış olduğu geleneğin içinde yer alır gibi görünürse de, daha çok Hoca Ali Rıza‘nın çizgisine yakındır. Mehmet Ruhi Arel eserlerinden örnekler


Bursa’da Sokak













Fatih Kaymakamlığı













Hilal-ı Ahmer’e Yardım








Kazım Nami Duru kimdir?



1876’da Üsküdar/İstanbul’da dünyaya geldi. 14 Ekim 1967’de İstanbul’da hayatını kaybetti. Feridun Necmi ismini de kullandı. Topkapı, Edirne ve Selanik Rüştiyelerinde okudu. Manastır Askeri İdadisini bitirdi. Harbiye Mektebinden mezun oldu. 1897 yılında orduda görev aldı. 1905’te ordudan ayrılarak İttihat ve Terakki’ye katıldı. Maarif müfettişliği, öğretmenlik ve yazarlık yaptı. Cumhuriyet’in ilanından sonra Talim ve Terbiye Dairesi üyeliği görevinde bulundu. Beşinci ve altıncı dönem milletvekilliği yaptı. Türk Ocağı, Sosyoloji Cemiyeti ile Gazeteciler Cemiyeti üyesiydi.

Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin ve Ali Canip Yöntem ile birlikte, Türkçenin özleşmesi hareketine öncülük eden “Genç Kalemler” dergisinin kuruluş çalışmalarına katıldı. Çoğunluğu siyaset ve eğitim üzerine olan yazıları, Cumhuriyet’in ilanından sonra Çınaraltı, Varlık, Büyük Doğu, Tarih Dünyası gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. 1936 yılında “Yeni Kültür” adında öğretmenler için bir meslek dergisi çıkardı. Bir bölümü çeviri olmak üzere elliden fazla eseri bulunmaktadır. Kabri Karacaahmet Mezarlığındadır. ESERLERİ OYUN: Nasıl Oldu (1908), Uyanış (1933) ARAŞTIRMA-İNCELEME: Muallimin Meslek Ahlakı (1934), Yarınki Mektebe Doğru (1934), Kemalist Rejimde Öğretim ve Eğitim (1938), Ziya Gökâlp (1949), İttihat ve Terakki Hatıralarım (1957), Cumhuriyet Devri Hatıralarım (1958), Arnavutluk ve Makedonya Hatıralarım (1959), Öğretmenin Meslek Ahlakı, Terbiyevi Yazılar, Ankara Radyosunda Söylediklerim. BİYOGRAFİ: Ziya Gökâlp (1949).

Mustafa Seyit Sütüven kimdir?



1908 yılında Balıkesir ili Edremit ilçesinde doğdu. Atalarının Ilgın yöresinden gelip Edremit’e yerleştiği belirtiliyor. Dedesi, Feridüddin Attar’ın Pendnamesi’ni manzum olarak Türkçeye çeviren Hacı Galip Efendi’dir. 1921 yılında Edremit Numune İlkokulu’nu bitirdikten sonra, orta öğrenimini dışarıdan girdiği sınavlarla Balıkesir Lisesinde tamamladı. Madencilik ve kırtasiyecilikle (Dükkanın adı: Köylüler Pazarı) uğraştı, Edremit ve İzmir’de Zeytinyağı Kooperatiflerinde müdürlük ve yönetim kurulu başkanlığı yaptı. Ticaret hayatı boyunca şiirle ilgisini kesmedi. Belli bir akıma ya da kalıba bağlı kalmadan yazdığı duygusal şiirleriyle tanındı. 1934’te Atatürk’ün İzmir’den Edremit’e geleceği öğrenilince zamanın Edremit Kaymakamı Mithat Kemal Bey, Edremit bölgesinde şairliğiyle tanınan Mustafa Seyit Sutüven’e Kaza Dağlarının güzelliğini anlatan bir şiir yazmasını istemiştir. Sutüven şiiri bu istek üzerine yazılmıştır. İlk şiiri 1935’te Yücel Dergisi’nde yayımlanır. 1940-1941 yıllarında Servet-i Fünun, Uyanış, İnsan ve Yeni Ses dergilerinde yayınlanan şiirleriyle ilgi gördü. 1950 sonlarına değin sanat çevrelerinde pek görünmedi. Yeditepe, Yeni İnsan, Yeni Ses, Varlık, Yücel, vb. dergilerde yayımlanan şiirleriyle, Yunan mitolojisini kullanımdaki ustalığı ve özgün lirizmi ile dönemin başarılı şairleri arasında yer aldı. Şiirlerinin Yayınlandığı Dergiler: Servetifünun, İnsan, Varlık, Uyanış (1940), Yeni Ses(1940-1941), Yücel, Türk Dili (1952- 1953), Yeditepe (1956- 1957), 1950’den sonraki suskunluk döneminden sonra şiirleri, 1957'den başlayarak Türk Dili, Yeditepe (1952-57), Hisar, Yeni İnsan (1963 -1968), dergilerinde yeniden yayımlandı. Belli bir kalıp ve akıma bağlı kalmayarak aruz, hece ve serbest vezinle yazdı. Lirizminin ve söyleyişinin kuvveti, yerine göre halk şiirimizdeki kalıcı imkanlardan ve Yunan mitolojisinden iyi faydalanışı ile, sağlığında kitap çıkarmadığı, dergilerde çok az göründüğü halde, unutulamayan şairlerimiz arasına girdi. Eski Anadolu kültürleri ve Akdeniz Havzası edebiyatı tesirinde kalmış, yaşadığı yörenin söylencelerini şiirleştirdi. İnci Enginün'e göre de bu etkilenmenin gerçek anlamda en önemli temsilcisidir.” 14 Ekim 1969 tarihinde İzmir’de hayata veda eden Şair Mustafa Seyit Sutüven, İstanbul´da Zincirlikuyu Mezarlığı’nda gömülüdür. Şiirleri ölümünden sonra: “Bütün Şiirleri (İş Bankası Kültür Yayınları, 1976) (Hazırlayan: Zahir Güvemli, Behçet Necatigil)” adlı bir kitapta toplandı. En çok bilinen şiiri “Sutüven”, Kaz Dağları’nda bir şelalenin adıdır ve şair, soyadını bu şelaleden almıştır. Sutöven; “Su Döven” yani suyun çağıldadığı yer, şelale, çağlayan anlamına gelen bir halk söyleyişi olmalıdır. Mustafa Seyit Sutüven, şiirin önceliğinin ahenk olduğuna inanıyordu. Şiir dilini bulabilmek için özel gayret gösterirdi.Bir yandan geleneği önemserken diğer yandan yeni arayışlar içindeydi. Ahenk temini için çeşitli biçimleri ısrarla denerdi. Kafiyeye önem verirdi. Şiirlerinin çok azı kafiyesizdi. Diyebiliriz ki Mustafa Seyit Sutüven, Cumhuriyet Dönemi Türk şiirinin az tanınan, fakat Türk dilini ince bir zevkin süzgecinden geçirerek kullandığı için geniş araştırılması gereken bir şairdi. Cemal Süreya'nın yerinde saptamasıyla "ilk şiirine yenilmiş bir şair" idi. Mustafa Seyit Sutüven, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatına dair bazı son dönem edebiyat kaynaklarında, Necmettin Halil Onan, Halide Nusret Zorlutuna, Kemalettin Kamu, Ömer Bedrettin Uşaklıgil, Zeki Ömer Defne, Behçet Kemal Çağlar, İbrahim Alaattin Gövsa, Orhan Şaik Gökyay, Arif Nihat Asya, Hüseyin Nihal Atsız, Salih Zeki Aktay, Ali Mümtaz Arolat ile birlikte Milli edebiyat zevk ve anlayışıyla eser veren sanatçılar arasında gösterilmektedir. “Bütün Şiirleri” kitabının önsözünde Zahir Güvemli’nin dediği gibi; “ İçinde yaşadığı toplumun bütün acılarını, sevinçlerini duyan, duyuran bir halk çocuğu. Öyle bir halk çocuğu ki, yaşadığı topraklara Halikarnas Balıkçısı’nın gözüyle bakıyor ve o topraklardaki medeniyet bütünlüğünü, kültür bütünlüğünü görebiliyor…” Mustafa Seyit Sutüven aruzdan hece veznine, serbest nazımdan koşmaya kadar her türde şiirler yazsa da; asla bir akıma bağlı kalmamıştır. Yahya Kemal’in ısmarlamasıyla yazdığı ‘İstanbul Boğazı’’ şiiri dahi ondaki şiir kültürünün zenginliği anlamaya yeterlidir. “ İçinde balıklar yüzer Dışında kayıklar Martılarla gemilerin kaynaştığı Altında Bir kızağın Yağ gibi kaydırdığı asfaltında Sağ kolunda bir delikanlı Solunda bir kız Şiir gezer ağır ağır…” dizeleri İstanbul’u ara sıra gören birinin, sanki boğazın kıyısında yaşıyormuş hissini vermesinin en güzel örneğidir. M. Seyit Sutüven’in ölüm haberi bile pek duyulmamıştır. Ölümünden on beş gün sonra Yeditepe Dergisi’nde ‘bu şiirin şairi öldü’ yazısıyla ölüm haberi duyurulur. Mustafa Seyit Sutüven’le ilgili yapılan en önemli çalışma, Saadettin Yıldız’ın Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Merkezi’nde yazdığı“Mustafa Seyit Sutüven’in Şiirinde Âhenk Unsurları” başlığını taşıyan tez çalışmasıdır. İkinci önemli çalışma da, Çanakkale Onsekiz Mart Ünv. Öğretim Üyesi, Yrd. Doç. Dr. Mesut Tekşan’ın “Sutüven Şiirinin Derin Yapı İnceleme Denemesi” başlıklı makalesidir. Bunların dışında elle tutulur, şiirlerine derinlemesine eğilen başka bir çalışma yapılmamıştır. Doğan Hızlan’ın 8 Temmuz 2002’de Hürriyet Gazetesi’nde yazdığı gibi, “Sutüven Şelalesi’nin sesi, şiire çağırmıştır şairini…” Şairin en büyük şansızlığı da kolay unutulmasıdır elbette. Ölümü bile duyulmaz Sutüven’in. Sadece ölümünden on beş gün sonra Yeditepe Dergisi’nde çıkar haberi o meşhur şiirin altına düşülmüş, ‘bu şiirin şairi öldü’ yazısıyla. Belki biz unutuyoruz ama bazı şairler yaşadıkları ve doğdukları toprakları unutmuyorlar işte. Şair Mustafa Seyit Sutüven, 1969 yılında vefat etti. Aradan 45 yıl sonra doğum yeri olan Balıkesir Edremit’te, Ege Türk Tv’de Cemil Yavuz’un hazırladığı Yansımalar Programında, BAYŞAD adına Yusuf Akgül’ün anlatımlarıyla yeniden hatırlandı… Bir şairin dediği gibi; “Bir şairin üç şiir borcu var, “biri doğduğu yere, biri yaşadığı yere, biri de Doğu’ya…” Ona gösterdiğimiz saygı, onun dilimize, coğrafyamıza ve bütüncül medeniyetimize gösterdiği saygıdandır. Hürmet ve rahmetle yaad ediyoruz. Yusuf Akgül Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni KAYNAKLAR: Bütün Şiirleri / İş Bankası Kültür Yayınları / 1976 Saadettin Yıldız / “Mustafa Seyit Sutüven’in Şiirinde Âhenk Unsurları”, Tez Mesut Tekşan / Mustafa Seyit Sutüven'in Şiirleri Üzerine Bir İnceleme, Tez

Yusuf Akgül yazdı...

Hüseyin Nail Kubalı kimdir?



Anadolu'ya göçetmiş bir Dağıstan (Lezgi) ailesinin çocuğudur. 1903 yılında Niğde'de doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi ve Paris Hukuk Fakültesi'nde Kamu Hukuku Doçenti oldu. 1943'te profesörlüğe yukseldi. 1957'de Anayasa Hukuku kürsü Profesörü oldu. 1937-1943 yıllarında Boğaziçi Lisesi'nde felsefe 1956'dan sonra İstanbul İktisadi Ticari İlimler Akademisi'nde devrim tarihi okuttu. 1948-1960 yıllarında İstanbul Hukuk Fakültesi Dekanlığı yaptı. 1949'dan emekliye ayrıldığı 1973 yılına kadar İ.Ü. Mukayeseli Hukuk Enstitüsü Müdürlüğü'nde bulundu. Bilimsel çalışmalanna paralel olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasal yaşamında hukuk ilkelerinin hakim olması ve demokrasinin kurulması yolunda da çalışmaları oldu. Bu yüzden 1958 yılında Bakanlık emrine alındı ve 27 Mayıs İhtilali öncesinde tutuklanarak Ankara'ya götürüldü. Tahkikat Komisyonu'nca sorgulandıktan sonra serbest bırakıldı. İhtilalden sonra 1961 Anayasası'nı hazırlayacak olan kurulda görevlendirildi. Gençlik yıllarında edebiyatla da yakından ilgilenen Kubalı'nın "Hayat", "îçtihat" vd. dergilrerde şiirleri yayınlanmıştır. Bilimsel dergilerde çeşitli konularda makaleleri bulunmaktadır. Başlıca eserleri şunlardır: "L'idee de l'Etat chez les precurseurs de l'Ecole Sociologique Française" (1935), "Esas Teşkilat Hukuk Dersleri" (1943-1945), "Devtet Ana Hukuk Dersleri" (1946), "Türk Esas Teşkilat Hukuk Dersleri" (1960), "Anayasa Hukuku-Genel Esaslar ve Siyasi Rejimler" (1965), "Demokrasinin Ana Yurdunda" (1966), "Devrim Tarihi Dersleri" (1973)... Kaynak: SEFER E.BERZEG / KAFKASYA DİASPORASI’NDA EDEBİYATÇILAR VE YAZARLAR SÖZLÜĞÜ

Orhan Aldinç kimdir?





Ses sanatçısı Ayşegül Aldinç'in babası olan gazeteci Orhan Aldinç, 2001 Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü'nün sahibiydi.

Adapazarı'nda 1929'da doğan ve gazeteciliğe 1946'da Demokrat Adapazarı Gazetesi'nde muhabir olarak başlayan Aldinç, Hürriyet, Güneş, Milliyet ve Sabah gazetelerinde de çalışmıştı. Ses sanatçısı Ayşegül Aldinç'in de babası olan Orhan Aldinç 14 Ekim 2002'de vefat etti.

Prof. Dr. Selahattin İçli kimdir?



“Zeytin Gözlüm”, “Gül Açılsın Dudağında Gülüver”, “Hüzün Zaman Zaman Deli Dalgalarla Gelir”, “Ayrılık Var Çıkan Falda” gibi Türk Sanat Müziği eserlerine imza atan ünlü bestekar Prof. Dr. Selahattin İçli, 14 Ekim 2006 günü İstanbul'da vefat etti.

6 Ekim 1923' de İstanbul, Beşiktaş'ta doğdu. Babası İbrâhim İçli, Annesi Zekiye İçli'dir. Nimet ve Ümran adında iki kız Kardeşi vardır. 1927 yılında Babasının Susurluk Borasit Mâdeni'nde görev almasıyla, ilkokulu Susurluk'ta, Ortaokulu ve Liseyi Balıkesir'de yatılı olarak okudu.

1949 yılında İstanbul Tıp Fakültesi'ni bitiren İçli, askerliğini Çankırı Piyâde Atış Okulu tabibi olarak yaptıktan sonra (1950), 1953 yılına kadar İstanbul'da özel bir hastanede ve bir şirkette çalıştı. Daha sonra Susurluk Belediye Tabibi, Susurluk Şeker Fabrikası Tabîbi ve Borasit Madeni Tabîbi olarak 1961 yılına kadar Balıkesir'de bulundu. 1961 yılında tekrar İstanbul'a yerleşerek bir müddet özel sektörde çalıştıktan sonra, 1967 yılında Sosyal Sigortalar Kurumu İstanbul Hastanesi'nde görev aldı.

1981 yılında bu hastanede Başhekim Yardımcılığı vazîfesinden ayrılarak İstanbul Devlet Türk Mûsikîsi Konservatuarı'nda sanatçı öğretim görevlisi ve başkan yardımcısı oldu. Konservatuar' ın İstanbul Teknik Üniversitesine bağlanması üzerine 1986 yılında Profesör ünvânı alan İçli, Komposizyon Bölümü Başkanlığına tâyin edildi.

Selahattin İçli'nin müzik ile yakınlığı çocukluk yıllarında Babası İbrâhim İçli'nin etkisi ile başlamıştır. Hem anne, hem baba tarafından kardeş çocukları olan Udi bestekar Şerîf İçli ve İbrâhim İçli, 1914 yılında Beşiktaş Mûsikî Kulübü'ne devam etmeye başlarlar. Neyzen İhsan Bey'in hoca olduğu bu ocaktan yetişenler arasında Hakkı Derman da vardır.

Babasının müziğe olan alâkası ve zengin repertuarı sebebiyle, oğlu Selahattin'in kulağı daha çocukluk yaşlarından itibaren Türk Mûsikîsi'nin klâsik ve güncel eserleriyle doldu. Böylece; ilk gençlik yıllarında kendisini bestekârlığa götürecek önemli temel unsur sayılabilecek oldukça geniş bir repertuara sahip olmuştur. Lise öğrenimi sırasında müziğin birçok bilgilerine henüz yeteri kadar sâhip olmamakla birlikte, bâzı beste denemeleri yapan İçli, ilk şarkısını 17 yaşında besteledi. Güftesi, Fâruk Nafiz Çamlıbel'in "Hıyâban" isimli şiirinden alınan Hüseynî makâmındaki bu şarkının Şerîf İçli tarafından beğenilmesi, Selahattin'i yeni besteler yapma alanında daha büyük bir şevkle çalışmaya sevk etti.

1942 yılında büyük hayranlık duyduğu ve babasının da yakın arkadaşı olan Selahattin Pınar'la tanıştı. Kendisini hem seven, hem de teşvik eden Selahattin Pınar'ı yıllarca hemen her hafta evinde ziyaret ederek O'nun bestekarlık konusundaki bilgi ve görüşlerinden feyz almaya çalıştı. Üniversite öğrenimi, Tıp Fakültesindeki derslerinin yanı sıra, Selahattin İçli'nin mûsikî üzerinde yoğun olarak çalıştığı bir eğitim devresi oldu. Kuruluşundan itibaren (1943) on yıl kadar İstanbul Üniversitesi Korosu'nda bulundu ve Kanuni Ekrem Karadeniz'in özel derslerine devam etti. Bu dönemde, bir çok müzik çalışmalarına ve konserlere sesi ve sazı (ud) ile de katıldı.

17 yaşından itibaren müzikte bestecilik alanını seçen ve faaliyetini yoğun olarak hep o yönde sürdüren Selahattin İçli'nin çeşitli ansiklopedi, gazete ve mecmualarda makale, fıkra, araştırma ve eleştiri türünden 400'ün üzerinde yazısı yayınlanmıştır. 1998 yılında "Devlet Sanatçısı" olan İçli, 14 Ekim 2006 günü İstanbul'da vefat etti.

63 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page