top of page
  • HaberciGazete

Ataşehir'den 'beşibiryerde' haber



Ataşehir Belediyesi imar planı bilgilendirmesi için saat 18.00'de toplantı yapıyor


İsmail Erdem yarın sabah yerel gazetecilerle bir araya gelmek istiyor...



Yazmaktan başka bir şey yapmak istemedim



Şair Deniz Durukan, Ataşehir Belediyesi’nin düzenlediği şiir buluşmalarının konuğu oldu. Durukan, Ahmet Telli Çocuk ve Halk Kütüphanesinde gerçekleşen söyleşide şiiri, müziği, hayatı, edebiyatı, birlikte harmanladığı şiirlerinin yer aldığı, “Şakağına Daya Beni”, “Rugan” ve “Dokuz Katlı Sıdıka” kitaplarını bir araya getiren “Yakın Temas” adlı şiir kitabı üzerine İsmail Afacan’ın sorduğu soruları yanıtladı.

Durukan, yazma serüveniyle ilgili bir soruya şöyle yanıt verdi: “İlk olarak günlükler ve mektuplarla kendimi ifade etmeye başladım. Şiir okumaya başladığım günlerde şiir de yazmaya başladım. İlk şiirim1990’ların başında bazı dergide yayınlandı. Yedi yıl süresince şiirden uzak kaldım. Bu dönemde biriktirdiğim her şey yazıya dönüştü. 1998 yılından itibaren yeniden şiire başladım, şiirlerim dergilerde yayınlandı. Şiir üzerine çok çalıştım. İçimdeki duygu biriktire biriktire çoğaldı. Zaten istediğim bir şeydi. Eşzamanlı olarak müzik yazılarına da başladım.” Durukan, “Şakağına Daya Beni”, “Rugan” ve “Dokuz Katlı Sıdıka” adlı şiir kitapları üzerine de değerlendirmede bulundu. İlk kitabı “Şakağına Daya Beni”nin, hem kişisel yolculuğu hem de toplumsal olarak yaşanılan darbe, aşk ve ölüm temalarının yansıması olduğunu belirterek, “Aşkın karanlık yönünü ele alıyorum. Aşk bir yıkım aynı zamanda. Aşkın yıkıcı tarafını ölümle ilişkilendirdim. Aşk aynı zamanda insanın kendisine yaptığı bir darbedir. Kendinin hem varoluşunu sağlayan hem de kendini yıkan bir tarafı da var,” dedi. İkinci kitabı “Rugan”da ise atmosfer olarak ara sokakları ve karanlık olanı yansıtmaya çalıştığına vurgu yaparak, “Sokak bir yanıyla bizim karanlık tarafımız. Bir taraftan sokak kenarda kalmışları da, tehlikeli olarak gördüğümüz aslında bir şekilde hiçbir zaman içinde olmaya cesaret edemediğimiz, hep merkezde olduğumuz bir durumu da ifade ediyor. Aslında içimde taşıdığım korku hepimizin korkusu olarak biraz yansıyor. Karanlık olan taraf insanın karanlığı, sokakla, mekanlarla özdeşleşiyor,” şeklinde konuştu. Durukan, “Dokuz Katlı Sıdıka” adlı şiir kitabında yer alan “bay pitt”” şiirinin otoriteyi, babayı temsil ettiğini; “dokuz katlı sıdıka”nın ise ezilmişlerin, kenarda kalmışların, ötekilerin sembolü olduğunu, postmodern çağda yaşanılan her şeyin şiirlerine yansıdığını ifade etti.

Durukan başka bir soru üzerine de kendisini bildi bileli yazmaktan başka bir şey yapmak istemediğini söyledi.

Haber ve Fotoğraflar: Kadir İncesu


İzleyiciye umut vermek istedim



Kadir İNCESU

Ataşehir Belediyesi tarafından Mustafa Saffet Kültür Merkezi’nde (MSKM) gerçekleştirilen Sinema Buluşmaları pandemi nedeniyle verilen uzun bir aradan sonra yeniden başladı. Sinema Buluşmaları ile bugüne kadar aralarında “Aidiyet”, “Tereddüt”, “Dört Köşeli Üçgen”, “Kraliçe Lear” ve “Küçük Şeyler” olmak üzere pek çok film sinemaseverlerle buluştu. MSKM’de son olarak yönetmenliğini Serdar Kökçeoğlu’nun yaptığı "Mimaroğlu: Manhattan Adası'nın Robinson’u” adlı belgeselin gösterimi yapıldı.


Dilek Aydın ve Esin Uslu’nun yapımcılığını gerçekleştirdiği filmin konusu ise şöyle: "Mimaroğlu: Manhattan Adası'nın Robinson'u" iki özgür ruhun hikayesi: efsanevi elektronik müzik bestecisi İlhan Mimaroğlu ve 1960'ların başında Türkiye'den ABD'ye göç eden hayat dolu karısı Güngör... Çiftin kişisel arşivlerini kullanan belgesel, İlhan'ın sıra dışı bir sanatçı olarak kariyerini ve bir aile dramının ortasında başlayan ömür boyu sürecek birlikteliklerinin gücünü ele alıyor. Film çok katmanlı bir yapıda göçü, müziği, aşkı ve hayal kırıklığını anlatıyor.

Dünya prömiyerini 2020 Visions du Réel Film Festivali’nde yapan belgeselin gösterimi sonrası yönetmen Serdar Kökçeoğlu ile bir söyleşi gerçekleştirildi. Kökçeoğlu, belgeseli seyredenlerin ve Elif Hopyar’ın sorularını yanıtladı.


Serdar Kökçeoğlu, “Mimaroğlu”nun İstanbul’da festivaller dışındaki ilk gösterimini gerçekleştirdiğini, bu nedenle çok heyecanlı ve mutlu olduğunu ifade ederek sözlerine başladı.

Uzun yıllar sinema yazarı, sinema platformlarında editör, sinema genel yayın yönetmeni gibi alanlarda çalışan Kökçeoğlu kamera arkasına geçişini şöyle anlattı: “Müziğe de çok tutkum vardı. Sinemadan daha çok müziğe duyduğum ilgi beni kamera arkasına çekti. İlhan Mmaroğlu da bir besteci olarak hep ilgimi çekiyordu.90’lı yıllarda Mimaroğlu’nun müziğine ulaşmak çok kolay değildi. Bende ancak kitapları vardı. Müziklerine ulaşabildiğim yıllarda ise benim için bir merak konusu olmaya başladı.”


Belgeselde merak duygusunun çok önemli olduğuna vurgu yapan Kökçeoğlu, ülkemizden çıkmış, dünyada bu kadar ses getirmiş bir besteci ve müzikleri önemli filmlerde kullanılmış, pek çok albümün prodüktörlüğünü yapmış bir isim olan İlhan Mimaroğlu’nun 2012’de Amerika’da vefatından sonra, Amerika’da hakkında kitaplar yazılmasını, belgeseller yapılmasını beklemiş. Amerikalılar da aynı şeyi Türklerden beklemiş olmalı ki, ne kitap ne de belgesel çalışması yapılmış.


Kökçeoğlu, 2015 yılında Amerika’da yaşayan İlhan Mimaroğlu’nun eşi Güngör Hanımla bir arkadaşının aracılığıyla tanışmasının bir dönüm noktası olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Sık sık telefonlaşıyorduk. Kendisine, ‘Keşke birileri İlhan Mimaroğlu ile ilgili bir şeyler yapsa?’ dediğimde ‘İstiyorsanız, siz yapabilirsiniz!’ dedi. Bu söz hayatımda aldığım en büyük derslerden biri oldu. Bir şeyi başkalarının yapmasını beklememek, ne olursa olsun harekete geçmek gerektiği… Beni Güngör Hanım cesaretlendirdi. 2017’de belgeseli yapmaya karar verdiğimde Güngör Hanım da İstanbul’da yaşamaya karar vermişti. Belgesel için yapılan görüşmeler sonra bir dostluğa dönüştü. Bu çalışmalar 80’li yaşlarda olan Güngör Hanıma da iyi geldi. Belgeseli birlikte yaptık. Yolda belgesel de değişti. Belgesel çekmek, araştırma kitabı yazmak gibi, bir yolculuğa benzer. Bu yolculukta sürekli hayat hikâyeleri ile temas ediyorsunuz. Dinlediğiniz hayatlar, hikâyeler sizi değiştiriyor. Zenginleşiyorsunuz. Dolayısıyla belgesel de değişiyor. İlhan Mimaroğlu’nun besteci yönünün belgeselini yapayım derken, İlhan – Güngör Mimaroğlu çiftinin hikâyesini anlatmak istedim. O hikâyenin izleyiciye umut vereceğini düşündüm.”


Kökçeoğlu, Türkiye’de belgesel çekmenin çok kolay olmadığına, destek alabilecek pek kurum bulunmadığına dikkat çekiyor: “Delice cesaretimin de dışında, yapımcıyı projeye çekecek bir şey de yoktu elimde. Tutkuyla çalışan çok küçük bir ekip kurduk. Çalışıp, ortaya bir şeyler çıkardıkça destekçilerimiz çoğaldı. Pandeminin hemen öncesinde çalışmalarımız bitti. O süre içerisinde zamanımın tamamını belgesele ayırdım. Ortaya çıkan sonuç da beni mutlu etti. Yeni projeler için de çalışmalarımız devam ediyor.”


Ataşehir Belediyesi, Sinema Buluşmaları ile Mustafa Saffet Kültür Merkezi’nde her ay bir film ve yönetmenini ağırlamaya önümüzdeki aylarda da devam edecek.


Ataşehirli Muhterem Memiş Giresun STK Federasyonu Başkanı



Geçtiğimiz günlerde geniş bir katılımla gerçekleştirilen Giresun Sivil Toplum Kuruluşları Federasyonu'nda yeniden başkanlığa seçilen Ataşehirli siyaset insanı Muhterem Memiş bir teşekkür mesajı yayımladı. Memiş mesajında şunları kaydetti:


"Giresun Sivil Toplum Kuruluşları Federasyonu'muzun 5. Olağan Kongresi’nde şahsıma ve ekip arkadaşlarıma yeniden yetki veren genel kurulumuza, delegelerimize, derneklerimiz ve ilçe federasyonlarımızın başkanlarına, destek veren, katılan veya güzel dileklerini ileten tüm hemşehrilerimize teşekkür ediyorum. Bundan sonraki süreçte federasyonumuz, Giresunluların bir temsilcisi olarak değerlerimizi yaşatmaya, hemşehrilerimizin yardımlaşma ve dayanışmasına katkıda bulunmaya devam edecek; yeni projeler ve etkinlikler düzenleyerek genç nesillerimize vatan sevgisi aşılamak ve bir kültür mensubiyeti oluşturmak için var gücüyle çalışacaktır. Sevgi ve saygılarımla..."



46 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page