• HaberciGazete

Bugün benim Aydın Kaşkal günüm



Bugün benim Aydın Kaşkal günüm. Şile’deki çalışma odam güneşin etkisi altında; az ötedeki yüzme havuzu davetkâr. Ama hayır! Bugün benim Aydın Kaşkal günüm. Bir daha ne zaman böylesi bir fırsat, zaman dilimi yakalarım ki! Bugün Aydın Kaşkal’ın doğum günü. Hem doğum gününü kutlamam, hem de ne zamandır elimin altında bulunan “Bir Kentin Çınarları” kitabına değinmem için iyi bir fırsat. Kaçırır mıyım? Havuz beklesin, odamın sıcaklığına katlanırım.

Ben Kaşkal’ı geç tanıdım. Kusurum yok bu konuda. Erken yazmaya başlasa da çok geç yayımlamış yazdıklarını. Tıpkı Abbas Sayar’ın ilk kitabı ünlü Yılkı Atı’nı yaşaldığı yıllarda yayımlaması gibi. Anımsamaya çalışıyorum; Bostancı’daki Hatay Restoran’ta, iki “ilk kitabın” tanıtımı için yapılan törene gazeteci olarak gittiğimde tanıtım Kaşkal’ı. Kadim dostum Kadir İncesu’nun yazarlarla söyleşilerinden oluşan Dile Gelen Kalem kitabıyla Kaşkal’ın Kabuğunu Arayan Yara kitabı için düzenlenmişti tören. Kabuğunu Arayan Yara adlı ilk kitabını sıcağı sıcağına okudum ve şunları yazdım yönettiğim Haberci Gazete’nin sitesinde:

“Bu iki ilk kitaba bakıldığında yazarlarının kendi alanlarından hayli yol aldığı görülüyor ilkin. Anlıyorsunuz, yazdıklarını ak kâğıt üstünde basılı olarak görmek hevesiyle sandığındaki çıkınını ya da kumbarasını boşaltıp yayıncı arayan ergenler değil bu kalemler. Şiiri çalışılmış, emek harcanmış Aydın Kaşkal’ın. Şiir bütünlüğü içinde fazlalıklar yok, sözcükler tam da yerinde… Kabuğunu Arayan Yara’nın arka kapak yazısında Osman Bozkurt ‘yalın ama çarpıcı ruh’ bulmuş bu dizelerde, ki öyle görülüyor. ‘Lirik dizeleri bile hüznü umuda yoran buğusuyla kuşatıyor insanı.’ Kaşkal, yaşanılan coğrafyada yara almadan büyünmesi olanaksız bir tarihsel süreçten geçen çocukların umudu yaratma savaşımına unutmamayı eşlik ettirerek söylüyor sözünü:

‘gülüşümüz / kırmızı bir gülün/kokusu gibiydi/kısacık ömürlerimizle/upuzun hayatın ortasında açan/ki/her beri birer onurdur/tepemizde sallanan/ipe rağmen’

Kaşkal, yaşamın, savaşımın, bilmenin, birikimin ‘ipten uzun’ olduğunu; ‘suyun başında yeterince duranların önlerinden çok cesetlerin geçtiğini göreceğini’ biliyor ve dizelere döküyor.”

Kaşkal’ın “bir söyleşi yapılmasını hak ettiğini” düşündüm şiirleriyle tanıştığımda. Ardından Beyoğlu’nda yine İncesu ile birlikte düzenlediği bir etkinliğe de katıldım. Ama şiirini sevdiğim bu kaleme vakit ayıramadım.

Ol nedenle de bugün benim Aydın Kaşkal günüm.

Aydın Kaşkal, Karadeniz’in bir kıyıcığında Amasya’da doğmuş, 1957’de. Lise bitimine dek çocukluğu Şebinkarahisar’da geçmiş.

Hangi ünlü demiştir şimdi anımsamıyorum; ama ben ilk Ahmet Özer’den duydum: “Çocukluğumuz yurdumuzdur.” Bu bağlamda, Kaşkal’ın yeni yayımladığı, anılarından oluşan Bir Kentin Çınarları kitabı bu bölgenin insanlarına çevrilmiş meraklı, dikkatli ve yazarca bir bakış.

Yazarların gerek doğdukları, gerek bulundukları, gezdikleri, tanıdıkları kentleri anlatmalarını önemsiyorum. Böylece kentlerimizi daha yakından tanıma olanağı buluruz, diye düşünüyorum. Hatta bu yüzden TRT’de çalıştığım yıllarda “İllerimiz ve Edebiyat” adlı bir dizi izlence yaptım: Kentlerin hangi özellikleri, hangi güzellikleri ve olgularıyla şiire, romana, öyküye, gezi yazılarına yansıdığını araştırdım, mikrofonlara getirdim. Yazarın şiirde, romanda, öyküde hangi kentimizin insanından kahramanlar yarattığını merak edip yaptım bu izlence dizisini. Sonraları süreğeni de yapıldı bu anlayışın. Ama düşünce babası benim(!)

Şimdi elimde Aydın Kaşkal’ın anı kitabı Bir Kentin Çınarları var.



Kaşkal’ın çocukluğunu geçirdiği Şebinkarahisar’da tanıdığı, bildiği insanları anlatıyor. Bu insanların çok tanınmış, bilinen kişiler olması da gerekmiyor yazarın kalemine zenginlik katmak için; “iz bırakmak” gerek, ancak “bir ayak izi” bile yetiyor Kaşkal’ın anlattığı kişiler arasına girebilmek için.



Ol nedenledir ki, Yılmaz Güney tutkunu, garson Erdal Bilge de vardır, “yükü iğde dalı, üstü başı asilik kokusu” ve “hep 17 dal yaşında” kalan Erdal Eren, ayakkabıcı Ziver Sönmez, çatı onarımcısı Mehmet Katırcı, doktor Mehmet Ekmekçi, boyacı Hüseyin Karaca, “fötr şapkalı” Hasip Acar, kapıbir komşu Munise Sönmez, bir başka komşu Gülsen Ekmekçi, fotoğrafçı Hasan Karaca, futbol takımının ve bandonun başkanı Sami Cevher de vardır Bir Kentin Çınarları’nda. Tıpkı bizim, sizin kasabanızda, köyünüzdeki insanlar gibi… Tıpkı bizim annemizdir anlatılan, babamızdır, ağabeyimizdir.



Aydın Kaşkal, 1960’lar, ‘70’ler ve ‘80’lere dayanarak birçok kasabanın toplanma yeri rolünü üstlendiğine tanık olduğumuz başkaca ağaçlar gibi, Şebinkarahisar’daki “altından geçenin saygı ile önünü ilikler gibi yaptığına tanık olduğu” çınar ağacına benzeterek anlatıyor o kentin insanlarını; ünlü ünsüz, bilinen bilinmeyen; ancak bu dünyaya hiç değilse insan olarak bir ayak izi bırakan kişilerini…

Öyle öyküleri var ki bu insanların, Bir Kentin Çınarları’nı okurken, hırs kaplıyor içinizi; keşke daha uzun yazsaydı Aydın Kaşkal, keşke bu kısa metni romanlaştırsaydı… Ancak Kaşkal’ın biçemi de hoş, sizi aç bıraksa da… Ne diyor yazar: “Yazmak mutlu ediyor beni.”


Arkadaşım Korkut Akın da aynı düşüncede; bir cümleden bile ayrı bir öykü çıkarılabilirdi:


“’Ekstra bir şey yapmaya gerek yok, akşamların bir özelliği olmalı ki durduk yerde hüzün verir insana. Biz zaten hazırız, boynumuz kıldan ince hüzün karşısında.’ Sadece bu alıntıladığım cümleden bile bir öykü yazılır.”

Hayrettin Geçkin’in Aydın Kaşkal’ın “Kabuğunu Arayan Yara” şiir kitabı için söylediklerini, Bir Kentin Çınarları anı kitabı için de söylemek olası: “Bir şairin şiirlerinin toplamı âdil, demokratik, eşitlikçi, özgürlükçü ve yaşanası güzel bir dünyayı çağrıştırmıyorsa o şairin şiirlerinin toplamı bir eksiler, ya da eksikler toplamından başka nedir ki? Bu kapsamda Kaşkal’ın Kabuğunu Arayan Yara adlı şiir kitabı bizleri yaşanmamış aşklara, kurulmamış dünyalara davet eder.”

Doğum günün kutlu olsun Aydın Kaşkal. Bol yazmalar diliyorum sana; çünkü “yazmak mutlu ediyor" seni.

Alâettin Bahçekapılı

19 Ağustos 2021, Şile

198 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör