• HaberciGazete

Can Yücel, Abbas Sayar, Cahit Tanyol, Güzin Özipek, Kerim Sadi


Bugün 12 Ağustos. Can Yücel, Güzin Özipek ve Kerim Sadi’nin ölüm yıl dönümleri… Değerli toplumbilimci, şair yazar Cahit Tanyol da 11 Ağustos 2020'de ayrıldı aramızdan. BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla anıyoruz.


Can Yücel kimdir?


1926 İstanbul doğumlu. Eski milli eğitim bakanlarından Hasan Âli Yücel’in oğludur. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde Latince-Yunanca okudu. Öğrenimine İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nde klasik filoloji okuyarak devam etti. Sanat tarihi dersleri izledi. Şair, çevirmen ve radyo görevlisi olarak tanındı. Çeşitli elçiliklerde çevirmenlik, Londra’da BBC’nin Türkçe bölümünde spikerlik yaptı (1953-1958) . Türkiye’ye döndükten sonra bir süre turist rehberi olarak çalıştıktan sonra bağımsız çevirmen ve şair olarak yaşamını sürdürdü. Nazım, nesir çevirileriyle de tanınan Can YÜCEL, şiir alanında ilk kitabı YAZMA (1950) dan sonra uzun bir süre biçim arayışlarıyla oyalandı. Çeşitli edebiyat, kültür ve siyasi dergilerde; şiirleri, edebiyat ve tiyatro çevirileri ile siyasal konularda yazıları yayımlandı. 12 Mart döneminde Che Guevara ‘nın “Gerilla Harbi” ve “İnsan ve Sosyalizm” kitaplarının çevirisi nedeniyle 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. 1974 affıyla tahliye oldu. 12 Eylül sonrasında “Somut” dergisindeki “Hamileler” isimli şiiri edebe aykırı, müstehcen olduğu iddiasıyla para cezasına çarptırıldı. Aynı iddiayla “Rengâhenk” adlı kitabı toplatıldı. Şairliğini, şiirin külhanca raconlarından yararlanarak siyasal inançlarıyla yoğurdu. 12 Ağustos 1999 tarihinde İzmir’de öldü, vasiyetine uyularak Datça’da toprağa verildi. Eserleri Yazma (1950) Sevgi Duvarı (1973) Bir Siyasinin Şiirleri (1974) Canfeda (1986) Çok Bi Çocuk (1988) Kısa Devre (1988) Kuzgunun Yavrusu (1990)

Cahit Tanyol kimdir?



(d. 1914 / ö. 11 Ağustos 2020)

Akademisyen, Şair, Yazar, Toplumbilimci

(Yeni Edebiyat / 20. Yüzyıl / Anadolu-Osmanlı-Türkiye)


Gaziantep’in Nizip ilçesinde doğdu. Tam adı Hüseyin Cahit Tanyol'dur. Babası I. Dünya Savaşı'ndayken ihtiyat zabitliği sırasında Kermanşah’ta şehit düşen Mahmut Bey, annesi Refika Hanım’dır. Cahit Tanyol, 80 kuşağı şairlerinden Tuğrul Tanyol'un babasıdır. Babasını çok küçük yaşta kaybetmesi nedeniyle, Cahit Tanyol’un çocukluğu üç kardeşi ile birlikte annesinin yanında ve büyükbabasının ilgisi ile geçti. Cahit Tanyol’un yetişmesinde baba modeli olarak dedesi etkili oldu. 1926 yılında Nizip İlkokulu'nu bitirdi. 1926-27 yıllarında Adana Erkek Öğretmen Okulu sınavlarını kazandı. Arif Nihat Asya'nın edebiyat öğretmeni olduğu bu okuldan 1931 yılında mezun oldu. Aynı yıl Gazi Terbiye Enstitüsü giriş sınavlarını kazandı. Burada; Hasan Ali Yücel, Ahmet Hamdi Tanpınar, İsmail Hakkı Tonguç, İbrahim Necmi Dilmen, Halil Fikret Kanat, Cevat Memduh Atlar, Halil Bedi, Sabri Esat Siyavuşgil ve Sadi Irmak gibi gerek Cumhuriyet devrinde gerek daha sonraki yıllarda etkili olan şahsiyetlerden ders aldı. 1935 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü'nden mezun oldu. Bir süre; Yozgat Lisesi, Çorum Ortaokulu, İzmir Tilkilik Ortaokulu, İstanbul Eyüp Ortaokulu ve Taksim Lisesi'nde öğretmenlik yaptı. Öğretmenlik yılları Tanyol'un ideallerinin şekillendiği yıllar oldu. 1940 yılında Hilmi Ziya Ülken'in de teşvikiyle İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne devam etti. Burayı 1944 yılında "Schopenhauer'de Aklın Temeli" adlı bitirme teziyle tamamladı. Mezun olduktan sonra Atatürk ve Haydarpaşa Erkek Liselerinde felsefe öğretmenliği yaptı. 1946 yılında ise İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü'ne asistan olarak girdi. Bu bölümde 1949′da "Haz ve Elemin Ahlakta Yeri" adlı teziyle “doktor”, 1953′te "Örf ve Âdetler Sosyolojisi Açısından Sanat ve Ahlak" adlı teziyle “doçent” ve 1961 yılında da “profesör” unvanlarını aldı. 1972-1982 yılları arasında Sosyoloji Enstitüsü Müdürlüğü ve Sosyoloji Bölüm Başkanlığı gibi idari görevlerde bulundu (Yalçın 2010: 985). 1982 yılında kendi isteğiyle emekli oldu. Tanyol, ayrıca 1991-2003 yılları arasında Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nde, Gazetecilik Yüksek Okulu'nda, Yüksek Öğretmen Okulu Eğitim Enstitüsü'nde ve Uludağ Üniversitesi'nde misafir öğretim üyesi olarak dersler verdi. Fransızca ve Türkçe olarak yayımlanan Realite dergisindeki "Seyahate Davet" adlı şiiriyle birincilik kazandı. Türkiye Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Derneği, Türk Sosyolojisi Derneği, Yahya Kemal'i Sevenler Derneği ve Turing Kulübü üyesidir. Evli ve iki çocuk babası olan Cahit Tanyol, 11 Ağustos 2020 tarihinde İstanbul'da vefat etti. Yazı hayatına şiir ve eleştiri yazılarıyla başlayan Cahit Tanyol'un "Gurup" ve "Taşbaşta Akşam" adlı ilk şiirleri 1928 yılında İsmail Habip tarafından Adana'da çıkarılan ve ilerleyen yıllarda Memleket Mecmuası adını alan Maarif Mecmuası'nda yayımlanmıştır. 1928-1932 yılları arasındaki şiir ve yazıları İçtihat, Yenilik ve Servet-i Fünun-Uyanış dergilerinde yer almıştır. İzmir’de okul arkadaşları olan Kemal Bilbaşar, Nurettin Ardıçoğlu ve şair İlhan İleri ile birlikte Aramak dergisini çıkarmıştır. 1939-1940 yılları arasında 16 sayı çıkan dergi, İzmir’den çok İstanbul basın hayatı ve düşünce çevrelerinde ilgi görmüştür. Aramak, Nurullah Ataç olmak üzere birçok önde gelen edebiyatçı tarafından ilgiyle karşılanmıştır (Kovanlıkaya ve Çav 2010: 34). Tanyol, bu dergideki yazılarıyla adını duyurmuştur. İstanbul’a geldiğinde genç sanatçı kuşağı ile birlikte Yenilik, Sokak ve Değirmen dergilerini çıkarmıştır. 1946′da Yahya Kemal’in de katıldığı Akademi dergisini yönetmiştir. Bunların yanı sıra Vatan, Yeni Sabah, Cumhuriyet gazetelerinde toplum sorunları üzerinde aralıksız yazmıştır. Uzun yıllar yazı ve makaleleriyle; Havadis, Son Telgraf, Milliyet, Akşam ve Güneş gazeteleri ile Sosyoloji, Yön, Gaziantep Kültür, Özgür İnsan, Cem, Toplumbilim, Aydınlık, Yazko Edebiyat, Yazko Somut, İnsan, Ülkü, İstanbul Kültür, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Dergisi, Aile, Varlık, Türk Folklor Araştırmaları, Küçük Dergi, Hisar, Dünya ve Türkiye, İstanbul Edebiyat ve Sanat, İstanbul, Siyasi İlimler Mecmuası, Yonca, Türk Dili, Türk Yurdu, Türk Düşüncesi, İntegrasyon, Yeni İnsan, Cem, Yelken, Çalışan Adam, Musiki Mecmuası, Hürriyet Gösteri, Türk Henkel Dergisi, E Dergi, Kızıldeli, Bilim ve Ütopya, Kaşgar, Hakimiyet-i Milliye, Kaçak ve Hece gibi dergiler başta olmak üzere pek çok süreli yayında görünmüştür. Kuruluş ve Fetih Destanı adlı ilk şiir kitabı 1969 yılında yayımlanan Cahit Tanyol; Osmanlı’nın kuruluşunu ve İstanbul’un fethini manzum ve mensur bir dille; bilim adamı, yazar ve şair kimliğini meczederek anlatmıştır. Eserin giriş kısmındaki yazı, Osmanlı’nın ve İstanbul’un fethinin ne anlama geldiği ve nasıl değerlendirilmesi gerektiği konusunda okura yol gösteren çarpıcı ve özlü bir metindir. Tanyol, bu metinde Osmanlı Devleti’nin temelinde şeriat ve tarikat olmak üzere iki kuvvetin olduğunu, Osmanlı’nın tarih sahnesindeki yegane ‘sosyal devlet’ olarak gücünü bu iki kuvvetin sentezinden aldığını söylemektedir. Doğan Hızlan, Kuruluş ve Fetih Destanı için "Bu kitap, yalınkat bir fetih güzellemesi değildir. Fethi şiir ve düzyazı bileşiminde bir platforma oturtma çabasının ürünüdür. Şiiri destekleyen, ona eşlik eden alıntılar, fetih konusundaki bilimsel bir çalışmanın da örneklerini verir. Ayrıca burada övülen sultanların zaferi değildir. Sultanların arkasındaki beyin gücü, kültürel birikimdir. Cahit Tanyol, İstanbul’u fethin, Fatih’in kültür adamlarına gösterdiği saygıyı da belirtmektedir. O Zaten Yoktu’nun başlangıç sayfalarını çok severim. Çünkü hepimiz geçen yılların muhasebesini yaparken bu ruh hâline bürünürüz. Hele ömrümüz kitaplar, kâğıtlar içinde geçmişse." (Hızlan 2010) değerlendirmesini yapmıştır. Tanyol'un hüzünle, kırgınlıkla ve özlemle andığı çocukluk yıllarını dizelere işlediği Son Liman (1992)'da geçmişe emsalsiz bir geri dönme isteği sezilmektedir. Sevdiklerini ve dostlarını anımsayan şair, toplumsal yapının da etkisiyle geçmişin değerlerine sahip çıkamamaktan yakınmaktadır. Tanyol, bir söyleşisinde bu durumu şöyle dile getirmiştir: "Büyük bir yıkıntı var, yani bütün değerler allak bullak olmuş. Bunun yanında en önemli şey şiir, tabii bizim için en mühim şey, en büyük şeydi benim nazarımda en büyük adam şiirle uğraşan adamdı, en büyük insan Nurullah Ataç... mesela, tapardık biz ona. Tanpınar’ı, Nurullah Ataç’ı falan... çok severdik. Bunlar bizim nazarımızda büyük, çok büyük kişilerdi ve gerçekten de böyle de bir atmosfer vardı. Şimdi şiirin bütün şanssızlığı şundan ileri geliyor. Şiirden anlamak zor ama bir de, devir değişti ve ikincisi de şiirde en çok fire verecek şey reklamdır. Yani reklamın eline düştü, şiir. Emtia hâline geldi ve şimdi itibar yok zaten. İşe gelince, benim kendi kuşağım içinde, elbette benim şiirlerimin çok önemli bir yer tuttuğunu biliyorum, ama o kişiye de söylediğim gibi hakikaten de güzel şiirin hiçbir zaman ölmeyeceğini sanırdım. Hâlbuki değil, müzikle bu mümkün de şiirde mümkün değil. Sebebi şu; çünkü şiiri tatmak, şiiri anlamak özel bir eğitim işi. Yahya Kemal der ki; 'güzel şiir hafızada kolay kalan şiirlerdir' der. Hâlbuki, ben şöyle bir hafızamı karıştırdım, o kadar kötü şiir var ki hafızamda, güzel şiir çok az. Bir kere burada yanıldım. İkincisi gerçekten de Son Liman'ı yayınladığım dönemde artık şiir, şair değerini kaybetti ve sanatkâr deyince artık onun yerine şarkıcılar geldi. Yani bir de bizim gelenekte şairlik ön plandaydı padişahlar şair, vezirle şair ve Ahmet Cevdet Paşa’dan tutunuz, Sami Paşa’ya kadar hepsi şairdir. Paşalar, şunlar bunlar. Yani şiir bizim millî bir değerimiz, kültürümüzün damgasını taşıyor, o birden bire tepetaklak gitti. Şimdi bakıyorsunuz televizyona, bugün yaşadıklarımız bir felakettir." (Aydın 1998) Şairin bu cümlelerinden şiirlerini yayımlamakta titiz olduğu da anlaşılmaktadır.

Düş Yorgunu (2000) şairin bütün şiirlerini içermektedir. Tanyol, bu kitapta şiire ilişkin düşüncelerini şöyle dile getirmiştir: "Şiir benim için sürekli bir yaşantı idi. Sanırım, ben yaşantıyla yazma tutkusunu birbirine karıştırdım. Tutku, insanın özünü yansıtmayan bir düşüncede duygu saplantısıdır. Kalıcı olsa dahi bizden değildir. Düşüncenin eteklerine yapışarak yaşantımızı değil, ancak adımızı ölümsüz kılarız. Yerçekimi kanunu bize Newton'dan haber getirmez. Fakat bir Baudelaire, bir Verlaine aramızdadır. Ölüm onlardan hiçbir şey alıp götürmemiştir. İnsan ölüm ötesindeki karanlığı ancak şiirin kurmuş olduğu köprüyü geçerek aydınlatabilir. Düşünce ne kadar güçlü olursa olsun ölümü delemez, köprünün başında tıkanıp kalır. İnsan bu dünyaya kendine ait olandan değil kendisinden bir şeyler bırakmalı, bu da ancak şiirle, sanatla olur diye düşünüyorum." (Tanyol 2000). Şiirde vezin ve kafiyeye karşı bir tavır takınan Tanyol "Vezin ve kafiye şiirimizi dejenere etti ve klişe, bayatlamış duygulara siper vazifesi gördü. Kafiyeye hücum, sanat alanına kalp akçe sürenleri meydana çıkardı." (Yalçın 2010: 985) cümleleriyle bu konudaki düşüncelerini ifade etmiştir. Genç yaşlarında Yahya Kemal'in yakın dost çevresine giren ve bu dostluğu şairin ölümüne kadar kesintisiz sürdüren Tanyol, o yıllarda gerek şiirin genel sorunları üzerine yazdığı denemelerle, gerek bilimsel yazılarıyla, gerekse Yahya Kemal'in şiiri ve kişiliği hakkındaki eleştirileriyle, şairin en sevdiği kalemlerden biri olmuştur. Onun ilgisini ve dostluğunu da hakkında kaleme aldığı yazılarıyla kazanmıştır. Türk Edebiyatında Yahya Kemal (1985) kitabındaki yazıların bir bölümü, Yahya Kemal'in sağlığında, bir bölümü ise onun ölümünden sonra yazılıp yayımlanmıştır. Tanyol'un, Yahya Kemal'in de beğenisini kazanan güzel üslubu tüm yazılarında hemen göze çarpmaktadır. Kitapta ayrıca yazarın, şairle ilgili anıları ve Yahya Kemal'in Tanyol'a not ettirdiği bazı özel anıları da yer almaktadır Tanyol şiir, edebiyat ve toplum bilimi ile yoğrulmuş oldukça renkli bir edebiyat hayatı geçirmiştir. Makale, deneme ve inceleme yazılarını titizlikle yazmış, gündelik olayları bilimsel bir süzgeçten geçirmiş ve toplumcu bir anlayış benimsemiştir. Tanyol'un başlıca inceleme ve akademik kitapları arasında Örf ve Âdetler Sosyolojisi Bakımından Sanat ve Ahlâk (1954), Sosyal Ahlak-Laik Ahlâka Giriş (1960), Peşke Binamlısı Köyü (1961), Eylen Köyü (1967), Sosyolojik Açıdan Din, Ahlâk, Lâiklik ve Politika Üzerine Diyaloglar (1970), Türk Sosyolojisinin Bazı Sorunları (1973), Hocamız Fındıkoğlu (1976), Atatürk ve Halkçılık (1981), İşçi Hakları (haz. Cahit Tanyol vd. 1984), Laiklik ve İrtica (1989), Çankaya Dramı (1990), Schopenhauer'da Ahlak Felsefesi (1998), Neden Türban: Şeriat ve İrtica (1999), Türkler ile Kürtler (1999), Hoca Kadri Efendi’nin Parlamentosu (2003) gösterilebilir.

Güzin Özipek kimdir?



Türkiye’nin en uzun dizisi ”Bizimkiler”de babaanne rolünden onu herkes tanır. 11 Mart 1925 tarihinde İstanbul‘da doğmuştur. Ticaret lisesinin ortaokul bölümünden mezun oldu. İstanbul, Beyoğlu’ndaki Ses Opereti’nde 1944 yılında Cemal Reşit Rey ve Ekrem Reşit Rey kardeşlerin “Hava Cıva opereti”nin İzmir turnesiyle sanat yaşamına başladı. 1945 yılında da Muammer Karaca tiyatrosunda Yolculuk Var, Tatlı Sert, Zırdeliler, Yaman Şey, Platin Palas, Kâtibin Karısı, Fuar Yıldızı, Lüküs Hayat, Deli Dolu, Alabanda gibi operetlerde rol alarak tiyatro oyunculuğuna 1956 yılına kadar devam etti. Bu arada 1952 yılında İstanbul Yıldızları filminde Muammer Karaca ile başrolde ve Adile Naşit, Mürüvvet Sim, Salih Tozan, Zafer Önen ile birlikte oynayarak sinemaya da başladı. Güzin Özipek, evlendikten sonra eşi İnşaat mühendisi olduğu için onunla beraber Zonguldak‘a yerleşmesi üzerine sanat . 1965 yılında ailecek İstanbul‘a taşındılar. 1965 yılında Gülriz SururiEngin Cezzar Tiyatrosu’nda Keşanlı Ali Destanı müzikali ile yeniden sahnelere döndü. ”Keşanlı Ali Destanı” nda daha önce Semiha Berksoy‘un oynadığı Şerif Abla rolü için uygun görülmüştü. Ardından ”Direkler Arasında” da Madam Kamelya’yı oynadı. 1966’da Metin Erksan‘ın Emily Bronte‘un romanından uyarladığı ”Ölmeyen Aşk” filminde oynadı. 1966 yılında Gen-Ar Tiyatrosu’na geçti. Aziz Nesin‘in ”Ah Biz …….”, ”Hizmetçiler”, Mücap Ofluoğlu-Özlem Tiyatrosu’nda ”Bit Yeniği”, ”Şeytanın Oyunu”, ”Arkası Yarın”, ”Oliver” oyunlarında rol aldı. 1967 yılında Memduh Ün‘ün Reşat Nuri Güntekin‘den uyarladığı ve başrollerde Ediz Hun, Fatma Girik, Cüneyt Gökçer, Semiramis Pekkan‘nın oynadığı ”Yaprak Dökümü” adlı sinema filminde fedakâr anne Hayriye Hanım’da unutulmaz bir kişilik oluşturdu. 1971 yılında da Haldun Dormen tiyatrosunda oynamaya başladı. Haldun Dormen’in 1971 yılı Londraturnesinde Erol Günaydın‘ın yazıp Cemal Reşit Rey‘in bestelediği ”İstanbul Masalı”, ”Yaygara 70” teki Altıntaş Mensure rolü, ”Bit Yeniği”ndeki Olympye, Colette’ in ”Gigi” müzikallerinde büyük başarı sağladı. 1967 yılında Yönetmen Memduh Ün‘ün ”Zilli Nazife”, 1974’te Ömer Kavur‘un Refik Halit Karayuyarlaması ”Yatık Emine”’de, 1970’te Bilge Olgaç‘ın Kerim Korcan uyarlaması ”Linç”te rol aldı. Eşi Aydın Tezel‘in asıl mesleği inşaat mühendisliği olmasına rağmen onu da sinema oyuncusu yaptı. Eşiyle birlikte 1969-1974 yılları arasında yedi film ve fotoromanlar çevirdi. 1989 – 1999 yılları arasında “Bizimkiler” dizisinde babaanne Leyla rolünü, Erdal Özyağcılar, Ayşe Kökçü, Ercan Yazgan, Mehmet Akan, Atılay Uluışık, Aykut Oray, Selçuk Uluergüven, Ali Uyandıran, Rutkay Aziz, Buket Dereoğlu gibi oyuncularla birlikte oynadı. Güzin Özipek, 1950 yılında oyuncu Aydın Tezel ile evlendi. Mehmet Tezel (d.1953), Ahmet Tezel (d.1957) adlarında İki oğlu oldu. Güzin Özipek, 12 Ağustos 2000 tarihinde İstanbul’da 75 yaşında Lenf bezi kanseri sebebi ile ölmüştür. Ödülleri : 1971 – 8. Antalya Film Şenliği’nde Sadri Alışık “En başarılı yardımcı oyuncu” (Küçük Afacan) 1971 – Milano Festivali “Çocuk filmleri dalında “birinci oldu. (Küçük Afacan) Filmleri ve Dizileri : Oyuncu : – Duruşma (Melahat) (Sinema Filmi) 1999 – Oğlum Adam Olacak (Mualla) (TV Dizisi) 1995 – Türk Tutkusu (Yaman’ın Annesi) (Sinema Filmi) 1994 – Yazlıkçılar (İbret) (TV Dizisi) 1993 – Ana Yüreği (Hacer Teyze) (TV Dizisi) 1993 – Raziye (Çoban Kadın) (Sinema Filmi) 1990 – Eskici Ve Oğulları (Sinema Filmi) 1990 – Bir Milyara Bir Çocuk (TV Dizisi) 1990 – Uçurtmayı Vurmasınlar (Sultan Teyze) (Sinema Filmi) 1989 – Kan Çiçeği (Nigar) (Sinema Filmi) 1989 – Fotoğraflar (Eleni) (Sinema Filmi) 1989 – Bizimkiler (TV Dizisi) – 11. Sezon (Leyla ) (13 bölüm)1999 – 10. Sezon (Leyla ) (13 Bölüm)1998 – 9. Sezon (Leyla Hanım) (13 Bölüm)1997 – 8. Sezon (Leyla Hanım) (13 Bölüm)1996 – 7. Sezon (Leyla Hanım)1995 – 6. Sezon (Leyla Hanım)1994 – 5. Sezon (Leyla Hanım) (13 Bölüm)1993 – 4. Sezon (Leyla Hanım) (13 Bölüm)1992 – 3. Sezon (Leyla Hanım)1991 – 2. Sezon (Leyla Hanım)1990 – 1. Sezon (Leyla Hanım)1989 – Yarın Cumartesi (Anne) (Sinema Filmi) 1988 – Kurt Payı (Sinema Filmi) 1988 – Hüzün Çemberi (Anne) (Sinema Filmi) 1988 – Deniz Yıldızı (Sabiha Ana) (Sinema Filmi) 1988 – Yakışıklı (Selim’in Annesi) (Sinema Filmi) 1987 – Mesela Muzaffer (TV Dizisi) 1987 – Kuşatma 2 / Şok (Sinema Filmi) 1987 – Gülüm Benim (Sinema Filmi) 1987 – Gramofon Avrat (Azime) (Sinema Filmi) 1987 – Üç Halka 25 (Sinema Filmi) 1986 – Suçumuz İnsan Olmak (Sinema Filmi) 1986 – Fatmagül’ün Suçu Ne (Sinema Filmi) 1986 – Davacı (Hatice) (Sinema Filmi) 1986 – Aaahhh Belinda (Kaynana) (Sinema Filmi) 1986 – İşler Karıştı / Zühtü (Rabia) (Sinema Filmi) 1976 – Sürgün (Sinema Filmi) 1976 – Bu Kutu Başka Kutu (Hayriye Mantar) (Sinema Filmi) 1976 – İzin (Sinema Filmi) 1975 – Sefer Seferde (Sinema Filmi) 1975 – Kutu (Sinema Filmi) 1975 – En Büyük Patron (Sinema Filmi) 1975 – Şiribim Şiribom (Sinema Filmi) 1974 – Zindan (Fatma Kadın) (Sinema Filmi) 1974 – Zavallı – Bodur Cani (Cevriye) (Sinema Filmi) 1974 – Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz (Odacı) (Sinema Filmi) 1974 – Yatık Emine (Sinema Filmi) 1974 – Vur Be Ramazan (Kevser) (Sinema Filmi) 1974 – Parasızlar (Osman’ın Eşi) (Sinema Filmi) 1974 – Hasret (Sinema Filmi) 1974 – İki Süngü Arasında (Erkek Melahat) (Sinema Filmi) 1973 – Öksüzler (İzzet’in Karısı) (Sinema Filmi) 1973 – Rabia (Komşu) (Sinema Filmi) 1973 – Hazreti Ömer’in Adaleti (Fatma) (Sinema Filmi) 1973 – Ezo Gelin (Elif Ana) (Sinema Filmi) 1973 – Zorbanın Aşkı (Naciye’nin Annesi) (Sinema Filmi) 1972 – Yaralı Kurt (Fikriye) (Sinema Filmi) 1972 – Kırk Yalan Memiş (Ruhsar) (Sinema Filmi) 1972 – Kaderin Pençesi (Sinema Filmi) 1972 – Kaderin Esiriyiz (Hüsniye) (Sinema Filmi) 1972 – Acı Sevda (Anne) (Sinema Filmi) 1972 – Yedi Kocalı Hürmüz (Rukiye Hanım) (Sinema Filmi) 1971 – Yaban Ali (Sinema Filmi) 1971 – Trittico (Sinema Filmi) 1971 – Son Hıçkırık (Falcı) (Sinema Filmi) 1971 – Kurşunla Selamlarım (Sinema Filmi) 1971 – Bir Varmış Bir Yokmuş (Sinema Filmi) 1971 – Bir Teselli Ver (Ferhunde) (Sinema Filmi) 1971 – Bir Kadın Tuzağı (Yenge) (Sinema Filmi) 1971 – Beyoğlu Güzeli (Madam) (Sinema Filmi) 1971 – Ali Baba ve Kırk Haramiler (Sıdıka) (Sinema Filmi) 1971 – Afacan Küçük Serseri (Süslü Melahat) (Sinema Filmi) 1971 – Yaşamak Kolay Değil (Sema’nın Ablası) (Sinema Filmi) 1970 – Vur Patlasın Çal Oynasın (Havva) (Sinema Filmi) 1970 – Sürtük (Melahat Abla) (Sinema Filmi) 1970 – Son Nefes (Zehra) (Sinema Filmi) 1970 – Kara Dutum (Ayşe) (Sinema Filmi) 1970 – Kalbimin Efendisi (Üvey Anne) (Sinema Filmi) 1970 – Her Günaha Bir Kurşun (Sinema Filmi) 1970 – Ah Müjgan Ah (Müjgan’ın annesi) (Sinema Filmi) 1970 – Şahane İntikam (Meloş(Melahat)) (Sinema Filmi) 1969 – Çingene Aşkı Paprika (Güllü Bacı) (Sinema Filmi) 1969 – Tatlı Sevgilim (Sinema Filmi) 1969 – Sevgili Babam (Minnoş) (Sinema Filmi) 1969 – Kanlı Şafak (Sinema Filmi) 1969 – Günahını Ödeyen Adam (Dadı) (Sinema Filmi) 1969 – Gurbette Ölenler (Sinema Filmi) 1969 – Ayşecik’le Ömercik (Çalı Nazife) (Sinema Filmi) 1969 – Ayşecik Yuvanın Bekçileri (Serpil’in Annesi) (Sinema Filmi) 1969 – Ayrı Dünyalar (Dadı) (Sinema Filmi) 1969 – Acı İle Karışık (Müberra) (Sinema Filmi) 1969 – Yuvana Dön Baba (Sinema Filmi) 1968 – Yedi Köyün Zeynebi (Hayriye) (Sinema Filmi) 1968 – Yaratılan Kadın (Sinema Filmi) 1968 – Kadın Değil, Baş Belası (Çarliston) (Sinema Filmi) 1968 – Bağdat Yolu (Sinema Filmi) 1968 – Bağdat Yolu (Hala Hanım) (Sinema Filmi) 1968 – Aşk Eski Bir Yalan (Hasibe) (Sinema Filmi) 1968 – Ana Hakkı Ödenmez (Mama Neriman) (Sinema Filmi) 1968 – Abbase Sultan (Falcı) (Sinema Filmi) 1968 – Zilli Nazife (Nazife’nin Annesi) (Sinema Filmi) 1967 – Yaprak Dökümü (Hayriye) (Sinema Filmi) 1967 – Son Kurban (Sinema Filmi) 1967 – Kadınlar Severse (Sinema Filmi) 1967 – Kadın Düşmanı (Kenan’ın Annesi) (Sinema Filmi) 1967 – Hırçın Kadın (Sinema Filmi) 1967 – Her Zaman Kalbimdesin (Sinema Filmi) 1967 – Gecekondu Peşinde (Sinema Filmi) 1967 – Dişi Killing (Sinema Filmi) 1967 – Deli Fişek (Sinema Filmi) 1967 – Bozkurtlar Geliyor (Sinema Filmi) 1967 – Ayşecik Canım Annem (Sinema Filmi) 1967 – Ölmeyen Aşk (Yadigar Kalfa ) (Sinema Filmi) 1966 – Çeşmemeydanlı Ali (Ali nin Annesi) (Sinema Filmi) 1966 – Sokak Kızı (Ferah Nur Seslendirmesi) (Sinema Filmi) 1966 – Kanun Benim (Tarık’ın Ablası ) (Sinema Filmi) 1966 – Beyoğlu’nda Vuruşanlar (Sinema Filmi) 1966 – Ben Bir Sokak Kadınıyım (Sinema Filmi) 1966 – İstanbul Yıldızları (Sinema Filmi) 1952

Kerim Sadi (Nevzat Cerrahoğlu) kimdir?



Siyaset adamı, yazar 1900 yılında İstanbul’da doğdu. Türkiye’de sosyalist hareketin tarihine ilişkin kitapları, broşürleri ve yazı­larıyla tanınan yazar.

1919′da İstanbul Sultanisi’ni (bugün İstan­bul Lisesi) bitirdikten sonra başladığı tıp öğrenimini yarıda bıraktı. İlk yazısı İzmir’ de çıkan Ahenk dergisinde yayımlandı (1918). Daha sonra Aydınlık, Resimli Ay, Yeni Adam gibi dergilerde yazdı; Aydınlık’ ın “Fevkalâde Gençlik Nüshası” adlı özel sayısının yayımına katkıda bulundu. 1925′teki Türkiye Komünist Partisi (TKP) tutuklamasında Şefik Hüsnü (Deymer) ile ilişkisi olduğu iddiasıyla tutuklanarak 4 yıl hapse mahkûm edildi. 1932′de “İnsaniyet Kütüphanesi” yayınlarını kurarak broşürler yayımlamaya başladı. Bu broşürlerde, bir­çok ünlü yazar ve edebiyatçıyla polemiğe girerek, onların tarih, edebiyat ve çeviri anlayışlarını eleştirdi. Bu arada sosyalist düşünürlerin bazı kitaplarım Türkçeye çe­virdi. Yazılarında A. Cerrahoğlu adını da kullanmıştır. 12 Ağustos 1977 tarihinde İstanbul’da vefat etti. ESERLERİ: Ansiklopedideki Vahşi (1929), Kari Marx (1935), Iş Ücreti Nedir? (1935), “Ekonomicilik” Efsanesi (1938), Bir islam Reformatörü: Mehmet Akif (1964), Türkiye’de Sosyalizmin Tarihi­ne Katkı (1975).

Abbas Sayar kimdir?

21 Mart 1923'te Yozgat'ta doğdu. Liseyi (1941) Yozgat'ta bitirdi. Maddi imkansızlıklar nedeniyle üniversiteye gidemedi. Kısa süreli memurluktan sonra yedeksubay oldu. 1945'te İstanbul'da evlendi. Dört sömestr Türkoloji öğrenimi yaptı. 1947'de İstanbul'da, onbeş günde bir çıkardığı gazeteyi, matbaa kurarak Yozgat'ta yayınlamaya devam etti. Politikaya girdi, bir süre sonra politikanın çıkar kavgalarına ayak uyduramayan Sayar 1957'de politikadan el etek çekti.Şiir yazmayı sürdürürken, roman yazmaya başladı. 1970'te Yılkı Atı romanıyla ismini edebiyat dünyasına duyurdu. 1923 yılında Yozgat'ta dünyaya gelen, hayatının bir bölümünü orada geçirip 1999 yılında vefat ettikten sonra yine o topraklara dönen Abbas Sayar'ın romanları ve hikayeleri de Orta Anadolu insanının hayatını anlatır. Abbas Sayar'ın hayatı, romanlarındaki hayatlara benzer, ya da o, romanlarını kendi hayatından aldığı ilhamla yazmıştır. Kitaplarındaki kahramanların hiç uzağına düşmeyen, onlar gibi yaşayıp onları yazan Sayar'ın karşısına çıkan ilk engel, Anadolu'nun bağrından kopup İstanbul'a gelenleri şehir kapısında bekleyen şeydir: parasızlık... Sayar, maddi olanaksızlıklar yüzünden geç girdiği üniversiteyi yine yine bu nedenden dolayı bitiremez. Üstelik, düşlerindeki okuldur bırakıp gitmek zorunda kaldığı, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyat Bölümü... Üniversite öğrenimi, hayatında yarım kalan tek şeydir, ardında bıraktığı ve derlenmeyi bekleyen şiirleri sayılmazsa... Gazete bayiliğiyle işe başlayıp Bozlak adıyla bir kültür ve sanat gazetesi çıkaran, edebiyat fakültesinde okuyamamış olsa da şiirler yazarak edebiyat dünyasına giren Sayar, adını 1970 yılında TRT Sanat Ödülleri Yarışması'nda derece alan ilk romanı Yılkı Atı'yla duyurdu.Yılkı Atı,TRT Roman Başarı Ödülünü (1971) kazandı. O yıllarda bir "edebiyat olayı" olarak nitelendirilen bu romanın ardından gelen Çelo (1972) romanı 1973 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü'nü, Can Şenliği (1974) romanı ise 1975 Madaralı Roman Ödülü'nü getirdi Sayar'a. Yozgat'ta bir dönem de çiftçilik yapan yazar, ömrünün son yıllarını Ayvalık'ta resim yaparak, roman ve şiir yazarak geçirdi. Abbas Sayar'ın kitapları daha önce E ve Can Yayınları'ndan çıkmıştı. \"Güçlü, hırslı bir at kişnemesi ovanın dört bir yönüne dağıldı. Dağınık düzen otlayan sekiz on at başlarını kaldırdılar ve kulaklarını diktiler. İçlerinde güçlü, kuvvetlileri vardı. Kimi kahra uğramış zavallı, kimi yılkının alışığı\" \"hesaptan düşülmüş, defterden silinmiş\" roman kahramanı Doru Kısrak'ın yılkıya bırakılma öyküsü ve Orta Anadolu'nun ağır kış doğasında yaşama mücadelesi, halk dilinin zengin sözcük ve deyimleriyle işlenerek, şiirsel bir anlatımla ölümsüzleştirilmiş, eşsiz bir yapıt olan \"Yılkı Atı\"; Abbas Sayar'ın, Sekili'de çiftçilik yaptığı yılların gözleminden yola çıkılarak yazılmış ilk romanıdır. 1971 yılında TRT Roman Başarı ödülünü alan Yılkı Atı'nın halen geniş bir okur kitlesi bulunmaktadır. \"Hamamcı Mustafa Ağa yaşlı biriyle matbaama geldi:\" Abbas Bey, dedi, tam senin istediğin gibi kendinden uçkurluklu. Kimi kimsesi yok, tümünden yılkılık. Oğlan oynamış oyuna gitmiş, çoban oynamış koyuna gitmiş\" 1975 Madaralı Roman ödülünü kazanan ve TRT tarafından filme çekilen Can Şenliği, Nail Abbas Sayar'ın üçüncü romanıdır. Abbas Sayar şiir gibi roman yazan bir yazar. Şairliği bu yüzden önemlidir. Üşüyorum Hasret ağır bastı üstüme Oynuyor yerinden köşe taşlarım Öyle bir gariplik sardı ki yüreğimi Dokunsalar boşanacak gözyaşlarım Abbas Sayar her ne kadar ardına kadar açık olduğunu söylese de aslında Türk edebiyatının kapalı bir kapısı olarak kalmıştır. Yılkı Atı ile TRT Roman Ödülü (1970), ikinci romanı Çelo ile 1973 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü, üçüncü romanı Can Şenliği ile de 1975 Madaralı Roman Ödülü'nü kazanmış olmasına rağmen edebiyatımızda hemen her yazarın başına geldiği gibi vefasızlığa uğramış, ömrünün son yıllarında iyiden iyiye unutulmuştur. Ötüken Neşriyat'ın yeniden yayımladığı ödüllü romanlar Yılkı Atı, Çelo, Can Şenliği, Yorganımı Sıkı Sar (öykü), Anılarda Yumak Yumak ve son kitaplarından biri olan Noktalar'ın kapağında yazarın kendi yaptığı resimler kullanılmış. Kırk dört yıllık gazetesinde yüzlerce, binlerce başyazı yazdı. 1989'da ikinci kez evlendi, Ayvalık'a yerleşti. Resim, şiir, roman yaşamını Ayvalık'ta sürdürdü. Ankara, Antalya, İzmir ve Ayvalık'a resim sergileri açtı. Ardında, derlenmeyi bekleyen pek çok şiir ve yazı bırakarak 12 Ağustos 1999 tarihinde aramızdan ayrıldı. Mezarı Yozgat'ta bulunmaktadır. Abbas Sayar'ın Eserleri: Öykü:

  • Yorganımı Sıkı Sar, 1977

Roman:

  • Yılkı Atı, 1970

  • Çelo, 1972

  • Can Şenliği, 1974

  • Dik Bayır, 1977

  • Tarlabaşı Salkım Saçak, 1977

  • Anılarda Yumak Yumak

  • El Eli Yur, El de Yüzü

Şiir:

  • Şiirler, 2002, Ötüken Yay.

Deneme:

  • Noktalar (aforizmalar),1991

Şehir Kitapları:

  • Yozgat Var, Yozgatlı Yok

Ödülleri

  • 1971 - TRT Roman Başarı Ödülü, Yılkı Atı

  • 1973 - TDK Roman Ödülü , Çelo

  • 1975 - Madaralı Roman Ödülü , Can Şenliği

  • 1987 - Yozgatlılar Dayanışma ve Kültür Derneği Şükran Plaketi

  • 1992 - Yibitaş Holding - Erdoğan M. Akdağ - 50.Sanat Yılı Plaketi

  • 1992 - Kültür Bakanlığı - Kültür Bakanı : D. Fikri Sağlar - 50.Sanat Yılı Plaketi

  • 1992 - Yozgatlılar Kültür ve Dayanışma Derneği - 50.Sanat Yılı Plaketi

  • 1992 - Gazeteciler Cemiyeti - Başkan : Osman Hakan Kiracı - Yozgat'ın İlk Gazetecisi Plaketi

  • 1995 - Edebiyatçılar Derneği Onur Plaketi ve Altın Madalya Ödülü

  • 1998 - Türkiye Yazarlar Sendikası- İzmir Kitap Fuarı 98 - Yazarlık Emeğine Saygı Plaketi


48 görüntüleme0 yorum