• HaberciGazete

Cemal Nadir Güler, Necmettin Erbakan, Hüseyin Atabaş, Aytaç Yörükaslan, Hüseyin Siret



Bugün 27 Şubat. Cemal Nadir Güler, Necmettin Erbakan ve Hüseyin Atabaş'ın ölüm yıldönümleri. 27 Şubat aynı zamanda usta sanatçı Aytaç Yörükaslan'ın toprakla buluşturulduğu gündür.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla, sevgiyle anıyoruz.

Cemal Nadir Güler kimdir?



Cemal Nadir Güler; 13 Temmuz 1902 tarihinde babası Bulgaristan göçmeni annesi Bursanın yerlisi bir ailenin çocuğu olarak Bursa'da dünyaya geldi. Babası Şevket bey mahkemede hattat memuruy¬du. İlkokulu doğduğu yer olan Bursa'da okuduktan sonra ortaokulu Bilecik'te okudu. Ancak, maddî olanaksızlıklar nedeniyle, ortaokuldan sonra eğitim hayatını sürdüremedi. Devlet sınavına girerek Almanya'da mühendislik eğiti¬mi yapma hakkını kazanmıştı. Ama bu hakkını kullanmadı. Aynı zamanda, Bursa Sahaflar Çarşı'sının içindeki dükkanında hattatlık (eski yazı sanatçısı) yapan babasının da etkisi altında ressam olmaya karar verdi. 'İkinci İstanbul Seferi'nde o zamanki adı 'Sanayi-i Nefise Mektebi' olan Güzel Sanatlar Akademisi'ne (Mimar Sinan Üniversitesi) girmeyi deniyor fakat sınavları kazanamadığından çabaları boşa çıkmış ve buraya öğrenci olarak girememiştir.

Dar gelirli ailesinin geçim yükünü hafifletmek için önce bir kasnakçının ve daha sonra bir makine tamircisinin yanında çırak olarak çalıştı. Bir süre sonra tabela atölyesi açarak tabelressamlığı yapmaya başladı. Buna paralel olarak ilkokullarda resim öğretmeni olarak da çalıştı. İlk karikatürü, 18 yaşındayken 1920 yılında Sedat Simavi'nin yayınladığı “Diken” dergisinde yayımlandı. Bu arada 1923 yılında Melahat Hanım ile evlenmiştir.


“Ayine” ve “Zümrüdüanka” dergilerindeki deneyimlerinden sonra, 1924'de “Akbaba'da”, 1926 yılında “Resimli Dünya” dergisine de çizimler yapmaya başlamış ve bunlardan cesaretle; 1926 yılında geçimini karikatürcülükle sağlamaya karar veren Cemal Nadir'in bu uğurda çıktığı ilk İstanbul yolculuğu hüsranla sonuçlanacaktır. Babıali'deki 'Papağan' gazetesine bir süre çizen Nadir, aldığı parayla geçinemez ve gerisin geri Bursa'ya döner. Bursa'ya döndüğünde bir tabelacı dükkanı açan Cemal Nadir'in imdadına 'harf inkılabı' yetişir. Bursa'daki bütün dükkanların, resmi dairelerin vs. tabelaları yeni alfabeyle yazılacaktır ve Nadir de gece gündüz çalışmaya başlar. Cemal Nadir Bursa’da Sahaflar Çarşısı’nda açtığı hattat dükkanına astığı tabela da ‘mizah’ yeteneğini yansıtır: “Hattatların meraklısı, meraklıların hattatı...” Bu arada karikatürü de ihmal etmez ve 'Sinema Mecmuası'na reklam karikatürleri; atasözlerini tersyüz ederek oluşturduğu 'yazı ile karikatürler' çizer. Bu arada “Akbaba” dergisine yolladığı karikatürleri ilgi çekmeye başlar. 1928 yılında günlük karikatür çizmek üzere Akşam gazetesinin başyazarı Necmettin Sadak, Cemal Nadir Güler’i davet eder. Ve kısa bir tereddütten sonra 15 sene boyunca çalışacağı Akşam gazetesi için ikinci İstanbul yolculuğuna çıkar. Yeni yazının kabul edildiği dönemde yenilik olarak birinci sayfadan günlük karikatürler çizmeye başlar. Daha sonra ünlü Akbaba adlı mizah dergisinde düzenli karikatürleri yayınlandı. Cemal Nadir'in bugün bile tanınan en önemli tipi Amcabey, 1929 yılında Akşam gazetesinin idarehanesinde doğar. 1930 yılında “Son Posta” gazetesinin yayın hayatına atılmasıyla birlikte, Amcabey orada yayımaya başlar. Kısa sürede büyük beğeni kazanan Amcabey, Son Posta gazetesinde günlük bant karikatür olarak uzun süre devam etti. 1943'e kadar Akşam gazetede çalıştı. Amcabey haftalık dergisi son sayısını 25 Mart 1944’de çıkararak veda eder yayın hayatına. Cemal Nadir bir yandan Akşam'da çalışırken bir yandan da “resimli dünya”, “karikatür”, “yücel” dergilerinde de karikatürleri yayımlandı. 1943 yılında Akşam'dan ayrılır ve hayatını kaybedene kadar çalışacağı Cumhuriyet'e geçer. İkinci Dünya Savaşı sırasında da Hitler faşizmine çizgileriyle karşı duran karikatürleri Cumhuriyet gazetesinde yayınlattı. Cemal Nadir'e kadar Türk karikatüründe resim çizgisi kullanılıyor, resim özelliği taşıyan ve bol alt yazılı karikatürler çizilmekteydi. Tiplemelerde ve mizah anlayışında Fransız etkisi göze çarpıyordu. Onunla birlikte çizgilerde sadelik başlamıştır.Türk karikatürünün resmin etkisinden uzaklaşmasına katkıda bulunması, yazı azalmış ve çizgiyle anlatım ön plâna çıkmıştır, karikatürde yerli tipler yaratması ve halka özgü mizah anlayışını karikatüre yansıtmasıyla, çağdaş Türk karikatürünün öncüsü kabul edilir. 1941 yılında Vedat Günyol'la birlikte çocuklara yönelik “Arkadaş” isimli bir dergi yayınladı. 17 haftalık bir ömrü oldu bu derginin. Çeşitli dergilerde yayınlanan karikatürlerinin yanı sıra, 1942-1944 seneleri arasında Amcabey adlı mizah dergisini yayınladı. Sadece çizerlikle yetinmedi, Aynı zamanda Ankara ve İstanbul radyoları için skeçler ve "Yüzkarası" adlı bir de tiyatro oyunu yazdı ve oyun İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından sahnelendi. Karikatürlerini “Amcabey'e Göre” (1932), “Karikatür Albümü” (1933), “Karikatür Albümü” (1939), “Akla Kara” (1940), “Dalkavuk Karikatür Albümü” (1943), Seçme Karikatürler Albümü (1944), Harp Zenginleri Karikatür Albümü (1945), Siyası Karikatürler Albümü (1946) ve “Amcabey Albümü” (1946) adlarıyla albümleştirdi. Ünü, ülke dışına taşan karikatüristin ında da aldığı bazı ödülleri vardır. 1932 yılında yayımlanan Amcabey albümü de Türk karikatür tarihinin ilk albümü olur. 1946 seçimleri için Halk Partililer ondan propaganda afişleri istediler. Siyasi inancı C.H.P.’den yanaydı. Gecesini verdi, gündüzünü verdi, zekâsını ve gönlünü verdi onun için. Birbirinden güzel beş resim yaptı. Yoldan geçenleri önünde durduracak beş resim! İki yüz elli lira yolladılar. Öfke ile reddetti. 1946 seçimleri öncesinde kendisine CHP'den Bursa milletvekilliği önerildiğinde 'Partili olursam karikatür çizemem' diyerek teklifi reddediyor. Viyana Uluslararası Karikatür Yarışması'nda birincilik alan, karikatürleri pek çok yabancı dergide yayımlanan Cemal Nadir beş kişisel karikatür sergisi açtı, 10 karikatür albümü yayımlandı. Özellikle ABD' de açtığı sergi büyük ilgi uyandırdı. Karikatür konusunda birçok konferans verdi. Aynı zamanda ülkemizdeki ilk çizgi film çalışmalarını da o başlattı fakat bu denemesini tamamlayamadı. Yarattığı tiplerle toplumsal bir eleştiri yapan Cemal Nadir, Arkadaş dergisinde çizdiği Dede ile Torun karikatürlerinde bilgi ile cehaleti, yeni ile eskiyi karşı karşıya getiriyordu. Amcabey tiplemesiyle toplumdaki çarpıklıkları, çıkarcı tipleri, ikiyüzlülükleri alaya alırken, Dalkavuk tiplemesiyle de dalkavukluk yaparak çıkarlarını koruyanları eleştiriyordu. Yeni Zengin tiplemesi toplumdaki sonradan görmeliği, Akla Kara tiplemeleri de eğitimsizliği ifade eden karakterlerdi. Ölümünden sonra İstanbul Cağaloğlu'da yıllarca çalıştığı Akşam gazetesinin bulunduğu Acımusluk Sokağı'na ve Bursa' da bir caddeye Cemal Nadir adı verildi ve yine Bursa’da Kültür Park’ta heykeli dikilmiş, bir galeriye de adı verilmiştir. 1992'den itibaren adına uluslararası cemal nadir karikatür yarışması düzenlenmeye başladı. Cemal Nadir Güler, Eminönü Halkevi'nde verdiği bir konferanstan yorgun ve terli olarak evine döndükten sonra doktorlar tarafından ilk konulan teşhis grip olmuştur. Fakat daha sonrasında pek çok hastalığın belirtisine rastlanmıştır. Maalesef en sonunda, "kan zehirlenmesinden öldü." Denildiğinde, Şimdiki yeni antibiotiklerin kolayca yenebileceği bir kalp iltihabından 27 Şubat 1947′de yağmurlu bir günde henüz 45 yaşındayken hayatını kaybetti.

Necmettin Erbakan kimdir?



(d. 29 Ekim 1926, Sinop - ö. 27 Şubat 2011, Ankara),

Türk siyasetçi, mühendis, akademisyen ve Türkiye başbakanı. Başbakanlık görevini 28 Haziran 1996 ile 30 Haziran 1997 tarihleri arasında sürdürmüştür. 28 Şubat sürecinden sonra istifa etmeye zorlanmıştır ve 5 yıl süreliğine siyaset yasağı getirilmiştir.

Erken yaşamı ve kariyeri

Sinop Kadı Vekili Mehmet Sabri ile Kamer Hanım'ın dört çocuklarının en büyüğü olarak dünyaya geldi. Anne tarafı Çerkez[1], baba tarafı ise, 19. yüzyılın sonlarında Adana'nın Kozan, Saimbeyli ve Tufanbeyli bölgelerinde hüküm sürmüş Kozanoğlu Beyliği'ne dayanır. İlk öğrenimine Kayseri'de başlamasına karşın babasının tayin olması dolayısıyla Trabzon'da tamamladı. 1937'de orta tahsile başladığı İstanbul Erkek Lisesi'ni 1943'te birincilikle bitirdi. Üniversiteye sınavsız giriş hak kazanmış olmasına rağmen sınava girmeyi tercih etti. Erbakan'ın öğrenime başladığı yıl olan 1943'te , öğretim süresi altı yıl olan Yüksek Mühendis Mektebi üniversiteye dönüştürülerek adı İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) olarak değiştirildi ve öğretim süresi beş yıla indirildi. Bu nedenle Erbakan kendisinden önce okula başlayan öğrencilerle birlikte tahsiline 2. sınıftan başladı. Teknik üniversitedeki dönem öğrencileri arasında Süleyman Demirel ve Turgut Özal da vardı. İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi'nden 1948 yılında mezun oldu. Aynı yıl "Motorlar Kürsüsü"nde asistan oldu (1948-1951). Bu süreçte öğretim üyesi olarak Prof. Dr. Selim Palavan'la beraber motor dersi verdi.

Üniversite tarafından 1951'de gönderildiği Almanya'da RWTH Aachen'de (Aachen Teknik Üniversitesi) doktorasını yaptı. Klockner Humboldt Deutz AG motor fabrikasına davet edildi. Alman ordusu için araştırma yapan DVL Araştırma Merkezi'nde Prof. Dr. Schmidt ile çalışmalar yaptı ve Alman üniversitelerinde doktorasını verdi.

1953'te doçentlik sınavını vermek üzere Türkiye'ye döndü. 1954'te, 27 yaşındayken İTÜ'de doçent oldu. Araştırmalar yapmak üzere altı aylığına tekrar Almanya'nın Deutz fabrikalarına gitti. Mayıs 1954-Ekim 1955 arasında askerlik yaptı. Tekrar üniversiteye döndü. 1956-1963 arasında 200 ortaklı ilk yerli motoru üretecek olan Gümüş Motor'u kurdu ve motor üretimini gerçekleştirdi. 1965'te profesör unvanını aldı. 1967'de Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Genel Sekreterliği'ne seçildi. Aynı yıl, TOBB'da sekreteri olarak görev yapan Nermin (Saatçioğlu) Erbakan'la (1943-2005) evlendi. Bu evliliğinden üç çocuğu (Zeynep (d. 1968), Elif (d. 1974) ve Fatih (d. 1978)) oldu.

Bu dönemde, büyük sanayici ve tüccarlara karşı Anadolu tüccar ve küçük sanayicilerini savunmasıyla dikkati çekti. 25 Mayıs 1969'da TOBB genel başkanlığına seçildi. Ama Adalet Partisi (AP) hükümetinin seçimleri iptal etmesiyle 8 Ağustos 1969'da başkanlıktan ayrılmak zorunda kaldı.

İdeolojik yapı

Necmettin Erbakan Millî Görüş şeklinde ifade ettiği siyasi-dini ideolojik anlayışın kurucusu olarak bilinir.

Siyasi hayatı

12 Eylül öncesi

1969'da Adalet Partisi'nden (AP) milletvekili aday adaylığı Süleyman Demirel tarafından veto edildiği için Konya'dan bağımsız aday oldu ve iki milletvekili seçtirecek oy alarak milletvekili seçildi. 17 Ocak 1970'te 17 arkadaşıyla Millî Nizam Partisi'ni (MNP) kurdu. Ancak parti 12 Mart 1971 Askeri Müdahalesi'nden kısa süre sonra, "laikliğe aykırı çalışmalar yürüttüğü" iddiasıyla açılan dava sonunda 20 mayıs 1971'de Anayasa Mahkemesi tarafından kapatıldı; yöneticileri hakkında ise ceza davası açılmadı. Erbakan, MNP'nin kapatılmasından sonra İsviçre'ye gitti ve bir süre orada kaldı. 1973 genel seçimlerinden önce, Türkiye'ye döndü. Türkiye'ye dönüşüyle ilgili olarak Süleyman Demirel'in liderliğindeki Adalet Partisi'nin oylarını bölmek amacıyla Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur ile Orgeneral Turgut Sunalp tarafından ikna edilerek Türkiye'ye döndüğü iddia edildi. 11 Ekim 1972'de MNP kadrolarıyla Millî Selamet Partisi'ni (MSP) kurdu. 14 Ekim 1973 seçimlerinde Millî Selamet Partisi yüzde 12 oy oranıyla 48 milletvekilliği kazandı. Seçimlerden hemen sonra Bülent Ecevit'in liderliğindeki Cumhuriyet Halk Partisi'yle (CHP) ile MSP arasında kurulan koalisyon hükümetinde devlet bakanı ve başbakan yardımcısı oldu. Bu dönemde, Kıbrıs Harekâtı'nın yapılmasını savundu. Harekâttan sonra adanın tamamının ele geçirilmesi konusunda Ecevit ile görüş ayrılığına düştü. 17 Eylül 1974'te hükûmet dağıldı.

Mart 1975'te Adalet Partisi, Millî Selamet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP) arasında kurulan I. Milliyetçi Cephe Hükümeti'inde devlet bakanı ve başbakan yardımcısı oldu. 1977 genel seçimlerinde Millî Selamet Partisi'nin milletvekili sayısı yarı yarıya düşerek 24'e geriledi. Temmuz 1977'de AP, MSP ve MHP koalisyonuyla kurulan II. Milliyetçi Cephe Hükümeti'nde yine devlet bakanı ve başbakan yardımcısı oldu. Adalet Partisi'nin Kasım 1979'da kurduğu azınlık hükümetini dışarıdan destekledi. 6 Eylül 1980'de partisinin Konya'da düzenlediği Kudüs Mitinginin 12 Eylül Darbesi'nin sebeplerinden birisi olduğu söylenmiştir.

12 Eylül sonrası ve Refah Partisi dönemi

12 Eylül'de bir süre İzmir Uzunada'da gözaltında tutuldu. 15 Ekim 1980'de 21 MSP yöneticisiyle birlikte 'MSP'yi illegal bir cemiyete dönüştürmek ve laikliğe aykırı davranmak' suçlamasıyla tutuklandı. 24 Temmuz 1981'de serbest bırakıldı. 1983'te hakkında verilen hüküm Askerî Yargıtay'ca bozulduktan sonra 14 Şubat 1985'te beraat etti.

1982 Anayasası gereğince 10 yıl siyaset yapma yasağı aldı. 6 Eylül 1987 halk oylamasıyla tekrar siyasete döndü. 11 Ekim 1987'de Refah Partisi genel başkanı seçildi. Refah Partisi'nin Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) ve Islahatçı Demokrasi Partisi'yle (IDP) ittifak kurduğu 1991 seçimlerinde Konya'dan milletvekili seçildi.

Millî Görüş Hareketi'nin tarihindeki en büyük başarıyı elde ettiği 1995 seçimlerinde Refah Partisi, aldığı yüzde 21,37 oy oranı ve kazandığı 158 milletvekili ile birinci parti oldu. Doğru Yol Partisi (DYP) ile Anavatan Partisi (ANAP) arasında kurulan kısa ömürlü koalisyon hükümetinin istifasından sonra DYP ile kurduğu REFAHYOL hükümetinde, 28 Haziran 1996'da başbakan olarak göreve başladı. Koalisyon hükûmeti başbakanı olarak görevde olduğu 1996-1997 arası 1 yıllık dönemde Türkiye ekonomisi %7,5 oranında büyümüş ve Türkiye'nin GSMH'si Dünya toplamının binde 11,96'sınden binde 12,37'sine yükselmiştir. Yapılan reformlar arasında, kamu kuruluşları arasında havuz sisteminin kurulması ve gelişmekte olan halkın çoğunluğu Müslüman ülkelerden 8 tanesini biraya getiren D8 oluşumu gösterilebilir.

Laiklik ve Atatürkçülük tartışmaları sonucunda, "post-modern darbe" olarak adlandırılan 28 Şubat süreci ile Erbakan istifa etmeye zorlansa da bu teşebbüs ilk etapta başarıya ulaşamamıştır (Koalisyon 30 Haziran 1997'ye kadar devam etmiştir). 21 Mayıs 1997 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, "yasadışı bazı eylemlerin odağı olmaya başladığı ve bazı üyelerinin laik rejimi hedef alan girişimleri" nedeniyle Refah Partisi'nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi'ne dava açtı. Başsavcı Vural Savaş, dava ile ilgili yaptığı açıklamada partinin "laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiğini ve ülkeyi giderek bir iç savaş ortamına sürüklediğini" belirtti. Dava devam ederken Erbakan, başbakanlık görevini Tansu Çiller'e devretmek amacıyla 18 Haziran 1997'de Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e istifasını sundu. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise yeni hükûmeti kurma görevini, Doğru Yol Partisi genel başkanı Tansu Çiller'e değil, Mesut Yılmaz'a verdi. 55. Hükûmet (ANASOL-D) Mesut Yılmaz'ın liderliğinde Anavatan Partisi, Demokratik Sol Parti, Demokrat Türkiye Partisi koalisyonu ile kuruldu.

Fazilet Partisi ve Saadet Partisi dönemi

Açılan kapatma davası sonunda Anayasa Mahkemesi, 16 Ocak 1998'de Refah Partisi'nin kapatılmasına ve aralarında Erbakan'ın da olduğu 6 kişiye 5 yıl süreyle siyaset yasağı getirilmesine karar verdi. Refah Partisi'nin kapatılma kararından bir ay önce Millî Görüş çizgisindeki Fazilet Partisi kuruldu, partinin başına önce İsmail Alptekin, ardından da Recai Kutan getirildi. Bu dönemde tarafların aksi yöndeki demeçlerine karşın, Fazilet Partisi'nde Necmettin Erbakan'a yakın olan ve "ak saçlılar" ya da "gelenekçiler" olarak tanımlanan kanat ile Recep Tayyip Erdoğan'ın temsil ettiği kanat olan "yenilikçiler" arasındaki gerilim tırmanmaya başladı.[13] Kanatlar arasındaki çekişmenin artık görünür hale geldiği 14 Mayıs 2000'de yapılan FP 1. Kongresi'nde, yenilikçi kanadın adayı Abdullah Gül 521, Recai Kutan 633 oy aldı. Haziran 2001'de Anayasa Mahkemesi'nin Fazilet Partisi'nin kapatılmasına karar vermesinden sonra kurucusu olduğu Millî Görüş Hareketi bölündü. Erbakan'ın desteklediği Millî Görüş'çü (gelenekçi) kanat Recai Kutan başkanlığında Saadet Partisi'ni (SP) kurarken, "yenilikçiler" ise Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Adalet ve Kalkınma Partisi'nde örgütlendiler.

Kayıp Trilyon Davası

Erbakan, "Kayıp Trilyon Davası" olarak bilinen -Refah Partisi'ne 1998 yılı için yapılan yaklaşık 1 trilyon TL'lik hazine yardımının harcanmış gibi gösterilerek devlete iade edilmemesi- davada, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 6 Mart 2002'de "özel evrakta sahtecilik" suçundan 2 yıl 4 ay hapis cezasına mahkûm edildi.[14] 2002 genel seçimlerinde Konya'dan bağımsız milletvekilliği adaylığı başvurusu Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından reddedildi.[15] 5 yıllık siyasi yasağı Şubat 2003'te sona eren Erbakan, 11 Mayıs 2003'te Saadet Partisi Genel Başkanlığına seçildi. 3 Aralık 2003'te hakkındaki mahkûmiyet kararı Yargıtay tarafından onandı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, "Kayıp Trilyon Davası"nda mahkûm olan ve mahkûmiyet kararları kesinleşen Erbakan dahil 6 kişinin parti üyeliğinden çıkarılması ve parti organlarındaki görevlerine son verilmesini isteyince Erbakan, 30 Ocak 2004'te Saadet Partisi Genel Başkanlığından ve parti üyeliğinden ayrıldı.

Aldığı sağlık raporu doğrultusunda infazı ertelen Erbakan’ın "Kayıp Trilyon Davası" nedeniyle aldığı hapis cezası Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) yapılan değişiklik uyarınca Nisan 2008'de ev hapsine çevrildi. Erbakan ev hapsini çekerken Adli Tıp Kurumunun ‘sürekli hastalık’ raporu doğrultusunda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından 19 Ağustos 2008’de affedildi.

17 Ekim 2010'da tekrar Saadet Partisi'nin tekrar genel başkanlığına seçildi. Sağlık durumu giderek kötüleştiği halde vefat ettiği güne dek kurmaylarıyla parti ve ülke meseleleri hakkında görüşmelerine devam etmiştir.

Ölümü

19 Ocak 2011'de ayağında nükseden damar iltihabı rahatsızlığı sebebiyle hastanede yoğun bakım altına alınarak bir süre tedavi görerek taburcu edilmesinin ardından, kısa süre sonra solunum ve kalp yetmezliği rahatsızlığı sebebiyle kaldırıldığı Ankara'daki Güven Hastanesi'nde yoğun bakım altında uygulanan tüm tedavilere rağmen solunum yetmezliğine bağlı, kalp ve çoklu organ yetmezliği sebebiyle 27 Şubat 2011 sabahı saat 8:50'de doktorlarının muayenesi esnasında koroner arter rahatsızlığı sonucu şuurunu yitirerek komaya girmiş, saatler aynı sabahın 11:40'ını gösterirken doktorların tüm müdahaleleri ile yaşamsal işlevlerinin desteklenmesine rağmen yaşamını yitirmiştir.[18]

Necmettin Erbakan'ın Merkezefendi Mezarlığı'nda bulunan kabri

Vasiyetine uygun olarak resmi devlet töreni tertip edilmemiş ve 1 Mart 2011 Salı günü önce Ankara'da Hacı Bayram Camii'nde sabah namazına müteakip cenaze namazı kılındıktan sonra, cenazesi İstanbul'a getirilerek öğlen namazını müteakip Fatih Camii'nde kılınan cenaze namazı sonrasında Zeytinburnu Merkezefendi Mezarlığı'na defnedilmiştir. Mezarına, sevenleri tarafından Türkiye'nin çeşitli bölgelerinden getirilen topraklarla birlikte Kudüs, KKTC ve Boşnak lider Aliya İzzetbegoviç'in mezarından getirilen topraklar serpilmiştir.

Cenaze merasimine Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, Genel Başkanlar, Bakanlar, Milletvekilleri, Türk Silahlı Kuvvetleri Mensupları, Büyükelçiler, Belediye Başkanları, partililerin yanı sıra 60 ülkeden cemaat ve hareket liderleri ile temsilcileri katılmış, cenaze namazı iki milyonu aşkın kişi tarafından kılınarak, naaşı aile kabristanın da bulunduğu Merkezefendi Mezarlığı'na defnedilmiştir.[19]

Kültür Merkezleri

İstanbul'un Beykoz ilçesinde Necmettin Erbakan Kültür Merkezi bulunmaktadır. İstanbul'un Ümraniye ilçesinde Prof.Dr. Necmettin Erbakan Kültür Eğitim ve Sosyal Hizmet Merkezi bulunmaktadır. Tokat'ın Turhal ilçesinde Prof. Dr. Necmettin Erbakan Kültür Merkezi bulunmaktadır. Ankara'nın Mamak ilçesinde Prof. Dr. Necmettin Erbakan Kültür ve Kongre Merkezi bulunmaktadır. Sivas'ın Merkez ilçesinde Prof.Dr Necmettin Erbakan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi bulunmaktadır.. İstanbul Ataşehir'de de adı verilmiş geniş bir park bulunmaktadır.

Yazdığı Kitaplar

  • Arkasındakilerle ve Türkiye’nin Kayıplarıyla Darbe

  • İslam Birliği

  • Davam Ne Yaptıysam Allah Rızası İçin Yaptım

  • Milli Görüş İktidarı: Niçin ve Nasıl

  • İslam ve İlim

  • Adil Ekonomik Düzen

  • Yeni Bir Dünya ve Adil Düzen

Hüseyin Atabaş kimdir?



10 Temmuz 1942 tarihinde Trabzon'un Vakfıkebir ilçesinde doğdu. Liseyi Ankara'da bitirdikten sonra, Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nde okudu. Ordu Yardımlaşma Kurumu, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ve Ankara Büyükşehir Belediyesi'nde memurluk ve yöneticilik yaptı, 1994 yılında emekli oldu. 1999 yılından bu yana TÖMER Dil Öğretim Merkezi'nde editör olarak çalıştı.

1961 yılından beri başta Türk Dili, Oluşum, Varlık, Kıyı, Bahçe, Biçem, Bir Yeni Biçem, Broy, Dize, Düşlem, Edebiyat ve Eleştiri, Kum,Sanat Dünyası, Şiir Odası,Şiir Ülkesi olmak üzere elliyi aşkın dergide şiirleri; Barış, Cumhuriyet, Siyah Beyaz ve Yeni Ortam gazetelerinde sanatsal ve toplumsal konulardaki yazıları yayımlandı.

"Hüseyin Atabaş'ın şiirinin en belirgin nitesi, plastik yansıtmalardır. Duygunun sözel anlatısına çok az yer verir. Plastik ögelerle yansıtma, duygunun somutlaşmasına yardımcı oluyor. Kuşkusuz, söylemi de yumuşatıyor. Atabaş, evrensel barış ve kardeşlik için umudunu yitirmiyor. Bu bakımdan, onun şiirine özlü, biçemli bir umut şiiri gözüyle de bakabiliriz." (Vecihi Timuroğlu)

27 Şubat 2019'da Ankara'da vefat etti.

Hüseyin ATABAŞ Eserleri

Gelecek (1975) Yanarca (1979) Bitmeyen (1983) Yüzün Bende (1988) İlkyaz Töreni (1993) Saydam ve Gizli (1997) Düşe Yazdım (2002)

ÖDÜLLERİ 1974 Demokratik Sol Dergisi Kültür-Sanat Yarışması Şiir Dalı Birincilik 1994 Cevdet Kudret Şiir Ödülü

Hüseyin ATABAŞ Şiirlerinden Örnekler

BEDELİ ÖMÜR OLAN

Anlamıştım mevsimlerin değişeceğini seni o sabah sesinden öptüğümde!.. Yağmur bulutları geziyordu üstümüzde; aşk burcundayız aylardan ilkyaz kapısı, kelebeklerin yazgısı ağıyor ömrümüze.

Kırağı vurmuş gibiydi sesinin rengi, yine de vadileri gül kokuyordu teninin. Dağlardan iniyordu gecenin ürpertisi, yola sarkmış bir dal kuşkuydu yüreğin.

İçi daralıyordu bütün sevdiklerimin!..

Zamanı zamandan sağdın öyle bir anda; ateşi çaldın, aşkı insanlara bağışladın!.. Yüreğimde denizleri kıpırdadı yurdunun duydum, o anda hem beni öpüyordun hem anne özlemini sürüyordun içinde.

Özgürlüğümüzün tarihini yazıyordun ılık bir rüzgâr gibi okşadığın yerlerime. Böyle bir günde nereden bilebilirdik bir ömür olacağını bu aşkın bedelinin.

Dinle, sessizlik geziniyor sokaklarda!..

SEN VARSIN DİYE

Sen varsın diye kestim ağaran sakalımı, dişimi fırçaladım, söküğümü diktim. Sen varsın diye aldım yaşamın tozunu, sularım aydınlanıyor sen varsın diye!..

Bir dağbaşı kasabasıydım eskiden, gündüzü boran, geceleri zehir zıkkım. Sen alıp indirdin beni gerçekliğime, sen varsın diye kendimle barışığım!..

Ormanın uğultusundan sızan reçine, mermerin çatlağından akan su oldum. Yeni bir dünya buldum eski gövdemde, sen varsın diye işte bütün bunlar!..

Yalan söylemiyorum artık kendime, varsıllığın aşk olduğunu öğrendim. Şairler yerinsin istedikleri kadar şiirim yerini buldu sen varsın diye.

SAYDAM VE GİZLİ

Dingin dağlara bakınca göreceksin o her şeye bedel sandığın tenhalıkta duruyor kendini gizleme alışkanlığın, adımı ve aşkımı yalancı çıkarmayan tanığımdır senden yoksun kaldığım.

Dalgın sulara eğil anlayacaksın hâlâ heyecanla titriyor ve şaşkındır ayışığının düştüğü yerdeki istiridye, o bağıran sessizliğin dipsularında hayret, adının geçtiğini duyacaksın.

Duru gökleri düşündüğünde anımsa koynunda al düşmüş elmabaharı yazlar ve dalların iz bıraktığı gölgelikte yüreğinde kar beyazı ölü kuşlarla birlik, özlemler söylenir şiirlerde.

Saydam yere kulak ver duyacaksın her şey ayan beyan ortada, her şey sıcacık bir merhaba gibi sabahta. Üzerinde bitecek otu düşündüğünde ışığı arayacak içindeki sardunya. (Ankara, Mart 1995)


Aytaç Yörükaslan kimdir?




Aytaç Yörükaslan (d. 1937[1] - ö. 26 Şubat 2015), Tiyatro ve sinema oyuncusu, mimar. Süper Baba'da, Sıcak Saatler'de oynamıştır. Ayrıca, Show TV'de yayınlanan Gizli Dünyalar programının, TRT Radyoları'nda yayımlanan Alâettin Bahçekapılı imzalı pek çok programın sunuculuğunu yapmıştır.

2002 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları'ndan emekli olan Aytaç Yörükaslan, sinema ve dizi filmlerde oynamış, tiyatro oyunlarında rol almıştır. Ayrıca mimarlık mesleği gereği, pek çok tiyatro binasının yapımına da imza atmıştır.

26 Şubat 2015 tarihinde hayatını yaşamını yitiren Yörükaslan'ın cenazesi 27 Şubat 2015'te Karacaahmet Mezarlığına defnedilmiştir.

Filmografi

Bebeğim - 2006

Şubat Soğuğu - 2004

Yusuf Yüzlü - 2003

Kimsecikler - 1999

Sıcak Saatler - 1998

Mektup - 1997

  1. Adım - 1996

Kurtuluş - 1996

Kız Kulesi Aşıkları / Hera ile Leandros - 1993

Süper Baba - 1993

Kuş Sayfaları - 1990

Aşk Filmlerinin Unutulmaz Yönetmeni - 1990

Sis - 1988

Baba Kartal - 1978

Zalimler - 1966

Ay Yıldız Fedaileri - 1966


Hüseyin Siret Özsever kimdir?


Asıl adı Hamdullah olan Hüseyin Sîret, Mart 1872’de İstanbul’da doğdu. Babası Sü­leyman Mazhar Bey, annesi ise Fatma İclâl Hanım’dır. Mülkiye Mektebi ve Frerler Mektebi’nde okumuştur. 1900’de bir siyasî olaya karıştığı için Adıyaman’a sürülür. Oradan da Paris’e kaçıp Jön Türklere katılır. Uzun yıllar gurbette yaşar. 1920’de ke­sin olarak yurda döner. 27 Şubat 1959’da vefat etmiştir. Sanatı ve Şiirleri Hüseyin Sîret, şiire Mülkiyede öğrenci olduğu yıllarda ilgi duymuştur. O yıllarda Namık Kemal hayranıdır. Okulda dönemin genç şairleriyle tanışmış, öğretmenle­rinden Mizancı Murat Bey’in çıkardığı Mizan’ı yakından takip etmiştir. Vezinli ve kafiyeli söz söylemeyi, Rıza Tevfik’ten öğrenmiştir. Şairin o dönemde hayran ol­duğu bir başka şahsiyet Mülkiye’de hoca olan Recaizade Mahmut Ekrem’dir. Şiir denemelerine 17 yaşında başlar. İlk şiirlerini 1894’ten sonra Mektep dergisinde yayımlar. Aynı yıl, yenilik yanlılarının toplandığı Malûmat dergisine de şiirler gönderir. Bu dergide yayımlanan şiirlerinden bazıları, “Sevgilime”, “Gazel”, “Gü­zelsin” başlıklarını taşır. Söz konusu yıllarda çıkan ilk şiirlerinde Hüseyin Sîret, biçim ve dil bakımından Divan şiirine uyar; ancak yer yer yeni imgeler kullandı­ğı da görülür. Hüseyin Sîret’in 1894’ten itibaren ilk şiirlerinin çıktığı bir başka dergi de Maâ­rif’tir. Şair bu dönemdeki şiirlerinde eski ile yeni arasında durmaktadır. Ancak şiir­lerini Mektep, Malûmât, Maârif gibi yenilik yanlısı şairlerin toplandığı dergilerde yayımlaması onun, başlangıçtan itibaren yeniliğe açık olduğunu gösterir. Edebiyat-ı Cedide Evresi Hüseyin Sîret, 1896 yılında Servet-i Fünûn‘a geçer. “Dürdâne-i Garâm”, bu dergi­nin 25 Eylül 1896 tarihli 289. sayısında yayımlanmış ilk şiiridir. Sone tarzında yazı­lan bu manzumeyi başkaları izler. Başlangıçta şiirlerinin altında “Sîret” imzası var­ken, daha sonra “Hüseyin Sîret” imzasını kullanır. Şair, 1900’de Adıyaman’a sürgü­ne gönderildikten sonra yayımlanan şiirlerinde ise, “Ömer Senih” takma adını kul­lanmıştır. Bu yıllarda Sîret, Servet-i Fünûn dışında İrtikâdergisinde de şiirler ya­yımlar. 1896-1898 yılları arasında Edebiyat-ı Cedide topluluğunda yer alan şair, bu dönemde dil, şekil, tema ve sanat anlayışı bakımından Edebiyât-ı Cedîde’nin ortak özelliklerini sürdürür. Şiirlerinin çoğunda aşk, kadın, tabiat ve özlem gibi bireysel temaları işler. Aşk şiirlerinde genellikle Hüseyin Cahit’in dediği üzere, “yüksek ve düşsel aşk­ları” dile getirmiştir. Sîret’in şiirlerinde aşk yanında tabiat da önemli bir yer tutar. Nitekim Şahabettin Süleyman Tarih-i Edebiyât-ı Osmâniye’sinde; “Hüseyin Sîret Bey, iyi bir lisâna mâlik, ince hislerle, ince hayallerin, tabiatın bir şairidir. Onu daima tabiat işgal etmiştir. En hissî serlevhalarla başladığı şiirleri bile, tabiatın mehâsinini kaydetmeksizin yazamaz!’ der. Çoğu Edebiyat-ı Cedide şairlerinde ol­duğu gibi onun şiirlerinde de tabiat, canlı bir varlık gibidir. Mevsimler ve akşam manzaraları, hüzün, melâl ya da sevinç duygularıyla iç içe tasvir edilir. Hüseyin Sîret, Türk edebiyatında daha çok bir ‘özlem ve gurbet’ şairi olarak tanınır. Çünkü ömrünün 15 yılını vatandan ve yakınlarından ayrı, gurbette geçir­miştir. Şair, aşk, kadın, tabiat ve gurbet temalarının yanı sıra, az da olsa bazı şi­irlerinde vatan sevgisi, toplumdaki zavallı insanlara acıma duygusu, ölüm ve in­tihar gibi temaları da işlemiştir. Örneğin, “Kârbân-ı Âdem” ve “Suriyelilere”de za­yıf bir vatan sevgisi, “Ayşecik”te ise zavallı ve yoksul bir insana acıma duygusu ele alınır. “Bir Müntehireye” başlıklı şiirinde ise, intihar eden bir genç kızı konu edinmektedir. Esas itibariyle Hüseyin Sîret, bir hüzün ve melâl şairidir. Şiirlerinin hemen hep­sinde, gözyaşı, ayrılık, özlem ve hüzün vardır. İlk eşi Berrin Hanım’ın ölümü üze­rine yazdığı “Ölümünden Sonra” adlı şiiri zamanında çok beğenilmiştir. Avrupa Yılları (1901-1908) Şair, sürgün olduğu Adıyaman’dan, 1901’in son günlerinde Paris’e kaçmıştır. Bu yıldan sonra yazılarının bir kısmını 1902’de “Anadolu Mektupları” başlığı altında Jön Türklerin yayın organı olan ve Cenevre’de basılan Osmanlı Gazetesi’nde yayım­lar. 1903’ten itibaren ise bazı yazıları, Şûrâ-yı Ümmet’te çıkar. Bu arada Sîret’in ilk kitabıLeyâl-i Girîzân da 1904’te Paris’te basılır. 39 şiirin yer aldığı bu şiir kitabını Yahya Kemal pek başarılı bulmaz. 1908’de Meşrutiyet’in ilanı üzerine şair, yurda döner ve şiirleriniÂşiyân, Servet-i Fünûn, Resimli Kitap ve Rübab gibi dergilerde yayımlar. Cumhuriyet’ten Sonra Şiire 1890’lı yıllarda başlayan, kısa süre sonra Edebiyat-ı Cedîde’ye katılan ve ar­dından Avrupa’ya kaçan Sîret, Cumhuriyet’ten sonra da şiir yazmayı sürdürür. Bu dönemde şiirleriniServet-i Fünûn ve İçtihad dergilerinde yayımlar. Bu dönemde basılan en önemli şiir kitaplarıBağbozumu (1928), Kıvılcımlı Kül (1937)’dür. Üstâdın Şiiri (1937), Kargalar (1939), İki Kaside (1942), Bir Mektubun Cevabı ve Hüseyin Avni Ulaş’a (1948) şairin diğer eserleridir. Bağbozumu: Hüseyin Sîret’in şiir kitabı.16 şiirin yer aldığı bu eser, “Bağbozumu”, “Yıkık Yuva” ve “Ankâ-yı Bayabân” başlıklarıyla üç bölüme ayrılmıştır. Şair bu şiirlerin hemen hepsini gurbette kaleme aldığından, vatana ve ailesine duyduğu özlemi dile getirmiştir. Kıvılcımlı Kül: Hüseyin Sîret’in 1937’de basılan şiir kitabı. Eser, “Boğaziçi Notları”, “Kır Çiçekleri”, “Divan Yolunda” başlıkları altında üç bölüme ayrılmıştır. Kitabın “Boğaziçi Notları” başlıklı bölümünde İstanbul’un güzelliklerini anlatan şair, “Kır Çiçekleri” başlıklı bölümde yer alan şiirlerini hece ile yazmıştır. “Divan Yolunda” başlıklı bölümdeki manzumeler ise, Divan şiiri tarzındadır. Sonuç olarak Hüseyin Sîret, 1890’lı yıllarda şiire başlamış, kısa süre sonra Edebiyat-ı Cedîde arasına katılmıştır. Şiirlerinde genelde Edebiyat-ı Cedîde’nin anlayışına uygun olarak, hüzün ve melâl duygusunun ağır bastığı bireysel tema­ları işlemiştir. Aşk, tabiat, aile ve gurbet en çok ele aldığı temalardır. Çoğu Edebiyat-ı Cedide şairi gibi, ağır ve süslü bir dil kullanmıştır. Sîret, şiirlerini genellik­le aruzla yazmış, az sayıda hece ile şiirler de kaleme almıştır. İlk şiirleri gazel bi­çiminde olmakla beraber, daha sonra çoğu Edebiyat-ı Cedide şairi gibi sone bi­çimini kullanmıştır.

16 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör