top of page
  • Yazarın fotoğrafıHaberciGazete

Aydın Engin, Cevat Memduh Altar, Doğan Öz, Ekrem Zeki Ün,Turhan Feyzioğlu



Bugün 24 Mart. Aydın Engin, Cevat Memduh Altar , Doğan Öz, Ekrem Zeki Ün ve Turhan Feyzioğlu'nun ölüm yıldönümleri.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla, sevgiyle anıyoruz.


Aydın Engin kimdir?


Yarım yüzyılı geçen bir sürede haberleri, röportajları, kitapları ve kendisine özgü üslubuyla basın tarihinde iz bırakan Gazeteci-Yazar yaşamını yitirdi. Son olarak TGC Burhan Felek Hizmet Ödülü'nü alan Aydın Engin 82 yaşındaydı…


53 yıldır gazetecilik yapan, kendisine özgü üslubu, tiyatro yıllarından gelen birikimi, politik sürgünlüğü, haberleri, röportajları, kitapları ve kişiliği ile basın tarihinde iz bırakan Gazeteci-Yazar Aydın Engin 24 Mart 2022'de vefat etti. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin verdiği Burhan Felek Hizmet Ödülü'nün de sahibi olan Aydın Engin, vefat ettiğinde 82 yaşındaydı. Aydın Engin, 11 Şubat 2022 Cuma günü T24’te yayımlanan son yazısında, “kişisel bir not” olarak şu satırları paylaşmıştı: Aydın Engin'i bir süre nadasa bırakmak iyi olacak. Nadas'ın ne olduğunu bilmeyen kentli okurlar için bilgi notu: Nadas tarlanın sürülüp, sulanıp ekime hazırlanması ama o yıl ekilmemesidir. Ben de beni nadasa bırakıyorum. Ne kadar sürer bu nadas? Bilmiyorum. Umarım kısa sürer. Şey… Bugün benim 81 yaşımdaki son günüm.

Aydın Engin: Egeli bir mizah, Türkiyeli bir mahpus, dünyalı bir kalem Ödemiş'ten İstanbul Hukuk Fakültesi ve tiyatroculuğa, gazetecilikten sürgüne uzanan 82 yıllık bir hikâye... “Ben kıdemli bir basın sanığıyım" demişti Aydın Engin. 1970'li yıllarda farklı zamanlarda 7 kez tutuklandı. Hakkında açılan davalar nedeniyle yaklaşık 12 yıl Almanya'da yaşadı, ülkesine dönemedi, ancak sürgün yıllarında da yazmaktan vazgeçmedi. Son olarak T24’te yazılar kaleme alan Aydın Engin 12 Şubat 1941'de İzmir'in Ödemiş ilçesinde terzi Sadık Engin ile Adalet Engin'in oğlu olarak dünyaya geldi. Ortaöğrenimini 1957'de Ödemiş Lisesi'nde tamamladı. Ardından girdiği ve bir süre öğrenim gördüğü İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bırakarak, aktif siyaset, gazetecilik ve tiyatro dünyasına adım attı. Öğrencilik yıllarında Adalet Cimcoz, Tahir Alangu gibi bazı yazar ve çevirmenlerinin yazılarını daktiloya çekerek geçimini sağlamaya çalıştı ve yazarlık mesleği ile tanıştı. Üniversite öğrenimi sırasında bir yandan da Gençlik Tiyatrosu'nda amatör tiyatroya başladı. Sonrasında hukuk öğrenimini bırakıp tiyatroculuğu meslek olarak seçti. Aydın Engin en son, 31 Ekim 2016’da evine yapılan baskınla gözaltına alındı. Gözaltı operasyonunun dayanağı olan Cumhuriyet gazetesi davası Yargıtay aşamasında. Tiyatroculuğu ve Yılmaz Güney'li yılları Yedek subay öğretmenliği sırasında ilk oyunu olan "Aykırı"yı yazdı. Oyun, Gülriz Sururi-Engin Cezzar Tiyatrosu'nda sahnelendi. Aydın Engin, bu toplulukta dramaturg ve oyuncu olarak işe başladı. Aynı yıl, Yılmaz Güney'in özel senaristi olarak çalışmaya başladı. Yeşilçam için pek çok senaryo yazdı ancak imzasını koymadı. Aydın Engin o zamanları "Yeşilçam sinemasına çok sayıda senaryo yazdım. Derken Yılmaz Güney’in 'Ghost writter'i oldum. Yani senaryoyu ben yazdım afişte ya takma ad kullandık ya da Yılmaz Güney imzasını" diye anlattı daha sonra. 1967'de Tuncel Kurtiz, Tuncer Necmioğlu, Umur Bugay ve Müjdat Gezen'le birlikte Halk Oyuncuları'nı kurdu. "Devri Süleyman" adlı oyunu yazdı ve yönetti. Yasaklamalara rağmen yüzlerce kez sahnelenen oyun, Türkiye'de tiyatro tarihine girecek ölçüde büyük ilgi gördü.

Aydın Engin, Ekim 2021'de, Foto: Alâettin Bahçekapılı

Gazeteciliği 1969'da tiyatroculuğu bırakarak gazeteciliğe başladı. Haftalık Yeni Ortam dergisinde Yazı İşleri Müdürlüğü yaptı. 12 Mart 1971 darbesi sırasında tutuklandı. Tahliye olduktan sonra artık günlük bir gazeteye dönüşen Yeni Ortam'da Yazı İşleri Müdürü oldu ve aynı gazetede köşe yazıları yazdı. Yeni Ortam'da gazeteci Uğur Mumcu ile birlikte çalıştı. Yeni Ortam günlerini yıllar sonra şu sözlerle andı: "Uğur Mumcu ile biz Yeni Ortam Gazetesi'nde beraber çalıştık. O Ankara Büro Şefi'ydi. Büro dediysem, büroda sadece o vardı. Ben ise Yazı İşleri Müdürü'ydüm. Ama hiç memurum yoktu. Şişhane'de kargoya belediye otobüsü ile gidip, kargo alıp haber yapardık. Bu koşullarda haber yapardık. Biz haberciyiz, esas olarak mesleğimizin içinde habercileriz. İyi haberci olmaya gayret ederiz, Mahir Kaynak'ın bir MİT ajanı olduğunu Yeni Ortam Dergisi Ankara Bürosu Şefi muhabir Uğur Mumcu ortaya çıkardı. Yazı İşleri Müdür Aydın Engin bu haberi kapak yaptı. Biz o yıl ödül aldık. Ben halen bununla övünürüm." 12 Mart sonrasında kurulan ilk sosyalist parti olan Türkiye Sosyalist İşçi Partisi'nin kurucuları arasına katıldı. Partinin kurucularından, akademisyen/edebiyatçı ve aktivist Oya Baydar ile evlendi. Bu evlilikten oğlu Ekim dünyaya geldi. 1974 yılında eşi Oya Baydar ve Yusuf Bahadınlı ile İlke dergisini kurdu. 1976'da Politika Gazetesi Genel Yayın Müdürü oldu. Bu gazetede, T24'te de sürdürdüğü "Tırmık" adlı sütununda köşe yazıları yayımlamaya başladı; yazılarından dolayı hakkında çok sayıda dava açıldı. 1980'de tutuklu olduğu sırada bir başka davadan ötürü 7,5 yıl hapse mahkûm oldu, ancak bir yanlışlık sonucu tahliye edilince Haziran 1980'de yurt dışına gitti. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra 12 yıl boyunca yurda dönemedi; yaşamını siyasi mülteci olarak Almanya'da sürdürdü. Bu arada hakkında gıyaben açılan davalarda ağır hapis cezalarına çarptırıldı. Almanya'da 1982-1884 yıllar arasında Avrupa'daki Türk göçmenlere seslenen "Türkiye Postası"isimli yayının başında yer alan Aydın Engin sonraki yıllarda bu dönemi şöyle anlatacaktı: "Türkiye'deki cuntanın yaptığı idamlar işkenceleri protesto eden bir yayın çıkardık. Onun başında ben vardım. Pratik olarak ben vardım daha doğrusu. Çünkü pikaj-montaj- mizanpaj gibi gazetecilikle ilgili işlerden anlayan kimse yoktu. Bu yayınlar 1985'e kada sürdü. Bu arada Komünist Partisi ile benim aramda bir mesafe oluştu. Yalnız benim değil bir grup arkadaşın da. Başından beri ben geçimimi parti üstünden ya da örgütler üstünden sürdürmeyi reddetmiştim. Doğru da yapmışım, sonra bunu daha iyi anladım. Çünkü bu bir bağımlılık doğuruyordu."* Aydın Engin Frankfurt'ta sonraki altı yıl boyunca geçimini taksi şoförlüğü yaparak sürdürdü. 1991'de çıkan kısmi aftan yararlanarak Türkiye'ye döndü; kısa süre Sağmalcılar Cezaevi'nde hapis yattı. Sürgündeki Almanya yıllarını "Ben Frankfurt'ta Şoförken" adıyla kitap yaptı. 1992-2002 arasında Cumhuriyet Gazetesi'nde habercilik, köşe yazarlığı ve yazı işleri müdürlüğü yaptı. Cumhuriyet gazetesinde, kedisini Tan Oral'ın çizdiği Tırmık adıyla açtığı köşede yazmaya başlamasını "Beni Metin Göktepe köşe yazarı yaptı" yazısında şu sözlerle anlattı: "Polis, barikatın ağzında kimlik sordu. Sarı basın kartımı gösterip geçtim. Metin Göktepe'nin sarı basın kartı yoktu. Geçemedi. İtiraz edince yaka paça götürülmüş. Haberi biz habercilere ulaştığında artık çok geçti. Ertesi günü öğrendik. Götürüldüğü yerde öldürülmüş. * * * Başta Evrensel'deki arkadaşları olmak üzere mesleğimizin genç gazetecileri bu cinayetin savcılığın tozlu dosyalarında unutulmaya terk edilmesini önlemeye, devlet memuru katillerin yakasını bırakmamaya ant içmiş gibiydiler. Merkez medyada yuvalanmış, çoğu bir köşe kapmış, kimileri karar verici konumlarda yer tutmuş ağır toplar ise Metin Göktepe cinayetiyle ilgilenmeyi adeta reddediyorlardı. Duruşma haberleri birinci sayfada hemen hiç yer bulamıyor, iç sayfalarda da pek nadir gösteriliyordu. Bir gün medyamızın amiral gemisi sayılan gazeteden bir kaç ağır top mesleğimize onur kazandıran büyüklerimizden Nail Güreli ağabeyimin başında bulunduğu Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin (TGC) Cağaloğlu'ndaki binasında düzenlediği bir toplantıya lûtfedip katılmışlar; ardından da birkaç adım uzaktaki Cumhuriyet'e uğramış, çay içip sohbet ediyorlardı. Söz Metin Göktepe cinayetine geldi. Ağır toplardan biri suratında yılışık bir gülücükle bir inci saçtı: - Yav o çocuk tam gazeteci miydi sizce? Onun sarı basın kartı yoktu ki... Kan tepeme sıçradı. Bilgisayarın başına çöktüm, o öfkeyle bir yazı döktürdüm, Başlığı pek yalındı: Gazeteleri sarı basın kartı değil gazeteciler çıkarır... Yazıyı -galiba- en arka sayfaya ama iyi görülebilir bir yere koyduk. Öfkemi paylaşan yazı işleri ve haber merkezi "ameleleri" yazıyı daha basılmadan okudular; birer birer gelip sarıldılar, gazetenin mutfağındaki kızlar gelip şapır şupur öptüler. (Merhaba Deniz Teztel, merhaba Şenay Kalkan, merhaba Sevim Ertemur, merhaba Berat Günçıkan.) Ertesi gün İlhan Selçuk yukarıya çağırdı. Gittim. Kıs kıs güldü, kısa bir cümleyle tebliğ etti. - Bana bak komünist, seni köşe yazarı yaptım...

2002'de Cumhuriyet'ten ayrıldı. Birgün gazetesinin kuruluşunda yönetici olarak görev aldı ve bir süre Tırmık köşesini yazdı. Daha sonra Agos'ta köşe yazıları yazmaya başladı. 1 Eylül 2009'da yayına başlayan bağımsız internet gazetesi T24'ün kuruluşuna katıldı. Aydın Engin T24 serüvenine katılışını "T24 yaşlılık günlerime denk geldi. Doğan Akın 'Var mısın abi' dediğinde gençleşip delikanlı oldum" diye yazdı daha sonra. *** 2015 Ağustos'unda yeniden Cumhuriyet gazetesine döndü. Cumhuriyet yazar ve yöneticilerinin "FETÖ ve PKK terör örgütlerine üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek" iddiasıyla tutuklandığı soruşturmada gözaltına alındı, yurt dışına çıkışını yasaklayan "adli kontrol" şartıyla serbest bırakıldı. "Ben kıdemli bir basın sanığıyım. Hayatımda bu kadar ahlaksız bir dosya görmedim. Saçma demiyorum, ahlaksız diyorum" dediği ve Yargıtay aşamasında bulunan davada 7,5 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Gazetenin sahibi konumundaki Cumhuriyet Vakfı'nda, gazete yazar ve yöneticilerinin tutuklu yargılandığı davada tartışmalara neden olan aleyhte tanıklık yapan ve Cumhurbaşkanlığı'na şikâyet dilekçesi de yazdığı ortaya çıkan Alev Coşkun'un yönetime gelmesinin ardından Cumhuriyet'ten ayrılarak T24'teki köşesine döndü. Aydın Engin, T24'teki köşesi Tırmık'ta güncel sorunlar hakkındaki yazıları ve cumartesi günlerine özel mavraları ile okurla buluştu. Kitapları - Ben Frankfurt'ta Şoförken Kendimle Röportajlar (1991) 12 Eylül darbesine Almanya'da, bir otel odasında yakalanan, tam 12 yıl boyunca Türkiye'ye dönemeyen ve siyasal sürgün olarak yaşadığı bu dönemin altı yılını, geçini sağlayabilmek amacıyla, Frankfurt'ta taksi şoförlüğü yaparak geçiren Aydın Engin, sürgün döneminin bitiminde, Türkiye'ye dönüşte, unutulmaz günlerini acı-tatlı anılarıyla kitaplaştırdı. Mizahının altında buruk bir keder de barındıran anılar, bulunduğu ortama uyum göstermeye çalışırken, dünyaya "iyimser" gözlükle bakmayı unutmayan bir aydının yaşamından renkli bir kesit. - Solda Arayışlar Komünist Partilerin Ardılları, Özelleştirme, Sosyal Demokratların Çıkmazı (1996) Kitabın tanıtımından: "Zümrüdüanka bir masal kuşu. Eski Yunan'da Phonix diye anılır. Firavunlar çağı Mısır'ında ona Anka denmiş. Persler Simurg, Mezopotamya kavimleri Ruh demişler. Zümrüdüanka uzun, epey uzun yaşar. Sonu yaklaştığında yuvasını güzel kokulu dallarla süsler. Sonra bu yuvayı tutuşturur ve içinde yanar. Küllerinden yeni bir Zümrüdüanka doğar. Genç, umut dolu bir Zümrüdüanka... 1989 Sonbaharında komünist partiler, 'güzel kokulu dallarla' süsledikleri yuvalarının alevlerinde kül oldular. Önce duvar yıkıldı. Ardından sosyalist sistemin kuleleri birer bire dağıldı. Sovyetler Birliği'nin çözülmesiyle tarih yeni bir dönemece girdi. Kapitalizm 'nihai zaferi'ni ilan etti. Tarihin sonuna gelindiği söylendi. Anka kuşu küllerinde yanmış, yok olmuş, tarih sahnesinden bir daha dönmemecesine çekilmişti." - Tango'dan Taliban'a Gezi Yazıları (2001) Aydın Engin'in Arjantin'den Bağdat çöllerine, Kudüs'ten Balkanlar'a, Batı Avrupa'nın ırmak boylarından Sava ile Tuna'nın buluştuğu topraklara, Baltık kıyılarından Afganistan'a uzanan gezilerinin kitabı. - Heykel Oburu Mehmet Aksoy Kitabı (2002) Türkiye'nin önde gelen sanatçılarından heykeltraş Mehmet Aksoy ile nehir söyleşi. Aksoy, insanı, kendini, sanatı, sanatını anlattı Aydın Engin'e. - Tırmık'a Tırmık (2002) Aydın Engin Tırmık'a Tırmık adlı bu kitabında bu kez kendi yazdıklarını eleştiriyor, sözün kısası bu kez kendine, kendi Tırmık'larına Tırmık atıyor. - Halit Kıvanç Kitabı / Bir Koltukta Kaç Karpuz (2003) Özellikle TRT yıllarının unutulmaz televizyoncusu ve spor yorumcusu, yazar Halit Kıvanç nehir söyleşide hayatının daha önce yazıya, mikrofona ve ekrana yansımayan yanlarını gün ışığına çıkarıyor. - Kitabın Adı Budur - Tan Oral Kitabı (2006) Türkiye'nin dünyada da tanınan ve halen T24'te çizen çizerlerinden Tan Oral, Aydın Engin'e hayat hikâyesini anlatıyor. - Homeros'un Rüyası (2018) "Homeros'un Rüyası", önemli isimlerden "Röportaj nedir, ne değildir?" sorusunun cevabını verecek metinlerle okura uzanıyor.

Aydın Engin, en son aldığı Burhan Felek Ödülü töreninde öteki ödül sahipleriyle birlikte, Ekim 2021

Ödülleri Tiyatroculuk ve gazetecilik yıllarında aldığı ödüller arasında; çok sevdiği ustası Mustafa Ekmekçi adına 'Çağdaş Gazeteciler Derneği Yılın Gazetecisi' (2001) ödülü de bulunuyor. Yine 2001 yılında Sertel Gazetecilik Ödülleri kapsamında "Savaş karşıtı tutumu ve basın özgürlüğünü savunan yazıları" ile Aydın Engin ödüle layık görüldü. TGC Burhan Felek Hizmet Ödülü-2021


Cevat Memduh Altar kimdir?



Geniş müzik kültürü ve araştırmacı kimliğiyle Türkiye'yi uzun yıllar uluslararası planda temsil etmiş olan Cevad Memduh Altar, müzikolog, sanat ve müzik tarihçisi, yazar ve çevirmen, araştırmacı, eğitimci ve yönetici olarak cumhuriyet döneminin önde gelen aydınlarındandı.






Cevad Memduh Altar, 14 Eylül 1902’de, Hariciye memuru olan İsmail Memduh beyle İhsan hanımın ikinci çocuğu olarak İstanbul’da dünyaya geldi. Çocukluğu, İlmiye Eshabı’ndan ve Şeriyye Mahkemelerinde çok önemli görevlerde bulunmuş bir hâkim (kadı) olan büyükbabası Osman Nuri Efendi’nin (kabri Fatih Camii kabristanındadır) Sultanahmet’teki konağında geniş bir aile ortamı içinde geçti.

1909 yılında Ayasofya’da Mekteb-i Edep adında bir ilkokulda eğitimine başlayıp daha sonra Ayasofya Merkez Rüştiyesi’ne (orta okul) gitti. Yetiştiği entelektüel çevre dolayısıyla küçük yaşta klasik müziğe merak saran ve ailenin yakın dostu Tektaş ailesinin oğlu Ekrem beyden keman dersleri almaya başlayan Cevad Memduh, Nişantaşı Sultanisi’nde lise öğrenimine geçtikten sonra, devam etmekte olduğu YüksekTicaret Okulu’nu bırakarak, 1921 yılıda 19 yaşındayken yurtdışına müzik öğrenimi görmeye gitti.



Bu tarihten sonra 1927 yılına kadar, önce Viyana’da bulundu; daha sonra Leipzig Devlet Konservatuvarı’nda, Franz Lizst’in en iyi öğrencilerinden biri olan Johannes Merkel, devrin tanınmış büyük bestecilerinden Stefan Krein, ünlü müzikolog ve kompozitör Prof. Dr. Hermann Grabner ve zamanın daha başka ünlü teori hocaları ile müzik felsefesi ve müzik estetiği üzerine çalıştı; ayrıca Leipzig’de dünyanın en eski senfoni orkestrası olan Gewandhausorchester’ın ikinci Konsertmayster’i olan Hugo Hamann’ın öğrencisi olarak keman ve viyola çalıştı. Ülkesine döndükten sonra Ankara’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Bölümü’nü de bitirdi ve böylece yüksek eğitimini geniş bir perspektif içinde tamamlamış oldu.


1927 yılında yurda döndükten sonra, İstanbul’da Sanayii Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar Akademisi)’nde kısa bir süre görev aldıktan sonra, önce Ankara Erkek Lisesi’nde müzik öğretmeni, sonra da Ankara’da Musiki Muallim Mektebi’nde teori öğretmeni olarak göreve başladı. 1930-35 arası Gazi Terbiye Enstitüsü’nde sanat ve müzik tarihi öğretmenliği, 1950-70 arası Ankara Kız Teknik Yüksek Öğretmen Okulu’nda sanat tarihi ve estetik öğretmenliği yaptı. 1960yılından başlayarak emekli olduğu 1967’ye kadar da Ankara Devlet Konservatuvarı’nda sanat tarihi, opera tarihi ve estetik dersleri verdi. Emekliliğinden sonra kendini yazı hayatına daha yoğun bir biçimde vererek müzikoloji alanında ülkesine önemli eserler kazandırdı. 1979 yılında, 52 yıl boyunca eğitici, bürokrat ve sanat adamı olarak görev yaptığı Ankara’dan ayrılıp doğum yeri olan İstanbul’a geri dönerek, 1983-1993 yılları arasında, Bakanlar Kurulu kararıyla, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda yüksek lisans düzeyinde sanat felsefesi ve müzik estetiği konularında dersler verdi. 1988’de aynı üniversite tarafından kendisine “fahri profesörlük” unvanı verildi.



Cevad Memduh Altar, eğitmenlik görevinin yanı sıra yönetici olarak, 1935 yılından başlayarak emekli olduğu 1967yılına kadar Ankara’da sırasıyla şu görevlerde bulundu: Millî Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Şube Müdürü (1935), Başbakanlık Basın ve Yayın Genel Müdürlüğü Radyo Dairesi Şube Müdürü (1943), aynı Genel Müdürlükte Radyo Dairesi Müdürü (1944), aynı Genel Müdürlükte Genel Müdür Yardımcısı (1945), Devlet Tiyatrosu ve Operası Genel Müdürü (1951), Millî Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürü (1954), Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdür Vekili (1954), TRT Genel Müdür Program ve Haber Yardımcısı (1964).

Cevad Memduh Altar, sanat tarihçisi ve müzikolog kimliğiyle 1927’den itibaren Ankara’da şahsen tanıma şansına eriştiği Atatürk’ün direktifleri altında, Ankara Devlet Konservatuvarı, Devlet Tiyatroları, Devlet Opera ve Balesi gibi sanat kurumlarının kuruluş çalışmalarına, Paul Hindemith, Karl Ebert, Ernst Praetorius gibi dünya çapında Alman uzmanlarla birlikte etkin bir biçimde katılarak ülkenin kültür hayatına uzun yıllar hizmet etti. 1939-1950 yılları arasında Ankara Radyosu’nda “İzahlı Müzik” programları hazırlayarak çok sayıda radyo ve TV programına müzik tarihçisi olarak katkıda bulundu; bu programları sayesinde Türkiye’deki klasik müzik dinleyici kitlesinin çekirdeğinin oluşturulmasına büyük katkısı oldu.

Cevad Memduh Altar, ayrıca önemli bir araştırmacı olarak Venedik, Viyana, Vatikan, Berlin, Varşova ve Saraybosna’daki devlet arşivlerinde Türk kültürüyle ilgili incelemelerde bulundu; uluslararası ve ulusal kongrelerde, sempozyumlarda, seminerlerde ve toplantılarda müzik ve sanatla ilgili çeşitli konularda çok sayıda konferanslar verdi, bildiriler sundu; bunların birçoğu yurtdışında yayımlandı. 1927yılından başlayarak ömrünün son yıllarına kadar, evrensel değerdeki klasik müziğin ve sanatın Türkiye’de kurumsallaşması ve tanınıp sevilmesi amacıyla kültür, müzik ve sanat ağırlıklı konularda kitaplar, araştırma yazıları, bildiriler yazdı, müzik ve sanat, tarih ve felsefe konularında sayısız makaleler yayımladı, konferanslar verdi; davetli olarak gittiği ülkelerdeki gezileriyle ilgili izlenimleri gazetelerde yayımlandı; ayrıca çeşitli çeviriler yaptı. Böylece Altar’ın 1927-1993 yılları arasında 66 yıl süren yoğun bir çalışma yaşamı oldu. Kültüre adanmış uzun yaşamı boyunca çeşitli vesilelerle tanıdığı ulusal ve uluslararası çaptaki çok önemli şahsiyetlerle tanışıp görüşerek ilişkilerini kişisel ve mesleki açıdan yıllarca sürdürdü.


UNESCO Türkiye Ulusal Komisyonu kurucu üyesi, Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği (AICA) üyesi ve Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi aslî üyesi olan Altar, Dr. Nejat Eczacıbaşı’nın davetiyle İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın kuruluşunda da aktif görev alarak Vakıf Senedi’ni aylarca süren titiz ve ileri görüşlü bir çalışmayla bizzat hazırladı; 1986-1993 yılları arasında bu vakfın yönetim kurulu üyesi olarak çalıştı.



Cevad Memduh Altar, kültür alanındaki hizmetlerinden dolayı Fransa’nın Officier d’Académie Nişanı’na, Federal Almanya’nın Schiller Madalyası’na ve Türkiye’de Sevda-Cenap And Müzik Vakfı’nın ilk Altın Onur Ödülü Madalyası’na layık görüldü.

Cevad Memduh’un kişisel meraklarının arasında, kültür ve sanat dünyanın ünlü kişilerinin el yazılarını ve imzalarını toplamak, uzayla ilgili çalışmaları izleyip gazete ve dergi kupürlerini biriktirmek ve felsefî konularda kitaplar okuyup bu türden düşünceleri üzerinde makaleler yazmak da vardı.



Almanya’da evlendiği eşi Johanna Schumann’ı Türkiye’ye döndükten bir süre sonra bir hastalık sonucu kaybeden Cevad Memduh, 1933 yılında Hariciye memurlarından Sefa Feyzi beyin kızı Zeynep hanımla evlendi; 62 yıl süren mutlu bir evliliğin aile reisi olan Cevad Memduh’un 1939’da kızı Ayşe, 1943’te kızı İnci, 1945’te de oğlu Ahmet doğdu. Erol, Yasemin ve Mehmet adlarında üç torun sahibi olan Altar, büyük özverilerle Türkiye’nin sanat ve kültür hayatına adanarak dolu dolu yaşanmış 93 yıllık bir ömrün sonunda, 24 Mart 1995 günü aramızdan ayrıldı.

(Hazırlayan: İnci Kut, Ocak 2011)



Doğan Öz kimdir?



Doğan Öz, Türk hukukçu ve Cumhuriyet Savcısı. 1934 yılında doğdu. Ankara'da Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapıyordu. Devletin içindeki kontrgerilla yapılanmasını araştırırken 24 Mart 1978'de Ankara'da kontrgerilla tarafından taşeron olarak kullanılan ülkücü İbrahim Çiftçi'ye öldürtüldü.

Ekrem Zeki Ün kimdir?



Yapıtlarını sürekli bir arayışın ürünleri olarak veren Ün, bestelediği her yeni yapıtında kendini yenilemeyi öngörerek önceki yaratılarını beğenmediğini açıklamış, özeleştirel yaklaşımdan güç almıştır.

İstiklal Marşı’nın bestecisi ve Orkestra şefi Osman Zeki Üngör’ün oğlu olan Ekrem Zeki, 14 yaşındayken devlet bursuyla Paris’e gönderilerek, Ecole Normale de Musique’de altı yıl öğrenim yapmış, Line Talluel, Marcel Chailley ve Jacqyes Thibaund ile keman, L. Laurant ve Alexander Cellier ile armoni çalışmıştır. Paris’teki son iki yılında ise Georges Dandolet’ten kompozisyon dersleri almıştır. 1930 yılında yurda dönen Ün, babasının müdürlük yaptığı Musıki Öğretmen okulu’na öğretmen olmuş, 1934 yılında İstanbul’a yerleşerek öğretmenliğini sürdürmüş, 1938’de piyanist Verda Ün ile evlenmiştir. 1945 yılında İstanbul Belediye Konservatuarı’nda keman öğretmenliğine getirilmiş ve konservatuar öğrenci orkestrasını yönetmeye başlamıştır. Ayrıca İstanbul Şehir Orkestrasını da konuk şef olarak yönetmiş, Cemal Reşit Rey’in çalışmalarına destek olmuştur.

Fransa’da öğrenciyken besteler yapmaya başlayan Ekrem Zeki Ün, ilk yıllarda izlenimciliğin etkisindedir. Daha sonra Henri Bergson’un felsefesine yakınlık göstermiş, 1934 yılından sonra ise makamsal müziğimizden yararlanmıştır. Besteciliğinin son dönemi kabul edilen 1965 sonrası yapıtlarında “doğu mistisizmi”ne özgün bir yaklaşım getirmiştir.

Ün’ün “eğitimci” yönü de önemlidir. Sadece konservatuarda değil, İstanbul’daki öğretmen okulunda, hatta ortaokul ve liselerde eğitimci olarak çalışmıştır. Onun eğitimci anlayışı “uluslar arası düzey”i Türkiye’de benimsetmeye yöneliktir. Bu görüşünü yaygınlaştırmak amacıyla eğitsel amaçlı çok sayıda kitap yazmıştır.

Ekrem Zeki Ün’ün yapıtlarının yayın ve seslendirme hakları ailesindedir. Ün’ün başlıca yapıtları şunlardır:

ORKESTRA YAPITLARI 1) “Yurdum”, senfonik şiir, 1955. 2) “Rapsodi”, viyolonsel ve orkestra için, 1956. 3) “Suit”, solo obua, timpani ve yaylılar için, 1969. 4) “Rapsodi”, flüt ve yaylılar için, 1972. 5) “Beyaz Geceler”, timpani ve yaylılar için, 1976.

KONÇERTOLARI 1) “Piyano Konçertosu No:1”, 1955. 2) “İngiliz Kornosu için Konçerto”, yaylılar orkestrası için, 1956. 3) “Keman Konçertosu”, 1961 – 1981. 4) “Flüt Konçertosu”, yaylılar orkestrası için, 1975. 5) “Piyano Konçertosu No:2”, 1976.

ODA MÜZİĞİ YAPITLARI 1) “Yunus’un Mezarında”, flüt ve piyano için, 1933. 2) “Ülkem”, viyolonsel ve piyano için, 1933. 3) “Andante”, solo keman ve yaylılar dörtlüsü için, 1933. 4) “Yaylılar Dörtlüsü No: 2”, 1935. 5) “Yaylılar Dörtlüsü No: 3”, 1937. 6) “İki Keman için Parçalar”, 1951. 7) “Trio”, yaylılar için, 1952. 8) “Obualı Kuartet”, 1954. 9) “Duo”, iki keman için, 1959. 10) “Sonat”, keman ve piyano için, 1963. 11) “Balkan Havaları”,yaylılar dörtlüsü için, 1964. 12) “Oynak”, yaylılar dörtlüsü için. 13) “Sonat”, obua ve piyano için, 1971. 14) “Söyleşi”, obua ve klarnet için, 1977. 15) “Sonatin”, obua ve piyano için, 1973. 16) “Trio”, obua, klarnet ve piyano için, 1979. 17) “Sözsüz Türkü”, viyolonsel ve piyano için, 1980. 18) “Bağdaşmazlık”, iki gitar için, 1982. 19) “Duo”, keman ve viyola için, 1985.

ŞAN VE PİYANO ESERLERİ 1) “La flüte de Jade”, 1928. 2) “Les Chanson de Bilitis”, 1928. 3) “Kel Emin Türküsü”, 1932. 4) “Yosmanın Türküsü”, 1932. 5) “Zile Türküsü”, 1933. 6) “İki Melodi”, 1934. 7) “Ses ve Piyano için Üç Parça”, 1963. 8) “Üç Nefes”, 1970. 9) “Kozanoğlu, Köroğlu, Dadaloğlu”, 1970.

KORO ESERLERİ 1) “Manastır Türküsü”, 1959. 2) “Asya’dan Geliş ve Aydın Türküsü”, 1971. 3) “Ölüm için Ağıt”, koro, yaylılar ve vurmalı çalgılar için, 1971. 4) “Dağlar”, 1979.

PİYANO ESERLERİ 1) “Duyuş”, 1934. 2) “İki Piyano Parçası”, 1934. 3) “Sonat”, 1956. 4) “İlkel Duyuş”, 1959. 5) “Prelüd”, 1959. 6) “Piyano için Küçük Parçalar”, 1960. 7) “Doğaç, Güzelleme, Yiğitleme”, 1962. 8) “Köçekçe”, 1962. 9) “Kaşık Havası”, 1970. 10) “Çocuklar için”, 1970. 11) “Alp Ertunga”, 1972.

SOLO ÇALGI ESERLERİ 1) “Fuga”, Tartini’den düzenleme, keman için, 1934. 2) “Tema ve Çeşitlemeler”, keman için, 1970. 3) “Yudumluk”, keman için, 1972. 4) “Sonatin”, klavsen için, 1976. 5) “Ardış”, klavsen için, 1978. 6) “Prelüd”, gitar için, 1982.


Turhan Feyzioğlu kimdir?

1922 yılında Kayseri’dedodu.GaataraLisesi’ni ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1946’da Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde asistan oldu. Anayasa hukuku doktorası yaptıktan sonra, 1955’te profesörlüğe yükseldi. Ankara Hukuk Fakültesi dekanı seçildi.


Fakültenin yayını Forum dergisindeki yazıları nedeniyle, Demokrat Parti iktidarı ile çatıştı. Hakkında kovuşturma açılarak, bakanlık emrine alınınca, üniversiteden istifa etti.

1957 yılında CHP’den Kayseri milletvekili seçildi. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinden sonra, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Rektörlüğü’ne seçildi.

Kurucu Meclis’te Anayasa Komisyonu başkanlığına getirildi. 1961’de II. Gürsel kabinesinde milli eğitim bakanlığı ve ilk koalisyon hükümetinde devlet bakanlığı ve başbakan yardımcılığı yaptı. 1967’de CHP’de giderek güçlenmeye başlayan “ortanın solu” görüşüne katılmayarak, 47 milletvekili ve senatörle birlikte partiden istifa etti. Hemen ardından genel başkanı olduğu Güven Partisi’ni kurdu. Bir süre sonra Cumhuriyetçi Parti ile Güven Partisi’ni birleşti. Feyzioğlu, Cumhuriyetçi Güven Partisi’nin başına geçti.

1975 yılında Süleyman Demirel’in başkanlığında kurulan I. Milliyetçi Cephe Hükümeti, 1978’de kurulan Ecevit Hükümeti’nde devlet bakanlığı ve başbakan yardımcılığı görevlerini birlikte üstlendi. Süleyman Demirel’in 1979’da kurduğu azınlık hükümetine dışarıdan destekledi. 12 Eylül askeri darbesinden sonra siyasetten çekildi.

26 Mart 1988 tarihinde Ankara’da kalp krizinden vefat etti.

ESERLERİ:

Kanunların Anayasaya Uygunluğunun Kazai Murakabesi (1951) Demokrasiye ve Diktatörlüğe Dair (1957) Devlet Adamı Atatürk (1963)

Atilla Mayda kimdir?



1936 yılında İzmir - Ödemiş'te dünyaya gelen Attila Mayda, 1963'te TRT Ankara Radyosu'nda ritm sanatçısı olarak çalışmaya başlamıştı. Komşuların radyo dinlemek için birbirlerinin evinde toplandığı radyonun altın çağında, Türkiye'deki sayısız eve sazıyla konuk olan Atilla Mayda, sanatıyla olduğu kadar şahsiyetiyle de son derece seçkin bir beyefendiydi. Bir radyo geleneği olarak şef, solistler ve saz sanatçıları dinleyicilere sırayla takdim edilirken, Attila Mayda'nın isminin bir assolist edasıyla en son anons edilmesi tatlı bir adet olmuş, bu da sanatçının ismini hafızalara unutulmayacak biçimde kazımıştı.

Bir TRT emekçisi olarak hayatını çalıştığı kuruma adayan Atilla Mayda, yurtdışında da ülkemizi en iyi şekilde temsil etti. THM ve TSM müdürlüklerinde geçen uzun yılların ardından 2001'de emekliye ayrıldı. TRT ailesinin unutulmaz isimlerinden, vurmalı sazlar üstadı, orkestraların renkli siması Attila Mayda, 24 Mart 2019 pazar günü aramızdan ayrıldı.

20 görüntüleme0 yorum
bottom of page