• HaberciGazete

Deniz-Hüseyin-Yusuf, H.Saadettin Arel, Feyhaman Duran, Haluk Eczacıbaşı,Nükhet Ruacan



Bugün 6 Mayıs. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan, Yusuf Aslan, Hüseyin Saadettin Arel, Feyhaman Duran, Haluk Eczacıbaşı ve Nükhet Ruacan'ın ölüm yıldönümleri.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla anıyoruz.


Deniz Gezmiş kimdir?


27 Şubat 1947’de Ankara’nın Ayaş ilçesinde doğdu. Annesi ve babasının öğretmen olması nedeniyle ilk ve ortaöğremini Sivas’ta yaptı.

Ardından liseyi İstanbul’da okudu. 1965 yılında Türkiye İşçi Partisi’nin Üsküdar ilçe başkanlığına aday oldu. Deniz Gezmiş henüz lise yıllarındayken tanıştığı sol görüş ile genç yaşta kendini eylemlerin ortasında buldu. 31 Ağustos 1966 tarihinde Ankara’dan İstanbul’a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik işçilerinin, Taksim Anıtı’na çelenk koymaları sırasında Türk-iş yöneticilerini protesto eden grupla beraber yaptığı eylem sonucunda tutuklanarak gözlatına alındı. Bu olay Deniz Gezmiş‘in ilk gözaltına alınmasıydı.

Deniz Gezmiş 1966 yılının Kasım ayında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girdi. Ardından 19 Ocak 1967’de Türkiye Milli Talebe Fedarsayonu’nunda çıkan olaylarda arkadaşları ile gözaltına alındı ancak kısa bir süre sonra serbest bırakıldı. 22 Kasım 1967’de ise öğrenci örgütlerinin düzenleddiği Kıbrıs Mitingi sırasında Aşık İhsani ile birlikte ABD bayrağının yakılması nedeniyle tekrar gözaltına alındı.

30 Ocak 1968’de hukuk fakültesindeki arkadaları ile birlikte Devrimci Hukuklular Örgütü’nü kurdu ve hemen ardından 7 Mart 1968’de İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi konferans salonunda düzenlenen AIESEC genel kurul toplantısında konuşma yapan devlet bakanı Seyfi Öztürk’ü protesto ettiği için bir kez daha tutuklandı. 2 Mayıs 1968’e kadar tutuklu kalan Deniz Gezmiş, yargılandı ancak beraat etti.

12 Haziran 1968’de İstanbul Üniversitesi’nin işgal edilmesinde önderlik etti. İşgal Konseyi adı verilen grupun lideri olarak Baltalimanı’nda yapılan görüşmelere katılan Deniz Gezmiş, öğrenci haklarının elde edilmesinde etkili oldu. 30 Temmuz’da 6. Filo’nun İstanbul’a girişini protesto etmek suçundan tutuklandı.

Deniz Gezmiş, Milli Demokratik Devrim görüşünün öğrenciler arasında yayılmasında etkili oldu. 1968 yılında yapılan öğrenci eylemlerinde Cihan Alptekin, Mustafa Lütfi Kıyıcı, Mustafa İlker Gürkan, Cevat Ercişli, Selahattin Okur, Saim Kurul ve Erim Süerkan ile birlikte Devrimci Öğrenci Birliği’ni kurdu. Ardından 1 Kasım 1968’de Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı’nın da içinde bulunduğu AÜTB, DÖB ve ODTÜÖB’nin de içinde bulunduğu “Samsun’dan Ankara’ya Mustafa Kemal Yürüyüşü”‘nü düzenledi. 28 Kasım 1968’de ABD büyükelçisinin İstanbul’a gelişini prototesto etmek amacıyla düzenlenen eylemde tutuklandı ancak tekrar serbest bırakıldı.


Deniz Gezmiş bu dönemde 2-3 aylık tutuklanma süreçleri geçirdi. 16 Mart 1969’da İstanbul Üniversitesi’nde düzenlediği öğrenci hareketleri nedeniyle 19 Mart’ta tutuklandı ve 3 Nisan’a kadar tutukluluğu devam etti. Ardından İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencilerinin düzenlediği protesto gösterilerine önderlik etti. Çıkan çatışmalarda yaralandı. 23 Haziran 1969’da TMGT’nin toplsndığı 1. Devrimci Miliyetçi Gençlik Kurultayı’nsa FKF Genel Başkanı Yusuf Küpeli ile birlikte bir program hazırladıktan sonra hakkında tutuklama kararının olmasından dolayı Filistin’e kaçtı.

1 Eylül 1969’a kadar Filistin’de kaldı. Bu dönemde üniversiteyi işgalden dolayı Hukuk Fakültesin’den atıldı. 23 Eylül 1969’da hukuk fakültesinde olduğu bir sıra polis tarafından yakalarak gözaltına alında da 25 Kasım’da serbest bırakıldı. Ardından Yıldız Devlet ve Mühendislik Akademisi’nde Battal Mehetoğlu’nun sağcılar tarafından öldürülmesi olayında okulda yapılan aratırmalarda Deniz Gezmiş‘e ait olduğu önesürülen silahların ele geçirlmesi üzerine hakkında tekrar tutuklama kararı çıkarıldı. 20 Aralık 1969’da tutuklanan Deniz Gezmiş, 18 Eylül 1970’e kadar hapis yattı.

Hapisten çıkmasından sonra öğrenci hareketlerinden uzaklaştı ve Sinan Cemgil ve Hüseyin İnan’la birlikte Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu’nu kurdu. Türkiye’de silahlı mücedele veren ilk siyasi örgüt olan THKO, bağımsız ve demokratik bir Türkiye için mücadele yürürttü. Sosyalist gençliğin katıldığı bu örgüt Hüseyin İnan, Sinan Cemgil, Yusuf Aslan, Alparslan Özdoğan, Deniz Gezmiş ve Cihan Alptekin tarafından kurulmuştu. Bir takım eylemlerden sonra 4 Mart 1971’de yayınlanan bir bildiri ile örgüt kamuoyuna tanıtıldı.

İlk silahlı eylemleri 29 Ocak 1970 tarihinde verdi ve 12 Mart dönemi boyunca faaliyetlerini dürdürdü. Daha sonra bu örgüt içinde Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve Deniz Gezmiş’in de bulunduğu idam kararının iptali için çalışmalarda bulundu. Kadir Manga ve Alparslan Özdoğan’nın Nurhak’ta, Cihan Alptekin ve Ömer Ayna’nın Kızıldere’de öldürülmesinden sonra Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan‘nın idamıyla bu örgüt dağıldı.

Deniz Gezmiş, 11 Ocak 1971’de Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu adına Ankara İş Bankası, Emek Şubesi’nin soygununda yeraldı. Bu sırada Deniz Gezmiş hakkında tutuklama kararı çıkarılmıştı ve polisten kaçmaktaydı. 1971 yılında gerçekleşen 12 Mart darbesinin hemen ardından Yusuf Aslan ile birlikte Sivas’a giderken motorsikletlerinin bozulmasıyla gelen ihbarla 16 Kasım 1971’de tutuklandı. Gemenek’te yakalandıktan sonra Kayseri’ye getirildi. Ardından Ankara’ya o dönem içişleri bakanı olan Haldun Menteşeoğlu’na götürüldü.

DENİZ GEZMİŞ NEDEN İDAM EDİLDİ?



16 Temmuz 1971’de Sıkıyönetim Mahkemesi, Altındağ Veteriner Okulu binasında Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığındaki, Baki Tuğ savcılığında toplandı. 9 Ekim 1971’de son bulan mahkeme’de TCK’nın 146. maddesinin ihlali gerekçesiyle 9 Ekim 1971’de idama mahkum edildi. 6 Mayıs 1972 tarihinde Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ile birlikte saat 1.00-3.00 arasında Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nde idam edildi.


Hüseyin İnan kimdir?


Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu kurucularından olan ve 1972 yılında idam edilen sosyalist devrimcidir.1949'da Sivas, Gürün ilçesine bağlı Bozhüyük köyünde doğdu. İlk ve ortaokulu Pınarbaşı'nda, liseyi Kayseri'de okudu. 1966'da ODTÜ İdari Bilimler Bölümü'ne kayıt oldu. Sosyalist Fikir Kulubü (SFK) ve bu derneğin bağlı olduğu Dev-Genç'e üye oldu. Aynı dönemde, TİP'e de üye oldu. Gerek İstanbul ve Ankara, gerek İzmir ve diğer illerdeki anti-emperyalist eylemlere aktif rol aldı; ABD 6. Filo'suna yönelik eylemin düzenleyicilerinden oldu. Toprak işgalleri gibi kırsal yörelerdeki etkinliklerde yer aldı. 1966-1967 öğretim yılında, gerçeklesen ODTÜ Hazırlık boykotunun örgütlenmesine önderlik etti.Hüseyin İnan, 1968'de, TİP ve daha sonra MDD içindeki ayrılıklarda, giderek belirginleşen gizli ve dar örgüt fikri doğrultusunda çekirdek bir grup oluşturup, kir gerillası yoluyla anti-emperyalist mücadele verme düşüncesini geliştirmeye çalıştı. MDD fikrinden hiçbir zaman taviz vermemiş olsa da, fikri mücadeleden silahlı mücadele yoluna doğru saptı.Ankara'da, özellikle ODTÜ öğrencisi olan ve önderliğini Sinan Cemgil ile birlikte Hüseyin İnan'ın yaptığı grup, Türk sosyalizm tarihinin ilk silahlı örgütü olan THKO'nun çekirdek kadrosunu oluşturdu. Aynı yıl İdari Bilimler Fakültesi'nden çıkartılan Hüseyin İnan, sonrasında Sinan Cemgil, Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan'la birlikte paylaşacağı, ODTÜ Birinci Yurt'ta 201-202 numaralı odada kalmaya devam etti. 14 Ekim 1969'da, THKO'nun bu nüvesini oluşturan grup ile birlikte Suriye üzerinden Ürdün'e, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)'nün askeri kanadı olan El Fetih'in gerilla eğitim kamplarına gitti. Burada aldıkları eğitimin ardından bir süre İsrail'e karşı yapılan kimi eylem ve karakol baskınlarında görev aldı.Şubat 1970'de Türkiye'ye geri döndüğünde, Diyarbakır-Gaziantep yolunda bir otobüste yakalandı. Diyarbakır’da devam eden yargılama sonunda, Ekim 1970'de tahliye oldu.İlk yakalanışı ve serbest kalması El-Fetih kamplarında yaptıkları yirmi günlük bir eğitimden sonra Hüseyin ve 15 arkadaşı, 1 Şubat 1970 Pazar günü, Suriye sınırından gizlice Türkiye'ye girer. Grubun bir Diyarbakır'a gelir. İnan, Alpaslan Özdoğan ve Mustafa Yalçıner'le birlikte, yanlarında getirdikleri silahları Diyarbakır surlarına gömer. Daha sonra Diyarbakır Tıp Fakültesi önünde buluşmak için anlaşılır. Fakat Tıp Fakültesi önüne geldiklerinde fakültenin polis tarafından basılmış olduğunu gören Hüseyin, Alp ve Yalçıner, Adana'ya gitmek için Diyarbakır dışından bir benzin istasyonunda otobüse biner. Hüseyin ile Alp, yan yana koltuklara, Yalçıner tek başına oturur.Otobüs, Gaziantep yakınlarında bir yerde jandarmalar tarafından durdurularak aranır. Hüseyin ile Alp, yan yana koltuklarda oturduğu için gözaltına alınır. Yalçıner, şans eseri kurtulur ve Adana'ya gelir. Yalçıner, daha sonra Ankara'ya gider. Müfit Özdeş, Teoman Ermete ve Atilla Keskin ise Malatya'da tren garında yakalanır. Sonuçta, yakalananlardan Hüseyin İnan, Atilla Keskin, Teoman Ermete, Müfit Özdeş, Ercan Enç, Alpaslan Özüdoğru, Hamit Yakup, Ahmet Tuncer Sümer, Kadir Manga, Ali Tenk, Bahtiyar Emanet tutuklanır ve Diyarbakır Tutukevi'ne konur. Filistin'den dönenlerden Mustafa Yalçıner, Ahmet Erdoğan ve diger 3 kişi, yakalanamaz. Fakat yakalananların Emniyet'te verdiği ifade nedeniyle Mustafa Yalçıner ile Ahmet Erdoğan, gıyabi tevkif kararı ile aranmaya başlanır.Kendilerine isnat edilen suç Filistin'de aldıkları gerilla eğitimi ile alakalıdır. Mahkemenin Dışişleri Bakanlığı'ndan talep ettiği, konu ile ilgili bilirkişi raporunda, Bakanlığın, El-Fetih örgütü hakkında sosyalist bir örgüt olarak değil, "Milliyetçi bir Arap örgütü" olarak görüş bildirmesi sayesinde aynı yılın Ekim ayında serbest bırakılırlar.İkinci yakalanışı ve idamıHüseyin İnan serbest kalmasını takiben yeniden Ankara'ya döndüğünde kafasındaki kır gerillası fikri iyice berraklaşır. Benzeri düşünceler taşıyan ve aynı eylem çizgisini benimseyen, başlarında Deniz Gezmiş’in yer aldığı İstanbul grubuyla bir araya gelerek THKO'yu kurma kararı alırlar. Bu karar üzerine Deniz Gezmiş, son kez ayrıldığı İstanbul'dan, Ankara'ya gelir.Deniz Gezmiş, Sinan Cemgil ve Cihan Alptekin'in de kuruluşunda yer aldığı THKO'nun öncü teorisyeni olur. Bu, diğerleri tarafından lider olarak kabul edilmesini beraberinde getirir. Sadece teorisyenlikle sınırlı kalmaz ve THKO'nun tüm silahlı eylemlerinin bizzat içerisinde yer alır. 29 Aralık 1970'de,4 Dev-Genç üyelerinden İlker Mansuroğlu'nun öldürülmesi üzerine, THKO'nun örgüt olarak ilk kez ismini kullandığı Kavaklıdere Polis Karakolu'nun kurşunlanması, 1 Ocak 1971'de Türkiye İş Bankası Emek Şubesi soygunu, Amerikan askeri tesislerinin basılarak önce bir, daha sonra dört Amerikalı askerin kaçırılması eylemlerinde bulunur.23 Mart 1971'de Kayseri'nin Pınarbaşı ilçesinde düştükleri pusuda THKO'lu bir diğer militan, Mehmet Nakipoğlu'yla beraber yakalanır.Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan'la Ankara 1. No’lu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi tarafından 9 Ekim 1971'de idama mahkûm olur.





İdamların önlenmesi için gerek Meclis'te, gerek kamuoyunda ve gerekse örgüt arkadaşları tarafından çeşitli girişimlerde bulunulmasına rağmen Yusuf Aslan ve Deniz Gezmiş'le birlikte 6 Mayıs 1972'de idam edildi. Son sözleri "Ben şahsî hiç bir çıkar gözetmeden halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. Bu bayrağı bu ana kadar şerefle taşıdım. Bundan sonra bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum. Yaşasın işçiler, köylüler ve yaşasın devrimciler. Kahrolsun faşizm" olmuştur.Mezarı, Ankara/Karşıyaka Mezarlığının L/17 parselinde bulunmaktadır.



Yusuf Aslan kimdir?


1947'de Yozgat'ın bir köyünde doğdu. Ortaöğrenimini dindar ve anti-komünist eğilimlerle, gelenekçi önyargıların güçlü olduğu bir çevrede tamamladı.

1966'da ODTÜ'ye girdi. Bir yıla kalmadan ODTÜ Sosyalist Fikir Kulübü'nün üyesi oldu, Dev-Genç içinde çalışmaya başladı. Bu dönemden itibaren önce hazırlık okulunda, sonra da mühendislik fakültesinde patlak veren boykotların ve hemen ardından ODTÜ işgalinin önde gelen örgütçülerinden oldu. İlk yargılandığı eylem, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Türkiye Büyükelçisi Robert Commer'in arabasının yakılmasıydı.

1969'da arkadaşlarıyla birlikte Filistin'e gitti. Burada helikopter ve uçak pilotluğunu öğrendi. Traktörden helikoptere kadar her türlü aracı büyük bir ustalıkla kullanıyordu.


1970 yılında kurulan THKO'nun kurucusu ve önderlerinden olan Yusuf Aslan, Deniz Gezmiş'le birlikte Nurhak'a dağdaki gerilla grubuna katılmaya giderken, Sivas Şarkışla'da yaralı olarak yakalandı. Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandı. Deniz Gezmiş ve Hüseyin İnan ile birlikte 6 Mayıs 1972'de asılarak yaşamına son verildi.






Hüseyin Saadettin Arel kimdir?


Besteci ve müzikbilimci (D. 18 Aralık 1880, İstanbul – Ö. 6 Mayıs 1955, İstanbul). Anadolu kazaskeri Dardağanzade Hacı Mehmed Efendi'nin oğludur. İzmir Fransız Koleji'ni bitirdikten sonra İstanbul'da med­rese öğrenimi gördü. Ayrıca Hukuk Mektebi'ni bitirdi (1906). Adliye Nezareti müste­şarlığı (1911), Şûra-yı Devlet üyeliği (1913), Tapu-Kadastro genel müdürlüğü (1914), Şûra-yı Devlet Tanzimat Dairesi başkanlığı (1915-18) gibi resmî görevlerde bulundu. 1918'den sonra serbest avukat olarak çalıştı. Bu yıllarda müziğe olan ilgisi arttı. Şekerci Cemil Bey'den ut ve Türk müziği, Edgar Manas'tan armoni, füg ve kontrpuan öğren­di. Besteleme (kompozisyon), orkestralama ve çalgılama konularında kendi kendini yetiştirdi. Hüseyin Fahreddin Dede ile kla­sik repertuvarı ve eski müzik kuramlarını inceledi. Suphi Ezgi ile birlikte Arel-Ezgi Sistemi'ni oluştur­du. Yazıları ve besteleriyle, geleneksel ses sistemi ve makamlara dayalı bir çokseslilik geliştirmeye çalıştı.

1943'te beş yıllık bir sözleşmeyle İstanbul Belediye Konservatuvarı müdürlüğüne geti­rildi. Ondan, 1926'da kapanan Türk Müziği Bölümü'nü yeniden açması ve Batı Müziği Bölümü'nü düzeltmesi isteniyordu. Arel, Batı Müziği Bölümü'nde çeşitli konser top­lulukları oluşturdu; bölümü, orta derecede bir Batı konservatuvarı düzeyine yükseltti. Türk Müziği Bölümü'nde ise, İcra Heyeti adıyla bir konser topluluğu kurdu. Verdiği derslerde Suphi Ezgi ile birlikte oluştur­dukları Türk müziği kuramını öğretti.

1948'de Belediye Konservatuvan'ndaki görevinden ayrılan Arel, İleri Türk Musikisi Konservatuvarı Derneği'ni kurdu. Bu derneğin yayın orgnı olan Musiki Mecmuası'nda birçok yazısı yayımlandı. Çoğu, müzikle ilgili olan bu yazılarındaki görüşleriyle, geleneksel müziği bırakıp yerine Batı müziğini almak gerektiğini düşünenlerle; geleneksel müziği olduğu gibi korumak gerektiğini savunan ve Batı müziğine karşı çıkanlar arasında yer aldı. Arel bir tür uzlaşma öneriyordu. Çokseslilik bir üstünlüktü; ama onu Batı müziği ses sistemiyle, çalgılarıyla ve besteleme, çalgılama teknikleriyle birlikte almak ulusal bünyeye uymazdı. Yapılması gereken, geleneksel ses sisteminden ve makamlardan kopmadan, geleneksel çalgıları geliştirerek çoksesli Türk müziğini yaratmaktı. Arel'in bu görüşleri aralarında kaldığı iki karşıt grup üzerinde de etkili olamadı. Birinci gruptakiler, geleneksel çalgıları orkestraya katmamakta Ankara Devlet Konservatuvan'nda (o zamanki tek devlet konservatuvarı) bir Türk müziği bölümü açmamakta kararlı davranırken, ikinci gruptakiler de Arel'i, Türk müziğini yozlaştırmakla suçladılar. Bununla birlikte, Arel'in özellikle 1943-48 yılları arasında Belediye Konservatuvarı'nda ver­diği derslerin etkisiyle, Arel-Ezgi Sistemi, kimi noktaları eleştirilse de, genel kabul gördü. 1976'da İstanbul'da, 1985'te İzmir'­de açılan Türk Musikisi Devlet konservatuvarlarında da bu sistem öğretildi.

Kapatby ReklamStore

Arel'in basılmış kuramsal yapıtlarının en önemlileri, Türk Musikisi Nazariyatı Dersleri (1968) ve Türk Musikisi Kimindir (1969) adlarını taşır. Bunlardan birincisinde perde­ler, aralıklar, dörtlükler, beşliler, makamlar, usuller ve formlar açıklanır, klasik yapıtlar­dan örnekler verilir. Önce Türklük dergisinde (1939'da Arel tarafından 15 sayı yayımlan­mıştır), sonra Musiki Mecmuası'nda tefrika edilen Türk Musikisi Kimindir ise, bazı Batılı yazarların ve onların fikirlerini savunan bazı Türk yazarlanrın ileri sürdüğü Türk müziği­nin eski Yunan, Bizans, Arap, İran müzik­lerinden kaynaklandığı yolundaki savlara bir karşı çıkıştır.

Arel, çok verimli bir bestecidir. Gençliğin­de Batı müziği tarzında besteleyip sonradan yaktığı yüzlerce parça dışında, çoğu teksesli olmak üzere çeşitli formlarda 600 dolayında bestesi vardır. Yirmi beş yaşın­dan başlayarak bestelediği teksesli yapıtlarının büyük çoğunluğunu Mevlevi ayini, durak, ilahi, şarkı, beste, ağır semai, yürük semai gibi formlara dağılmış sözlü yapıtlar oluşturur. Toplam 116 teksesli çalgı yapıtı­nın çoğu peşrev ve saz semaisi formlarındadır. Yaşamının son yıllarında bestelediği çoksesli yapıtlarının çoğu ise, çeşitli çalgılar ve sesler için ikilemeler, üçlemeler, dörtle­melerdir. Arel'in bestelerinin birçoğu hiç seslendirilmemiştir. Bunun nedenleri, genellikle çalgıcıdan ya da ses sanatçısından teknik yetkinlik bekleyen, yeni bir melodik kurgu ve geçki anlayışı ortaya koyan bu yapıtları, geleneksel tarzı sürdüren icracıların yadırgamış olması ve Arel'in öğrencileri arasında usta icracılann bulunmamasıdır.

ESERLERİ:

KİTAPLARI: Türk Musikisi Nazariyatı Dersleri (1968), Türk Musikisi Kimindir (1969).

ÜNLÜ BESTELERİ: Düğün Evinde (oyunhavası), Ham Hayat (saz semaisi), Köyden Haber (saz semaisi), İşveler (peşrev), Mini Mini (Peşrev), İnce Bir Bulut gibi Siyah İpek Peçesi (şarkı).

Feyhaman Duran kimdir?



Türk ressam Feyhaman Duran 1886’da İstanbul’da doğdu.

Galatasaray Lisesi’nde öğrenim gördüğü yıllarda karakalem portreler çizen, resmin yanı sıra “hat” sanatıyla da yakından ilgilenen Feyhaman Duran, 1910 yılında çeşitli kişilerin desteğiyle Paris’e giderek Güzel Sanatlar Okulu’nda Paul Richet’den ilk resim derslerini aldı.

Aynı zamanda Julian Akademisi’ndeki dersleri izleyip, Jean-Paul ve Albert Laurens atölyelerinde çalıştı (özellikle Fernand Cormon’dan aldığı akademik eğitimden büyük ölçüde etkilendi).

Birinci Dünya Savaşı başlayınca Türkiye’ye döndü. 1916’da Galatasaraylılar Sergisi’ne, içinde Dr. Ail Muhtar’ın Portresi de bulunan, bir grup resimle katıldı ve bir gümüş madalya kazandı. 1919’da İnas Sanayi-i Nefise Mektebi adıyla açılan kız akademisine öğretmen oldu (bu görevi, emekliye ayrıldığı 1951 yılına kadar sürdürdü).

Türk Ressamlar Cemiyeti’nin 1923 yılında Ankara’da düzenlediği ilk karma sergiye katıldı. 1926’da Sanayi-i Nefise Birliği’nin kuruluşunda etkili oldu. 1938’de yurt gezileri programı içinde Gaziantep’e gönderildi. Devlet sergilerine sık sık resim verdi. Ölümünü izleyen aylarda İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi salonlarında, bütün dönemlerini ve başlıca resimlerini kapsayan geniş bir sergi düzenlendi.


Sanat Anlayışı

Döneminin ve kuşağının birçok sanatçısı gibi, manzara, natürmort ve portre resimlerde yarı akademik, yarı izlenimci bir anlayışla yapıtlar vermiş olan Feyhaman Duran özellikle modelinin fizik yapısını başarıyla yansıtan ve güçlü bir renk anlayışına dayanan portreleriyle tanınır.

İbrahim Çallı’nın yanı sıra çağdaş Türk resminin bu türdeki en başarılı örneklerini vermiş olan sanatçı, portrede bir “kalıp” ile bir “anlam” görmüş, bu ikisinin kesinlikle bir arada bulunması gerektiğine inanmıştır (ona göre portrenin güçlüğü ve öbür türlere olan üstünlüğü de bu birlikten kaynaklanır). Portre resmin, ticari bir tür sayılmasına karşı çıkmış, modelin, duygusu ve yapısıyla birlikte kavranıp yansıtılması gerektiğini savunmuştur.

Bu anlayış, portrelerine, alışılmış akademik çizginin ötesinde bir anlam, genel sınıflamanın dışında bir ayrıcalık katmıştır. Yakın dost çevresinden kişileri (özellikle Akil Muhtar ailesinin portreleri) konu alan portrelerinin yanı sıra, Topkapı Sarayı’nın iç bölümlerini bir dizi halinde işlediği resimlerinde, Şevket Dağ‘ın öncülüğünü yaptığı “interiör” türünün de örneklerini vermiş olan Feyhaman Duran’ın natürmortlarındaysa empresyonist palete daha yakın düşen, renkçi ve rahat bir anlatım, güçlü bir kompozisyon beğenisi görülür.


Haluk Eczacıbaşı kimdir?

Haluk Eczacıbaşı (1921, İzmir – 6 Mayıs 1996)




Nükhet Ruacan kimdir?


14 Aralık 1951 yılında İstanbul'da doğdu. Nükhet Ruacan, Tatbiki Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü'ne devam etti. Şarkı söylemeyi grafik tasarımcısı olmaktan daha fazla sevdiğini anlayınca eğitimine ara vererek pop şarkıcılığına başladı.



Ancak caz müziğine olan derin sevgisi onu bu alana yönlendirdi ve 1974 yılında İsviçre'ye giderek caz müziği yapmaya başladı. İsviçre ve Norveç'te Emin Fındıkoğlu ve Tommy Dodd orkestralarında çalıştı. 1977 yılında Türkiye'ye dönerek caz vokalisti olarak çeşitli kulüplerde çalıştı, festivallere katıldı. Cazın Türkiye’de daha geniş kitleler tarafından tanınması ve sevilmesine önemli katkıları oldu.


Nükhet Ruacan, 1979'da gittiği ABD'de New York Conservatory of Music'te şan eğitimi aldıktan sonra, 1982'de tekrar geldiği Türkiye'de çeşitli gruplarla çalıştı. Ruacanadlı bir plak da yapan sanatçı, Kültür Bakanlığı adına Çin ve ABD'de konserler verdi. TRT televizyonunda birçok programa çıktı, bu programlarda ona TRT orkestrasının yanı sıra kendi caz grupları da eşlik etmişlerdir. 1984 Eurovision Türkiye elemelerinde "Hayallerin Işığında" adlı parçayı yorumlamıştı.


Yine caz müziğinin tanınmış bir siması, caz gitaristi Neşet Ruacan'ın kardeşi olan Nükhet Ruacan, 10 yıldır Bilgi Üniversitesi'nin Müzik Bölümü'nde dersler veriyordu. Bir süredir lösemi tedavisi gören sanatçı 6 Mayıs 2007'de İstanbul'da hayata gözlerini yumdu. 56 yaşındaydı; 8 mayıs salı günü Moda, Kadıköy camisinde kılınan öğle namazından sonra Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verildi.

37 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör