top of page
  • Yazarın fotoğrafıHaberciGazete

Doğum günü: Ahmet Piriştina, Armağan Çağlayan, Ertuğrul Özkök, Funda Arar, Batuhan, Didem Madak




Bugün 8 Nisan. Ahmet Piriştina, Armağan Çağlayan, Ertuğrul Özkök, Funda Arar, Batuhan Mutlugil, Didem Madak'ın doğum yıldönümleri.

BRT Yayın Grubu olarak Ahmet Piriştina'ya rahmet, öteki değerlerimize mutlu yaşlar dileriz.

Ahmet Piriştina kimdir?



Ahmet Piriştina, 8 Nisan 1952 tarihinde İzmir Buca ilçesinde dünyaya geldi. 2. Dünya Savaşısonrasında Kosova'dan Türkiye’ye göç eden Arnavut kökenli bir ailenin çocuğuydu. İlköğretimini Buca'da tamamladı. Ortaokulu İzmir Saint Joseph'te, lise öğrenimini İzmir AtatürkLisesi ve Türkay Koleji'nde tamamladı.

1991 yılında DSP'den milletvekili adaylığı oldu. Fakat milletvekili seçilemedi. Politikaya attığı ilk adım, 1994 yerel seçimlerinde İzmir Büyükşehir Belediyesi Meclis Üyeliği oldu. Aynı zamanda bu göreviniSP grup sözcüsü olarak devam ettirdi. 1995 yılında DSP’den İzmir milletvekili oldu. 1999 seçimlerinde DSP’den İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Ahmet Piriştina, daha sonra CHP’ye geçmiş ve 5 yıllık görev süresinin dolmasının ardından yapılan 28 Mart 2004 yerel seçimlerinde yeniden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı oldu.

Piriştina'nın siyasi macerası 1999 yerel seçimlerinde DSP'den İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesiyle yeni bir döneme girdi. Bu dönemde, kendisinden daha önce görev yapan büyükşehir belediye başkanlarınca başlatılan ve İzmir'i daha çağdaş bir konuma taşıyan İzmir Büyük Kanal Projesi, İzmirKordonboyu Projesi ve İzmir Metrosu gibi projeler, onun döneminde bitirildi ya da çalışmalar hızlandırıldı.

Ahmet Piriştina büyükşehir belediyesinin Fen İşleri bölümünün altyapısını kullanarak İzmir'deki birçok ilk ve orta dereceli okulun elden geçirilmesini sağladı. Büyükşehir Belediyesine bağlı Eşrefpaşa Hastanesinin olanaklarıyla ilköğretim okullarında sağlık taraması yaptırdı. Sosyal güvencesi olmayan yoksul öğrencilerin ameliyat dahil tedavi masraflarını belediye bütçesinden ayrılan kaynakla gerçekleştirdi.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Piriştina, hayata geçirdiği projelerle İzmire ve hatta Türkiyeye farklı bir belediyecilik anlayışı getirmiş; bunun sonucunda kentte büyük bir değişim yaşanmaya başlamıştır.

Ahmet Piriştina hemşehrilerle belediye arasındaki iletişimi sağlamak amacıyla Hemşehri İletişim Merkezi ve Semt Merkezlerini kurarak hizmet üretiminde toplumsal katılımı ve adaleti sağlamaya özen gösteren bir yaklaşımı benimsemiştir. Çevre temizliği itfaiye mezarlık hizmetleri ile engelli yurttaşların kent yaşamına katılımını sağlayacak uygulamalar olması gereken normlara uygun hale getirilmiştir. Toplumsal hizmetler kapsamında yüzlerce okulun onarımı ile kent kültürü ve tarihi kentlilik bilinci gibi kavramlar çerçevesinde ortak bir İzmirlilik duygusu yaratacak İzmir Kent Kitaplığı ve kent kültürü sergileri İzmir’in 5000. yıl kutlamaları İzmir liseli kent tarihi konferansları İzmir Kent Arşivi ve Müzesi açık hava film gösterimleri düzenlenen sempozyum ve kolokyumlar kenti kültürel yönden geliştiren hizmetlerdendir. İlçe belediyelere devrettiği spor salonlarıyla amatör klüplerin spor yapma olanaklarının genişletilmesi yaya koşu ve bisiklet yollarının düzenlenmesi gibi çalışmalara imza atan Ahmet Piriştina’nın İzmir’i fuarlar ve kongreler şehri haline getirmek en büyük hayali ve hedefiydi.

Fransızca bilen Ahmet Piriştina, evli ve iki çocuk babasıydı.

Ahmet Piriştina, 15 Haziran 2004 günü geçirdiği kalp krizi nedeniyle hayatını kaybetti.

Armağan Çağlayan kimdir?



8 Nisan 1966 tarihinde İstanbul'da doğdu. Çocukluğu ve gençliği Hereke'de geçt.. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde, yüksek lisans eğitimini ise İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde tamamladıktan sonra yine aynı üniversitede İşletme Fakültesi Yönetim Organizasyon Anabilim Dalı’nda doktora programına başladı.

Avukatlık stajını Kocaeli barosunda tamamladıktan sonra avukatlığı bırakıp İstanbul’a geldi. Medyapım’ın kurulduğu bir esnada arkadaşının da yardımıyla hazırlık elemanı olarak işe başladı. Kısa süre içerisinde editörlüğe kadar yükselip genel müdür yardımcılığı görevini üstlendiği dönemde 11 yıldır çalıştığı Medyapım’dan ani bir kararla ayrıldı. Med Yapım'da çalıştığı dönemde Bülent Ersoy Show, Huysuz Show, Hülya Avşar Show, Şans Kapıyı Çalınca, Şahane Pazar, Kim 500 Milyar İster, Ünlüler Çiftliği gibi birçok başarılı yapıma "editoryal koordinator" olarak imzasını attı.

2003 yılında ise bütün Türkiye'yi sarsan Popstar yarışmasının jüri üyesi olarak kamera arkasından ekran önüne hızlı bir geçiş yaptı. Son dönemlerde ekranlarımızda sık sık görmeye alıştığımız reality showların çıkardığı ilk ve tek star olma ünvanını yıllardır kimseye kaptırmadı. Bu sırada Finansbank ile Avea markalarının reklamlarında; Belalı Baldız ve İmkansız Aşk adlı dizilerde konuk oyuncu olarak oyunculuk yeteneğini gösterme fırsatı buldu.

2004-2005 yılları arasında Hürriyet Gazetesinin Kelebek ekinde köşe yazarlığı yapmaya başladıktan bir süre sonra son zamanlarda Türkiye’de en çok konuşulan röportajların altına da imzasını attı. Hürriyet Gazetesi'nden ayrıldıktan sonra röportajlarına Esquire dergisinde devam etti. Aynı zamanda Dishy dergisinde de Tortu Takvimi adında bir köşe hazırladı.

Medyapım’dan ayrıldıktan sonra görevine Doğan TV bünyesinde yer alan D Production yapım şirketinde prodüksiyonlardan sorumlu direktör olarak devam etti. Son ütücü, Deniz Akkaya ile Top Model Türkiye ve Büyük Teklif adlı programların yapımcılıklarını üstlendi.

2006 yılı yaz döneminde Star Tv ekranlarında başlayan programı “Son Ütücü” ile belki de kimsenin inanamayacağı kadar büyük bir başarıya imza attı ve adı kısa sürede en iyi talk-showcular ile birlikte anılmaya başlandı. 2006 yılının bitmesiyle birlikte D Production’da ki görevinden ayrıldı ve “Son Ütücü” programı da ekranlara bir süreliğine veda etti. Türkiye'nin en başarılı televizyon yapımcılarından biri olan Armağan Çağlayan şu an İstanbul Kültür Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesinde araştırma görevlisi olarak İletişimde Yaratıcılık dersi vermektedir.

Funda Arar kimdir?



Türk pop müzik şarkıcısı. 8 Nisan 1975'te doğdu. Bugüne kadar bir Altın Kelebek Ödülü ve bir Türkiye Video Müzik Ödülü dahil olmak üzere çok sayıda ödül kazanılmıştır.

İlk öğrenimini Ankara Ahmet Vefik Paşa İlköğretim Okulu'nda, orta ve lise öğrenimini Muğla ve Adapazarı'nda tamamlayan Funda Arar, 1996 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı'ndan mezun olmuştur. Eğitiminin ardından iki yıl boyunca müzik öğretmenliği ve sahne çalışması yapan sanatçıdır.

Müzikal Kariyeri

2000: İlk Yılları Yaklaşık bir buçuk yıl ilk albümü için çalışmalarını sürdüren Funda Arar'ın Sevgilerde albümü TMC etiketiyle 11 Şubat 2000'de yayınlandı. Albümde ağırlıklı olarak müzisyen Yücel Arzen ile çalışan sanatçı çıkış şarkısı olarak Necip Fazıl Kısakürek'in şiiri "Kaldırımlar" seçilmiş, aynı şarkıya Hakan Yonat yönetmenliğinde müzik klibi çekilmiştir. Aynı albümde bestelenen şiirlerden olan Kaldırımların yanı sıra Behçet Necatigil'den "Sevgilerde", Gülsüm Cengiz'den "Yağmur" ve Şeyda Kılınç'tan ise "Ay Doğmadan Gel" şiirleri de yer almaktadır. Daha sonra sırasıyla "Aysel" ve sözü ile bestesi Yücel Arzen'e ait olan "Sonu Yok Bu Aşkın" adlı şarkılar kliplendirilmiştir. Yine aynı yıl Funda Arar dönemin popüler dizilerinden olan Ruhsar'da konuk oyuncu olarak rol almıştır. Dizide Sevgilerde albümünden "Ah Oğlan" adlı şarkı ön plana çıkarılmıştır.

İlk albümünün ardından Funda Arar, çalıştığı müzik şirketi TMC'nin diğer bir sanatçısı olan Kıraç ile 14 Şubat 2001 yılında Sevgiliye adında bir düet albümü çıkarmışlardır. Albüme adını veren şarkıda düet yapan iki sanatçı, bu şarkıyı da kliplendirmişlerdir. Albümde Funda Arar tarafından solo olarak yorumlanan söz ile müziği kendisine ait "Seni Düşünürüm" şarkısı da daha sonra kliplenmiştir. Sanatçı 2002 yılında ise Magazin Gazetecileri Derneği'nden Kıraç ile birlikte yaptığı Sevgiliye albümü ile "En İyi Çıkış Yapan Sanatçı" ödülünü almıştır.

2002-07: Kariyerin Yükselişi Funda Arar 2002 yılında ikinci solo albümü Alagül'ü çıkarmıştır. Albüme adını veren "Alagül" şarkısı çıkış şarkısı olarak düşünülmüş ve klibi yine Hakan Yonat tarafından çekilmiştir. Albümde bulunan, Erkin Koray yorumu ile bilinen "Arapsaçı" şarkısının Febyo Taşel tarafından yapılan yeni düzenlemesiyle Türk pop müziğinde bilinirliğini arttırmıştır. "Arapsaçı" da dahil olmak üzere toplamda beş şarkının kliplendirildiği albüm aynı zamanda sanatçının kendi bestelerine yer verdiği albümü olmuş, 2003 yılının Ekim ayında çıkartmış olduğu üçüncü solo albümü Sevda Yanığı ile aynı ismi taşıyan "Sevda Yanığı" adlı şarkı ilgi çekmiş aynı albümde Fikret Kızılok yorumuyla bilinen, Ahmed Arif'e ait "Haberin Var mı" adlı parçayı tekrar yorumlayan Funda Arar, Sevda Yanığı albümü ile Altın Kelebek Yarışmasında "En İyi Çıkış Yapan Sanatçı" ödülünü kazanmış, 2005 yılında Kanaltürk'de yayınlanan Funda Arar'la Performans programını yapmıştır.

2006 yılında Son Dans adlı albümü yayınlanan sanatçısının bu albümü için çıkış şarkısı olarak "Karartma Günleri" çekilmiş, Funda Arar aynı albümde geçmişte Bergen'in seslendirdiği "Benim İçin Üzülme" adlı şarkıyı yeniden yorumlayarak albümde yer vermiştir.

Toplamda altı şarkının kliplendirildiği albüm yıl içinde en çok satan ilk 10 albüm arasına girmiştir ve Mü-yap tarafından "Platin Ödülü" ile ödülenndirilmiştir.Yine aynı yıl aynı müzik şirketinde çalıştığı için beraber bir düet albüm çıkardığı, çeşitli konserler verdiği sanatçı Kıraç ile yeniden bir ortak proje gerçekleştirmiştir. Gölgeler adlı televizyon programında iki sanatçı müzik tarihinde kalıcı eserler bırakmış olan sanatçıların şarkılarını yeniden seslendirmişlerdir. TRT 1 kanalında başlamış program daha sonraları Show TV'de devam etmiş, 2007 yılında 12. Kasdav Liselerarası Müzik Yarışması'nda jüri koltuğunda yer almıştır.

2008-09: Yenilikler Funda Arar, popüler müziğin yanı sıra eğitimini de gördüğü Türk Sanat Müziği eserlerinden oluşan bir albüm de yapmak istediğini belirtmiştir ve 2008 yılında Rüya'yı çıkarmıştır. Sanatçı, 2008 yılında Aile İçi ve Kadına Şiddet 'e tepki göstermek ve önlenmesine dikkat çekmek amacıyla 13 kadın sanatçıdan oluşan Güldünya Şarkıları albümünde yer almıştır. Bu albümde Arar, Zuhal Olcay'ın seslendirdiği "Dünden Sonra Yarından Önce" adlı şarkıyı yorumlamış, Olcay ise Funda Arar'ın Sevda Yanığı albümünde bulunan "Neyse" adlı şarkıyı seslendirmiştir. Aynı yıl Kral TV'de başlayan Söz Müzik Funda Arar programıyla televizyon seyircisi ile buluşmuş, ancak program 2009 yılında sona ermiştir.

2009 yılında Zamanın Eli adlı albümü yayınlanan Funda Arar, bu albümünden dört şarkısını kliplendirmiş ve her albümünde olduğu bir cover şarkıya da yer vermiş, daha önce Zerrin Özer'in seslendirdiği "Ateş Düştüğü Yeri Yakar" adlı şarkıyı Febyo Taşel düzenlemesiyle yorumlamıştır. Sanatçının en çok satan albümlerinden biri olan Zamanın Eli ile Funda Arar birçok ödüle layık görülmüştür. Albümde bulunan "Yak Gel" adlı şarkı dijital ortamda en çok indirilen şarkı olmuştur. Albüm konserlerini ise Türkiye genelinde Söz-Müzik Funda Arar adını verdiği turneyle gerçekleştirmiştir.

2010 sonrası Nazım Hikmet'in şiiri olan ve daha sonra Cem Karaca tarafından bestelenen "Herkes Gibisin" adlı eseri yorumladığı Aşkın Masum Çocukları adlı albümü 2011 yılında yayınlanan Funda Arar, aynı albümde yer alan söz ve müziği kendisine ait "Sevdiklerim" adlı şarkıya da yer vermiştir. Aşkın Masum çocukları yılın en çok satan ilk beş albümü içine girmiştir.

Albüm konserlerinin yanı sıra konsept konserlerle de sevenleriyle buluşmuş, Kuruçeşme Arena ve Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda verdiği proje konserlerinde Türk müziğinde klasikleşmiş şarkılarla repertuar oluşturmuştur.Aşkın Masum Çocukları albümünden sonra Sessiz Sinema' 2012 yılında Emre Grafson Müzik etiketiyle yayınlamıştır. Bu albümde sanatçı, müzisyen eşi Febyo Taşel başta olmak üzere Yıldız Tilbe, Niran Ünsal ve Onur Baştürk gibi isimlerle çalışmıştır.

2013 yılında Enbe Orkestrası eşliğinde Hafıza isimli bir single yayınlayan sanatçı 2015 yılının Şubat ayında Hoşgeldin isimli albümünü DMC yapımcılığında çıkarmış ve çıkış şarkı olarak "Hayatın Hesabı" seçilmiş, şarkı Nihat Odabaşı yönetmenliğinde kliplendirilmiştir. Geçmişte Müslüm Gürses tarafından seslendirilen "Kaç Kadeh Kırıldı", Ümit Sayın tarafından seslendirilen "Ben Tabi ki" ve Levent Yüksel tarafından seslendirilen "Onursuz Olmasın Aşk" adlı şarkılara aynı albümde yeniden yer vermiştir. Albümün müzik direktörlüğünü ve çoğu şarkının besteciliğini kendi gibi müzisyen olan eşi Febyo Taşel yapmıştır.

Özel Hayatı 2004 yılından bu yana Febyo Taşel ile evlidir. Evlilik günü için 28 Haziran ve 29 Haziran tarihleri arasında İstanbul'da yapılan 2004 İstanbul zirvesini seçtiğini belirten Arar, "Farklı bir tarihte evlenmeyi düşünüyorduk ama fazla duyulmasın diye bugünü seçtik" demiştir.[8] Arar, bir röportajında eşi Taşel için, "O benim ne istediğimi çok iyi biliyor, ben de onun ne beklediğini biliyorum. Ama biz çalışırken aramızda sevgili ya da karı-koca ilişkisi olmuyor" demiştir. 9 Temmuz'da Aras adını verdiği bir oğlu olmuştur.

Diskografisi 2000: Sevgilerde 2001: Sevgiliye 2002: Alagül 2003: Sevda Yanığı 2006: Son Dans 2008: Rüya 2009: Zamanın Eli 2011: Aşkın Masum Çocukları 2012: Sessiz Sinema 2013: Hafıza (ft. Enbe Orkestrası) 2015: Hoşgeldin 2017: Demli

Filmografisi Yıl 2009 Altın Kızlar 1999 Ruhsar


Ertuğrul Özkök kimdir?



Ertuğrul Özkök 8 Nisan 1947 tarihinde İzmir’de dünyaya geldi.

İzmir Namık Kemal Lisesi’nden mezun olduktan sonra Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne kayıt yaptıran Özkök, TRT’de bir yıl muhabir olarak çalıştı.

Ardından Fransa’da İletişim Bilimleri Bölümü’nde doktorasını yaptı.

1986 senesinde kadar Hacettepe Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev aldı ve Hürriyet gazetesinde çalışmaya başladı. Yaklaşık 20 sene Hürriyet gazetesinde genel yayın yönetmeni olarak çalıştıktan sonra 29 Aralık 2009’da bu görevini bıraktı.

Öğrencilik yıllarında sosyalist bir görüşü benimsediğini söyleyen Özkök, Turgut Özal’dan sonra liberalizme yöneldi.

ESERLERİ

Sanat, İletişim ve İktidar

İletişim Kuramları Açısından, Kitlelerin Çözülüşü

Elveda Başkaldırı

Stalin Baroku

Artakalan Zamanda

Tuhaf

Yedi Büyük Günah

kırk7

Bir Beyaz Türk’ün Hafıza Defteri

Batuhan Mutlugil kimdir?



Batuhan Mutlugil, 8 Nisan 1974, Türk gitaristtir.

Liseyi Doğuş Koleji'nde okuyan Mutlugil, üniversiteyi de İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümünde okumuştur.Duman'dan önce babası Batu Mutlugil ile beraber çaldığı Blue Blues Band'de çalışmaktaydı. 1999'da, kuruluşunda da yer aldığı Duman grubunda geri vokal ve gitaristlik yapmaktadır. darmaduman albümünde yer alan "Akıbet" ve "Öyle Dertli" adlı parçaların hem söz yazarı hem de bestecisidir. Eski Fransız sevgilisi Diane Tydigad'tan Batu Luca adında bir oğlu, yeni eşi Leyla'dan Francesco adında da üvey oğlu vardır. 2016 yılında evlenmiştir


Didem Madak kimdir?



Füsun Hanım ile Yusuf Bey'in evliliklerinin ilk kız çocuğu olarak 8 Nisan 1970 tarihinde İzmir'de dünyaya geldi. Didem Madak'ın çocukluğu ikisi de öğretmen olan anne ve babasının görevi dolayısıyla Amasya ve Burdur'da geçti. Kendisinden altı yıl sonra dünyaya gelen kardeşi Işıl ile birlikte ilk çocukluk anıları Burdur'da şekillenir. 12 Eylül sürecinde Madak'ın babası Yusuf Bey Uşak'a sürülür ve Füsun Hanım kızlarıyla birlikte Burdur'da sıkıntılı bir süreç geçirir. Füsun Hanım yakalandığı beyin kanseri sebebiyle otuz sekiz yaşında hayatını kaybeder. O sırada Didem Madak on üç, Işıl yedi yaşındadır. Önce annelerinin öldüğünü çocuklara duyurmazlar. Işıl Madak, ablasının dizlerinin üzerine düştüğünden bahsettiğini ve o zamanın tam da annesinin öldüğü ana denk geldiğini söylediğini belirtir. İki kız kardeş, iki gün sonraki anneler günü için annelerine cüzdan ve ruj almışlardır. Işıl Madak “Hediyelerimiz elimizde kaldı.” der (Bilir: 2015: 25). Füsun Hanım kızı Didem üzerinde şiire ilişkin ilk izlenimleri uyandırdı. Şiirle ilgilenen Füsun Hanım'ın birçok şairin şiirleriyle süslediği bir defteri vardır. Annesinin ölümünden sonra babası tekrar evlenir ve bunun üzerine Didem Madak, yavaş yavaş babasından uzaklaşmaya başlar.

Madak, Burdur'da başladığı ilk öğrenimini Uşak ve İzmir'de sürdürdü. Uşak Gazi İlkokulunda okudu. Orta ve lise öğrenimini ise İzmir Suphi Koyuncuoğlu Lisesinde tamamladıktan sonra Ege Üniversitesi Biyoloji Bölümünü kazandı. Ancak kısa bir süre sonra okulu dondurarak çeşitli işlerde çalışmaya başlar. Aradan zaman geçince bu kez Hukuk Fakültesini kazandı. Fakat Hukuk Fakültesini de henüz birinci sınıftayken bırakır. Çünkü babasının başka biriyle evlenmesi onun ruhundaki yalnızlığı derinleştirir ve okuldan bir gençle gizlice evlenip evden kaçar. Eşi kısa bir süre sonra okulu bırakır ve parasız kaldıkları için anketörlük, sekreterlik, tezgâhtarlık gibi işlerde çalışır. Yaşadığı bu zorluklar ve ruhsal durumu, onu bir süre sonra şiire yöneltecektir. On dokuz yaşında yaptığı evliliği dört sene sonra biter (Aras 2001: 64). Bir müddet Kamu Yönetimi de okuyan Didem Madak, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki öğrenimini 2000'de tamamladı. Bir müddet stajyer avukatlık yaptı. Eşinden ayrıldıktan sonra Bornova'da bir bodrum katına taşındı ve burada tasavvufla ilgili derin okumalar yaptı. Şiire başlaması da bu yıllara rastlar. Müjde Bilir, onun bu zamanlarda en büyük dostu ve destekçisi olur. Onunla sık sık görüşüp edebiyat ve yazdığı şiirler üzerine uzun uzun sohbet ederler.

2002 yılında İstanbul'a yerleşen Didem Madak, sonraki yıllarını burada geçirdi. Yerleştikten bir müddet sonra İstanbul Eczacılar Odasının avukatlığını yapmaya başladı ve bu görevini vefatına kadar sürdürdü. Kuledibi'nde Pulbiber Mahallesi adlı şiir kitabına ilham verecek olan mahalleye taşındı. Bu süre zarfında Zeynep Köylü ile yakınlaşırlar ve çok sıkı bir dostlukları olur. Zeynep Köylü, ikisinin de bohem bir dönemde olduklarından ve aylaklık yaptıklarından bahsetmektedir. Bazen saatlerce hiç konuşmadıklarını ve şimdi düşününce bu susmaların bile çok anlamlı olduğunu aktarır (Bilir 2015: 210). 2006 yılında Timur Çelik ile ikinci evliliğini gerçekleştiren Madak'ın iki yıl sonra kızları Füsun dünyaya gelir. Kızına annesinin adını koyar. Müjde Bilir, onun hayatı için “bir Füsun’dan bir Füsun’a evrilen bir yaşam” ifadesini kullanmıştır. Kızı doğduktan sonra şiirle çok ilgilenemez ve durumdan şikâyetçi olmadığını minik kızına yazdığı mektubunda dile getirir (Yücel, 2015:100). Didem Madak, 2010 yılında kolon kanserine yakalandığını öğrenir. Bir yılı aşkın müddet verdiği mücadelede hastalığa yenik düştü ve 24 Temmuz 2011 tarihinde hayata veda etti.

Didem Madak, kendisiyle yapılan bir söyleşide, "Beni edebiyatla tanıştıran annemdir. Birçok güzel çocuk romanı okudum, bu yüzden mutluluk dendiğinde hep o günleri ve o çocuk romanlarını hatırlarım. Annemin ölümünden sonra terkedilmiş ve yalnız günler başladı. Kütüphaneden eve taşıdığım kitapları okuyarak geçen uzun yaz günleri… O dönem hep o pembe boyalı kütüphanede memure olmayı düşlerdim. O günleri hatırlayınca hep Edip Cansever´in şu dizesi gelir aklıma: 'Bir azarlanmayla ölümünü düşünen çocuklar gibi.' Hayatın elini beline koymuş sinirli bir üvey anne gibi bizi azarladığını ve kardeşimle el ele tutuşup hayallerden balkonumuza sığındığımızı hatırlıyorum. Sonra evden kaçışım, dört sene süren mutsuz bir evlilik. Zaten mutsuz bir evlilikten herkes bir şair olarak çıkabilir, işten bile değil." (Aras 2001: 63). şeklinde şairliği üzerindeki en önemli unsurların başında annesi ve onun vakitsiz ölümü olduğunu dile getirmiştir. Vefatından sonra teyzesi ona annesinin şiir defterini vermiştir. Aynı zamanda teyzelerinin 1950‟lerden beri biriktirdiği Varlık dergisi koleksiyonu ve kitapları da kardeşiyle birlikte edebiyata, şiire yönelmelerinde etkili olmuştur. Bornova'da bulunduğu yıllarda şiirle daha yakından ilgilenen ve yaptığı okumalarla şiir üzerindeki fikirlerini derinleştiren Madak'ın ilk şiiri, yazar kadrosunda; Mehmet Can Doğan, Metin Celâl, Yücel Kayıran ve Cem Uzungüneş gibi isimlerin de bulunduğu Sombahar dergisinde yayımlanmıştır (1995). Şair daha sonra bu dergiyle beraber; Öküz ve Ludingirra gibi dergilerde de şiirlerini yayımlamayı sürdürmüştür.

1980 kuşağında postmodern yönelimle ortaya çıkan bir şiir anlayışı hâkim olmuştur. Madak'ın şiire başladığı 1990'lı yıllarda tüketim kültürü ve postmodernizmin şiirde etkili olması, estetik kaygının arka plana itilmesine sebep olmuştur. Bu dönemde imge, şiirin merkezindedir. Madak'ın şiiri bu anlamda; kendisini ideoloji ve poetikalardan sıyırmış, kendine has imgelerlele yüklü ve poetikasını gündelik yaşamdan alan bir şiir olarak karşımıza çıkar. Kahyâoğlu "Didem Madak şiiri postmodernist algının dışında durup, İkinci Yeni‟de fark edilen varlıksal problemleri kadınsal problemlerle harmanlar. Buna rağmen şairin ontolojik meselelerle ilgisi pek yoktur. 90‟lı yıllarda giderek kendini gösteren tüketim ruhu, bireyin bu kültür içinde boğulmasına, kaçış yolu aramasına sebep olmuştur. Şehir hayatının giderek yozlaşması, isyankâr ve kavgacı bir ruhu edebiyat dünyasına taşımaya başlamıştır." (Kahyâoğlu 2015: 145) şeklinde bir değerlendirme yaparak hem Madak'ın şiirinde ön plana çıkan metropol hayatına vurgu yapmış hem de Madak'ın şiiri üzerinden 1990'lı yıllardaki Türk şiirinin panoramasını çizmiştir. 1990'lı yıllarda kadın şairlerde bir artış gözlendiği gibi kadın aynı zamanda şiirin ana malzemesi hâline gelmiş ve kadın şairler tarafından cinsiyetçi edebiyata bir eleştiri yöneltimiştir. Didem Madak ise bir yandan eşyayı, mekânın ruhunu ve tüketim sorunsalını şiirinin ana merkezine yerleştirirken diğer yandan modern insanın içine düştüğü çıkmazı sorgulamıştır.

Şairin çocukluk hatıralarını, annesine olan hasretini yoğun bir lirizmle dile getirdiği ve daha önceden dergilerde yayımladığı şiirlerden oluşan Grapon Kâğıtları adlı ilk şiir kitabı 2000 yılında yayımlanmıştır. Şiirler kitaplaşmadan evvel Işıl Madak, sanatçıya İnkılap 2000 Şiir Ödülü'nden bahsettiğinde şair bunu “boş işler” olarak görür ve bu habere sıcak bakmaz. Ancak kız kardeşi Işıl, sanatçının yazmış olduğu tüm şiirleri Grapon Kâğıtları adında bir dosya hâline getirerek yarışmaya gönderir ve Didem Madak, bu dosyayla “İnkılap 2000 Şiir Ödülü”nü kazanır (Bilir 2015: 29). Şairin Ah’lar Ağacı adını verdiği ikinci şiir kitabı 2002 yılında yayımlanmıştır. Dar hacimli fakat dokunaklı dizelerden meydana gelen kitaptaki şiirlerde Madak, Bornova'daki bodrum katında geçirdiği sıkıntıları ve kadın meselesini ele almıştır. Pulbiber Mahallesi adlı şiir kitabı ise 2007 yılında yayımlanmıştır. Kitap toplamda on dokuz şiir ve bir düzyazıdan oluşur. Kitapta Müjde Bilir'in Didem Madak‟la ilgili yazdığı bir metin de yer alır. Pulbiber Mahallesi‟ne ilham veren İstanbul Kuledibi‟ndeki bir mahalledir. Kitaptaki şiirlerde daha önceki umutsuz ruh hâlinin biraz azaldığı görülmektedir.

Madak şiirlerinde; anne özlemi, çocukluk özlemi ve baba figürü, yalnızlık ve yabancılaşma, rutubet ve tek başınalık, kaybolma isteği ve kendini arama, ümit, ümitsizlik, vazgeçmişlik konularını, dilin imkânlarından mümkün olduğunca yararlanarak dizelere işlemiştir. Temizyürek "Şu ya da bu nedenle açılmış yaranın sızlayan akıntısını kimseye leke bulaştırmadan akıtmayı amaçlayan teknik, melankoli ile ironinin buluştuğu dans ritmidir. Bunların her biri apaçık dil denizinde şekillenmiş varlıklar gibi duruyorlar hâlâ. Ama hepsi bir şişenin (o tek şiirin) içinde..." (Temizyürek 2017: 34). cümleleriyle onun bu konuları işleyiş tarzını yani bir anlamda şiir tekniğini değerlendirmiştir. Geleneğe bağlı kalmadan serbest bir nazımla kurduğu şiirinde masalsı bir anlatım sezilir. Şair, bunu günlük konuşma dili ile kendi iç dünyasının yansımalarını uzlaştırarak okuyucuya hissettimiştir. Şiirlerinde "imge"ler çok mühim bir yer tutar. Madak, kelimelere yeni anlamlar yükleyerek, sanatsal bir üslûpla kendine özgü bir şiir dili oluşturmuştur.

2000'li yıllarda yazmaya devam eden didem Madak, modern hayatın ruhunda yaratmış olduğu iç sıkıntıları, şiirinin ham maddesi olarak kullanmıştır. Huzursuzluk, sıkışmışlık, yalnızlık, mutlu olma arayışıyla birlikte mutluluktan kaçış, şairlerin etrafında döndüğü ana konular olmuştur. Dönemin birçok şairi gibi Madak da bu konuları incelikle işlemiş, kendi ruh hâliyle şiir arasında ilişkiler kurarak, edebî sahada kendine münzevi bir alan oluşturmuştur (Ak 2018: 9). Madak'ın çağdaşı olan kadın şairlerden farkı şiirlerinin teşekkülünde de son derece mühim olan mizacı ve kadına has, özgün politik duruşudur. Altunkaya onun mizaç özelliklerini şu cümlelerle değerlendirmiştir: "Onun iddiasız içtenliği, kendini tüm şeffaflığıyla anlatması, samimiyeti, çektiği acılarla dalga geçebilmesi, boyun eğmeyişi, her kadının yaşamına hitap edebilecek kadar hayattan beslenir." (Altunkaya 2016).

Kadın sorunsalına eleştiri yaparken politik söylemlerden uzak duran şair, herhangi bir ideolojinin sözcülüğünü yapmadan, kadının ötekileşmesine şiiriyle eleştiri getirmiştir. Keskin'e göre ironi ve mizahla hüznünü öteleyip dışlanmışlıklara, aşağılanmışlıklara, yok sayılmışlıklara karşı koyan Madak’ın şiirlerinde bütün kadınların sesini duyurma azminden vazgeçmeyen aynı zamanda erkek egemen sistemin baskıcı, kalıplar koyan, emirler veren tutumuna karşı duruşu da dikkat çekmektedir: "Ataerkil zihniyeti çoğunlukla eril söyleme yaslanarak eleştirmek zorunda kalan kadın Divan şairlerinin aksine kadının eylem alanından şiir dilini kurabilmiş bir şair olarak farklı bir noktada konumlanan Didem Madak şiiri, kadın duyarlığını bir üst noktaya taşıması bakımından önemlidir. Semih Sökmen’in de altını çizdiği gibi kadın olmanın doğal varlık alanından yetişen natural bir 'feminizmi' içeren Didem Madak şiiri, 90’lı yıllarda dergilerde sert tartışmalara sebep olan kadın şair dosyalarına cevap verecek niteliktedir. Şiirinin mihenk taşı olarak kadın oluşunu gören şairin ortaya koyduğu Grapon Kağıtları, Ah’lar Ağacı, Pulbiber Mahallesi adlı kitaplarında kadınlığın bütün hâllerinin çocukluk- ergenlik- yetişkinlik üzerinden imlendiği görülür (Keskin 2019: 119). Didem Madak, ayrıca kadın sorunsalını eleştiriken mizahî ve samimi bir üslûp kullanır ki bu da onu çağdaşlarından farklı kılan tarafı olarak değerlendirimektedir.


168 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page