• HaberciGazete

Doğum günü: Arkadaş Z. Özger, Aykut Işıklar, Gülistan Okan, Nuri Kurtcebe



Arkadaş Zekai Özger kimdir?



Dünyayla Yaralı Ruhların “Arkadaş”ı Bir Şâir: 12 Şiiriyle Arkadaş Zekâi Özger

Yazan: Taner Bayram Onedio Üyesi

Arkadaş Zekâi Özger, (8 Ocak 1948, Bursa – 5 Mayıs 1973) henüz 25 yaşında hayatını kaybeden bir şâir. Genç yaşında kendi sesini bulmayı başarmış, acısını ve sevdasını en yalın biçimde aktarmayı başarmıştı. Yaşasaydı kim bilir daha neler yazacaktı…

1. Asıl adı Zekâi Özger’dir. Şiirlerini Arkadaş Z. Özger adıyla yayımladı. Selanik göçmeni işçi bir ailenin çocuğudur.

Günler Perişan

yırtarak geçiyor kalbimizden hayatı da törpüleyen zaman

şuramızda birşey var acıya benzer umuda benzer böyle günlerde hayat hem acıya, hem acıya benzer gün ölümle başlatıyor hayatı her şafak taze bir ölünün üstünde doğuyor her sabah ölümü anlatıyor gazeteler sol köşede ölümü kutsallaştıran bir fotoğraf yeni bir cinayetin röntgenini çıkartıyor gövdeme beynim sabırla keskin iğdişliyor haber bültenlerini, yorumları, sahte ölüm ilanlarını bizim ilanlarımız çoktan verilmiştir gelirse de bilinir nerden ve nasıl böyle ölümün yücedir adı ha kanağacı canım, ha gelincik tarlası çünki ölümün kanıdır besleyen bir başka baharın tohumlarını şuramızda birşey var bizi onduran şey acıya saran umudu kuşatan

kalbim: kalbim mi desem var kalbim: yaşayan ben hayatla ölümle cinayetle gazetelerde, radyolarda, eski üniversitelilerde eski prof hocalarla yaşayan ben: geç mi kaldık/kabul edemem ah benim sevgili annem oğlunda elbet yurtseverden birgün bırakırda sizi yüzüstü yüzüstü değil: elbette bizüstü bırakır da: kötü sarmaşıkları, yaban güllerini bırakır da: sekizyüzlük hırtları, şunları, bunları giriverir senin sıcacık kucağına yani hem sana karşı, hem senin için giriverir o yanılmaz tarihçinin yaprağına ölüm mü dedim annem ölüm senin gibi güzel annelerin senin gibi güzel çocuklar feda etmiş o tarih atlasında bir kırmızı gül olur ancak koksun diye çocukların bahçesi

şuramızda, tam şuramızda kanserli bir virüs gibi kanımıza karışsa da bizi yaşatan günler perişan

işte bir bir kırıyorlar dalıylan yeryüzünün olgunlaşan meyvelerini çünki biliyorlar vakit dar oysa dalları kırılmayan ölür mü sonsuz ağaç hayatı pekiştiren kökümüz var dünyayı emeğe kazandırmak için hayata ve ölüme sonsuz bir anlam veren kanağacına sözümüz mü var

biz şimdi gidiyoruz gibi ya dostlar birgün döneriz elbet acısız, adsız

ölümsuyu sürünün sürünün ölümsuyu bir ölü bir dirinin kanıdır besler hayatsuyu

şuramızda, tam şuramızda tarihe nasıl anlatsam

ey anneleri korkutan bizi yaşatan kan

günler perişan

2. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın ve Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. TRT’nin Ankara bürolarında çalıştı.


Sevdadır

Göğü kucaklayıp getirdim sana kokla açılırsın

solmuşsun benzin sararmış yorgun bir işçinin yüzüne benziyor yüzün öyle bükük bakma bana

çam kolonyası getirdim sana kentli dağlıların haklı sevdasını bolu ormanlarından çarpan bir koku sanki köroğlunun ter kokusu aman kokusu, billah kokusu canlarım, canım benim

üzme kendini bu kadar sana umudu öğretmeyenlerin suçu mu var bak yeryüzü ne kadar geniş ne kadar dar

Dur akıtma gönlüm yaşını gözünden öpecek bir yer bırak oy bana en yakın bana en uzak sevgili yar Hasretine vur beni

Giyecek çamaşır getirdim sana adettir diye değil, sevdim diyedir bağışla, eski biraz bedenim uygundur diye bedenine elimle yıkadım, ütüledim elma ağacında kuruttum

Günler sarmal bir yay gibi bunu unutma Bahar annemizin yemenisindeki solgun çiçektir bunu unutma Seni ben her yerinden öperim bunu unutma

kadere inansaydım sana inanırdım Düşürmem sigaramın ucundaki külü ben

öyle kırık bakma bana Caddeler nasıl da genişliyor sana bunu söyleyecektim Bileyli bir makas vardı yanımda sana bunu söyleyecektim Hadi kes büyüyen tırnaklarındaki kiri sana bunu… Oyy nasıl söyleyebilirim deliren sevdamızın kısrak huyunu

Elimi tut tuttururlar, o kadarına izin verirler kahreden bir ayrılığın çılgınlığı değil bu Bir isyanın kelepçeleşmiş resmidir parmaklarımız

sen içerde Ben dışarda… Oyyy mahpusluk mahpusluk…

3. Kent 16, Soyut, Forum, Papirüs, Yordam, Dost, Yansıma dergileri ile Ulus gazetesinin kültür-sanat sayfalarında şiir ve yazıları yayımlandı.

Merhaba Canım

ben az konuşan çok yorulan biriyim şarabı helvayla içmeyi severim hiç namaz kılmadım şimdiye kadar annemi ve allahı da çok severim annem de allahı çok sever biz bütün aile zaten biraz allahı da kedileri de çok severiz

hayat trajik bir homoseksüeldir bence bütün homoseksüeller adonistir biraz çünki bütün sarhoşluklar biraz freüdün alkolsüz sayıklamalarıdır

siz inanmayın bir gün değişir elbet güneşe ve penise tapan rüzgârın yönü çünki ben okumuştum muydu neydi biryerlerde tanrılara kadın satıldığını

ah canım aristophones barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum ölümü de bir giz gibi tutuyorum içimde ölümü tanrıya saklıyorum

ve bir gün hiç anlamıyacaksınız güneşe ve erkekliğe büyüyen vücudum düşüvericek ellerinizden ellerinizden ve bir gün elbette zeki müreni seviceksiniz

(zeki müreni seviniz)

4. 1965 yılında, henüz 17 yaşındayken Kent 16 dergisini arkadaşı Ömer Zafer Göktürk ile birlikte çıkardı.


Yeryüzü Ağacı

Kış geliyor elim yaprak altında es ey bad-ı semen çatlak bedenime çarp kalbimi harmanla gencelmiş tarih kabartmalarının haklılığı aşkına beni kendime gebe bırak

kış geliyor otobüs ne kalabalık

yaslan bana yeryüzü ağacı dikili gövdenin üretkenliği için çıldırtan bir gübre mi arıyorsun kökünü toprağımda dene

kış geliyor koru gövdemi pardösüm

ağzıma konacak kışlarım nerde tutsana elimi canikom tarih tekerrürden ibaretmiş Miş bir geçmiş zaman failiymiş ey beşeriyet beni beş iftarda öp

şair olmak kolay değil yavrum uzvun o kadar güzelken bir yanda yaş ağaca balta vuran çokluk bir yanda kanımı azdıran bokluk beni artık hücre çoğaltmaktan da yargılarlar zahir

5. Tek sayı çıkan (Aralık 1965) dergide şairin yayımlanan ilk şiiri de “Niye Kapalı Kapılarınız – Bulamıyoruz” yer almaktadır.

Bir Gün Sevişmeyi Bana

kandan ve ceninden bir gün daha başlarken bir dalı kanatıyorum tırnaklarımla ağzı açılmamış bir güle dokunuyorum

geceden kalma bir şeyle oynuyor kalbim bugün biraz daha yorgun başlıyorum

sabah yeni doğmuş çocuk çirkin ve sisli vurdukça ilk ışıkları penceremden içeri kımıldaşır içimin ölü dolu coşkusu güneş bir ürkekliği gizliyemez ne de olsa çözülmez yüreğimin kuşkusu gün, o sevecen çığırtkan beni yeni bir oyuna çağırıyor

yalnızlık yenilmeyen gladyatör bana eski bir ölümü anımsatıyor

sabah taşıyarak bir celladı odama aşkımın ve bırakılmışlığımın celladını hüznümle ve çirkinliğimle yargılamadan beni tanıdığım bir ölümle tehdit ediyor yalnızlık her sabah öldürüyor beni

çözerek gecenin ipliğini hızımla hüznümü ve yalnızlığımı sarıyorum sabaha

adi bir etiketi yamayarak üstüne boyna genişliyen bir orospu gibi genişledikçe küçülen bir orospu gibi aşksızlığım küçültüyor beni korkum ve çirkinliğim utandırıyor beni gecikilmiş bir aşkı yaşamıya cinayet tek kurtuluşsa bir yanlışlıktan önce acıya direnmesini öğrenmeliyim

eskitilmiş bir kurşunla kaplıyorum yüreğimi acıya ve aşka hazırlıyorum

hergün yeniden yaşamak boşalan bir birikimi kocamış acılarla uzuyan bir ölümü bitimliyen vücudum yani istek. o hep tiksinç görünen çirkin ve güzel orospu. yeniyetme bir çırpınışın yorgunluğu yüreğimde o hep güzel görünen bana çirkin ve güzel orospu vücudum. seni seviyorum

acıyla büyütüyorum aşkımı bir gün bana sevişmeyi öğreticek.

6. 24 Ocak 1971 tarihinde SBF yurduna yapılan polis baskını ve gözaltı sırasında işkenceye varan dayağa maruz kaldı ve başına ağır darbeler aldı.



Pencere

pencereyi kapama gök dolabilir içeri sen neyi görebilirsin ıslak bir bulutun ağışını mı

pencereyi kapama kuş dolabilir içeri sen neyi taşıyabilirsin kırık bir dalın yükünü mü

Pencereyi aç soluğun çıksın dışarı sen büyütmedin mi ciğerinde onu Kokusu hayatı yıkasın diye

Pencereyi aç sesin sarsın dünyayı duyulur elbet ta ötelerden Yürek kendini tanır

7. Aradan yıllar geçtikten sonra 29 Nisan 1973 sabahı Ankara’da, sokakta ağır yaralı bir halde bulundu, kaldırıldığı Numune Hastanesi’nde 5 Mayıs 1973’te öldü. Beyin kanamasından öldüğü belirlendi. Arkadaşları, ölümünü SBF yurdunun basılması sırasında başına aldığı ağır darbelere bağladılar.

Orman

yusufçuğum kanadından mı vuruldun ben vuruldum

av erken başlamadı hanidir yaslı dağlar bu tüy kimden düştü

hangi avcı, hayın avcı gergin kanatlarının gölgesinde avlanır da görmez mi ki, bilmez mi ki kendi ormanıdır

usu gelişirken büyüyen tüylerinde okşanır onlar yalnız, arınır, parlanır, çoğalsın diye kanadının ormanı yolunmaz ki, koparılmaz ki

yusufçuk, yusufçuğum kanadından mı vurdular, vursunlar gün tanlayınca gövertisini halk ormanı ışıyacak

bin yusufçuk uçacak bin yusufçuk konuşacak

8. Erken ölümü nedeniyle “Ne zaman yayımlarsam yayımlayayım adı ‘Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası’ olacak!” dediği şiir kitabını yayımlama olanağı olmadı.



Her Şey Tekrardır Biraz

Öperse sakalımı biralanmış bir berber Aşkımın civcivleri kanatlanmış merhaba şiirlere kılıç çeken gökyüzü yerin bu şiirde de bir çocuk ağlamasıdır (yerin bu şiirde küçük bir çocuk ağlamasıdır) yani ki sen

EY li bir heple başlayan hüzünlerin ve yalnızlığın bekçisi bütün şiirlerin babası üvey babam merhaba EY (artık küçül) -ey- acıların güç çeşmesi suyun artık beslemiyor çocukları ey babam merhaba olmasa babamın karısı büyütün artık beni

(ağlamak acıların yontulmuş biçimidir hüzünse bir çocuğun gökyüzünü sevmesidir)

yorgunum bir gülü devşirmekten görseniz artık yüzüm bozulan bir çiçektir evde kalmış kızların göğsünde sık bulunan beni solduran akşamüstleridir pencerelerde çünkü hüznü hüzün besler yalnızca merhaba

diyorum bir acıyı ikiye bölmek bir elmayı ikiye bölmek kadar güçtür görseniz artık yüzüm bozulan bir dengedir. bir serçeyi gökyüzünde barındırmaktan kıyan (bence bütün serçeler yaşlandıkça serçedir) güneş(ki göğün orospusudur) yatar da çirkinliğin baykuş kuşuyla unutur bir serçeyi kendisiyle sevişmeyi şimdi yaşlanan bir gökyüzüdür hayatı aşkı ve sevişmeyi kendisinde arıyan merhaba diye bir ses nerden gelirse küçük bir çocuğun serçeleri çok seven bir çocuğun eskiyen yüzüdür güneşe karşı

(babam benim annemi sana emanet ediyorum)

9. Dergi ve gazetelerde yayınlanan şiirleri ölümünden sonra “Şiirler” adıyla bir kitapta toplandı. İkinci basımı “Sevdadır” adıyla yapılan kitap daha sonra da bu adla yayımlanmaya devam etti.

Aşkla Sana

alnını dağ ateşiyle ısıtan yüzünü kanla yıkayan dostum senin uyurken dudağında gülümseyen bordo gül benim kalbimi harmanlayan isyan olsun şimdi dingin gövdende uğultuyla büyüyen sessizlik birgün benim elimde patlamaya sabırsız mavzer olsun

başını omzuma yasla göğsümde taşıyayım seni gövdem gövdene can olsun

söyle bana ey ölümün açıklayıcı pervanesi hangi yavru tek başına yiğittir hangi yangın bir başına söndürülür ah herkes susuyor hiçkimse bilmiyor içimin yangınını ah herkes mi susuyor kalbimi kalbine bağladım dostum ah herkes mi susuyor kalbi kalbimize benzeyen dostlar bir çarmıh gibi bırakıyorken kendini dünyaya hayatın ateş renkli kelebekleri bir bir tutuluyorken korkunç koleksiyonlar için ah herkes mi susuyor

bağırsam içimdeki dehşeti hırsım deler mi toprağı beni acısıyla onduran dostumu aşkla vurduran hayat sana yaşananla harlanan bağrımın sevdasını akıttım dünyanın yeni baharına çatlarken kadim güneş bağrım delinirken fidanların kanıyla anamın doğurgan karnıdır diye sevgilimin sütlenecek göğsüdür diye dostumun üretken gülüdür diye sana bağlandım sana sarıldım

beni umutsuz koma tarihle avutma beni çünki aşkla sınanmışım sana sana yangınla, suyla, ateşle ölümle, yaprakla, şiirle sınanmışım ey yaşarken kanayan acı şimşekli gök, tufan, kan fırtınası uçurum kıyısında hızla büyüyen ot yapraksız bir ölümün anısı için körpecik kuzuların derisi için beni tarihle avutma umutsuz koma beni

akıtsam deliren sevdamı köpürür mü hayatı besleyen su ey benim yedi başlı kartalım her başını bir dağ başlangıcında koyanım senin böyle diri bir akarsu gibi kıvrılan gövdendir bizim aşkımızı solduranların korkusu çünki elbette bir su kendi akacağı toprağın sertliğini bilir ve suyun gövdesiyle yırtılınca toprak artık ırmak mı ne denir işte devrim ona benzer bir akışın hızına denir

yarın ne olur bilirim ben bahar gelir, otlar büyür ölüm de yapraklanır bir dağ bulur uzun uzun bakarım bir çam ağacı gölgesi güzel kokular veren bir damla güneş görünce sana da gülümseyeceğim yarın

şimdi senin uzanıp yattığın otlarda yarın yeni bir yeşillik büyüyecek


10. 2014 yılında çıkan “Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası” adlı kitapla şâirin şiirleri gerçek adına kavuştu.


Hüzün Mevsimi

Gece bir tabut gibi çöker omuzlarıma bir ölünün iç çekmesi olur rüzgar hüzünle düşünürüm uzaktaki bir evi

yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta hasreti bir ben bilirim

bir de gecenin gözlerindeki baykuş baykuş kötü kuş baykuş çirkin kuş onu hüznümle güzelleştiririm. hüznümle süsler. bir damın üstüne oturturum süsler. Damımın üstüne oturturum

-sizi hiç bu kadar yakından görmedimdi

yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta

abimin acıyla yontulmuş yüzü yaşlı bir güvercin gibi düşer avuçlarıma dağılır ses olur acısı ezberlediğim bir öğüdü yineler bana

-çocuğum üşütme yüreğini şimdi hüzün mevsimidir bütün şiirleri gezen

ben doğma büyüme evciyim göç benim harcım değil hasret bana çabuk dokunur yalnızken karanlıktan korkarım

mesela mevsim kışsa yağmur yağıyorsa mesela annem de yoksa yanımda mesela, şimşek de çakıyorsa ben çok korkarım ağlarım

-ana bana kurşun dök. dua oku. üfle ana ana ben daha çok küçüğüm. bana ninni söyle ana

yalnızım. bunu hep söylüyorum yalnızım. bunu hep söylüyorum

geceyi çarmıha geriyorum kimseler tapmıyor hüznümü ölçeğe vuruyorum yüreğine sığmıyor her şey ne kadar olabilir meraklanıyorum yüzüme dokundukça tırnaklarım kanıyor yalnızlığımı hüznümle yoğuran gece öyle basitsin ki sen bütün şiirlerin içinde biliyorum. biliyorum bunu da biliyorum gökteki yıldızlar kadar dizeler yazılsa da kendime kendimden başka kendim yok ne utancımı kuşanan bir sevgi ne çirkinliğimi öpen bir kız

yalnızlığımdan yalnızlığım yalnız

-ana bana bir hal oldu. hep böyle titriyorum ana çok üşüyorum, ıhlamur ısıt bana

yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta ben sevgiye hasretim, sevgi uzakta

ey insanlar ey gecede unutulmuşluğumun yargıçları iğrenerek öpüyorum parmaklarınızı iğrenerek. hepinizi kucaklıyorum ilkin ağzınızı dudaklarınızı dişlerinizi öpüyorum bilmiyorsunuz. ben kendimi öpüyorum

cinsel bir çiftleşmedir çarşaflar ıslak bir gece en fazla kendini çoğaltır bir solucan vücuduna yeni bir halka ekler döllenir acı. sevişme daha da erselikleşir

-hü’yü tanıdım size anlatmalıyım bir gün size bir gün mutlaka hü’yü anlatmalıyım

geceyse tükenmişse güneşin güçlülüğü gök gözlerinin buğusunu yansıtır senin acın acıların ölümüne gebedir korkma yavrum ne gece ne geceler senin suçsuz mızıkçılığını küçültemez bir çirkini öpmek için uzattığın yüreğini

güzelleşip bir sevginin göğsüne yatmak biraz biraz yorgun biraz korkak bir insan sevmek biraz dayayıp sırtını gecenin duvarına bir ölünün ağzını dudağını öpmek biraz

yıldızlar sayılmaz: hasret uzakta ben sevgiye hasretim, sevgi uzakta

ey kanımda tefler çalan mevsimle gelen sesimi çakallarla boğan gece hüznüme vur acımı soy beni de kuşat boris karlof kadar masum yüzümü karanlığınla frenkeştaynla çünkü artık büyütmeliyim içimde nefreti kalbim ki yıllardır iyiliğe abone nerde bir insan görse bırakır sevgi kuşlarını çünkü o bağışlar yargıçlarını kendi yasalarını kuramıyan yargıçlarını

ey gecede unutulmuşluğumun suçluları ey yanlışlığımın yanlış yargılayıcıları suçum: nefreti öksüz bırakmak savunmam: sevgimi yüceltmek içindir sakalım yok biliyorum ama kötü değilim büyükleri sayarım küçükleri severim çocukları incitmeden severim. kadını öpmesini bilirim

sizi de sizi de öpmesini bilirim

-ana ben çok yalnızım. benim başka sevgim yok içimde utanç çiçeği gibi büyüyor hü

kural tanımayan sevgim benim aykırım fizikötem doğaüstüm yanlışlığım aşkım. sevgili yanılgım benim başyargıcım nefretim nefretim nerdesin

kalbim bir gün elbette sana hükmedeceğim

elbet geçer bu hüzün mevsimi bir baykuş bir serçeyle arkadaş olduğu gün o gün size sevinci de anlatıcam bir solucan bir leylekle çiftleştiği gün o gün bahar mevsimidir size aşkı anlatacağım

ve bir gün elbette yıldızları sayacağım

-gelin kucaklayın beni. yıldızları sayamıyorum.

11. Şiir yazdığı yıllardaki üniversite ortamının da etkisiyle ölüm ve cinsellik konularını sık sık işledi. Çoğu arkadaşının aksine dönemin sert siyasi şiir geleneğine uymayıp kendi yalnız yolunu oluşturduysa da ölümünden sonra adı akıllarda kalan arkadaşları değil, o olmuştur.

Kan Reçetesi

Kara bir gök için çok şey söylenebilir elbet

İşte benim bulutum pas tutmamış sözcüklerden örgülü bir ağıt alnına halk sıçramış neferlerin çılgar gözleriyle sana ey rengi tarihini utandıran elbise

Yüzün hiç yabancı değil sen eski borazanların gedikli çalgıcısı sesine küflü ambarların kokusu sinmiş irin salgını, cinayet fotokopisi ve kangren depolanmış eskimiş tarih satıcısı ambarların kokusu.

Burnum duymuyor ama seni uslanmış ıtır kokusunu da duymuyor benim burnum benim burnum vahşi dağ çiçekleri, bozkır gülleri ve devedikenlerinin kırları genişleten halk kokusuyla yanıyor genzim çatlıyor genzim çatlıyor ve seni de çatlatıyor el illizyonizmin sırça küresi. sana kim sus dedi Kalbim. Dünya bir ateşten top gibi kavruluyorken toprak güneş sıtmasıyla sarsılıyorken burda, orda, öte yanlarda alınterinin öfkeyle fışkıyan şavkı yeryüzünü yeniden biçimliyorken ve depremle sarsılan halkların beyni illizyonizmin büyüsünü bozuyorken seni kim büyülemek istiyor Kalbim. Bildim hiç kuşkusuz su yılanları, yeraltı fareleri ve akbabaların koruyucusu çarpıcıların, kemirgenlerin, leşçilerin şaşırtılmış kolcusu.

Usul usul da gelsen, harlayarak da gelsen el illizyonizmin güleryüzlü büyücüsü masken kandırmıyor çoktandır beni beni ve benim gibi dünyaya kanından dürbünle bakanları soluğu cehennem yakanları. Çünkü biz hayatı kendi aynasından gördük biliriz sırça kürenin yaldızındaki puştluğu Ey tırnaklarımı büyüten tahammülsüzlük beynimde hora tepen on sivri bıçak senin kendi damarında denediğin keskinlik halkının alnındaki tomurcuğu patlatsa da kan kendini aldatmaz kan kendini aldatmaz

Kalbim! bu acıya dayan varsın işkenceler dağlasın seni duru bir gök için vahşete katlananlar acıyı bir silah gibi göğsünde saklamalı

Kalbim! bu acıya dayan bu acıya dayanman için yaranı iyileştirmek için sana parçalanmış gül cesetlerinden bir reçete

vereceğim

vahşet dağlarından kızgın kemik külleri işkenceler ovasından kan dölleri ve yangınlar vadisinden dehşet bir ateş. Kan kokusu büyüyü bozmak için Kemik sıcaklığı sırça küreyi eritmek için Ateş kırmızısı göğü aydınlatmak için

Böylece dirilir içindeki gül cesetleri bile dirilir ve o zaman çılgın bir şafakla tazelenen gökyüzü bir taze tomurcuk gibi açar kanıyan alnında senin.

Kalbim! sen varsın sen tökezleyen bir şarkı değilsin ne de uzun, yanık havalı türkü sen kendinin ezgisisin.

Yırt öfkenin sabredilmez dağarcığını dağılan, saçılan ne varsa hepsi senindir kara bir gök ancak bunlarla arınır ve elbette yeter bunlar sırça küreyi dağıtmaya acı diye ne varsa hepsini onarmaya

Kalbim! elimden tut elimden tut sensiz birşey yapamam.

12. Arkadaş Zekâi Özger adına, 1996’dan bu yana her yıl şiir ödülü verilmektedir.

Sığıntı Kuşu

akşam hüznümün soluk aynası vurdukça yüreğime kanım oynaşır derinleşir acısı parmakuçlarımın kırmızı bir ölümü görmüş gibi kanarım.

yoruldum değiştirmekten kanını yüreğimin hergün yeniden başlayan çığırtkan bir şarkıyı söylemekten hergün yeni bir şarkı bestelemekten

ben hüznün ben gölgemin kiracısı yeni bir ev değiştirmekten

hergün gövdemle büyüyen hüznümle kimselerden habersiz eskiyen yüreğimin dinlemiyorlar dinlemiyorlar şarkısını oy

sustukça çoğalıyor tekliğim ah benim sıska yüreğim ah benim kimselere söz geçiremez yüreğim ah benim neyim kaldı elimde ah benim üreyemiyorum kendime

böyle niye beni biraz yankı biraz karıncayken şimdi eski bir enosis düşlerim kendimi koparıyorum kendimden yetişemiyorum.

tekliğim yorgun ve kanadı kırık kuştur hüznün yapraklarında gölgelendiği kim koparır dalından ağzı açık bir gülü kırmızı bir ölümü görmüş gibi kanarım

yoruldum değiştirmekten kanını yüreğimin ne zaman bitecek bu hüzün.

Binlerce km uzakta olmasına karşın, ruhumun en yakını olan Arkadaş’ıma selam olsun…!

Bonus: Arkadaş Zekâi Özger’in “Aşkla Sana” şiirinden bestelenen “Alnında Dağ Ateşi” isimli Ahmet Kaya şarkısı.


Aykut Işıklar kimdir?



Aykut Işıklar, 8 Ocak 1949 tarihinde İstanbul‘da doğmuştur. Aykut Işıklar’ın ailesi Bulgaristan, Razgrad, Pehlivanköy’den 1893 yılında muhacir olarak İstanbul’a gelmiş ve Kartal Maltepe’de ikamet etmiş bir ailenin üç çocuğundan ortancasıdır. Babası Mehmet Işıklar, Deniz Yolları ve Türk Hava Yolları’nda çalışmıştır. Annesi Fatma Hanım ise Yeşilyurt’ta Vatan Cephesi’ni Muammer Karaca ile kuran kişidir. Aykut Işıklar’ın çocukluğu Yeşilyurt’ta geçmiştir. Yeşilköy İlko tekrar Yeşilköy Ortaokulu’nun ardından Haydarpaşa Lisesi’nden 1967 yılında mezun oldu

Mimar Sinan Üniversitesi, Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulunda okurken 1976 yılında askere gitmek için okulu dondurmuş, ama dönünce başlamamış ve mezun olmadan ayrılmıştır 1976 yılında Van’da yaptığı askerliğini de sanki ordunun organizatörü gibi yapmış. Askerlerin gecelerine Bülent Ersoy‘dan tutun Filiz Akın‘a kadar sanatçıları organize edip getirmiş.

Müziğe de meraklı olan Aykut Işıklar, üniversiteye başladığı yıl İstanbul Radyosu’nun yaptığı bir yarışmada birinci olarak Yeni Gazete’de müzik sayfası yapması için davet aldıktan sonra harçlığını çıkarmak için 1968’de gazeteciliğe başladı. Yeni Gazete kapanınca Hafta Sonu, Kelebek ve Hürriyet’te çalışmaya devam etmiş. Hürriyet’in o yıllardaki konserlerini organize etmiştir.

12 sene Hürriyet gazetesinde çalıştıktan sonra 1980 yılında Bulvar gazetesine geçti. Sonra 2 sene Günaydın gazetesinde ve 2 sene de Tercüman gazetesinde çalıştı. Ardından da 10 sene Sabah gazetesinde çeşitli servislerde yöneticilik yaptı. Daha sonra da 5 sene Akşam Gazetesi’nde köşe yazarlığı yaptı. Bir dönem televizyonlarda da programlar yapan Aykut Işıklar Bugün gazetesinde yazarlık yaptı

Aykut Işıklar, HBB, ATV, Star TV ve Flash TV de program hazırlayıp sundu. Ayrıca Best, Klass, Alem ve İstanbul FM de radyoculuk yaptı. M1 TV ve İstanbul FM’e program hazırlad 17 Mayıs 2000 tarihinde Danimarka, Kopenhag’da yapılan Galatasaray-Arsenal Uefa Kupası final maçından önce Tivoli Meydanı’nda taraftarlar arasında çıkan kavgada İngiliz taraftarlar tarafından Aykut Işıklar da ağır şekilde yaralandı.

Aykut Işıklar, 1989 yılının Ağustos ayında Kayahan, Nilüfer, Ahmet San gibi isimlerle ‘Sopot Müzik Festivali’ için Polonya‘nın Poznan kentine gitti. Burada Türk heyetine rehberlik yapan; sonradan eşi olacak Magoşa hanım ile tanıştı. 1989 yılında evlendiler.

Aykut Işıklar, 3 kere evlenmiştir. 1972 yılında yaptığı evliliğinden Emre (d.13 Haziran 1973) adında bir oğlu vardır. 1989 yılında evlendiği 3. Eşi olan Polonya, Poznanlı eşi Magoşa (d.1959) Hanım’dan da, adını Sezen Aksu‘nun koyduğu Güneş (d.1990) adında bir oğlu vardır.

Nuri Kurtcebe kimdir?



(8 Ocak 1949, Yatağan, Muğla) çizgi-romancı, karikatürist.

Babasının subay olması sebebiyle çocukluğu İskilip, Hakkâri, Rize, Turhal ve Denizli'de geçti. 1960 yılında İstanbul'a geldi. Lise son sınıfta babasını kaybeden Kurtcebe'nin eğitim masraflarını futbolcu Metin Oktay ödedi. 1970 yılında bugünkü adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin yüksek Resim bölümünü kazandı.

Bir reklam şirketinde karikatürist Yalçın Çetin'le beraber karton-film çizerken Oğuz Aral'la tanıştı ve Tekin Aral, Oğuz Alpleçin, Mim Uykusuz ve Ferit Öngören'le beraber Gırgır adlı mizah dergisinin ilk çekirdek kadrosunda yer aldı. Çizgi roman çizmeyi daha çok seven Nuri Kurtcebe, Gırgır'da ilk "Uyduruk Uzay Hikayeleri" başlığı altında kısa metrajlı bilimkurgu çizgi romanları üretmeye başladı.

1971'de Gırgır'da ünlü "Gaddar Davut" çizgi romanını çizmeye başladı. Bu kahraman, orta çağda yaşıyordu fakat farklı dönemlerde güncel olan ile paralel bir hayat sürdü. 1985'te İlhan İrem'in "Pencere Köprü ve Ötesi" müziğini resimledi. 1986 yılında Hürriyet Gazetesi'nde günlük "Mokok" karikatür tipini çizmeye başladı. 1990'da Limon ve Dıgıl mizah dergilerinde çizdiği Bilimkurgu öykülerinden oluşan ve "İnsanın bu eşsiz gezegendeki serüvenini evrenin sonsuzluğuyla buluşturan boyut farkı" adlı özel çizgi-roman albümü yayımlandı.

Maganda kelimesinin isim babası olan Kurtcebe, 1994 yılında Gaddar Davut çizgi romanını ve "Sessiz sedasız" başlığı altında günlük politik karikatürlerini çizmeye başladı. 1996'da Uğur Mumcu'nun Vurulduk Ey Halkım Unutma Bizi adlı yazısını çizgiye döktü ve Uğur Mumcu Özel Ödülü'ne layık görüldü. 1997'den 1999'a kadar Cumhuriyet Gazetesi'nde çizdiği karikatürlerinden dolayı üç yıl üst üste "Yılın Hasan Tahsin"'leri ödüllerine layık görüldü. 2001'de Nâzım Hikmet'in ünlü "Kuvayı Milliye Destanı"'nı çizgi-romana dönüştürdü ve aynı yıl Cumhuriyeti ve çağdaşlığı savunan çizgileriyle Çağdaş Eğitime verdiği katkılarından dolayı ÇEV (Çağdaş Eğitim Vakfı) Ödülü'ne layık görüldü. 2002'de Almanya Atatürkçü Düşünce Derneği tarafından "yılın Atatürk'çüsü seçildi. 2006'da Anadolu kültürüne yaptığı katkılarından dolayı plastik sanatlar dalında truva kültür sanat ödülüne layık görülen Nuri Kurtcebe, bir dönem Cumhuriyet Gazetesi'nde "Sessiz Sedasız" adlı köşesinde günlük karikatürlerini çizdi.


Gülistan Okan kimdir?




(d. 8 Ocak 1953), gerçek adı Gülistan Hoşkan olan Türk ses sanatçısı. Gülistan Okan müzik kariyerindeki ilk çıkışını Selami Şahin imzalı "Kanım Kaynadı" ile 1976 yılında yapmıştır.




Diskografi

45'likler

  • Aşkı Senden Öğrendim - Unutma Sözlerimi (Evren-1972)

  • Sevgilimsin Canımsın - Öl Diyorsan Öleyim (Sarıkaya-1972)

  • Karşılıksız Sevenler - Bin Defa Güle Güle (Sarıkaya-1972)

  • Serseri - İzmir'de Kaldım (1972)

  • Kanım Kaynadı Sana - Merhamet İstemem (Emre-1976)

  • İstersen - Düğüm Düğüm Bağlanmışız (Emre-1976)

  • Önce Sen Sonra Ben - Ayrılık Çanları (Emre-1976)

Albümler

  • Hoşgeldin (1982)

Filmografi

  • Analar Ölmez - 1976

  • Gülşah Küçük Anne - 1976

  • Kader - 1974

  • Dağdan İnme - 1973

  • Kara Pençe - 1973

  • Kara Pençe'nin İntikamı - 1973

  • Yabancı - 1973

  • İki Yosmaya Bir Kurşun - 1971

  • Kadın Asla Unutmaz - 1961

29 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör