• HaberciGazete

Doğum günü; Sezen Aksu, Selçuk Yöntem, İbrahim Çallı, Cemal Nadir, Şair Eşref


Bugün 13 Temmuz. Sezen Aksu, Selçuk Yöntem, İbrahim Çallı, Cemal Nadir, Şair Eşref'in doğum günü.

BRT Yayın Grubu olarak aramızda olmayanları saygıyla anarken, yaşayan değerlerimize uzun, sağlıklı ve mutlu ömürler dileriz.


Doğum günü: Sezen AKSU



Sezen Aksu'nun yaşam macerası 13 Temmuz 1954'te Denizli Sarayköy'de başladı. Üniversite de dahil olmak üzere eğitim sürecini İzmir'de sürdürdü. İlk 45'liğini çıkardığı 1975 yılından bu yana yorumladığı eserlerin hemen hemen tamamı kendisine ait olduğu için, hayat duruşu ve felsefesini dinleyicileri ile paylaşabilen ve bu nedenle de kendine ait sarsılmaz bir kitle oluşturabilen nadir sanatçılardan biri olma şansını yakaladı.

Merakla beslenen tutkusu ve kabullenmeden önce sorgulayan aklı, insanların, başka hayatların, en derin duyguların, özetle yaşamın ta kendisinin farkında olmasını sağladı. Dışarı çıkarken şeklinden, doğallığından ödün veren insana insanlığını, ilk olarak sesiyle yeniden hatırlattı; en katıksız hallerimiz şairliğe varan şarkı sözleri ve besteleri ile beden buldu. Hayatlarımızın içinde es geçilen, bazen aymazlıktan bazen korkudan dillendirilmeyen detaylara takıldı.

Öte yandan merhameti, ortak vicdana ters düşen her gerçeğin karşısında, yerini hayranlık uyandıran, kitleleri arkasına alacak heybetli bir cesarete dönüştü. Gün geldi penceresinden çocukları polis sorgulamasında kaybolan "Cumartesi Anneleri" gözüne çarptı. O yaşananları içini burkacak kadar iyi duyabiliyordu; başkaları da duysun diye uğraştı.


Gün geldi ülkesinde konuşulan ancak bazen duymazlıktan gelinen tüm dillerde "Türkiye Şarkıları" söyleyip, 'birlik'teliğimiz duyulsun diye çabaladı. Derinden hissettiği işe yarama dürtüsü ile üzerinde yaşadığı dünyanın, ülkesinin sorunlarına her zaman duyarlılık gösterdi. Kız çocuklarının okula gönderilmesi yönünde uzun süredir yürütülen ancak kamuoyunda gereken yeri bulamayan "Kardelenler" eğitim kampanyasını, 2005 yılında aynı ismi taşıyan albümü ve Türkiye genelindeki konserleri ile gündeme taşıdı.

Başarı grafiğinin yıllar içinde çıkardığı 9 45'lik, 8 single ve 25 albüm'de ya da yer aldığı projelerde her zaman yukarı doğru çıkması bir tesadüf olmadı. Çünkü tüm bunları yaparken kendini anlatmak zorunda olmayı sevmedi; derdi kimseye birşey ispatlamaya çalışmadan 'olmak, olgunlaşmak' oldu.


Ancak, eserleri ve çağrıları ortak duyguyu yakaladığı, toplumsal nabzı ustalıkla tutabildiği için, kendiliğinden öne çıktı. 2006 yılında sadece şarkı olarak söylenmenin ötesinde bir şiirsellik taşıyan şarkı sözleri "Eksik Şiir" adlı kitapta toplandı. 1974 yılında başlayan meslek yaşamında 200'den fazla ödüle layık görüldü; defalarca "Yılın Kadın Sanatçısı" seçildi; sayısız yardım konseri verdi. Penceresinden gördüklerini hemen paylaşmak istediği için, albümleri ardı ardına ve çoğu zaman da sessiz sedasız geldi.

Ancak her zaman, neredeyse kemikleşmiş dinleyicisi tarafından çıktığı an sahiplenildi. Albümleri otuz yılda, 20 milyon sattı; şarkıları yüzü aşkın farklı yorumcu tarafından seslendirildi. Güçlü yorumu ile Türkiye'nin önde gelen ses sanatçılarından biri konumuna yükselirken sadece bir yorumcu olarak değil, 500'ü aşkın eserin sahibi olmakla da farklılık kazandı. Yapımcılıklarını üstlenerek Türk Pop Müziği'ne birçok yeni yetenek kazandırdı.


Bestelerini seslendiren birçok yorumcunun kariyerinde önemli yer oynadı; müzik endüstrisine kazandırdığı güçlü isimlerin başarıları ile övündü. Geride dururken bile dinleyicisinden kopmadı; 20'den fazla ülkede 1500'ün üzerinde verdiği konserle dinleyicisi onu, o dinleyicisini takip edebildi. Dünyanın önde gelen isimleri ile aynı sahneyi paylaştı. Her ülkeden dinleyicisi, evrenselliği yakalamış sesinde ve müziğinde kendinden çok şey buldu. İçimizden biri gibi yaşayıp, 'Herkes gibi' olmadan, herkes için şarkılar yazdı.


Doğum günü: Selçuk Yöntem kimdir?


13 Temmuz 1953'te yılında Erzurumlu bir anne ve Sakaryalı bir babanın çocuğu olarak Eyüp, İstanbul'da doğdu. 1975 ve 1976 yılları arasında Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Yüksek Bölümü'nden mezun oldu. 1977'de Ankara Devlet Tiyatrosu'nda çalışmaya başlayan Selçuk Yöntem, 1994'te İrfan Yalçın'ın Aşağıdakiler adlı oyununu, 1995'te Savaş Dinçel'in Gürültülü Patırtılı Bir Hikâye adlı oyununu yönetti. Bu oyunla "Övgüye Değer Yönetmen" ödülünü aldı. 1997-1998 tiyatro sezonunda Haldun Taner'in Ay Işığında Şamata adlı oyununu yönetti. 1986-1987 tiyatro sezonunda Dört Mevsim adlı oyunla "Övgüye Değer Erkek Oyuncu" ödülünü, 1988-1989 tiyatro sezonunda Peynirli Yumurta adlı oyunla "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü, 1990 -1991 tiyatro sezonunda ise Deli Dumrul'daki rolü ile "Ulvi Uraz En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü aldı. Tiyatronun yanı sıra TRT İstanbul Radyosu'nun hazırladığı radyo oyunlarında da rol aldı. Televizyon ve sinema için film çalışmaları yaptı, C Blok adlı filmle "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" ödülünü alan Yöntem, Deli Yürek adlı dizi ve sinema filmindeki Bozo tiplemesinden sonra, 2003 yılındaki Kurtlar Vadisi adlı dizide de Aslan Akbey karakterini canlandırdı. 2008 yılında Kanal D'de yayınlanmaya başlanan Aşk-ı Memnu dizisinde başrollerdeki karakterlerden biri olan Adnan Ziyagil'i canlandırdı. 400'ü aşkın bölüm sunduğu Büyük Risk adlı bilgi yarışması Star Tv'de başlamış, Show TV'de devam etmiştir. 2013 atv'de yayınlanan Bugünün Saraylısı dizisinde Ata Katipoğlu'nu oynadı. 2014-2017 yılları arasında Kim Milyoner Olmak İster? adlı yarışma programının sunuculuğunu yapmıştır. 2017 yılında yönetmenliğini Joseph Ruben'in yaptığı, senaryosunu Jeff Stockwell'in yazdığı ve Amerikan-Türk ortak yapımı Osmanlı Subayı adlı sinema filminde Melih Paşa karakterini oynadı. 2017 - 2018 yılları arasında Fox Tv'de yayınlanan "Milyonluk Resim" adlı yarşma programının sunuculuğunu yapmıştır. 2018 yılından bu yana Aysa Prodüksiyon ile birlikte Tankred Dorst'ın yazdığı "Benim Adım Feuerbach" adlı oyunda sahneye çıkmaktadır. 2020 - Çolpan İlhan-Sadri Alışık Tiyatrosu ve Piu Entertaiment işbirliğiyle, Peter Shaffer'in yazdığı "Amadeus" adlı oyunda "Salieri" karakteriyle sahneye çıkmaktadır.

ROL ALDIĞI FİLMLER: 2014 - Ayhan Hanım (Baba) (Sinema Filmi) 2011 - Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi Celal Tan) (Sinema Filmi) 2009 - Suluboya (Sinema Filmi) 2008 - Mevlana Aşkı Dansı (Sinema Filmi) 2008 - Gölgesizler (Muhtar) (Sinema Filmi) 2008 - Girdap (Umut'un Babası Yaşar Bey) (Sinema Filmi) 2008 - Devrim Arabaları (Latif) (Sinema Filmi) 2008 - Alia (Emniyet Müdürü) (TV Filmi) 2006 - Pars: Kiraz Operasyonu (Kadir Zebari) (Sinema Filmi) 2005 - Banyo (Adnan) (Sinema Filmi) 2004 - Çalınan Ceset (Ahmet) (TV Filmi) 2001 - Deli Yürek-Boomerang Cehennemi (Bozo) (Sinema Filmi) 2000 - Şarkıcı (Doktor) (Sinema Filmi) 2000 - Taksim-İstanbul (Sinema Filmi) 2000 - Acı Gönül (İlhan) (Sinema Filmi) 1999 - Kimsecikler (TV Filmi) 1999 - Figüran (Sırrı) (TV Filmi)1998 - Kaçıklık Diploması (Murat) (Sinema Filmi) 1996 - İstanbul Kanatlarımın Altında (Sinema Filmi) 1996 - 80. Adım (Sinema Filmi) 1993 - Yaz Yağmuru (Sinema Filmi) 1993 - C-Blok (Selim) (Sinema Filmi) 1991 - Suyun Öte Yanı (Sinema Filmi) ROL ALDIĞI DİZİLER 2017 - Son Destan (Yavuz) 2013 - 2014 - Bugünün Saraylısı (Ata Katiboğlu) 2012 - Uçurum (Arif) 2011 - Mazi Kalbimde Yaradır (Rauf Bey) 2008 - 2009 Aşk-ı Memnu (Adnan Ziyagil) 2007 - Sardunya Sokak (İrfan) 2007 - Kuzey Rüzgarı (Aziz) 2006 - Kız Babası (Rıza Kılıç) 2006 - Kuşdili (Şükrü) 2005 - Rüzgarlı Bahçe (Çınar) 2004 - 24 Saat (Başkomiser Ahmet) 2003 - 2004 - Kurtlar Vadisi 2000 - Üzgünüm Leyla (Taksi Şoförü Orhan) 1999 - Çatısız Kadınlar (Ahmet) 1999 - Deli Yürek (Bozo) 1998 - Çiçeği Büyütmek 1998 - Sıcak Saatler (Süleyman Uslu) 1998 - Ateş Dansı (Nuri) 1996 - Şaşıfelek Çıkmazı (Hilmi) 1994 - Şehnaz Tango 1993 - Süper Baba (Celal) 1984 - Ellis Adası (Ben Vereen Seslendirmesi) ALDIĞI BAZI ÖDÜLLER: 1987- "Dört Mevsim" Ankara Sanat Kurumu - Övgüye Değer Erkek Oyuncu Ödülü 1989- "Peynirli Yumurta" Ankara Sanat Kurumu - En İyi Erkek Oyuncu Ödülü 1991- "Deli Dumrul" Ulvi Uraz En İyi Erkek Oyuncu Ödülü 1994 – “Yaz Yağmuru” Sinema Yazarları Derneği - En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu 1995- “Gürültülü Patırtılı Bir Hikaye" Ankara Sanat Kurumu - Övgüye Değer Yönetmen Ödülü 1997- "Ben Feuerbach" Uluslararası Lions Birliği Ödülünü 1997- "C Blok" SİYAD - En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü 2004- "Fernando Krapp Bana Mektup Yazmış" Yılın En İyi Erkek Oyuncusu 2006- “Gece Mevsimi” Afife Jale En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü 2006- “Gece Mevsimi” Yılın En İyi Erkek Oyuncusu Ödülü 2009- “Devrim Arabaları” 14.Sadri Alışık Ödülleri - En İyi Erkek Oyuncu 2010- “Aşk-ı Memnu” 1.İsmail Cem Televizyon Ödülleri -En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu 2011- Cüneyt Gökçer Yılın ‘En iyi Erkek Oyuncusu’ Ödülü 2014- “Büyük Risk” Magazin Gazeteciler Derneği - En İyi Erkek Sunucu Ödülü 2014- “Büyük Risk” Altın Kelebek- En İyi Yarışma Programı Sunucusu

ROL ALDIĞI TİYATRO OYUNLARI: 2020- Amadeus - Peter Shaffer - Çolpan İlhan-Sadri Alışık Tiyatrosu ve Piu Entertaiment 2018 - Benim Adım Feuerbach - Tanhred Dorst - Aysa Prodüksiyon 2010 - Vanya Dayı : Anton Çehov - Tiyatro Pera 2007 - Koca Bir Aşk Çığlığı : Josane Balasko - Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu 2006 - Gece Mevsimi : Rebecca Linkievicz - Kent Oyuncuları 2003 - Fernando Krapp Bana Mektup Yazmış : Tankred Dorst - Aksanat Prodüksion Tiyatrosu 2001 - Dolunay Katili : Sadri Alışık Tiyatrosu 2000 - Bir Kış Öyküsü (Buzlar Çözülmeden) : Cevat Fehmi Başkut 1999 - Karşı Penceredeki Kadın : Yavuz Özkan - Sadri Alışık Tiyatrosu 1995 - Ben Feuerbach : Tankred Dorst - Ankara Devlet Tiyatrosu 1990 - Deli Dumrul : Güngör Dilmen - Ankara Devlet Tiyatrosu - 1990 - Begendiğiniz Gibi : William Shakespeare - Ankara Devlet Tiyatrosu 1989 - Sevgili Palyaço : George Bernard ShavPatric Compell - Jerome Kilty -Ankara Devlet Tiyatrosu 1988 - Peynirli Yumurta : Ferenc Karinthy - Ankara Devlet Tiyatrosu 1986 - Dört Mevsim : Arnold Wesker - Ankara Devlet Tiyatrosu - 1987 - Ay Işığında Şamata : Haldun Taner - Ankara Devlet Tiyatrosu 1986 - Keşanlı Ali Destanı : Haldun Taner - Ankara Devlet Tiyatrosu - 1985 - Hırçın Kız : William Shakespeare - Ankara Devlet Tiyatrosu 1983 - Ak Tanrılar : Güngör Dilmen - Ankara Devlet Tiyatrosu 1982 - Yine Başladılar Şarkılarına : Max Firsch - Ankara Devlet Tiyatrosu 1982 - Üç Kız Kardeş : Anton Çehov - Ankara Devlet Tiyatrosu 1981 - Yaban Ördeği : Henrik İbsen - Ankara Devlet Tiyatrosu 1980 - Kurban (oyun) : Güngör Dilmen - Ankara Devlet Tiyatrosu 1979 - Çavuş Musgrave'ın Davası : John Arden - Ankara Devlet Tiyatrosu 1979 - Bir Umut İçin (Montserrat) : Emmanuel Robles - Ankara Devlet Tiyatrosu 1978 - Othello : William Shakespeare - Ankara Devlet Tiyatrosu 1977 - Topuz (oyun) : Hidayet Sayın - Ankara Devlet Tiyatrosu 1973 - İstanbul Efendisi : Musahipzade Celal - Ankara Devlet Tiyatrosu 1972 - Yanlışlıklar Komedyası : William Shakespeare - Ankara Devlet Tiyatrosu


Doğum günü: Şair Eşref kimdir?




(1846-1912) Hiciv şairi. Manisa’nın Kırkağaç ilçesi Gelenbe kasabasında doğdu. Asıl adı Mehmed Eşref olup Gelenbevî İsmâil Efendi’nin soyuna ve aynı ailenin Usûlîzâdeler koluna mensuptur. Dedesi Yayaköylü Râşid Efendi, Sünbülzâde Vehbî’nin Nuhbe-i Vehbî’sini şerhetmekle tanınan bir din âlimi, babası Hâfız Mustafa Efendi de nüktedan ve hoşsohbet bir din bilginiydi. Annesi Ârife Hanım’ın hâfız ve şair olduğu rivayet edilir. Kültürlü bir aileden gelen Eşref’in düzenli bir tahsil gördüğü söylenemez. İlk eğitimini aldığı Gelenbe’den sonra Manisa’da Hatuniye Medresesi’nde kısa bir süre Arapça, Farsça okudu ve hıfza çalıştı. Özel öğretmenlerden matematik ve tarih dersleri aldı. Ardından herhangi bir okula gitmeyerek gençliğini zeybeklikle ve serâzat bir şekilde geçirdi. 1870’ten itibaren Manisa sancağı tahrirat kalemine mülâzım olarak devam etmeye başladı. Daha sonra Turgutlu’da tahrirat kâtipliği, Akçahisar ve Alaşehir’de mal müdürlüğü yaptı. 1878’de İstanbul’da bir imtihana girerek üçüncü sınıf kaymakamlık ehliyetnamesi aldı ve Haziran 1879’dan Aralık 1902’ye kadar Fatsa, Çapakçur, Hizan, Ünye, Tirebolu, Akçadağ, Garzan, Garbîkaraağaç, Buldan, Kula, Kırkağaç ve Gördes kazalarında kaymakam olarak çalıştı. İçkiye düşkünlüğü ve hicivleri sebebiyle memuriyet hayatı pek başarılı geçmeyen Eşref, yine bu hicivleri ve Jön Türkler’le münasebeti dolayısıyla bir jurnal sonucu Jön Türkler’den Tevfik Nevzat ve Hâfız İsmâil ile birlikte İzmir’de tutuklanarak İstanbul’a gönderildi (1902). Muhakeme neticesinde Prens Sabahaddin’in babası Damad Mahmud Celâleddin Paşa’nın Avrupa’ya kaçmadan önce gönderdiği mektupları ve bazı devlet adamlarına yazdığı hicviyeler yüzünden bir yıl hapse mahkûm edildi. Cezasını tamamlayarak gittiği İzmir’de çevresinin boşalması ve tekrar bir jurnalle hapsedilme korkusuyla Ağustos 1903’te Mısır’a kaçarak Meşrutiyet’in ilânına kadar orada ikamet etti. Kısa sürelerle Fransa, İsviçre ve Kıbrıs’ta da kaldığı bu dönem Eşref’in edebî hayatının en verimli yıllarıdır. Sultan Abdülhamid ve istibdat aleyhinde şiddetli bir mücadeleye girdiği Mısır’da 1904-1908 yılları arasında altı kitabı neşredildi. Ayrıca bazı arkadaşlarıyla birlikte çıkardığı Curcuna ve Zuhûrî gibi mizah gazetelerinde şiirleri yayımlandı. II. Meşrutiyet’in ilânından sonra büyük ümitlerle yurda dönüp önce Turgutlu kaymakamlığına, ardından Adana vali muavinliğine tayin edildiyse de vali muavinliklerinin lağvı üzerine açıkta kalarak Ağustos 1909’da emekliye sevkedildi. Aşırı içki sebebiyle yakalandığı verem hastalığından 22 Mayıs 1912’de son yıllarını geçirdiği Kırkağaç’ta öldü. Önceleri şair olarak tanınmakla beraber Eşref’in bilinen ilk şiiri İzmir gazetesinde çıkan bir kıtasıdır (nr. 3, 3 Haziran 1312). Bu tarihten ölümüne kadar İzmir, Âhenk, Yeni Gazete, Hizmet gibi gazetelerde ve Şu‘le-i Edeb, Muktebes, Edep Yâhû, Eşref (Musavver Eşref) dergilerinde gazel, kıta, tarih ve diğer şiirleri neşredilen şairin eserlerinin büyük kısmı hiciv alanına girer. Gerçekte Eşref, eski Türk edebiyatında Nef‘î ve Sürûrî gibi şairlerin şahsında şöhret bulan hiciv tarzının XIX. yüzyılda yetiştirdiği en önemli temsilcilerinden biridir. Yer yer dinî motifler taşımasına rağmen gazellerinde bile hicve yönelmekten kendini alamayan Eşref dönemin meseleleriyle yakından ilgilidir. Devletin işleyişi ve toplumdaki aksaklıklardan çok defa Sultan Abdülhamid’i ve çevresini sorumlu tutar, eserlerinde onları hakarete ve müstehcenliğe varan bir dille eleştirir. Devlet ve toplum hayatında görülen zulüm, suistimal, rüşvet, iltimas, cehalet ve miskinlik gibi bozukluklara vatan, millet, meşrutiyet, hürriyet, adalet ve liyakat gibi fikirlerle karşı koymaya çalışır. Muhteva açısından yeni olan şiiri şekil ve üslûp bakımından büyük ölçüde eskiye bağlıdır ve bu açıdan Nâmık Kemal ile Ziyâ Paşa’nın şiirleriyle aynı çizgidedir. Eserleri: Deccâl (1 ve 2. kitap, Kahire 1904, 1907), İstimdâd (Mısır 1323), Şah ve Padişah (Kahire 1324), Hasbihal yahut Eşref ve Kemal (1. kitap, 1908), İran’da Yangın Var (İstanbul 1324/1908), Şair Eşref’in Külliyâtı (1. kitap, İstanbul 1928, haz. Hüseyin Rifat). Külliyatın ikinci kitabını oluşturan diğer şiirleri 1928-1929 yılları arasında Vakit gazetesinde tefrika edilmiştir. Şerife Baş, Şair Eşref’le ilgili bir yüksek lisans çalışması yapmış (Şair Eşref’in Hayatı ve Eserleri Üzerine Bir İnceleme, 1999, Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü), daha sonra da iki kitap yayımlamıştır (bk. bibl.).


Müellif: ÖMER FARUK HUYUGÜZEL




Doğum günü : İbrahim Çallı kimdir?




(13 Temmuz 1882, Çal - 22 Mayıs 1960, İstanbul), Türk ressam.



Rüştiyeyi doğum yeri olan Çal'da, Mülki İdadisini ise İzmir'de bitirdikten sonra, ailesi tarafından askeri okula girmek üzere İstanbul'a gönderildi. Ancak; o, çocukluğunun tutkusu olan resim çalışmalarına yönelerek, o dönemde konaklamak için kaldığı handa konaklayan ve resim dersi alan Vefa İdadisi öğrencilerinin arasına katılarak resim dersleri almaya başladı. Parasını çaldırıp maddi sıkıntı içine girince arzuhalcilik ve daha sonra adliyede kâtiplik gibi farklı işlerde çalıştı. Ermeni asıllı bir ressamla tanıştı ve ondan resim dersleri aldı. Ressam Roben Efendi’den de resim dersleri alan Çallı, Şeker Ahmet Paşa’nın oğlu İzzet Bey’le tanıştı. İzzet Bey’in aracılığı ile Şeker Ahmet Paşa'nın önerisi üzerine 1906 yılında şimdiki adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan dönemin Sanayi-i Nefise Mektebi'ne girdi. Altı yıllık okulu üç yılda bitirdi.



“Zeybekler”e düzeltme


Yeniden sergilemeye açılan Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi İbrahim Çallı Salonu’nda 1914 kuşağı sanatçılarının resimleri yer alıyor. İbrahim Çallı’nın Zeybekler tablosu'nun özel bir öyküsü bulunmaktadır. Aynı zamanda Osman Hamdi’nin asistanı da olan Çallı, Atatürk’ün isteği üzerine Etnoğrafya Müzesi’nde bir sergi açar. Bu sergide de yer alan “Zeybekler” tablosunu gören Atatürk, Çallı’ya döner ve “Biz Kurtuluş Savaşı’nda yemeye ekmek bulamıyorduk, senin resmindeki atlar nasıl semirmiş böyle?” diye sorar. Usta ressam malzemelerini alır ve tablosundaki atı bir deri bir kemik hale getirir


Çalışma üslubu


İbrahim Çallı renk kullanımı konusundaki görüşlerini, görev yaptığı akademinin resim bölümü başkanlığını yürüten Leopold Levy ile girdiği tartışma sırasında şöyle ifade etmişti: "Talebeye yapılan telkin ve müdahalelerin neticesi, tabiat onlara ayni atmosfer ve ayni renkte gösteriliyor. Halbuki bizim memleketimiz, güneş, ziya ve renk memleketidir. Garbın koyu kurşuni semasıyla hiç alakası yoktur. Beşeriyet, resim sanatı üzerinde, renk vadisinde o kadar ısrar ile çalışmış, her büyük sanatkar palete bir iki yeni renk daha ilave etmiştir. Bizim mütehassısa (akademide bu unvanla görevlendirilen Levy'yi kastediyor) gelince, palette rengi asgariye indirmek taraftarıdır. Tabiatın öyle nüansları vardır ki, onlara mahsus renkleri kullanmak şarttır. Eğer Türk milleti Çallı'yı seviyorsa, güzel memleketini kendi renkleriyle ifade ettiği içindir."



Eserlerinden


Doğum günü: Cemal Nadir Güler kimdir?

Cemal Nadir Güler kimdir?


13 Temmuz 1902 tarihinde babası Bulgaristan göçmeni annesi Bursanın yerlisi bir ailenin çocuğu olarak Bursa'da dünyaya geldi. Babası Şevket bey mahkemede hattat memuruy¬du. İlkokulu doğduğu yer olan Bursa'da okuduktan sonra ortaokulu Bilecik'te okudu. Ancak, maddî olanaksızlıklar nedeniyle, ortaokuldan sonra eğitim hayatını sürdüremedi. Devlet sınavına girerek Almanya'da mühendislik eğiti¬mi yapma hakkını kazanmıştı. Ama bu hakkını kullanmadı. Aynı zamanda, Bursa Sahaflar Çarşı'sının içindeki dükkanında hattatlık (eski yazı sanatçısı) yapan babasının da etkisi altında ressam olmaya karar verdi. 'İkinci İstanbul Seferi'nde o zamanki adı 'Sanayi-i Nefise Mektebi' olan Güzel Sanatlar Akademisi'ne (Mimar Sinan Üniversitesi) girmeyi deniyor fakat sınavları kazanamadığından çabaları boşa çıkmış ve buraya öğrenci olarak girememiştir.


Dar gelirli ailesinin geçim yükünü hafifletmek için önce bir kasnakçının ve daha sonra bir makine tamircisinin yanında çırak olarak çalıştı. Bir süre sonra tabela atölyesi açarak tabelressamlığı yapmaya başladı. Buna paralel olarak ilkokullarda resim öğretmeni olarak da çalıştı. İlk karikatürü, 18 yaşındayken 1920 yılında Sedat Simavi'nin yayınladığı “Diken” dergisinde yayımlandı. Bu arada 1923 yılında Melahat Hanım ile evlenmiştir.



“Ayine” ve “Zümrüdüanka” dergilerindeki deneyimlerinden sonra, 1924'de “Akbaba'da”, 1926 yılında “Resimli Dünya” dergisine de çizimler yapmaya başlamış ve bunlardan cesaretle; 1926 yılında geçimini karikatürcülükle sağlamaya karar veren Cemal Nadir'in bu uğurda çıktığı ilk İstanbul yolculuğu hüsranla sonuçlanacaktır. Babıali'deki 'Papağan' gazetesine bir süre çizen Nadir, aldığı parayla geçinemez ve gerisin geri Bursa'ya döner. Bursa'ya döndüğünde bir tabelacı dükkanı açan Cemal Nadir'in imdadına 'harf inkılabı' yetişir. Bursa'daki bütün dükkanların, resmi dairelerin vs. tabelaları yeni alfabeyle yazılacaktır ve Nadir de gece gündüz çalışmaya başlar. Cemal Nadir Bursa’da Sahaflar Çarşısı’nda açtığı hattat dükkanına astığı tabela da ‘mizah’ yeteneğini yansıtır: “Hattatların meraklısı, meraklıların hattatı...” Bu arada karikatürü de ihmal etmez ve 'Sinema Mecmuası'na reklam karikatürleri; atasözlerini tersyüz ederek oluşturduğu 'yazı ile karikatürler' çizer. Bu arada “Akbaba” dergisine yolladığı karikatürleri ilgi çekmeye başlar. 1928 yılında günlük karikatür çizmek üzere Akşam gazetesinin başyazarı Necmettin Sadak, Cemal Nadir Güler’i davet eder. Ve kısa bir tereddütten sonra 15 sene boyunca çalışacağı Akşam gazetesi için ikinci İstanbul yolculuğuna çıkar. Yeni yazının kabul edildiği dönemde yenilik olarak birinci sayfadan günlük karikatürler çizmeye başlar. Daha sonra ünlü Akbaba adlı mizah dergisinde düzenli karikatürleri yayınlandı. Cemal Nadir'in bugün bile tanınan en önemli tipi Amcabey, 1929 yılında Akşam gazetesinin idarehanesinde doğar. 1930 yılında “Son Posta” gazetesinin yayın hayatına atılmasıyla birlikte, Amcabey orada yayımaya başlar. Kısa sürede büyük beğeni kazanan Amcabey, Son Posta gazetesinde günlük bant karikatür olarak uzun süre devam etti. 1943'e kadar Akşam gazetede çalıştı. Amcabey haftalık dergisi son sayısını 25 Mart 1944’de çıkararak veda eder yayın hayatına. Cemal Nadir bir yandan Akşam'da çalışırken bir yandan da “resimli dünya”, “karikatür”, “yücel” dergilerinde de karikatürleri yayımlandı. 1943 yılında Akşam'dan ayrılır ve hayatını kaybedene kadar çalışacağı Cumhuriyet'e geçer. İkinci Dünya Savaşı sırasında da Hitler faşizmine çizgileriyle karşı duran karikatürleri Cumhuriyet gazetesinde yayınlattı. Cemal Nadir'e kadar Türk karikatüründe resim çizgisi kullanılıyor, resim özelliği taşıyan ve bol alt yazılı karikatürler çizilmekteydi. Tiplemelerde ve mizah anlayışında Fransız etkisi göze çarpıyordu. Onunla birlikte çizgilerde sadelik başlamıştır.Türk karikatürünün resmin etkisinden uzaklaşmasına katkıda bulunması, yazı azalmış ve çizgiyle anlatım ön plâna çıkmıştır, karikatürde yerli tipler yaratması ve halka özgü mizah anlayışını karikatüre yansıtmasıyla, çağdaş Türk karikatürünün öncüsü kabul edilir. 1941 yılında Vedat Günyol'la birlikte çocuklara yönelik “Arkadaş” isimli bir dergi yayınladı. 17 haftalık bir ömrü oldu bu derginin. Çeşitli dergilerde yayınlanan karikatürlerinin yanı sıra, 1942-1944 seneleri arasında Amcabey adlı mizah dergisini yayınladı. Sadece çizerlikle yetinmedi, Aynı zamanda Ankara ve İstanbul radyoları için skeçler ve "Yüzkarası" adlı bir de tiyatro oyunu yazdı ve oyun İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından sahnelendi. Karikatürlerini “Amcabey'e Göre” (1932), “Karikatür Albümü” (1933), “Karikatür Albümü” (1939), “Akla Kara” (1940), “Dalkavuk Karikatür Albümü” (1943), Seçme Karikatürler Albümü (1944), Harp Zenginleri Karikatür Albümü (1945), Siyası Karikatürler Albümü (1946) ve “Amcabey Albümü” (1946) adlarıyla albümleştirdi. Ünü, ülke dışına taşan karikatüristin ında da aldığı bazı ödülleri vardır. 1932 yılında yayımlanan Amcabey albümü de Türk karikatür tarihinin ilk albümü olur. 1946 seçimleri için Halk Partililer ondan propaganda afişleri istediler. Siyasi inancı C.H.P.’den yanaydı. Gecesini verdi, gündüzünü verdi, zekâsını ve gönlünü verdi onun için. Birbirinden güzel beş resim yaptı. Yoldan geçenleri önünde durduracak beş resim! İki yüz elli lira yolladılar. Öfke ile reddetti. 1946 seçimleri öncesinde kendisine CHP'den Bursa milletvekilliği önerildiğinde 'Partili olursam karikatür çizemem' diyerek teklifi reddediyor. Viyana Uluslararası Karikatür Yarışması'nda birincilik alan, karikatürleri pek çok yabancı dergide yayımlanan Cemal Nadir beş kişisel karikatür sergisi açtı, 10 karikatür albümü yayımlandı. Özellikle ABD' de açtığı sergi büyük ilgi uyandırdı. Karikatür konusunda birçok konferans verdi. Aynı zamanda ülkemizdeki ilk çizgi film çalışmalarını da o başlattı fakat bu denemesini tamamlayamadı. Yarattığı tiplerle toplumsal bir eleştiri yapan Cemal Nadir, Arkadaş dergisinde çizdiği Dede ile Torun karikatürlerinde bilgi ile cehaleti, yeni ile eskiyi karşı karşıya getiriyordu. Amcabey tiplemesiyle toplumdaki çarpıklıkları, çıkarcı tipleri, ikiyüzlülükleri alaya alırken, Dalkavuk tiplemesiyle de dalkavukluk yaparak çıkarlarını koruyanları eleştiriyordu. Yeni Zengin tiplemesi toplumdaki sonradan görmeliği, Akla Kara tiplemeleri de eğitimsizliği ifade eden karakterlerdi. Ölümünden sonra İstanbul Cağaloğlu'da yıllarca çalıştığı Akşam gazetesinin bulunduğu Acımusluk Sokağı'na ve Bursa' da bir caddeye Cemal Nadir adı verildi ve yine Bursa’da Kültür Park’ta heykeli dikilmiş, bir galeriye de adı verilmiştir. 1992'den itibaren adına uluslararası cemal nadir karikatür yarışması düzenlenmeye başladı. Cemal Nadir Güler, Eminönü Halkevi'nde verdiği bir konferanstan yorgun ve terli olarak evine döndükten sonra doktorlar tarafından ilk konulan teşhis grip olmuştur. Fakat daha sonrasında pek çok hastalığın belirtisine rastlanmıştır. Maalesef en sonunda, "kan zehirlenmesinden öldü." Denildiğinde, Şimdiki yeni antibiotiklerin kolayca yenebileceği bir kalp iltihabından 27 Şubat 1947′de yağmurlu bir günde henüz 45 yaşındayken hayatını kaybetti.


13 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör