• HaberciGazete

Doğum günü: Tarık Dursun K., Can Gürzap, Uğur Yücel, Necip Fazıl, İ. Akkaya, Suat Suna


Bugün 26 Mayıs. Tarık Dursun K., Can Gürzap, Uğur Yücel, Necip Fazıl, İlkay Akkaya, Suat Suna, Mehmet Okur ve Hasan Kabze'nin doğum günü.

BRT Yayın Grubu olarak aramızda olmayanları saygıyla anarken, yaşayanlara uzun, sağlıklı ve mutlu ömürler dileriz.


Doğum günü: Tarık Dursun K. kimdir?



Tarık Dursun K. veya tam adıyla Tarık Dursun Kakınç; kısaca Tarık Dursun olarak da anılmaktadır. 1931 yılında İzmir'de doğmuş ve özellikle roman ve hikâye alanında eser vermiş bir Türk yazardır. Aynı zamanda yayınevi yönetimlerinde bulunmuştur.

1950'de ortaokulu bitirdikten sonra, gazetelerde çalışmış, senaryo yazarlığı ve rejisörlük yapmıştır. 1969'da Kurul Kitapevi'ni açmış, Milliyet gazetesinde kitap tanıtma yazıları yazmış, Milliyet Yayınları'nı yönetmiştir. 1973'de Günümüzde Kitaplar adlı bir dergi çıkarmış, 1975'de Koza Yayınları'nın kurucuları arasında yer almıştır.


Sanata 1949 yılında şiirle başlamış, 1951'de Cengiz Tuncer ile Devrialem isimli ortak bir şiir kitabı yayınlamıştır. Ardından hikâyeye geçmiş ve konularını önce gençlik serüvenlerinden, zamanla fabrika, yapı ve deniz işçilerinin, esnaf ve küçük memur sınıfının hayat savaşlarından alan ve bu hayat kesitlerini şiirli bir dille işleyen eserler yazmıştır.

"Güzel Avrat Otu" hikâye kitabı ile 1961 Türk Dil Kurumu Armağanı'nı, Yabanın Adamları ile 1967 ve "Ona Sevdiğimi Söyle" ile de 1985 Sait Faik Hikâye Armağanı'nı, Kurşun Ata Ata Biter romanı ile 1984 Orhan Kemal Roman Armağanı'nı, "Ömrüm Ömrüm" hikâye kitabı ile 1987 İş Bankası Büyük Edebiyat Ödülü'nü, "Ağaçlar Gibi Ayakta" ile de 1991 Yunus Nadi Yayımlanmış Roman Armağanı'nı aldı.

Soyadını K. olarak kısaltmasının sebebi; kardeşi Faruk Kakınç'la beraber girdiği bir yarışmada soyisimlerinin karışması sonrası K. olarak değiştirmiştir.

Tarık Dursun K. 2006 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'nü getiren kitabında "HEPSİ HİKAYE" diyor. 50 yıldır yaratan, sanatın ve yazı dünyasının bir çok alanında sayısız ürün vermiş bu usta yazar 75. yılında 'Hepsi Hikâye' diyorsa, o hikâyeye mutlaka bir bakmak lazım.

Tarık Dursun K. Eserleri

Hikâye kitapları:

  • Hasangiller (1955)

  • Vezir Düşü (1957)

  • Güzel Avrat Otu (1960)

  • Sevmek Diye Bir Şey (1965)

  • Yabanın Adamları (1966)

  • 36 Kısım Tekmili Birden (1970)

  • Bağrıyanık Ömer ile Güzel Zeynep (1972)

  • Bahriyeli Çocuk (1976)

  • İmbatla Dol Kalbim (1982)

  • Ona Sevdiğimi Söyle (1984)

  • Ömrüm Ömrüm (1987)

  • Öyküler (1992)

  • Aşk Allahaısmarladık (1993)

  • Yaz Öpüşleri (1996)

  • Gönderdiğin Mektubu Aldım (1999)

  • Hepsi Hikaye (2006)

Romanları:

  • Rıza Bey Aile-Evi (1957)

  • İnsan Kurdu (1959)

  • Sabah Olmasın (1967)

  • Denizin Kanı (1968; televizyona uyarlanıp dizi olarak yayınlandı, 1980)

  • Kopuk Takımı (1969)

  • Gün Döndü (1974)

  • Hoşça Kal Küçük (1979) (çocuk romanı)

  • Kayabaşı Uygarlığının Yükselişi ve Birdenbire Çöküşü (1980)

  • Alçaktan Uçan Güvercin (1980; televizyona uyarlanıp dizi olarak yayınlandı)

  • Kurşun Ata Ata Biter (1983)

  • İnsan Kurdu (1983; ikinci versiyon)

  • İyi Geceler Dünya (1986)

  • Bağışla Onları (1989)

  • Ağaçlar Gibi Ayakta (1990)

  • Bizimkisi Zor Zanaat (1990)

Masal kitapları:

  • Deve Tellal, Pire Berber İken (1970)

  • Bir Küçücük Aslancık Varmış (1975)

  • Ezop Masalları

  • Güzel Uykular Alara (2001)Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Düzyazı kitapları:

  • Edebiyat Üstüne Narin (1993)

  • Ben Unutmadan (1994)

  • Gavur İzmir Güzel İzmir (1994)

  • Kaş Kaş Üstüne Taş Taş Üstüne (2008) Cumhuriyet Kitapları

Ödülleri:

  • 1961 Türk Dil Kurumu Ödülü (Güzel Avrat Otu)

  • 1967 Sait Faik Hikâye Ödülü (Yabanın Adamları)

  • 1984 Orhan Kemal Roman Ödülü (Kurşun Ata Ata Biter)

  • 1985 Sait Faik Hikâye Ödülü (Ona Sevdiğimi Söyle)

  • 1987 İş Bankası Büyük Edebiyat Ödülü (Ömrüm Ömrüm)

  • 1991 Yunus Nadi Roman Ödülü (Ağaçlar Gibi Ayakta)

Doğum günü: Can Gürzap kimdir?



Can Gürzap, 26 Mayıs 1944'te İstanbul'da doğmuş önemli bir Sinema, tiyatro ve dizi oyuncusu, yazar, eğitmendir. İlk tiyatro eğitimini, kendisi gibi sanatçı olan babası Reşit Gürzap'tan alan sanatçı, 1962'de Kadıköy Maarif Koleji'ni tamamladıktan sonra Ankara Devlet Konservartuarı Tiyatro Bölümü'nü bitirdi ve Londra'da Central School of Speech and Drama'da eğitim gördü. Ankara Devlet Tiyatrosu'nda yönetmen ve Oyuncu olarak görev yaptı.

Konservatuvarda öğretmen olarak derslere girdi. TRT'de radyoya birçok radyo tiyatrosu hazırladı. 1971 yılında Arsen Gürzap ile evlendi. 1978' de İstanbul Devlet Tiyatrosu kurucu müdürü oldu. Çevirmenlik ve senaryo yazarlığı (Yorgun Savaşçı - 1993) da yapan sanatçı, halen kurucusu olduğu Dialog sunuculuk ve dil okulunda görev yapmakta, sinema ve dizi filmlerde rol almaktadır. Sanatçı, 2004 yılında Kadıköy Maarif Koleji ve Anadolu Lisesi Mezunlar Derneği tarafından Kristal Martı ödülüne layık bulunmuştur. Can Gürzap ayrıca League of Legends isimli oyun Azir isimli karakteri seslendirmiştir.

CAN GÜRZAP DİZİLERİ VE FİLMLERİ

Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz- 2017 - Rüstem Fıstıkoğlu

Medcezir 2013-2015 - Asım Şekip Kaya

İffet - 2011 - Enes Tarıkoğlu

Kurtlar Vadisi Pusu - 2007-2012 - Davut Tataroğlu

Aşk Beklemez - 2006

Rüyalarda Buluşuruz - 2006

Halk Düşmanı - 2004

Aşkımızda Ölüm Var - 2004

Seni Yaşatacağım - 2003

Aşk ve Gurur - 2002

Beyaz Yalanlar - 2000

Yorgun Ölüm - 1994

Bir Aşk Uğruna - 1994

Yorgun Savaşçı - 1993

Ağrıya Dönüş - 1993

İlk Aşk - 1991

Ateşten Günler - 1987

Yangın - 1984

Metres - 1983

Kartallar Yüksek Uçar - 1983

Yorgun Savaşçı - 1979

Yaşam Kavgası - 1978

Sırça Kümes - 1977

Doğum günü: Uğur Yücel kimdir?



Yönetmen, oyuncu, yapımcı, senarist, müzisyen, seslendirme sanatçısı. 1.69 m boyunda ve 72 kg’dır. 26 Mayıs 1957 İstanbul doğumlu. Aslen Vanlıdır. İstanbul Belediye Konservatuvarı Tiyatro bölümünü bitirdi ve 1977 yılında tek kişilik bir gösteri oyunculuk kariyerine başladı.

1975-1984 yılları arasında Kenter Tiyatrosu, Tef Kabare Tiyatrosu, Dormen Tiyatrosu ve Şan Müzikholünde çeşitli oyunlarda oynadı. Selamsız Bandosu ve Muhsin Bey (1987) adlı filmlerdeki rolleri ile büyük çapta beğeni topladı.

Bunların dışında, Sezen Aksu ve Müjde Ar ile ayrı ayrı sahne şovları yaptı. Televizyonda, Aziz Ahmet, Karanlıkta Koşanlar, Alacakaranlık ve Hırsız Polis gibi dizilerde oynadı; bunlardan Karanlıkta Koşanların tamamını ve Alacakaranlık’ın bazı bölümlerini (Alican Yücel takma adıyla) yönetti. Karanlıkta Koşanlar dizisinin senaryosunu, Ahmet Ümit’in polisiye öyküsünden uyarlayarak yazdı; Alacakaranlık’ın yazımına da katkıda bulundu.

Kapatby ReklamStore

2007 yılında sona eren Hırsız Polis isimli dizide rol aldı ve başrollerini Türkan Şoray ile birlikte paylaştığı Hayatımın Kadınısın adlı filmi çekti. 2008 yılında Türkiye’de bir ilk olan Kolay Gelsin adlı doğaçlama sit-com denemesinin yönetmeni oldu, ama proje uzun ömürlü olmadı.

2008 – 2010 yılları arasında yayınlanmış olan Canım Ailem adlı TV dizisinde başrol oynamıştır. Kendi yönettiği Ejder Kapanı adlı sinema filminde Kenan İmirzalıoğlu, Nejat İşler, Berrak Tüzünataç ve Ceyda Düvenci ile birlikte başrolü paylaşmıştır. Oyuncu 2013 yılında Aramızda Kalsın adlı dizide Bahattin karakterini canlandırdı.2017 yılında İçerde adlı dizide Kudret Sönmez karakterini canlandırdı.

Uğur Yücel, yönetmenliği, yapımcılığı ve tiyatro oyunculuğu yanı sıra çok sayıda film ve dizide rol alan Ezgi Şenler, 2022’de rol aldığı Hakim dizisinde Cevdet, Uysallar’da Olcay, Zoraki Misafir dizisinde Osman Koral karakterini canlandırdı.

Görev Aldığı Bazı Tiyatro Oyunları:

Azınlıkta Kaldık / Oyuncu / Yönetmen / Yazar - 2019

Sinema Ödülleri:

Encounters Bölümü En İyi Film (Soğuk) / 20. Palic Avrupa Film Festivali 2013

En İyi Senaryo (Yazı Tura) / 41. Antalya Film Şenliği 2004

En İyi Film (Yazı Tura) / 41. Antalya Film Şenliği 2004

En İyi Yönetmen (Yazı Tura) / 41. Antalya Film Şenliği 2004

Mahmut Tali Öngören Özel Ödülü (Yazı Tura) / 16. Ankara Film Festivali 2005

En İyi Yönetmen (Yazı Tura) / 12. Uluslararası Altın Koza Film Festivali 2005

Halk Jürisi Ödülü (Yazı Tura) / 24. İstanbul Film Festivali 2005

En İyi Yönetmen (Yazı Tura) / 24. İstanbul Film Festivali 2005

Uluslararası Sinema Eleştirmenleri Ödülü (Yazı Tura) / 54. Mannheım Uluslararası Fim Festivali 2005

En İyi Film (Yazı Tura) / 10.Nürnberg Türkiye/Almanya Film Festivali 2005

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Muhsin Bey) / 24. Antalya Film Şenliği 1987

Yönetmenliğini Yaptığı Film ve Diziler:

Nefes Nefese (TV Dizisi 2018)

Soğuk (Sinema Filmi 2013)

Benim Dünyam (Sinema Filmi 2013)

Ejder Kapanı (Sinema Filmi 2009)

Kolay Gelsin (TV Dizisi 2008)

Hayatımın Kadınısın (Sinema Filmi 2006)

Karanlıkta Koşanlar (TV Dizisi 2001)

İkinci Bahar (TV Dizisi 1998)

Senaryosunu Yazdığı Film ve Diziler:

Soğuk (Sinema Filmi 2013)

Hayatımın Kadınısın (Sinema Filmi 2006)

Yazı Tura (Sinema Filmi 2003)

Karanlıkta Koşanlar (TV Dizisi 2001)

Aziz Ahmet (TV Dizisi 1994)

Yapımcısı Olduğu Film ve Diziler:

Kolay Gelsin (Yapım Yönetmeni, TV Dizisi 2008)

Alacakaranlık (TV Dizisi 2003)

Yazı Tura (Sinema Filmi 2003)

Eşkıya (Ortak Yapımcı, Sinema Filmi 1996)

Rol Aldığı Film ve Diziler:

Hakim (Cevdet, TV Dizisi 2022)

Uysallar (Olcay, TV Dizisi 2022)

Zoraki Misafir (Osman Koral, TV Dizisi 2022)

Kırmızı Oda (Vahit Bey, TV Dizisi 2021)

Fatma (Yazar, TV Dizisi 2021)

Yüzleşme (Fikret, TV Dizisi 2019)

Cinayet Süsü (Başkomiser Emin, Sinema Filmi 2019)

Nefes Nefese (Ayaz Kıran / Atmaca, TV Dizisi 2018)

Muhteşem İkili (Sadri Hoca, TV Dizisi 2018)

İçerde (Kudret Sönmez, TV Dizisi 2016)

Familya (Yaşar Beyoğlu, TV Dizisi 2016)

Yaktın Beni (Macit, Sinema Filmi 2015)

Kötü Kedi Şerafettin (Şerafettin sesi, Sinema Filmi 2015)

Aramızda Kalsın (Bahattin, TV Dizisi 2013-2014)

Yahşi Çin (Sinema Filmi 2013)

Benim Dünyam (Mahir Hoca, Sinema Filmi 2013)

Aşk ve Ceza (Konuk Oyuncu, TV Dizisi 2011)

Ejder Kapanı (Çerkez Abbas, Sinema Filmi 2009)

Aşka Ruhunu Kat (Knochenbrecher, Sinema Filmi 2009)

New York, I Love You (Painter, Sinema Filmi 2008)

Canım Ailem (Samim Altın, Sinema Filmi 2008-2009)

Hayatımın Kadınısın (Tophaneli Tayfur, Sinema Filmi 2006)

Balalayka (Necati, Sinema Filmi 2000)

Hırsız Polis (Aksak-Arsen, TV Dizisi 2005-2006)

Alacakaranlık (Tahir Kemal Bozoğlu, TV Dizisi 2003)

Karanlıkta Koşanlar (Başkomiser Nevzat, TV Dizisi 2001)

Eşkıya (Cumali, Sinema Filmi 1996)

Aziz Ahmet (Selami, TV Dizisi 1994)

Süper Baba (Kendisi, TV Dizisi 1993)

Arabesk (Ekrem, Sinema Filmi 1988)

Selamsız Bandosu (Musa, Sinema Filmi 1987)

Muhsin Bey (Ali Nazik, Sinema Filmi 1987)

Muhsin Bey (Plakçıda Müzik hocası Seslendirmesi, Sinema Filmi 1987)

Teyzem (Basri, Sinema Filmi 1986)

Milyarder (Halis Dombili, Sinema Filmi 1986)

Aşık Oldum (Ercan, Sinema Filmi 1985)

Parkta Bir Sonbahar Günüydü (Ergin, TV Dizisi 1984)

Müzik Yapımcısı Olduğu Filmler:

Laleli'de Bir Azize (1998)

Gemide (1998)

Kurgusunu Yaptığı Film:

Yazı Tura (Kurgu, 2003)

Müzik Ekibinde Yer Aldığı Filmler:

Gemide (Perkusyoni 1998)

Gemide (Vokal, 1998)


Doğum günü: Necip Fazıl Kısakürek kimdir?


(1905-1983) Türk şairi, tiyatro yazarı ve fikir adamı


Müellif: M. ORHAN OKAY

O ve Ben adlı otobiyografisinde kaydettiğine göre 25 Mayıs 1905’te İstanbul Çemberlitaş’ta cinayet mahkemesi reisliğinden emekli büyük babası Mehmed Hilmi Efendi’nin konağında doğdu. Babası Mekteb-i Hukuk mezunu ve bazı memuriyetlerde bulunmuş Abdülbâki Fâzıl Bey, annesi Mediha Hanım’dır. Baba tarafından Maraşlı olan Kısakürekoğulları ailesinin kökü Dulkadıroğulları’na dayanmaktadır. Asıl adı Ahmed Necip olan Necip Fazıl okuma yazmayı büyük babasından öğrendi. Çeşitli okullarda kesintili ve düzensiz bir öğrenim hayatı geçirdi. Önce Gedikpaşa’da bir Fransız, sonra aynı yerde bir Amerikan mektebinde, Büyükdere Emin Efendi mahalle mektebinde, Büyük Reşid Paşa Numune, Vaniköy Rehber-i İttihad mekteplerinde okuduktan sonra Heybeliada Numune Mektebi’nden mezun oldu. Aynı yıl Heybeliada Bahriye Mektebi’ne kaydoldu. Burada da beş yıl okudu, ancak diploma alamadan ayrıldı. 1921’de İstanbul Dârülfünunu Felsefe Şubesi’ne yazıldı. Bu öğrenimini de tamamlayamadan kazandığı devlet bursu ile felsefe tahsili için Paris’e gitti. Fakat Paris’te de düzenli bir öğrenci olamadı, kısmen sanat çevrelerinde bulunduysa da kendini daha çok eğlenceye ve bohem hayatına verdi. Türkiye’ye dönüşünde İstanbul ve Anadolu’da bazı bankalarda memuriyet ve müfettişlik yaptı. Bir Fransız mektebinde, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde ve Robert Kolej’de çeşitli dersler okuttu. Bu arada felsefe öğrenciliğinden beri girmiş olduğu basın çevresini daha çekici ve eser vermeye daha uygun bir ortam olarak gördüğünden 1942’den itibaren memuriyetlerini bırakıp geçimini yazılarından ve yayıncılıktan sağlayamaya başladı. Son yıllarına kadar Büyük Doğu dergisinin ve Büyük Doğu yayınlarının sahibi ve yazarı olduğu gibi bazı günlük gazetelerde fıkra ve makaleleri de yayımlanmaktaydı. Hemen tamamı Büyük Doğu’da olmak üzere kullandığı takma adları Ne-Fe-Ka, Hi-Ab-Kö, Ha-A-Ka, Adı Değmez, Neslihan Kısakürek, Ahmed Abdülbaki, Prof. Ş.Ü., Bankacı, Be-De, Ozan, Ozanbaşı’dır. 25 Mayıs 1983’te Erenköy’deki evinde öldü. Büyük ve olaylı bir cenaze töreninin ardından Eyüp sırtlarındaki kabristana defnedildi. “Çille çille üstüne düştü mücevher târihi / Var mı şâir çilleden çıksın Necip Fâzıl gibi” (1403) mısraları Orhan Okay tarafından ölümü için düşürülmüş tarihtir. Sabır Taşı oyunuyla 1940 Cumhuriyet Halk Partisi piyes yarışması birinciliğini kazanan Necip Fazıl Kısakürek için sanat hayatının 50. yıl jübilesi Millî Türk Talebe Birliği tarafından 22 Kasım 1975’te yapıldı. 25 Mayıs 1980’de doğumunun 75. yılı vesilesiyle Kültür Bakanlığı kendisine “büyük kültür armağanı” ve nakdî mükâfat, aynı tarihte Türk Edebiyatı Vakfı da “Türkçe’nin yaşayan en büyük şairi, sultânüşşuarâ” unvanını verdi. Ölümünün ardından Türk Edebiyatı (nr. 117, Temmuz 1983), Mavera (nr. 80-82, Temmuz-Eylül 1983), Yönelişler (nr. 25, Temmuz 1983), Kültür ve Sanat (nr. 28-29, Temmuz-Ağustos 1983) dergileriyle Suffe: Kültür Sanat Yıllığı 1984: Necip Fazıl Armağanı birer özel sayı yayımlamıştır. Necip Fazıl, ilk şiir denemesinin Millî Mücadele yıllarında on üç-on dört yaşlarında iken Tercüman gazetesinin edebî ilâvesinde çıktığını ifade eder. Bilinen ilk şiiri ise 1 Temmuz 1923 tarihli Yeni Mecmua’da yayımlanan, daha sonra Örümcek Ağı kitabına “Bir Mezar Taşı” adıyla girecek olan “Kitâbe” başlıklı şiirdir. Bu tarihten başlayarak 1939’a kadar Yeni Mecmua, Millî Mecmua, Anadolu, Hayat ve Varlık dergileriyle Cumhuriyet gazetesinde şiirleri ve hikâyeleri çıkar. Özellikle dönemin seçkin dergilerinden olan Hayat’ta yer alan şiirleriyle dikkati çeker ve hakkında takdir yazıları yayımlanır. İlk şiir kitapları olan Örümcek Ağı ve Kaldırımlar bu yıllarda yazdıklarından seçmeleri ihtiva eder. Kaldırımlar kitabına adını veren uzun şiiri kendisine “Kaldırımlar şairi” olarak şöhret kazandırmıştır. Üçüncü şiir kitabı Ben ve Ötesi ile nesir yazılarının toplandığı Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil de bu yıllarda çıkar. Bu arada oyunculuğuna büyük değer verdiği Muhsin Ertuğrul’un tesiriyle tiyatroya ilgi duymaya başlayan Necip Fazıl’ın ilk tiyatro eseri Tohum 1935’te yayımlanır ve Muhsin Ertuğrul tarafından sahneye konur. Bu tarihten bir yıl kadar önce, kendi ifadesiyle “çocukluğunda ve gençliğinde masal gibi bir rüya ikliminden topladığı karanlık ve karışık haberlerin apaydınlık ve dümdüz gerçeğini verdiğine” inandığı Nakşibendî şeyhi Abdülhakim Arvâsî ile karşılaşmasından sonra sanat anlayışında ve eserlerinde dinî-mistik bir eğilim ağırlığını hissettirmeye başlar. 1936’da memuriyeti dolayısıyla Ankara’da bulunan Necip Fazıl, devrin sathî ve maddeci dergileri karşısına spiritüalist ve estetik ağırlığı olan haftalık Ağaç dergisini çıkarır. 7. sayısından itibaren İstanbul’a taşınan dergi, dönemin meşhur isimlerini bir araya getirmiş olmasına rağmen umulan ilgiyi görmediğinden 17. sayıda kapanır (bk. AĞAÇ). Necip Fazıl, daha geniş kitlelere daha kısa zamanda ulaşan tiyatroya ilgisini devam ettirerek tiyatro eleştirmenlerinin olumlu karşılamalarına rağmen seyircinin tutmadığı Tohum’dan sonra 1938’de Abdülhakim Efendi’yi tanımasının mistik ve metafizik bir ürünü olan Bir Adam Yaratmak’ı yazar. Muhsin Ertuğrul’un başrolü oynamasıyla büyük ilgi gören bu piyesin ardından 1942 yılına kadar arka arkaya bazıları şehir tiyatrolarında da sahnelenen oyunlar kaleme alır. II. Dünya Savaşı’ndan biraz önce başlayarak savaş yıllarında fıkra yazarlığı yapan Necip Fazıl önce Haber, ardından Son Telgraf gazetelerinde “Çerçeve” genel başlığı altında yazılar yazmıştır. Bir dünya savaşı çıkmayacağı kanaatini benimseyen Türk basınının bu tutumuna karşı aksi fikri savunan Necip Fazıl bu yazılarının büyük bir kısmını Çerçeve adlı bir kitapta yayımlamıştır (1940). Son Telgraf’ta fıkra yazarlığı devam ederken yeni bir dergi çıkarma teşebbüsüne girer. Siyasî, fikrî, edebî karakterdeki Büyük Doğu 1 Eylül 1943’te çıkar. Değişik boyutlarda, çoğu haftalık, birkaç defa aylık ve günlük gazete olmak üzere Necip Fazıl’ın ölümüne yakın yıllara kadar aralıklarla devam eden derginin son sayısı 5 Haziran 1978 tarihini taşımaktadır. Dönemin mevzuatına göre siyasî yazılarından dolayı zaman zaman kapatılan, toplatılan, takibe uğrayan, bazan da sahibi tarafından yayımı tatil edilen Büyük Doğu çıktığı yıllarda sansasyonel kapak resimleri ve manşetleriyle geniş ilgi görmüştür. Bunun dışında bazı dönemlerinde seviyeli bir fikir ve edebiyat dergisi olduğu gibi dinî yayınların kontrol altında tutulduğu yıllarda okuyucunun bu konudaki ihtiyacını da karşılamıştır (bk. BÜYÜK DOĞU). Necip Fazıl, 1950’de Büyük Doğu Cemiyeti adıyla o yıllardaki mevzuata göre siyasî parti kavramıyla eş anlamda bir de siyasî dernek kurmuş, derneğin başkanı sıfatıyla Anadolu’nun birçok şehrinde konferanslar vermiştir. Gerek dergideki yazıları gerek siyasî faaliyetlerinden dolayı değişik iktidarlar devrinde takibata uğramış, hakkında mahkûmiyet kararları verilmiştir. Necip Fazıl’ın kitap ve dergi yayını olarak en verimli devresi 1950’den sonraki yıllardır. Şiir kitaplarını yeniden gözden geçirip yayımladığı gibi yeni tiyatro, senaryo, hikâye, roman, hâtıra, dinî ve tasavvufî eserler, siyasî ve tarihî incelemeleri de bu döneminin ürünleridir. Necip Fazıl, Cumhuriyet’in ilk yıllarında hece vezniyle yazan şairler arasında estetik kaygıları ve metafizik-psikolojik derinliğiyle kendine bir yer edinmiştir. II. Meşrutiyet’ten sonra yaygınlaşmaya başlayan, fakat ses ve nazım şekli bakımından monoton örnekleriyle henüz bir bocalama dönemi geçirmekte olan hece vezni onun şiirleriyle poetik bir değer kazanır. Muhteva olarak da mistik ve metafizik eğilimler, vehim ve sayıklama gibi marazî ve trajik özellikler kendisini döneminin diğer şairlerinden ayırır. Daha ilk şiiri olan “Kitâbe” tekke şiirinden, divan mazmunlarından birtakım çağrışımlar taşımaktaysa da yeni bir eda ve yeni bir ses arayışıyla dikkat çeker. Burada mezar kitâbesinin zaruri olarak çağrıştırdığı ölüm motifi, aşkta marazî bir hassasiyet ve acı bir lezzet, her an bir felâket ve trajediyle ürküten “patetik” hava Necip Fazıl’ın şiirlerinin âdeta değişmeyen temasını teşkil edecektir. Yine aynı yıllarda 1924’te yazdığı, ilk şiir kitabının da adını oluşturan “Örümcek Ağı”nda ise artık deneme devresini aşmış, şiiri form bakımından sağlam bir mimariye ve plastik yapıya kavuşmuş, dil olarak bir soyutlama ifadesi bulmuş, muhteva olarak da psikolojik bir derinliğe erişmiştir. Bu şiir kendi döneminin ilk hececilerinin monotonluğundan, çok belirli duraklarından, alışılmış kafiyelerinden tamamen kurtulmuş, muhteva ile uyumlu bir nazım tekniğine kavuşmuştur. Necip Fazıl’ın şiirlerinin Örümcek Ağı kitabıyla başlayıp Kaldırımlar’da ve daha sonrasında gelişerek devam eden bu özelliklerinde şahsî mizacıyla beraber şüphesiz çağının getirdiği bazı felsefe ve edebiyat akımlarının da izleri vardır. Ahmed Hâşim’in çığırını açtığı sembolist ve empresyonist şiir, psikoloji alanında yeni ufuklar açan Freud’ün sanat sistemlerini de tesiri altına alan şuur altı ve libido teorileri, varlığa ve zaman kavramına yeni bir mâna kazandıran Bergson’un sezgiciliği, hayatın ve insanın yeni bir yorumunu taşıyan egzistansiyalistleri ve özellikle Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türk aydınının belirli bir seviyede ilgisini çeken karamsar, bunalımlı ve mistik havasıyla Baudelaire’i bunlar arasında düşünmek gerekir. O ve Ben adlı otobiyografisinde on iki yaşlarında aşırı hissî romanlar ve polisiye romanları okuduğunu, bu yıllarda “marazî bir hassasiyet, acıtan bir hayal kuvveti ve dehşetli bir korku” içinde bulunduğunu yazan Necip Fazıl’ın şiirini açıklamada çocukluğundan getirdiği bu duygularla yukarıda çağın özellikleri olarak belirtilen akımlar arasındaki paralellik de dikkate alınmalıdır. İlk dönem şiirlerinden itibaren eserlerinin çoğunda hâkim olan temaların başında korku gelir. Daha Örümcek Ağı’ndaki “Gece Yarısı”, “Boş Odalar”, “Ayak Sesleri”, “Çan Sesi”nden başlayarak pek çok şiirinde korku âdeta değişmeyen bir laytmotif gibi tekrarlanır. “İçimde damla damla bir korku birikiyor” mısraıyla “Kaldırımlar” hemen baştan sona kadar bir korkunun gelişmesinin poemidir. Bu temanın tabii bir neticesi olarak irreel bir dünyanın ürpertici varlıkları ve bunların doğurduğu duygular da şiirlerine girmiştir: Periler, cinler, hayaletler, kâbuslar, anlaşılmayan ayak sesleri, siyah kediler ... Bir döneminden sonra eskiyeni bütün şiirlerini harmanlayarak gruplandırdığı Çile adlı şiir kitabının bazı bölüm başlıkları da aynı duyguları çağrıştırır: Ölüm, Korku, Dâüssıla, Ukde, Tecrit ... Necip Fazıl’ın şiirlerinde eşyaya, maddî varlıklara, dış dünyaya bakış tarzı da dikkat çekicidir. Onda bu varlıklar dış görünüşleriyle algılandığı gibi değildir. Eşyanın insanın iç dünyasıyla ilişkisi vardır. Bergson’un sezgi felsefesinin ışığında Necip Fazıl’da eşyaya, objeye karşı zihnî bir sempatinin varlığı düşünülebilir. Böylece “Otel Odaları”ndaki eşyanın, “Ses Geliyor Ormandan” şiirinde ormanın, “Azgın Deniz”, “Susan Deniz”, “Takvimdeki Deniz”deki denizin, “Bu Yağmur”daki yağmurun ve diğer şiirlerinde kaldırımların, odadaki mangalın, bahçedeki heykelin alelâde obje olmaktan çıkıp şairin iç dünyasıyla özdeşleştiği görülür. Genel anlamıyla spritüalist ve mistik bir şair olan Necip Fazıl’da bu mizacın tabii eğilimi olarak din de ilk şiirlerinden itibaren sürekliliğini kaybetmeyen bir tema halinde ortaya çıkar. Bu tema 1932’de yayımlanan Ben ve Ötesi’ne kadar dönemin biraz da modası olan âşık veya tekke şiiri havasında, özellikle de Yûnus Emre tarzında örneklerle görülür. Abdülhakim Arvâsî’yi tanımasından sonra ise şiirlerine olduğu kadar sanat anlayışına ve poetikasına da belirli bir dinî-mistik görüş hâkim olur. Necip Fazıl, Cumhuriyet dönemi Türk şiirinde şiirin estetiği üzerinde ısrarla duran ve bu konudaki düşüncelerini programlı bir şekilde poetika haline getiren nâdir sanatkârlardan biridir. 1940’lardan itibaren gittikçe gelişen ve yaygınlaşan yeni şiir akımına, özellikle onun ilk temsilcileri olan Garip topluluğuna ilgisiz kalan Necip Fazıl, şiiri dengeli bir duygu ve düşünce muhtevasını kavrayan sağlam bir şeklî yapı, bir estetik form olarak kabul eder. Ağaç ve Büyük Doğu dergilerinde 1936-1943 yılları arasındaki bazı yazılarında Türk şiiri ve kendi çağdaşı olan bazı şairler hakkında fazla derinleşmeyen değer yargılarından sonra ilk defa 1946 Eylülündeki Büyük Doğu’larda “İdeolocya Örgüsü”nde, ütopik bir cemiyet yapısının ayrıntısı içinde birkaç bahis şeklinde yazdığı “poetika”sını 1955’te, uzun zamandır kitap haline getirmediği şiirlerini bir araya topladığı Sonsuzluk Kervanı kitabına bir bütün olarak ilâve eder. Genellikle şiir üzerine olmakla beraber özellikle kendi şiirinin felsefesi olan poetika, şiirin ve şairin hususiyetleri, şiiri meydana getiren unsurlar, şiirin hayatla, toplumla, dinle, devletle ve pozitif ilimlerle ilgisi konularında on dört bölüm halinde kategorik, sistematik ve oldukça uzun bir yazıdır. İlk bahiste şairi alelâde insandan ayırıp “üstün idrak sahibi” ve “ilâhî emanetin temsilcisi” olarak tarif eden ve ona madde, bitki, hayvan basamaklarından sonra insanla Tanrı arasında bir yer veren Necip Fazıl böylece şiiri daha ilk planda mistik bir temele oturtur. Poetikasının bu karakteri metin içinde sık sık geçen “esrar, büyü, tılsım, sır” gibi spiritüel kavramlarla desteklenir. Bütün bahislerde şiir sanatı hakkında tarih boyunca ileri sürülmüş karşıt teorileri telif etme ve bunlar arasında denge kurma eğiliminde olan Necip Fazıl bu dengeyi şiirin mânevî unsurları konularında zaman zaman bozar. Meselâ ona göre şiirin kaynağı, “mimesis” ile (dış dünyanın taklidi) “tecrit” arasında, fakat tecride daha yakındır. Şiir somut bir planda fakat soyut olanı anlatacaktır. Şiirin ifade usulünde “ince” ve “girift” kavramlarını kullanan Necip Fazıl, böylece yalın ve sathî bir şiirden rafine ve kompleks bir şiire geçişin de temsilcisi olmuştur. Yine poetikada ideal şiir için kullandığı “remzî ve sırrî oluş” da soyutlukla sembolizm arasında bir kavramı düşündürür. Şiirin muhtevasında ise iki esas unsuru, duyguyu ve düşünceyi beraber yürütür. Duygu ve düşünce birbiri içinde eriyecek ve mutlu bir terkibe ulaşacaktır. Ancak bu ulaşmada düşüncenin duyguya yaklaşması yani duygunun üstünlüğü esastır. Şiirin şekli ve muhtevası bahsi de yine bu iki unsurun en mükemmel tarzda terkibini zorlar. Şiirin dış şekli adını verdiği vezin, kafiye ve kıtaların-bölümlerin kuruluşuyla mısraın yapısı iç şekil dediği vezne, veznin gerektirdiği kelimelerin seçimine bağlanır. Kitaplarına almadığı sadece iki zayıf şiirinde aruzu deneyen Necip Fazıl poetikada hece ile aruzu karşılaştırırken heceyi aruzun daha estetik, daha serbest bir tarzı olarak değerlendirir. Kapalı ve açık hecelerin düzenli tertibine dayanan aruza mukabil bu hecelerin her mısrada başka bir zenginlikle yeni bir harmanını arayan heceyi, böylece her mısrada değişen bir aruz kalıbı imtiyazını tercih eder. Bazı şiirleriyle ideolojik bir karakter göstermesine karşılık Necip Fazıl poetikasında toplum-şiir ilişkileriyle ilgili son konuları dışında saf şiirin estetik değerleri üzerinde durmuştur. Tiyatroyu güzel sanatlar arasında bir zirve kabul eden Necip Fazıl’ın oyunları da şiirleri gibi trajik bir karakter gösterir. Şiirlerinde soyut olarak hissedilen korku, dehşet, sıkıntı, vehim, şüphe, yalnızlık gibi duygu ve temalar tiyatrolarında kahramanların kişiliklerinde âdeta somutlaşır. Bu oyunlarda günah duygusu, vicdan azabı, kader-irade, akıl-duygu-sezgi ilişkileri, madde-ruh mücadelesi, bilinmeyenin araştırılması, aklın sınırlarının zorlanması, her şeyin ötesinde bir sır bulunduğu inancı gibi metafizik ve psikolojik problemler işlenmiştir. Tiyatroyu “tezin laf olmaktan çıkıp büyü olduğu yer” olarak benimseyen Necip Fazıl’ın oyunları tezli tiyatro türüne girerse de bunlarda ana fikir eserin güçlü tekniğiyle ve ustalıkla eritilmiştir. Yer yer tesirli ve nüfuzlu bir ifade tarzı, çok defa teatral davranış ve konuşma şekilleri, kahramanlık, âlicenaplık, şeref, izzetinefis gibi duyguların yüceltilmesiyle klasik tiyatrolara yaklaşır. Yazı hayatının ilk yıllarından itibaren şiir ve tiyatro kadar olmamakla beraber hikâye ile de uğraşan Necip Fazıl, 1928 yılında Cumhuriyet gazetesinde çıkan ilk hikâyelerini 1933’te Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil adı altında toplamıştır. Daha sonraki yıllarda bunlara ilâvelerle Ruh Burkuntularından Hikâyeler, Hikâyelerim yayımlanmış, ölümünün ardından dergilerde kalmış olanlarla beraber elli iki hikâyesi Hikâyelerim adıyla bir araya getirilmiştir. Bu hikâyelerden sekizi kumar ve hasta kumarbaz tipi etrafında gelişmiştir ki yazarın Nam-ı Diğer Parmaksız Salih oyunuyla konu ve tema ortaklığı gösterir. Diğer hikâyelerinde şiir ve tiyatrolarındaki mekân, fikir ve yapı hâkimdir. Bununla beraber şiir ve tiyatrolarındaki sembolik-alegorik, hatta metafizik ve metapsişik atmosfere oranla hikâyeleri daha gerçekçi bir yapıya sahiptir. Necip Fazıl’ın son yıllarında yazdığı ve roman adı altında yayımlanan iki kitabından Aynadaki Yalan, tamamen ideolojik yapıda ve apaçık tezli bir eser olup İdeolocya Örgüsü ile bu çerçeve etrafındaki yazılarının basit olay ve diyaloglarla romanlaştırılmasından ibarettir. Ölümünden sonra basılan Kafa Kâğıdı ise O ve Ben ile Bâbıâli adlı hâtıra kitaplarının dağınık notlarını ihtiva etmektedir. Bu bakımdan hikâye türündeki başarı çizgisini romanlarında yakalayamamıştır. Sanatkârlığı dışında siyasî ve fikrî yazılarıyla daha yaygın bir şöhret kazanan Necip Fazıl bu açıdan Cumhuriyet döneminin birkaç büyük polemikçi yazarı arasında sayılır. Özellikle yakın dönem tarihi ve daha aktüel konular üzerinde yazdıklarının arkasında adları da zikredilmek şartıyla devrin siyaset, yönetim, basın gibi alanların kişileri hakkında tenkit sınırlarını aşan ağır ifadeler, suçlamalar bulunmaktadır. Polemiklerinden başka fikir yazılarında ve hatta tarihî-fikrî araştırma kategorisine girebilecek eserlerinde esas olan, ilmî disiplin ve metodik düşünce değildir. Fikir ürünlerinin arkasında yer yer bir disiplin bulunmakla beraber bu ölçüleri aşan heyecanlı ve mübalağalı çıkışları belki sistemli fikirlerinden daha fazla itibar görmüştür. Onun din, tarih, felsefe, kültür, edebiyat (tenkit) vb. konularda arka arkaya sıraladığı bir yığın hadise ve kişi adı vurucu bir üslûpla, belâgat ustalıklarıyla okuyucuyu bir anda cezbetme amacındadır. Bununla beraber bu alanlara genel nüfuzuyla, kişi ve olaylar arasındaki gözden kaçmış ilişkileri yakalayan zekâsıyla etrafında kendisine hayran bir okuyucu kitlesi oluşturmuştur. Necip Fazıl’ın hemen bütün oyunları başta İstanbul Şehir Tiyatroları ve Ankara Devlet Tiyatrosu olmak üzere resmî, özel ve amatör tiyatrolar tarafından birçok defa sahneye konmuş, Nam-ı Diğer Parmaksız Salih (“Parmaksız Salih” adıyla, 1968), Reis Bey (1988) filme alınmış, Bir Adam Yaratmak da televizyon oyunu olarak gösterilmiştir (1977). Ayrıca senaryo romanlarının bazıları filme alınmıştır. Fon müziği olarak Batı senfonik müziğinden kendisinin seçtiği parçalarla kendi sesiyle altı şiiri ve “Gençliğe Hitâbe”si plak haline getirilmiştir (1976). Eserleri. Şiirleri gibi yazılarını da defalarca yayımlamış ve hemen her defasında az çok değişiklikler yapmış olan Necip Fazıl’ın kitap haline gelmiş eserlerinde birinden diğerine iktibas edilmiş parçalar, özellikle şiir ve hikâye kitaplarında ilâveler ve çıkarmalar bulunmaktadır. Kitaplarının hemen hepsi İstanbul’da basılmıştır. Şiir. Örümcek Ağı (1925), Kaldırımlar (1928), Ben ve Ötesi (1932), 101 Hadis (1951), Sonsuzluk Kervanı (Ankara 1955), Çile (1962), Şiirlerim (1969), Esselâm -Mukaddes Hayattan Levhalar- (1973), Öfke ve Hiciv (1988). Tiyatro ve Senaryo Romanı. Tohum (1935), Bir Adam Yaratmak (1938), Künye (1938), Sabır Taşı (1940), Para (1942), Vatan Şairi Namık Kemal (1944), Nam-ı Diğer Parmaksız Salih (1949), Reis Bey (1964), Ahşap Konak (1964), Siyah Pelerinli Adam (1964), Ulu Hakan Abdülhamid Han (1969), Yunus Emre (1969), Mukaddes Emanet (1971), Senaryo Romanları (1972), İbrahim Edhem (1978; tiyatrolarından on üçü Kültür Bakanlığı tarafından üç cilt halinde topluca yayımlanmıştır, İstanbul 1976). Hikâye ve Roman. Meşum Yakut (1928), Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil (Ankara 1933), Ruh Burkuntularından Hikâyeler (1965), Hikâyelerim (1970), Aynadaki Yalan (1980), Kafa Kâğıdı (1984). Hâtıra. Cinnet Mustatili (1955), Büyük Kapı (1965), Yılanlı Kuyudan (1970), Hac’dan Çizgiler, Renkler ve Sesler ve Nur Mahyaları (1973), O ve Ben (1974), Bâbıâli (1975). Din-Tasavvuf. Halkadan Pırıltılar (1948), O ki O Yüzden Varız (1961), İman ve Aksiyon (1964), Hazret-i Ali (1964), Peygamber Halkası (1968), Çöle İnen Nur (1969), Son Devrin Din Mazlumları (1969), Nur Harmanı (1970), Doğru Yolun Sapık Kolları (1978), İman ve İslâm Atlası (1981), Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu (1982). Deneme, Fıkra, Siyasî-Tarihî İnceleme. Abdülhak Hamid ve Dolayısiyle (Zonguldak 1937), Namık Kemal. Şahsı, Eseri, Tesiri (Ankara 1940), Çerçeve (1940), Müdafaa (1946), Maskenizi Yırtıyorum (1953), At’a Senfoni (1958), Büyük Doğu’ya Doğru (1959), Türkiye’de Komünizma ve Köy Enstitüleri (1962), Ulu Hakan Abdülhamid Han (1965, 1970), Büyük Mazlumlar (1966), Türkiye’nin Manzarası (1968, 1973), Tanrıkulu’ndan Dinlediklerim (I-II, 1968), Bin Bir Çerçeve (I-V, 1968-1969), Vahîdüddin (1968), İdeolocya Örgüsü (1968), Benim Gözümle Menderes (1970), Tarihimizde Moskof (1973), Rapor (I-XIII, 1976-1980), Yolumuz, Halimiz, Çaremiz (1977), İhtilâl (1977), Yeniçeri (1977), Sahte Kahramanlar (1984) (Necip Fazıl’ın bütün eserleri ve kitap haline gelmemiş yazıları b. d. [Büyük Doğu] yayınları adı altında neşredilmektedir.



Doğum günü: İlkay Akkaya kimdir?


(d. 26 Mayıs 1964, İstanbul), Türk müzisyen, Grup Kızılırmak'ın solisti.


İlkay Akkaya, Manavgatlı memur bir baba ve Muğlalı bir annenin dört çocuğundan birisi olarak doğdu. Marmara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu'nu bitirdi. Profesyonel müzik çalışmalarına Grup Yorum'a katılarak başladı. Bir süre İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarına devam etti. Ayrıca özel şan dersleri aldı. Grup Yorum'la birlikte Berivan-Haziranda Ölmek Zor ve Türkülerle albümlerinde çalıştı. 1989'da Tuncay Akdoğan'la birlikte Grup Yorum'dan ayrıldı.

10 Ocak 1990'da Tuncay Akdoğan ve İsmail İlknur'la birlikte Grup Kızılırmak'ı kurdu. Grup Kızılırmak'la birlikte şu ana kadar on üç albüm çıkardı. Türkiye içi ve dışında konserlere çıktı. Çeşitli gazete ve dergilerde haftalık yazıları yayınlandı.

Grup Kızılırmak'la çalışmalarını sürdürürken bir yandan da solo çalışmalar yaptı. 1990-1992 yılları arasında Ankara Birlik Tiyatrosu tarafından sahnelenen Pir Sultan Abdal oyununun müziklerini yapan Grup Kızılırmak'ın bu oyuna diğer katkısı, Tuncay Akdoğan'ın (anlatıcı-ozan) ve İlkay Akkaya'nın (Pir Sultan Abdal'ın eşi Ballıhan) oyuncu olarak da sahnede yer almasıydı.

1990 yılında Tarık Akan ve Füsun Demirel'in oynadığı Bir Küçük Bulut filminin müziğini yaptı.

Grup Kızılırmak'la birlikte başka birçok oyun müziği yapan Akkaya, 2003'te Zafer Diper'in sahnelediği Talan adlı oyunda da rol aldı. Mayıs 2005'te Nâzım Hikmet'in Şeyh Bedreddin Destanı adlı şiiri oyunlaştırılmış şekilde sahnelendi. Bu oyunun müziklerini de Grup Kızılırmak yaptı. Oyun Küba'da da sahnelendi; ayrıca İlkay Akkaya ve Kızılırmak Küba Kültür Bakanlığı davetlisi olarak Havana şehrinde konser verdi.

Birçok müzisyenin ve grubun albümlerine konuk sanatçı olarak destek verdi. İlk solo albümü olan Kül'ü 1997'de yayınladı.[3] 1999'da Salkım Söğüt adlı ortak bir çalışmada yer aldı. Daha sonra 2000'de Unutma adlı ikinci solo albümü yayınlandı.[4] Üçüncü solo albümü olan Yine 2003 yılında yayınlandı. Aralık 2005'te piyasaya sürülen solo albümü olan Yalnız ile bir müddet albüm çalışmalarına ara verdi. Bu süreçte Grup Kızılırmak içindeki anlaşmazlıklar sebebiyle İsmail İlknur'un ayrılmasıyla grup dağılmıştır. 2010 yılında Gelmedin Diye albümüyle dönüş yaptı. 2013 yılında Umut albümü çıktı. 2015 yılında Hayat albümünü piyasaya sürdü.

Siyasi yelpazede sol seçenekte duran Akkaya, 2008 yılında Yeşiller Partisi'nin kurucular kurulunda ve parti meclisinde yer aldı.

Diskografi
  • Kül - 1997

  • Unutma - 2000

  • Hücre - 2000

  • Yine - 2003

  • Yalnız - 2005

  • Umut - 2013

  • Kurtuluş Yok Tek Başına - 2014

  • Ey Vicdan - 2014

  • Bir Gökyüzü Çiz - 2015

  • Hayat - 2015

  • Gelmedin Diye - 2015

  • Sizlerle 25 Yıl - 2015

  • Gelme - 2019

  • Köleler Ve Kilitler - 2019


Doğum günü: Suat Suna kimdir?



Türk pop müziği sanatçısı Suat Suna, 26 Mayıs 1975 İstanbul doğumludur. Babası keman üstadı Mehmet Sait Suna, annesi avukat Tomris Suna ve kardeşi de klarinet sanatçısı Selçuk Suna'dır. Sanatçı 4 yaşında keman öğrenmeye başlar. Okuluyla eş zamanlı olarak devam ettiği İstanbul Üniversitesi Konservatuvarı Keman Bölümünden 1992 yılında mezun olan sanatçı Saint Benoit Fransız Lisesini 1994 yılında bitirir. 1994 yılında kazandığı İstanbul Üniversitesi Fransız Filolojisine, küçük yaştaki ağır çalışma temposu yüzünden 3. sınıftan sonra devam edemez. Daha sonra 1998 yılında tekrar üniversite sınavına girip kazandığı Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesinden, 2002 yılında mezun olur.


Profesyonel müzik yaşamına daha lise yıllarında başlayan Suat Suna, Milliyet gazetesinin liseler arası müzik yarışmalarında çok sayıda birincilikler alır. 1992 yılında Beyaz Güvercin Şarkı Yarışmasında 2.lik ödülü, 1993 yılında Pop Show yarışmasında 1., 2. ve 4.lük ödüllerini alır.


Bu yarışmaların ardından birçok müzik firmasından teklif alan Suat Suna'nın güzel şarkıları, insanları adeta büyüler. Sanatçı, ilk albümü olan 'Ansızın Çektin Gittin'i Ali Kocatepe'nin prodüktörlüğünde, Bir Numara Müzik ve Raks Müzik ortaklığında 1993 yılında piyasaya sürer. Büyük bir başarı yakalayan ve 1 milyona yakın tiraj elde eden bu albüm, sanatçının ilerleyen zamanlarda, ülkenin en değerli bestecilerinden biri olarak kabul edileceğinin de bir göstergesi olur.


Daha sonra sırasıyla Sözüne Kanmam, Hasret Feneleri, Rüyam ve Sen, Yapamam Sensiz, Yolun Açık Olsun, Sana Haksızlık Ettim, Su Damlası, Leyla, ON ve Aşkın Adı albümlerini piyasaya süren sanatçı, Türkiye'nin dört bir yanında, konserlerinde de sevenleriyle buluşur.


2002'de Suat Suna, kariyerindeki en önemli albümlerden biri olan 'Su Damlası'nı sevenleriyle buluşturur. Bu albümün hit parçası olan, sözleri Kayahan'a, müziği ise kendisine ait olan unutulmaz eser 'O Lelli' ile sanatçı, yıl boyunca 100'e yakın konser verdi. Şebnem Schaefer'in de rol aldığı çok ses getiren video klibi ile uzun süre konuşulan bu şarkı, 2000'li yılların en sevilen şarkılarından biri olur.


Sanatçı, Ağustos 2007'de başladığı vatani görevini, Ocak 2008'de bitirir.


Suat Suna birçok ünlünün albümüne de gerek eserleri, gerek aranjörlüğü, gerekse de enstrümanıyla katkıda bulunmuştur. Bunlar arasında; Kayahan, Işın Karaca, Aşkın Nur Yengi, Fatih Erkoç, Hülya Avşar, Asya, Yıldız Tilbe ve Nalan sayılabilir. Sanatçının söz ve müziği kendisine ait 150'yi aşkın eseri vardır ve müzik çalışmalarına, günümüzde de ara vermeksizin devam etmektedir.


Suat Suna evli ve iki çocuk babasıdır.


Doğum günü: Mehmet Okur kimdir?




(d. 26 Mayıs 1979, Yalova), Türk millî eski basketbolcudur. 8 Kasım 2012 tarihinde basketbolu bıraktığını açıklamıştır.



Yalova'da, 26 Mayıs 1979'da doğdu. Abdullah ve Nimet Okur'un tek oğulları Mehmet Okur, çocukluk yıllarında uzun süre kaleci olarak futbol oynadı. Ancak basketbol yeteneği çok geç kabul edilecek yaşta keşfedildi ve 14 yaşında basketbola başladı. Basketbola bu yaşta başlamış olmasına karşın boyu ve yeteneği ile kısa sürede kendini gösterdi. Bunun yanında genel olarak 1979 doğumlu oyunculardan oluşan bir nesil üzerinde basketbol federasyonunun yoğun çalışması ile Nihat İziç Mehmet Okur'u geliştirme için özel olarak ilgilendi.


Ancak Mehmet Okur kendini geliştirdikçe takımı Oyak Renault kötü sezonlar geçiriyordu ve TB2L'ye düştü. O sezon ikinci ligde son derece başarılı performansıyla 1996-97 sezonunda 17 yaşında iken takımının tekrar TBL'ye çıkmasında büyük katkı sağladı. Bu sezon aynı zamanda Mehmet Okur'un Oyak Renault Yıldız Takımı'nı, Türkiye Şampiyonası'nda Efes Pilsen ve Tuborg'un ardından 3.lüğe taşıdığı sezondu.

1997-98 sezonu Mehmet Okur'un 1. Lig'de oynadığı ilk sezondu. Basketbol oynamaya sadece dört yıl önce başlamış 18 yaşındaki bir çocuk için oldukça iyi bir performans sergileyen Mehmet, o sezon aldığı kısıtlı dakikalarda; 4.4 sayı ve 3.3 ribaund ortalamaları ile oynadı.


Bir sonraki sezon Türkiye Ligi için son derece üstün bir takım kuran ve Avrupa liglerinden birçok önemli oyuncuyu transfer eden diğer Bursa takımı Tofaş'a transfer oldu. Rashard Griffith ve Asım Pars gibi iki önemli uzun oyuncu arkasında çok da oynama şansı bulamasa da verilen her görevi eksiksiz yaptı.

1999-00 sezonunda da Tofaş yüksek bütçelerle kurduğu derin kadro ile Türkiye Ligi'nde son derece başarılı oldu ve Türkiye Ligi'ni şampiyon olarak bitirdi. Ancak Avrupa kupalarında alınan başarısız sonuçlar, onun Tofaş'a transfer olmasına sebep olan Jasmin Repesa'nın istifa etmesine yol açtı ve yerini genç yardımcı antrenör Tolga Öngören aldı.[kaynak belirtilmeli] Yeni antrenörü Mehmet Okur üzerinde özellikle yoğunlaştı, sezon ilerledikçe bu geniş kadroda kendine yer buldu ve sezonu özellikle de playofflardaki üstün performansı ile 6.7 sayı ve 5.3 ribaund ortalamaları ile tamamladı.

Okur daha sonraki kariyerini yurt dışında NBA'de sürdürdü.


Annesi Nimet Okur ve Babası Abdullah Okur'dur. Kardeşleri Yasemin ve Seda'dır. Dedesi Lak asıllı eski Türk güreşçi Süleyman Baştimur'dur.

Okur model Yeliz Okur ile evlenmiş ve 21 Mart 2007 tarihinde Melisa adında bir kızı doğmuştur. 19 Şubat 2010 tarihinde bir oğlu dünyaya gelmiştir. İsmi Yiğit Mehmet tir.18 Kasım 2014 günü 2. oğlu Mert Mehmet dünyaya gelmiştir.

Ayrıca kendisi koyu bir Fenerbahçe taraftarıdır.


Doğum günü: Hasan Kabze kimdir?




26 Mayıs 1982 Ankara' da doğdu eski Türk millî futbolcu. 1.lig ekiplerinden Sivasspor'da forma giymektedir.


Kulüp kariyeri Galatasaray Çanakkale Dardanelspor'da gösterdiği performansla dikkatleri üzerine çeken Kabze, 2004-2005 sezonunun yaz transfer sezonunda Galatasaray'a transfer oldu ve ilk golünü 4 Şubat 2005'te Gaziantepspor'a attı. O maçı 5-1 kazandılar. Süper Lig'in 33. haftasında Beşiktaş'a 2 gol atarak 2-1'lik galibiyeti sağladı ve o maçtan sonra Galatasaray efsaneleri arasına girdi ve adına beste yapildi, o sezonun şampiyonluğu onun attiğı goller sayesinde geldi. Rubin Kazan Hasan Kabze Rubin Kazan'da forma giyerken. Galatasaray'da 2007 sezonunda Feldkamp in gelmesiyle takımda büyük değişikliğe gidildi. Necati Ateş, Cihan Haspolatlı, Orhan Ak, Emre Aşık ve Hasan Kabze takımdan ayrılan isimler arasındaydı. Yurt içindeki çogu takımdan teklif alan Hasan Kabze, tercihini Rusya'nin Rubin Kazan takımdan yana kullandı. 9 Ağustos 2007'de Rusya Premier Ligi takımlarından Rubin Kazan'a 1.5 milyon € karşılığında transfer oldu. İlk sezonunda dikkat çeken performansı sayesinde Zenith takımından transfer teklifi aldı fakat Rubin Kazan tarafından izin cikmadi. Rubin Kazan'daki ilk golünü Spartak Moskova'ya attı ve o maçtan 3-1'lik zaferle ayrıldılar.Rubin Kazan tarihindeki ilk Rusya Ligi Şampiyonluğu kadrosunda bulunan ve şampiyonluk maçında yapmış olduğu asistle hafızalara kazınan Hasan Kabze, Galatasaray'dan sonra yurt dışında da şampiyonluk yaşadı. 2009 sezonunda bir kez daha şampiyonluk yasayan Hasan Kabze son olarak Rusya Süper Kupası'nı kazanarak, Rusya'da oynadigi 3 yılın ardından Fransız ekibi Montpellier le 3 yillik anlaşma sağladı. Montpellier Temmuz 2010'da Montpellier HSC'ye transfer olan Hasan Kabze ilk yılında sakatlık ve cezalı durumlar haricinde 23 karşılamada forma giydi. Devre arasinda eski takımı Galatasaray'dan teklif aldı, fakat kulübünden ayrılmasına izin verilmedi.[kaynak belirtilmeli] O sezon attığı gollerle kupada en çok gol atan futbolcusu olarak (3) Montpellier takımının tarihinde ilk kez Lig Kupası finaline taşıyan isim oldu. Finalde Marsilya'dan 83. dakika da yediği golle mağlup olan Montpellier kupayı kazanamadı. 2011-12 sezonu başında Monaco'dan resmi teklif almış olmasına rağmen takımda kalmak isteyen Hasan Kabze[kaynak belirtilmeli] o sezon takımda fazla forma şansı bulamadı ve yurt dışından aldığı teklifler olmasına rağmen artık Türkiye'de futbol oynamak istediğini söyleyince, 2011-12 sezonu devre arasında Montpellier'den ayrılarak Orduspor'la anlaştı. Orduspor 20 Ocak 2012 tarihinde Orduspor ile 1.5 yıllık sözleşme imzalamıştır.2011-2012 sezonunda Orduspor formasıyla çıktığı 15 maçta 3 gol kaydetmiştir. Konyaspor Hasan Kabze Konyaspor'da forma giyerken. 14 Ağustos 2013 tarihinde Konyaspor ile 1 yıllık sözleşme imzalamıştır. Akhisar Belediyespor 1 Temmuz 2015 tarihinde, Süper Lig ekiplerinden Akhisar Belediyespor'a transfer olmuştur. Millî takım kariyeri Hasan Kabze, Türkiye'deki ilk maçına 12 Nisan 2006'da Azerbaycan karşısında çıktı.Oynadigi İlk kez A Millî takim macinda golunu atti.Toplamda 7 kez A millî takim formasi giyen Hasan Kabze 2 gol kaydetti. Ayrıca 3 kere Future Cup'05 için Türkiye B'de maça çıktı. İskoçya, Almanya ve Çek Cumhuriyeti. İskoçya ile Çek Cumhuriyeti'ne birer gol attı ve 2 kez asist yapti. 4 kez de Türkiye U-18'de maça çıktı. O maçlarda da 2 gol attı.


3 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör