• HaberciGazete

Doğum günleri; Ahmet Kutsi Tecer, Fatih Terim



Bugün 4 Eylül... Doğum günleri; Ahmet Kutsi Tecer, Fatih Terim

BRT Yayın Grubu olarak yaşasaydı bugün 120

yaşında olacak Ahmet Kutsi Tecer'i rahmetle anıyoruz. Fatih Terim'e de sağlıklı, mutlu uzun ömürler diliyoruz.

Ahmet Kutsi Tecer kimdir?



Cumhuriyet edebiyatımızın şair ve yazarlarından olan Ahmet Kudsi, babasının memuriyeti sebebiyle 4 Eylül 1901'de Kudüs'te doğmuştur. Asıl adı Ahmet olup Kutsi ismi doğduğu yer olan Kudüs'ten dolayı verilmiştir. İlk öğrenimini Kudüs'te bir Fransız okulu olan Kudüs Frers Okulu'nda tamamlamıştır. Ahmet Kutsi, babasının Kırklareli'ne tayini sebebiyle orta okulu Kırklareli'de, lise öğrenimini Kadıköy Sultanisinde tamamlamıştır. Lise sonrası iki yıllık olan Halkalı Yüksek Ziraat Okulu' nu bitirmiştir. Daha sonra Yüksek Öğretmen okulu imtihanını kazanarak iki yıl İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne devam etmiştir. 1925 yılında, Yüksek Öğretmen Okulu bursuyla biyoloji öğrenimi için gönderildiği Paris Sarbonne Üniversitesi'nde felsefe öğrenimini sürdürdü, ancak bu öğrenimini de tamamlayamadan yurda döndü ve tekrar Edebiyat Fakültesi'ne devam ederek öğrenimini tamamladı. 1930'da Gazi Eğitim Enstitüsü'ne edebiyat öğretmeni olarak atandı.

Ahmet Kutsi, mecburi hizmetinden dolayı Sivas'a Milli Eğitim Müdürü olarak atandı. Sivas, Ahmet Kutsi için yönünü bulması bakımından önemli bir yer olmuştur. Âşık geleneğinin büyük bir canlılıkla yaşatıldığı bu ilimizde şiirin, çalışmalarının kaynağını bulmuştur.

Ahmet Kutsi, Sivas'ın Deliktaş Köyü'nden olan Ruhsati'nin bir şiirinde geçen Tecer Dağının adını soyadı olarak almıştır.

Ahmet Kutsi 1931'de Sivas'ta "Halk Şairlerini Koruma Derneğini" kurdu. Bu çalışmalar Halk müziğinin tanınmasında, bu müziğin okula ve radyoya girmesinde önemli bir rol oynadı.

1934'te Yüksek Öğrenim Genel Müdürü oldu. Yedi yıl süren bu görevi sırasında özellikle Devlet Konservatuarı'nı teşkilatlandırdı. 1942'de Talim ve Terbiye Kurulu üyeliğine atandı ardından Adana ve Urfa milletvekili oldu. (1942-46) 1941-45 yılları arasında ülkü mecmuasını yönetti. Bu yıllarda köy temsilcileri ile ilgilendi, köy tiyatrosunu inceledi ve Koç yiğit Köroğlu oyununu yazdı.

1948'de Devlet Konservatuarı'na, 1949'da Paris Kültür Ateşeliğine atandı; daha sonra UNESCO ( Uluslararası Çocuk Yardımlaşma Derneği) Yürütme Komitesi Türk Delegesi oldu. 1951'de Galatasaray Lisesinde,1953'te İstanbul Konservatuar ında görevlendirildi. 1957'de Güzel Sanatlar Akademisinde estetik dersleri verdi; İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsünde ve İstanbul Radyosunda folklor öğretmenliği yaptı.

1966'da İstanbul Eğitim Enstitüsü Öğretmeni iken yaş haddinden emekli oldu; 25 Temmuz 1967'de İstanbul'da öldü ve Zincirli kuyu mezarlığı'na defnedildi.

Ahmet Kutsi Tecer'in Edebi Kişiliği

Ahmet Kutsi, ilk öğrenimini Kudüs'te bir Fransız okulu olan Freres okulu' nda, orta öğrenimini Kıklareli'de lise öğrenimi Kadıköy Sultanisi'nde, yüksek öğrenimini Halkalı Yüksek Ziraat Okulu' nda, İstanbul Darülfünun' da (üniversite) ve Paris Sarbonne Üniversitesi' nde öğrenim görerek öğrenimini tamamlamıştır.

Yolcular yolcular! Deniz çağırıyor, Çağırıyor suların kükreyen sesi. Kükreyen, çıldıran sular bağırıyor, Bağırıyor toplamak için herkesi.

Ahmet Kutsi, Beş Hececiler' den sonra, bu vezne yeni ses ve söyleyiş imkânları getiren Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ahmet Muhip Dıranas kuşağındandır.

Önce tekçi temaları özellikle aşk, ölüm, ıstırap konularını işledikten sonra Faruk Nafiz' in açtığı yolda fakat onun tarzından çok türkülerde âşıklarda yol alan memleket şiirlerine yönelmiştir. Kimisi bir ülküye bağlı, kimisi biraz resmi ve zorlama kokan, kimisi de Anadolu' nun eski efsanelerine dokunan bu şiirler, Ahmet Kutsi' nin asıl kişiliğini gösterir.

Orhan Veli neslinden önce, Türk şiirini sade, saf ve çıplak hale getirenlerin başında Ahmet Kutsi gelir. Duygularını benzetmelerden ve sıfatlardan ayıklayıp, teferruatta değil öze önem verdiği üslubu çıplak dili de üslubu gibi yapmacıksız, tabiî ve canlı; halkın günlük konuşma dilidir.

Ahmet Kutsi, şiirlerini tema bakımından ikiye ayırmak mümkündür: şahsi duyguları işleyenler ve yurt sevgisini dile getirenler. Şahsi duygularına yer verdiği şiirlerinde aşk, tabiat, metafizik(ölüm, hayat) gibi temalar; yurt sevgisini dile getiren şiirlerinden dolayı "memleketçi şiir" in temsilcileri içinde yer alır. Ahmet Kutsi, genellikle halk şiirlerinin sekizli ve on birli hece ölçüsüne ve milli nazım birimi olan dörtlüğe bağlı kalmış; bazen da heceyi yeni ölçülerle denemiştir.

Ahmet Kutsi, yalnız halk edebiyatı sınırları içinde kalmamış, Divan Edebiyatının ritmik bir biçimi olan "müstezat" heceye uygulamayı başarmıştır. Şiirin dış yapısını kurarken kâfiyenin imkânlarından daima faydalanmış ve daha çok zengin kâfiyeyi tercih etmiştir.

Ahmet Kutsi' nin ilk şiirleri 1921-1922'de Dergah Mecmuasında, 1924-25 yıllarında Milli mecmuada yayımlanmıştır.1933-36 yılları arası şiir bakımından en verimli olduğu dönemdir. 1932' de Ahmet Kutsi' nin kendi eliyle yayımladığı "Şiirler"adlı kitabından sonra şiirlerinin çoğu Varlık, Oluş, Yücel, Ülkü ve Türk Düşüncesi dergilerinde yayımlanmıştır. Ahmet Kutsi' nin Şiirlerinin kaynağı halktır . Bundan dolayı saz şiirinin ve âşık tarzının bütün inceliklerini sabırla araştırıp folklor değerleriyle birleştirmiştir. Böylece milli bir şiir meydana getirmek istiyordu . 'Sanat hayatımızdaki durgunluğun altında kendi kendinden emin olmayan , ruhunun içinde yürümekten korkan mütereddit bir insan " tipimiz olduğunu belirterek milli sanatımızı kurmak isteyenlere yol göstermiştir.

Ahmet Kutsi, milli Eğitim Müdürü olarak Sivas'a tayin edilince folklor hevesine çok sağlam bir zemin bulmuş oldu ve Halk kültürünün ortaya çıkması için bütün kuruluşlardan faydalandı.

Bu hususta daha İstanbul'da öğrenci iken Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu kendisine yol gösterici olmuş, Fındıkoğlu'nun yönettiği Halk Bilgisi mecmuasında Paris kütüphanelerinde yaptığı çalışmalar yayımlanmıştır. Özellikle "Köroğlu" yazısı onun Türk edebiyatında isminin duyulmasında etkili olmuştur.

Ahmet Kutsi' nin Sivas' ta "Halk Şairleri Bayramı" düzenlemesiyle Âşık Veysel, Talibi ve Ali İzzet gibi âşıkları tanıdı. Türk folklor zenginliklerini o devrin "Halkevleri" ne; her ilde çıkan Halkevi dergilerine ve özellikle de 1941-1945 yılları arası çalıştığı Ankara' da yayımlanan Ülkü dergisine getirenlerin başında Ahmet Kutsi vardı. Ülkü dergisini bir köy şiirleri ve folklor "mektebi" haline getirmiştir.

Ahmet Kutsi, tiyatro türünde de eserler vermiştir. Paris' e gidince modern Avrupa tiyatrosunu tanımış, yurda dönünce batı tekniği ile folklor ve halk malzemesini işlemek suretiyle milli tiyatroya ulaşmak istemiştir. Tiyatro türünde kendisine ilk şöhreti sağlayan, geleneksel tiyatromuzdan esinlenerek yazdığı Köşebaşı' dır.

Ahmet Kutsi, tiyatro oyunlarının iki belirgin özelliği vardır:

  1. Biçim yönünden tiyatro geleneğimizden, halk kültüründen ve halk motiflerinden faydalanarak halkın konuştuğu Türkçe' yi şiirli bir dille yazıya geçirmiş;

  2. Muhteva yönünden ise geçmişten geleceğe doğru uzanan bir süreç içinde dikkatlice gözlediği toplumumuzu özellikle toplumsal değişme, özüne yabancılaşma ve zıtlıklarıyla tasvir ederek diyalektik açıdan ele almıştır.

Ahmet Kutsi, gençlik yazılarından birinde "Ben ömrüm boyunca Anadolu'yu dinleyeceğim ve onun sesini dinletmeğe çalışacağım." demişti. Bu sözüne bağlı kalarak Avrupa' da öğrendiklerini memleket sevgisi ile birleştirip tam bir olumlu aydın örneği vermiştir. Folklor ve âşık şiirinin Türkiye' de yayılışı, radyoları ve memleketi kuşatması bakımından büyük emek ve hizmetleri görülmüştür.

Ahmet Kutsi, halk şairlerinin son büyüklerinden olan Âşık Veysel' i Sivas' ın Sivralan köyündeki yalnızlığından çıkarıp bütün ülkeye tanıtmıştır. Müze ve kütüphanelerdeki eski yazmalar, vesikalar, minyatürler, kenar köşeye atılmış cönkler arasından belgeler çıkararak Yunus Emre ve Karacaoğlan'ın hayatına ışık tutmuştur. Eski Türk dansları, oyun kolları, Köylü Temsilleri, orta oyunu üzerinde çok önemli araştırmalar yapmıştır. Ayrıca Köylü Temsillerini ciddi manada ilk inceleyen Ahmet Kutsi' dir.

Ahmet Kutsi TECER'in Eserleri:

ŞİİR:

  • Şiirler (1932)

  • Tüm Şiirleri (ölümünden sonra, 1980)

OYUN:

  • Yazılan Bozulmadan (1947)

  • Köşebaşı (1948)

  • Köroğlu (1949)

  • Beş Mevsim (1957)

  • Bir Pazar Günü (1959)

  • Satılık Ev (1961 'de oynandı , kitaplaşmadı)

İNCELEME:

  • Sivas Halk Şairleri Bayramı (1932)

  • Köylü Temsilleri (Köy seyirlik oyunları derlemesi, 1940)

  • Türk Folklorunda Sosyal Mesele (1969)

Fatih Terim kimdir?



Fatih Terim 4 Eylül 1953 yılı Adana doğumlu Türkiye'de "İmparator", İtalya'da "Grande" lâkaplı Türk teknik direktör ve defans mevkiinde oynamış eski milli futbolcudur.

Babası Kıbrıs Türkü olan Terim 4 Eylül 1953 yılında Gökseliye'de dünyaya geldi. Futbola Ceyhanspor'da başladı. Türkiye 2. Ligi'nde şampiyon olarak 1.Lige geçen Adana Demirspor'da sergilediği oyun ile herkesin ilgisini üzerine çekti ve bir sonraki sezon Galatasaray'a transfer oldu. 1985'te futbola veda edene kadar Galatasaray'da futbol oynayan Terim Galatasaray'da takım kaptanlığını da üstlendi. Galatasaray'daki oyunculuk kariyeri boyunca yürüttüğü kaptanlığı sayesinde tüm zamanların en sevilen Galatasaray oyuncularından biri haline geldi. Galatasaray formasıyla 327 maç oynadı. Galatasaray'da oynadığı dönemlerde ligde şampiyonluk sevinci yaşayamadı.

7 Kez U-19, 10 kez Ümit Milli ve 51 kez de A Milli olmak üzere toplam 68 kez Türkiye Millî Futbol Takımı forması giyen Fatih Terim, bu maçlarda 2 gole imzasını atmıştır. Terim aralıksız 51 kez A Millî Takım forması giyerek bir kez daha adını Türk futbol tarihine yazdırmış oldu.

Eylül 1987'de MKE Ankaragücü'nden ayrılan eski Galatasaray teknik direktörü Brian Birch'in yerine Fatih Terim getirildi ve Terim böylece teknik direktörlük kariyerine başlamış oldu. 27 Eylül 1987'de Zonguldakspor karşısında kariyerinin ilk antrenörlük maçına çıkan Terim, sahadan 1-0'lık galibiyetle ayrıldı.

İlk sezonunda Ankaragücü ile kümede kalma mücadelesi veren Terim, takımını kümede tuttu ve ilk sezonunda ligi 13. sırada bitirdi. Öte yandan Türkiye Kupası'nda Ankaragücü'nü dördüncü turda Galatasaray'ı iki maçta da yenerek önce çeyrek sonra da yarı finale çıkardı ve o sene kupayı kazanan Samsunspor'a deplasman golü kuralı ile elendiler. Bu başarılı performans sonrası Terim, 1988-89 sezonunda da Ankaragücü'nde kaldı. Başarılı bir sezo geçiren Terim, ligi altıncı sırada bitirdi. Sene sonunda ise takımdan ayrıldı.

1989-90 sezonunda 2. Lig takımı Göztepe'yi kısa bir süre çalıştırdı. Göztepe'ye İnegölspor karşısında alınan 4-1'lik galibiyet ile merhaba dedi. İlk 9 maçında 8 galibiyet 1 beraberlik alan Terim, büyük bir başarıya imza attı. Şubat ayında Türkiye Milli Futbol Takımı'nın yeni antrenör kadrosuna dahil edilmesine rağmen Göztepe'deki görevine devam edeceğini açıkladı. Buna rağmen 4 Nisan 1990'da Milli Takım'daki görevine odaklanmak için Göztepe'den istifasını açıkladı. Göztepe, şampiyonluk yarışından kopmasa da grubunu ikinci bitirerek 1. Lig'e yükselemedi.

Terim, Göztepe'de teknik adamlığını sürdürürken bir yandan da Şubat 1990'da Türkiye Milli Futbol Takımı'nda Sepp Piontek'in yardımcılığını yapmaya başladı. Bir yandan da Türkiye 21 Yaş Altı Millî Futbol Takımı'nı çalıştırmaya başladı. 25 Nisan 1990'da Romanya ile 2-2 berabere kaldıkları maçla ilk kez Ümit Milli takımın başında sahaya çıktı. Bu maçta daha sonra yıllarca takımlarında oynatacağı Hakan Şükür'e ilk kez U-21 forması giydirdi. 1994 U-21 Şampiyonası ön elemelerinde başarılı bir performans gösteren Ümit Milliler, İngiltere ve Hollanda'yı geride bırakmalarına rağmen Polonya'nın bir puan gerisinde kalıp turnuvaya katılamadılar.

Fatih Terim, A Milli Takım'ın başına geçtiği için son iki maçta takımın başında yer alamadı. 1991'de Terim, Akdeniz Oyunları'nda Türkiye Olimpik Milli Futbol Takımı'nın başında yer aldı. Grubu averajla lider bitiren takım, yarı finalde de Fas'ı yenerek finale çıktı ancak fialde Yunanistan'a yenilerek gümüş madalyayı kazandılar. Haziran 1993'te düzenlenen Akdeniz Oyunları'na katılan Olimpik Milli Takım'ın başında da Fatih Terim bulunmaktaydı.

Daha sonra Galatasaray'da beraber çalışacağı ve kupalar kazanacağı Hakan Şükür, Arif Erdem, Tugay Kerimoğlu, Ergün Penbe'nin yanı sıra Sergen Yalçın, Emre Aşık, Alpay Özalan gibi o dönem daha yıldız olmamış genç isimleri kadroya dahil etti. Türkiye, Zinedine Zidane'lı Fransa'nın olduğu grubu birinci bitirdi ve yarı finalde bir kez daha eşleştiği Fransa'yı 1-0 yenerek finale çıktı. Finalde de Cezayir'i yenerek, altın madalyayı kazandı. Bu başarı Fatih Terim'in kariyerindeki ilk kupa başarısı oldu.

Temmuz 1993'de Sepp Piontek'ten boşalan Türkiye Milli Futbol Takımı'nın başına Fatih Terim geçti. 1994 FIFA Dünya Kupası elemelerinde son iki haftaya 3 puanla giren takımla çıktığı ilk maçta Polonya'yı 2-1 mağlup ederek puanı önce 5'e yükseltti, sonra da Norveç'i yenerek başarısız geçen bir eleme dönemini güzel noktaladı. Bu maçlarda genel olarak Akdeniz Oyunları'nda altın madalya alan genç kadroyu kullandı. Terim asıl başarısını 1996 Avrupa Futbol Şampiyonası elemelerinde gösterdi. 8 eleme maçında 15 puan alan takım, İsviçre'nin iki puan gerisinde kalmasına rağmen 2. olarak 1996 Avrupa Futbol Şampiyonası'na katılma hakkı kazandı.

Türkiye, tarihinde ilk kez bu şampiyonaya katılırken, 1954'ten beri ilk kez milli takım uluslararası bir turnuvada temsil hakkı kazandı. Türkiye, D Grubu'nda Hırvatistan, Portekiz ve Danimarka'nın rakibi oldu. Türkiye ilk maçında başa baş mücadele ettiği Hırvatistan karşısında beraberliği son dakikalarda yediği golle koruyamadı ve sahadan 1-0 mağlup ayrıldı. Diğer maçlarda da Portekiz ve Hırvatistan karşısında etkisiz kalıp sırasıyla 0-1 ve 0-3'lük mağlubiyetler alarak turnuvaya gol atamadan ve puansız veda edince Fatih Terim aynı yıl Türkiye Millî Futbol Takımı'ndan ayrıldı.

Mayıs 1996'da Fatih Terim, Galatasaray'la yıllar sonra teknik direktör olarak anlaştı ve Avrupa Futbol Şampiyonası'nın bitmesi ile Galatasaray'ın başına resmi olarak geçti. Kadroya Rumen futbolcu Gheorghe Hagi'yi katan Galatasaray, sezona Almanya'da hazırlandı. Terim'in ilk resmi maçı 10 Ağustos 1996'da oynanan Vanspor maçı oldu. Maçı Galatasaray, Hagi'nin golleri ile 2-1 kazandı. Terim, ilk sezonunda Türkiye milli takımında beraber çalıştığı Rasim Kara'nın çalıştırdığı Beşiktaş ile şampiyonluk mücadelesi verdi. Çekişmeli geçen şampiyonluk mücadelesinde iki takım 30. hafta karşı karşıya geldi ve Hagi'nin 86. dakikadaki golüyle maç 1-1 berabere bitti.

Böylece 5 puanlık park kapanmadı ve Galatasaray geri kalan maçlarının hepsini kazanınca Terim kariyerinin ilk Türkiye ligi şampiyonluğunu kazandı. Sezon boyunca iki mağlubiyet alan Galatasaray'ın bu maçları Fenerbahçe derbileriydi. Ayrıca aynı sezon Mart ayında bir önceki seneden kalan Cumhurbaşkanlığı Kupası maçını Fenerbahçe'yi 3-0 yenerek kazandı. Bu kupa Terim'in Galatasaray'daki ilk kupası olmuştu. İki ay sonra aynı kupayı, bu sefer Kocaelispor'u 2-1 yenerek kaldırdı.

1997-98 sezonunda şampiyon kadroyu bozmayan Terim defansa deneyimli oyuncu Gheorghe Popescu ve genç yetenek Fatih Akyel'i monte etti. Ayrıca altyapıdan çıkan 17 yaşındaki Emre Belözoğlu'yu da futbol dünyasına kazandırdı. Terim, lige iyi bir başlangıç yapamasa da Galatasaray'ı UEFA Şampiyonlar Ligi gruplarına taşıdı. Galatasaray ilk yarıyı 6 puan geride 3. olarak bitirse de 19. haftadan sonra yenilgi yüzü görmedi. 31. hafta Fenerbahçe'nin 2 puan önünde liderlik koltuğuna oturan takım, iki hafta sonra bir kez daha şampiyonluğunu ilan etti.

Kadroda istikrar sağlayan ve başarıyı yakalayan Galatasaray'daki kaleci problemi de 1998-99 sezonu başında Claudio Taffarel'in takıma katılmasıyla çözüldü. Terim, ayrıca takıma ayrıca Hasan Şaş'ı kazandırdı. Bir önceki sezon gibi Terim, yine takımını UEFA Şampiyonlar Ligi gruplarına taşıdı. Ligde ve kupada ise Beşiktaş ile mücadele ettiler. Galatasaray, 22. haftada liderlik koltuğuna oturdu ve sezon sonuna kadar bu ünvanı korudu. Ayrıca rakibini Türkiye Kupası'nda da yenerek bu kupayı müzesine götürdü.

1999-2000 sezonu Terim'in Türkiye futbol tarihine geçtiği sezon oldu. Sezon her ne kadar Gaziantepspor yenilgisi ile başlamış olsa da Galatasaray bu maçtan sonra Mart ayına kadar ligde yenilmedi. Takım, devre arasına girildiğinde farkı 11 puana çıkarmıştı. Terim, Galatasaray'ı üst üste üçüncü kez Şampiyonlar Ligi gruplarına sokmayı başardı. Kötü bir başlangıca rağmen son iki maçını kazanan Galatasaray yoluna UEFA Kupası'nda devam etti. Bir yandan da Türkiye Kupası'nda adım adım hedefe ilerledi. Devre arasında Tugay Kerimoğlu'nu Glasgow Rangers'a satan takımda Terim boşluğu yıldız oyuncu Sergen Yalçın ile doldurdu. Çok başarılı geçen sezonda ligi önde götüren takım, UEFA Kupası'nda sırasıyla Bologna, Borussia Dortmund, Mallorca ve Leeds United'ı geçerek Avrupa kupalarında finale kalan ilk Türk takımı oldu.

Galatasaray, önce 3 Mayıs'ta Antalyaspor'u uzatmalarda attığı gollerle 5-3 mağlup ederek Türkiye Kupası'nı bir kez daha kazandı. Ardından 7 Mayıs'ta Kocaelispor'u 5-0 yenerek şampiyonluğu büyük ölçüde garantileyip, 12 Mayıs'ya Altay'a 1-0 yenilmesine rağmen 2 gün sonra Beşiktaş'ın Fenerbahçe'ye 3-1 yenilmesi ile şampiyonluğunu ilan etti. Böylece Galatasaray, Türkiye tarihinde üst üste dört kez şampiyon olan ilk takımı olarak tarihe geçti. Terim de toplamda kazandığı dört şampiyonluk ile Türkiye'de en çok şampiyon olan teknik direktör ünvanını Ahmet Suat Özyazıcı ile paylaştı.

17 Mayıs'ta ise Kopenhag'daki finalde, uzatmaları 10 kişi oynamasına rağmen, Arsenal'i penaltılarla yenen takım UEFA Kupası'nı kazanan ilk ve tek Türk takımı oldu. Bu başarının mimarı Terim de bu kupayı kazanan tek Türk teknik direktörü oldu. Bu başarının ardından Terim "İmparator" lakabını aldı. Terim, bu başarıdan sonra bir çok yabancı kulübün dikkatini çekti. 21 Mayıs 2000'de İstanbulspor ile oynanan ve 1-1 biten maç, Terim'in Galatasaray'daki ilk döneminin son maçı oldu. Gelen teklifleri değerlendiren Terim, üç kupa kazandığı ayın son gününde Galatasaray ile yollarını ayırdığını açıkladı.

2000 yılının Haziran ayında Terim, İtalya'nın AC Fiorentina takımı ile anlaştığını basına açıkladı ve 2000 Avrupa Futbol Şampiyonası sonrası takımının başına geçti. Terim, sezon başında takımda ayrılan Fiorentina efsanesi Gabriel Batistuta'nın yerine Avrupa Futbol Şampiyonası'nın başarılı isimlerinden Nuno Gomes'i kadrosuna kattı. Fiorentina, yeni sezona Avusturya'da hazırlandı. Terim'in Fiorentina'daki ilk maçı Yunan şampiyonu Olympiakos ile oynandı ve rakiplerini 1-0 yendiler.

Terim, Fiorentina ile ilk resmi maçına bir önceki sene kazandığı UEFA Kupası'nın ilk turunda çıktı. Ancak, rakipleri Tirol Innsbruck'a deplasmanda 3-1 yenilerek kötü bir başlangıç yaptılar. 3 gün sonra Coppa Italia maçında Salernitana Calcio 1919 yendiler. Bu maç Terim'in de Fiorentina'daki ilk resmi galibiyeti oldu. 28 Eylül 2000'de Tirol ile rövanş maçı berabere bitince Terim ligde sezonu açmadan Avrupa'dan elenerek hayal kırıklığı yaşattı. Sinirlerine hakim olamayan Terim, hakem Orhan Erdemir tarafından tribüne gönderildi. İlk lig maçında Fiorentina Parma'yla son dakikada yedikleri golle berabere kalınca, Terim ve yönetimin arasında bir kriz patlak verdi. İkinci hafta Reggina galibiyetiyle sular durulsa da daha sonra alınan puan kayıpları ile Terim ve kulüp başkanı Cecchi Gori arasındaki tartışmalar sık sık gazetelerde yer aldı.

Terim'in Fiorentina'sı ligde iyi bir performans gösteremedi. 13 Ocak 2001'de AC Milan'ı 4-0 yendikten sonra Fiorentina, uzun bir süre galibiyet yüzü göremedi. Öte yandan takım Coppa Italia'da ise başarılı bir performans sergiledi. Yarı finalde Milan'ı 2-2 ve 2-0'lık skorlarla geçerek takımını finale taşıdı. Bu dönemde Terim'in özellikle Milan ve Internazionale gibi takımlara karşı aldığı başarılar dikkat çekti ve Terim'in adı başarısız bir sezon geçirmekte olan ve teknik direktör değişiklikleri yaşayan AC Milan ile anılmaya başlandı.

25 Şubat 2001'de Brescia karşısında alınan beraberlik sonrası soyunma odasında başkan Gori ile tartışan Terim, bir gün sonra yaptığı basın toplantısında görevinden istifa ettiğini açıkladı. Terim'in yerine daha önce teknik direktörlük yapmayan ve Lazio'nun yardımcı antrenörü olan Roberto Mancini getirildi. Mancini de F