• HaberciGazete

Ekrem Reşit Rey, Mehmet Seyda, Ayfer Feray, Ece Ayhan



Bugün 13 Temmuz. Ekrem Reşit Rey, Mehmet Seyda, Ayfer Feray ve Ece Ayhan’ın ölüm yıldönümleri.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla anıyoruz.

Ekrem Reşit Rey kimdir?



Ekrem Reşit Rey,1900 yılında İstanbul’da doğdu. Besteci Cemal Reşit Rey’in abisi, devlet adamı Ahmet Reşit Rey‘in oğludur. Küçük yaşta resim dersleri almaya başladı. Galatasaray Sultanîsinde (Lisesi’nde) başladığı orta eğitimini 1913 yılında ailesinin Paris’e göç etmesi üzerine eğitimine Paris’de Buffon Lisesinde devam etti.

Daha sonra I.Dünya Savaşı başlayınca, kardeşi Cemal Reşit Rey ve annesiyle birlikte İsviçre’ye gitti. Cenevre’de Güzel sanatlar Akademisi’nde okudu. Buradan mezun olduktan sonra Paris’de sanat dünyasının içinde kendine yer edinmeye başladı.Ailesiyle birlikte İstanbul’a döndükten sonra Fransızca öğretmenliği yapmaya başladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinde ve İstanbul Teknik Üniversitesinde Fransızca okuttu.

1938 yılında Ankara Radyosu’nda temsil şefi oldu. Daha sonra İstanbul Radyosu’nda pek çok ünlü tmanı radyoya uyarlayarak çalışmalarını sürdürdü. 30’u aşkın piyesi radyolarda oynandı. İstanbul gazetelerinde çıkan yazıları ve eleştiriyle tanındı.

Ekrem Reşit Rey Fransızca romanlar da yazmış, bunlar Fransa’da basılmıştır. Türkçe ve Fransızca olarak yazdığı Barbaros Hayreddin‘in Kitabı ile Fransız Yazarlar Cemiyeti üyeliğine getirilmiştir.

Revü ve operetleriyle tanınan Ekrem Reşit Rey’in bu sahadaki eserlerinin hepsini kardeşi kompozitör Cemal Reşit Rey bestelemiştir. Bu arada tiyatro ile yakından ilgilenmiş, İstanbul Şehir Tiyatroları’nda çevirdiği ve yazdığı oyunlar sahnelenmiştir. Rey Kardeşler bu yıllarda birlikte çalışmalara da başlamışlardır.

Ekrem Reşit Rey, 13 Temmuz 1959 tarihinde İstanbul’da vefat etmiştir.

Başlıca revü ve operetleri ve yapıtları şunlardır: Önce Saat (1932), Lüküs Hayat (1933), Deli-Dolu (1934), Saz-Caz (1935), Maskara (1936), Hava-Cıva (1941), Alabanda (1942), Aldırma (1943). Komedileri: Dalga (1938), Lafonten Baba (1938), Olan Oldu (1949). Romanı: La Vie de Khaireddine Barberousse (Barbaros Hayrettin’in Hayatı, Fransızca).



Mehmet Seyda kimdir?



15 Ağustos 1919’da İstanbul’da dünyaya geldi. 13 Temmuz 1986’da İstanbul’da hayatını kaybetti. Tam adı Mehmet Seyda Çeliker’dir. James Sullivan, Necdet Ası, Ömer Sakıp, Mim-sin, Özcan Çeliker, S. Toprak ve Toprak imzalarıyla mizah ve magazin öyküleri, polisiye romanlar ve politik yazılar yayımladı. Remziye(Ruhsar) Hanım ile eczacı-kimyager Mahmur Kamil Bey’in oğludur. Antalya İlkokulu’nda ve Kırıkkale Askeri Sanat Lisesi’nde okudu. 1935 yılında Pertevniyal Lisesi’ndeki eğitimini yarım bırakarak Zonguldak Kömür İşletmeleri, Divriği, Devrek ve Merzifon madenlerinde memur olarak çalıştı. 1946’da İstanbul’a dönerek 1951-60 arasında Belediye Eğlence Yerleri kontrol memurluğu görevinde bulundu. Daha sonra bir süre de Basın İlan Kurumu Genel Müdürlüğü’nde çalıştıktan sonra buradan emekliye ayrıldı.

İlk şiir ve öykülerini 1933 yılında yayımlamaya başladı; psikolojik çözümlemelerin öne çıktığı bir anlatımla öykü ve romana yöneldi. Tolstoy’dan esinlenerek kaleme aldığı “Mum” adlı öyküsü Yücel’de S. Toprak imzası ile çıktı. Kendi adı ile yayımlanan ilk öyküsü olan “Alınyazısı” 1937’de Yeni Adam’da çıktı. Klasik Batı romanın etkisinde, bireyin iç dünyasını derinlemesine ele alırken bireyin duygu dünyasını cinselliğiyle birlikte işledi. Ses, Tan, Yeni Adam, Yedigün ve Yeni Edebiyat dergilerinde yayımladığı öykülerinden sonra uzun bir süre edebiyat çevrelerinden uzak kalan Mehmet Seyda, geçim zorluğu sebebi ile, takma adlarla Gece Postası, Akşam ve Zafer gazetelerinde otuz kadar tefrika roman yazdı. Ne Ekersen adlı romanının 1958 yılında Yunus Nadi Roman Armağanı’nda üçüncülük almasından sonra yeniden edebiyat çevrelerinde görünmeye başladı ve 1958’de 1980 yılında kadar aralıksız olarak Yelken, Yeditepe, Yeni Dergi, Yeni Ufuklar, Güney, Varlık ve Türk Dili gibi dergilerde yayımlandı.

1970 yılında TRT Sanat Ödülleri Yarışması’nda “başarı ödülü” alan romanı Yanartaş ile ünlendi. Yer yer belgesel özellikler taşıyan iki ciltlik bu büyük çalışmasıyla Zonguldak ve çevresindeki “kömür ocağı” gerçeğine ışık tuttu. Uzun Mehmet’in taş kömürü bulması rivayeti ile, 1829’dan 1940’lı yıllara kadar Zonguldak Kömür İşletmeleri’nin belgelerine dayanan tarihi niteliğindedir. Bu tarih çerçevesinde Yanartaş, kömür madeni işçilerinin yaşamı ve çalışma koşullarına tanıklık eden, belgesel niteliğindeki ilk roman olma özelliği ile Türk edebiyatında ayrıcalıklı bir konum edinmiştir.

Mehmet Seyda, Ne Ekersen ile 1958 Yunus Nadi Roman Armağanında üçüncülük, Başgöz Etme Zamanı ile 1964 Sait Faik Hikâye Armağanı, Bir Gün Büyüyeceksin ile 1964 Doğan Kardeş Çocuk Romanı Armağanında birincilik, Yanartaş ve Şehzadenin Başıdır ile 1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışmasında iki başarı ödülü; İhtiyar Gençlik ile 1971 May Yayınevi Edebiyat Ödülü, İçe Dönük ve Atak ile 1974 TDK Roman Ödülü; üç oyunuyla 1968 Milliyet Gazetesi “Günümüz Dili ve Hayatına Uygun Karagöz Oyunları” konulu 6. Karacan Armağanında ikincilik ödülünü aldı.

ESERLERİ

HİKÂYE: Zonguldak Hikâyeleri (1962), Beyaz Duvar (1962), Başgöz Etme Zamanı (1963), Oyuncakçı Dükkânı (1964), Garnizonda Bir Olay (1968), Anahtarcı Salih (1969), Kör Şeytan (1974), Bana Karşı Ben (1976), Kapatma (1980).

ROMAN: Yaş Ağaç (1958), Ne Ekersen (1958), Cinsel Oyun (1960), Bir Gün Büyüyeceksin (1966), Sultan Döşeği (1969), Köroğlu (1969), Nemrut Mustafa (1970), Süeda Hanım’ın Ortanca Kızı (1970), Yanartaş (1970), İhtiyar Gençlik (1971), İçe Dönük ve Atak (1973), Gerçek Dışı (1976), Mavi Siyah Aşk (1989).

ÇOCUK KİTABI: Cumhuriyet Öncesi Yazarlardan Çocuklara Hikâyeler (1978), Düşleme Oyunu (1979), Bastıbacak Ermiş (1979), Deli Ali (1979).

DİĞER ESERLERİ: Bir Açıdan (denemeler, 1969), Türk Romanı (Kemal Tahir’in Devlet Ana romanı üzerine bir açık oturum tutanağı, 1969), Edebiyat Dostları (29 yazarla röportaj, 1970), Çocukluk Yılları (anılar, 1979).

Ayfer Feray kimdir?



27 Mayıs 1928 yılında İzmir’de doğdu. Yetmişin üzerinde filmde oynamış ve kendi adını taşıyan bir tiyatro kurmuştur. Bornova’da bulunan Ayfer Feray Açıkhava Tiyatrosuna adı verilmiştir. Özellikle sinemadaki yardımcı rolleriyle tanınır. Bu rollerin en bilinenlerinden biri, Vesikalı Yarim‘de oynadığı Müjgan‘dır. Sinema filmlerinin yanı sıra, tiyatroya da yoğun emek verdi. Şahane Züğürtler, Yedi Kocalı Hürmüz gibi oyunlarda oynadı. Bir süre Dormen Tiyatrosu kadrosunda yer aldı, daha sonra buradan ayrıldı. Ayfer Feray – Nisa Serezli Topluluğu ve Çevre Tiyatrosunun kurucularından biri oldu. Bu topluluk da daha sonra dağıldı ve oyuncu, Ayfer Feray Tiyatrosunu kurdu. Tiyatronun oyuncuları arasında Ferhan Şensoy, Şevket Altuğ, Kemal Sunal, Hadi Çaman gibi önemli isimler yer aldı. Kendisi gibi oyuncu olan Günfer Feray‘ın ablasıdır. Gazeteci Samim Tara‘yla bir dönem evli kaldı. Bu evlilikten Süeda Taraadlı bir kızı ve daha sonra ünlü bir reklam yönetmeni olacak oğlu Ali Tara (1949-2004) dünyaya geldi. 13 Temmuz 1994 tarihinde 66 yaşında, çok sevdiği Bodrum’da öldü. Oynadığı Filmler Geçim Otobüsü – 1984 Tatlı Nigar – 1978 Kördüğüm – 1977 Kızını Dövmeyen Dizini Döver – 1977 Liseli Kızlar – 1977 Bizim Kız (Köşkün Sahibi) – 1977 Ölmeyen Şarkı – 1977 Sakar Şakir (Sevda) – 1977 Devlerin Aşkı – 1976 Aşk Dediğin Laf Değildir (Belma’nın annesi) – 1976 Ah Bu Kadınlar – 1975 Amigo Hüsnü – 1975 Hayret 17 – 1975 Şaşkın Damat (Serpil’in annesi) – 1975 Cemil (Ayfer) – 1975 Bir Yabancı – 1974 Acı Hayat – 1973 Korkunç Tecavüz – 1972 Erkek Fatma – 1969 Abbase Sultan – 1968 Kahveci Güzeli (Belma) – 1968 Vesikalı Yarim (Müjgan) – 1968 Üvey Ana – 1967 Sen Benimsin – 1967 Ölümsüz Kadın – 1967 Yalnız Adam – 1967 Aslan Yürekli Kabadayı – 1967 Krallar Ölmez – 1967 Ömrümce Ağladım (Murat’ın annesi) – 1967 Bana Kurşun İşlemez – 1967 Silahların Kanunu – 1966 Çirkin Kral – 1966 Soluk Gecelerin Aşk Hikayeleri – 1966 (Gösterime girmemiştir.) Çingene – 1966 Fatih’in Fedaisi – 1966 Damgalı Adam – 1966 Milyonerin Kızı / İntikam Hırsı – 1966 Altay’dan Gelen Yiğit (Hancının Karısı) – 1965 Haremde Dört Kadın – 1965 Bitmeyen Yol – 1965 Vahşi Gelin – 1965 Konyakçı – 1965 Son Kuşlar – 1965 Sevmek Seni – 1965 Yahya Peygamber – 1965 Kahreden Darbe – 1965 Bozuk Düzen – 1965 Güzel Bir Gün İçin – 1965 Bir Garip Adam – 1965 Murtaza – 1965 Dünkü Çocuk – 1965 Karaoğlan (Hancı Kadın) – 1965 Öfke Dağları Sardı – 1965 Battı Balık – 1962 Beş Kardeştiler – 1962 Bir Gecelik Gelin – 1962 Naylon Leyla – 1961 Tatlı Bela (Mualla) – 1961 Yaman Gazeteci – 1961 Ayşecik Şeytan Çekici – 1960 Denize İnen Sokak – 1960 Kırık Plak – 1959 Sönen Yıldız – 1956 Her Yerde Tehlike – 1955 Drakula İstanbul’da (Şadan) – 1953 Bu Kadın Benimdir [Zavallı Necdet] – 1953 Çakırcalı Mehmet Efe’nin Definesi – 1952 Bergama Sevdalıları – 1952 Efelerin Efesi – 1952 Karanlık Dünya / Aşık Veysel’ın Hayatı – 1952 Son Gece – 1952 O Adam Kim – 1951

Ece Ayhan kimdir?



Kalbinin kuzeyini şiirde bulmuş şair, Ece Ayhan’ın hayat hikayesidir.

Kelimeleri o güzel beyninde evirip çeviren, sonra onlardan adeta bir oyun hamuruyla oynuyormuşçasına şiir yapan adam, Ece Ayhan.

Şiirin gösterdiği yönün kalbinin kuzeyi olduğunu daha küçücük bir çocukken çözmüş o. Şanslı ve çalışkanmış da…

Hastalıkla boğuşarak geçirdiği ömrünün arasına ne çok şiir, ne çok fikir sığdırmış. Zürafaları kıskandıracak kadar uzamış ki ruhunun boyu, ondan olmuş demek böyle. Ayakları şiir denince bir türlü yere basmadığından. Reddettiği tek düze hayattan…

Ama yine de o kalbinin kuzeyinde yaşamayı tercih ederek “keşke” bırakmamış belli ki içinde…

Çocukluğu

Ece Ayhan, 1931’de Muğla, Datça’da Behzat Bey ve Ayşe Hanım’ın ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesi ona doğduğunda Ece Ayhan Çağlar adını verdi.

Aslen Gelibolulu olan babası Behzat Bey’in mal müdürlüğü görevi nedeniyle Datça’da yaşıyorlardı. Behzat Bey’in babası Ağır Ceza Mahkemesi Başkatibi, dedesi ise zamanında Gelibolu Müftülüğü görevindeydi.

Annesi Ayşe Hanım’ın ise babası Hafız İbrahim Deniz’in tarafı Eceabat’ın Yalova köyüne yerleşmişlerdi. Aslında çiftçilik ve tüccarlıkla uğraşıyordu. Eceabat’a bağlı Sivli Köyü’nün imam isteği üzerine bu köye imam olarak atandı.

Ece Ayhan, kültürlü ve varlıklı bir ailede büyüyordu, şanslıydı. 1932’de Behzat Bey, Küre’ye Mal Müdürü olarak atandı. Ancak 1933’te görevinden istifa etti ve bir avukatın yanında arzuhalci olarak çalışmaya başladı. Artık ailesinin geçimini buradan sağlayacaktı.



Eğitim hayatı

Ece Ayhan, 1938’de Eceabat’ta ilkokula başlamıştı ki, ikinci sınıfa Çanakkale’de İstiklal İlkokulu’nda devam etti. Üçüncü sınıfa geçtiğinde ise artık İstanbul’da yaşayacaklardı. Çağlar ailesi 1940’da Çanakkale’den İstanbul’a yerleşti. İlkokulu Karagümrük, Atikkale’deki 19. İlkokul’da tamamladı.

Ortaokulu, Zeyrek Ortaokulu’nda, liseyi de o zamanki Taksim Lisesi, şimdiki adıyla İstanbul Atatürk Erkek Lisesi’nde okudu.

Üniversite eğitimi için tercihi ise, 1953 yılında parasız yatılı ve burslu şekilde başladığı Ankara Üniversite Siyasal Bilgiler Fakültesi oldu. 1959 yılında artık mezun olmuş ve öğrenciliğini sonlandırmıştı.


Edebiyata yönelmesi

Ece Ayhan, yazmanın tadına erken yaşta varmış şairlerdendi. Öyle ki, şiire merak sardığında henüz ortaokul sıralarındaydı. İlk şiir denemelerini yaptığı bu yıllarda bile bir gün hep yazacağı, iyi bir şair olacağı aslında belliydi. Üniversitede, “Lautreamont, Apollinaire ve Rimbaud” eserlerini orijinal metinlerinden okuyarak şiir anlayışına yön vermişti. Bunun yanında üniversite için seçtiği bölüm onun kaderiydi. Çünkü ileride İkinci Yeni için Cemal Süreya, Sezai Karakoç gibi isimlerden bahsederken haneye Ece Ayhan da eklenecekti.

1954’te ilk şiirini “Türk Dili” dergisinde yayınlama imanını bulmuştu ve artık arkası gelebilirdi. Sonrasında “Türk Dili, Varlık, Yenilik, Seçilmiş Hikayeler Pazar Postası, Yeditepe” dergilerinde şiirleri yer alacaktı.

Ama en beğenilen ve onun “Ece Ayhan” olmasında katkısı olan en değerli şiirleri, Pazar Postası’nda yayınladıkları olacaktı.

1959’da “Kınar Hanım’ın Denizleri” adını verdiği ilk kitabı çıktı ve döneminde büyük ilgi gördü. Çünkü kendine has bir havası vardı Ece Ayhan’ın, şiirleri akıllıca göndermelerle bezeliydi.

Türk şiiri ve İkinci Yeni için de farklı bir bakış açısıydı. Bu akım kapsamında düz yazı eserlerini verdi Ece Ayhan. Edebiyat, sanat, tarih, politika hakkında görüşlerini yazdı. Fikirleri o kadar ilgi çekiyordu ki, İkinci Yeni akımının en çok tartışılan isimleri arasındaydı. Bir yandan da tavırları öylesine kendine özgüydü ki, İkinci Yeni olan akımın adı ona göre “Sivil Şiir”di.

Bunun yanında dilini kullanış biçimi sebebiyle ona “Görüntücü imge ustası” denilmişti. Kelimeleri cümlelerin içinde evirip çeviriyor, bir şiir çıkarıyordu ortaya. Ölüm ve arzu olgularını birleştirmeyi iyi bilmiş ve karamsar bakış açısında bir hamur gibi yoğurarak yazıyordu.

Aynı dönemi paylaştığı Edip Cansever’e göre ise, Ece Ayhan’ın şiirleri, şiirin kilit noktası olan dil konusunu aşmak için başvurulacak en iyi kaynaktı.

Ece Ayhan, belki babasının memur olmasından ona geçmiş özellikle, disiplinli bir yaşam tarzını benimsemişti. Bir yandan yaradılışında olmasa da ileride “Hırçın Şair”, “Huysuz Şair” olarak anılacaktı.

Her ne kadar fıtratında bu tanımlamanın olmadığını düşünse de, Ece Ayhan bir yandan da şu cümleleri kurmaktan geri durmuyordu: “Kimsesizlerin, sokakta yaşayanların, açların ve parklarda barınanların, dışlanmışların, orta ikiden ayrılanların, kabadayıların, berduşların, kısacası tarih dışına düşürülen lümpenlerin yanında rahat ediyorum ben.”

İş hayatı

Orta halli bir hayat sürmüştü Ece Ayhan. Yokluğu çok hissetmese de çalışmanın da değerini kavrayabilmişti. Mezun olur olmaz İstanbul Maiyet Memurluğu’nda stajını ve Kaymakamlık kursunu tamamladı.

Sonrasında 1962’de Gürün, 1963’te Çorum – Alaca ilçelerinde Kaymakam olarak görev aldı. 1964’te Tuzla Piyade Okulu’nda Yedek Subay Öğrenci olarak askerliğini de yaptı. 1965’t es son memuriyet görev yeri olan Denizli – Çardak ilçesine kaymakam olarak atandı.

Evet son yerdi, çünkü memuriyet hayatını sadece 1966’ya kadar devam ettirebildi. Gözü de gönlü de kitaplarda, kalemlerde ve kağıtlardaydı.

“Soluk alıp verdiğini gerçekten duyduğum tek kent” diye tanımladığı İstanbul’a taşındı. Burada Sinematek ve Yeni Sinema dergisinde müdürlük, Meydan Larousse ansiklopedisinde yazarlık, Genç Sinema grubunda yöneticilik yaptı.

Ece Ayhan evlendi

Ece Ayhan, 1962’de Deniz Hafize Hanım ile evlendi ve bu evlilikten Ege adını verdikleri bir oğulları oldu. Evlilik hayatları başladığında kaymakamlık Ece Ayhan’ın kaymakamlık görevi nedeniyle Gürün’de başladı. Buradan sonra da Ece Ayhan’ın iş durumuna göre sürekli gezdiler.

Ancak evlilikleri kısa sürdü. Çünkü Deniz Hafize Hanım, Ece Ayhan’ın biricik eşi, 1968’de kansere yenik düşerek hayata gözlerini kapadı.

Bu her ölüm gibi zamansız bir kayıptı. Memuriyet hayatına veda edip şairliğe yönelmesinin ardından maddi durumu da iyi değildi artık Ece Ayhan’ın. Bir yandan maddi durumlar, bir yandan Ege’nin hala çok küçük oluşu nedeniyle oğlunun bakımını karısının ailesine bıraktı.



Ece Ayhan’ın penceresinden

Ece Ayhan bir yandan da şairliğiyle giderek ünleniyordu. 1965’te bastırdığı “Bakışsız Bir Kedi Kara” ve 1968’deki “Ortodoksluklar” ona has dilin adeta yapı taşlarıydı.

Bir yandan Can Yücel edasında sokak dilini de benimsemişti. 1973’te “Devlet ve Tabiat”şiir kitabıyla okuyucusunu ilk kez bu yönüyle tanıştırdı. Derdi günü kendisinden sonrasını da aydınlatacak eserler vermekti, ki bunu da 1977’de yayınladığı ilk dört kitabını kapsayan“Yort Savul” ile başardı.

1981’de “Zambaklı Padişah” ve 1982’de de “Çok Eski Adıyladır”ı yayınladı.



Ece Ayhan’ın beynindeki tümör

1974’te Ece Ayhan’ın beyninde bir tümör olduğu saptandı. Üç yıl İsviçre’de tedavi gördü. Birkaç kez beyin ameliyatı oldu. Ama tümör pek iyi huylu değildi; birçok başka hastalığa da davetiye çıkarmıştı. Sağ kulağı ileri derecede işitme kaybına uğramış, sağ gözü de hasar almıştı. Şükürler olsun ki, dünyaca ünlü “Dr. Gazi Yaşargil”in yaptığı ameliyatlarla ölümcül olmaktan kurtuldu. Yine de tümörün diğer organlarına verdiği hasarların etkisini geri kalan ömrü boyunca yaşadı.

Ece Ayhan hastalığıyla uğraşırken bir anda kendini tekrar maddi sıkıntı çekerken buldu. Neyse ki bu süreçte de Çanakkale Belediye Başkanlığı sanatçısından yardımlarını esirgemedi. Hemen sosyal sağlık güvencesinin olması için belediyenin geçici işçi kadrosuna alındı. Artık SSK hastanesinde tedavisi karşılanabilecekti.

Bir yandan da sağlığı günden güne bozuluyordu. Artık bacakları da tutmuyordu, felç olmuştu. Bu sefer de 1999 Ağustos’unda yakın dostu sevgili Metin Üstündağ’ın yardımıyla Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’ne yatırıldı. Tedavi giderleri hala SSK tarafından karşılanıyordu. Sigorta kapsamını aşan bir tedaviye ihtiyaç duyulduğunda da arkadaşları yardımlarını esirgemiyordu. Bir de eserlerinin yayın hakları vardı tabii; Yapı Kredi Yayıncılık da ödeme yapıyordu.

İstanbul’da önce Maltepe Huzurevi’ne yerleşti. Ama daha sonra şartlarının daha iyi olduğunu düşündüğünden, dönemin başbakanı olan arkadaşı Bülent Ecevit, onu Özel Acıbadem Huzurevi’ne yerleştirdi. Bu süre içinde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Haydarpaşa, Haseki Hastanesi gibi hastanelerde de yatılı olarak tedavi gördü.

Neyse ki, tedavileri sonuç verdi ve Ece Ayhan tekrar ayağa kalktı. 2001 Nisan’ında tekrar Çanakkale’ye yerleşti.



Ece Ayhan öldü

Ece Ayhan, artık Çanakkale’de yaşıyor ve geçimini de telif hakkını Yapı Kredi Yayınları’na verdiği eserlerden sağlıyordu.

Ama burada memur hayatına dönmüş gibiydi. Her şey tek düze, her şey sıradandı sanki. Onun ruhunda kelimeleri evirip çeviren Ece, sanki boğazını sıkıyor, arada da şakağına namlusunu dayıyordu.

Daha fazla buna katlanamayacağına karar verdiğinde, tüm sevenlerini ve dostlarını terk eden edasıyla Çanakkale’den gitti.

2002 Temmuz’unda İzmir Büyükşehir Belediye Gürçeşme Huzurevi’ne yerleşti. Sanki içinde ona kaçmasını söyleyen şey, yapması gereken son şeyi söylemişti. Çünkü burada kısacık bir süre kalabildi.

12 Temmuz 2002’de fenalaşarak Eşrefpaşa Hastanesi’ne kaldırıldı ve 13 Temmuz 2002’de hayatını kaybetti.

Cansız bedeni 16 Temmuz 2002’de Çanakkale Eceabat ilçesi, Yalova köyüne gömüldü.

Bu dünyadan devrik cümleleri ve kabullenmediği hırçınlığıyla bir şair geçti. Adı Ece Ayhan Çağlar’dı…

İyi ki…

Damla Karakuş

damla.karakus@ensonhaber.com

7 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör