• HaberciGazete

Enver Gökçe, Ömer Lütfi Akad, Eşref Üren, Reşit Karabacak



Bugün 19 Kasım. Eşref Üren, Ömer Lütfi Akad, Enver Gökçe ve Reşit Karabacak'ın ölüm yıldönümleri.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla anıyoruz.


Eşref Üren kimdir?


Türk ressam Eşref Üren 1897’de İstanbul’da doğdu. Fehim Paşa’nın oğlu olan sanatçı önce doğduğu yerde mahalle mektebine devam etti, bir ara Galatasaray Lisesi’nde okudu. Babası Bursa’ya sürgün gönderilince, öğrenimini Tarım Okulu’nda sürdürdü. Meşrutiyet’le birlikte aile dağılınca, geçim zorluklarıyla karşılaştı. 1916’da teğmen rütbesiyle orduya katıldı. Mütareke’den kısa bir süre önce Çanakkale’ye gönderildi. İki yıl sonra terhis olunca, Halkalı Ziraat Mektebi’nde sütçülük kursunu tamamladı. Ama bu mesleğe bir türlü ısınamadı. Bursa Tarım Okulu’nda okurken, bir gün İbrahim Çallı‘yı açık havada Yeşil Türbe’nin resmini yaparken izlemiş ve o gün ressam olmaya karar vermişti. Resim sanatına küçük yaşlardan beri ilgi duydu. O zamanlar Sağlık Müzesi’nin bir köşesinde eğitim yapan Sanayi-i Nefise Mektebi’ne (Güzel Sanatlar Akademisi) konuk öğrenci olarak kaydını yaptırdı. Hikmet Onat‘ın yanında atölye çalışmalarına katıldı. Okul dışında Muazzez Bey adlı bir öğretmenden özel dersler aldı. Bir ara Feyhaman Duran‘ın atölyesine devam etti. 1925’te Galatasaray’da düzenlenmekte olan geleneksel sergiye ilk kez katıldı. Afgan kralının, bir tablosunu satın alması üzerine, 1928’de kendi olanaklarıyla Paris’e gitti. Kişiliğini buluncaya kadar etkisinde kaldığı Andre Lhote’un yanında bir süre çalıştı. Dönüşünde Erzurum ve Sivas Öğretmen Okullarında resim öğretmeni olarak görev yaptı. 1938’de ikinci kez kendi hesabına gittiği Paris’te Othon Friesz atölyesinde çalıştı. Savaş çıkınca yurda dönmek zorunda kaldı. D Grubu’nun, 1943’te düzenlenen dokuzuncu sergisine katıldı. Sürekli olarak yaşayacağı Ankara’ya yerleşti. On dört tablosuyla katıldığı 1942’deki 4. Devlet Sergisi’nde üçüncülük, 1945’te ikincilik, 1964’teki 25. sergideyse Paris’ten Pont Marie adlı tablosuyla birincilik ödülünü kazandı. 1939’da yurt gezileri programı çerçevesinde Yozgat ve Kayseri’ye gönderildi. 10 Mayıs 1947’de ilk kişisel sergisini Ankara’da Halkevi’ne bağlı küçük galeride açtı. Bir yıl sonra Ahmet Çanakçılı Ödülü’nü kazandı. Ankara’da sürdürdüğü öğretmenlik mesleğinden 1955’te emekliye ayrıldı. 1962’de üçüncü kez Paris’e gitti. 1967’de Ankara’daki Doğuş Galerisi’nde bütün dönemlerini içeren geniş bir sergisi düzenlendi. Bu sergiyi, 1970’ten sonra Ankara ve İstanbul’da açtığı başka sergiler izledi. 1981’de Atatürk Sanat Armağanı’nı kazandı. Ayrıca Devlet Sanatçılığı Onur Belgesi aldı. İlk dönem çalışmalarını da kapsayan 50’nin üstündeki tablolarını, Türkiye İş Bankası’na armağan etti. Sanat Anlayışı Eşref Üren, sanat anlayışını şöyle dile getirir: “Resim anlayışım kısaca Lhote’un öğrettinden hareketle, doğayı sanatçıya özgü duyarlı değişikliklerle yansıtmaya dayanır.” Ne var ki Lhote tekniğini anımsatan kübist dönemi, daha çok 1928-1940 yılları arasındadır. Eşref Üren 1940’lardan sonra, bu tekniği büyük ölçüde yumuşattı, birçok kaynakta yanlış olarak empresyonist diye adlandırılan kendine özgü sanat anlayışına ulaştı ve yaşamının sonuna kadar bu anlayışa içtenlikle bağlı kaldı. Onun alışılmış disiplinlere uymayan akademik eğitimi, kısa bir süre sonra kendi yolunu saptamakta etkili oldu ve daha çok, kendi kendini yetiştiren sanatçılarda görülebilecek içten, yapmacıksız, özverili ve duyarlı bir peyzajcılıkta karar kıldı. Genellikle peyzaj ve natürmort türlerine yakınlık duydu, doğada gördüğü ve algıladığı gerçeklikleri tablolarına rahat ve zorlamasız bir uyumla yansıttı. Zaman zaman da portre türüne yöneldi. Ondaki renkçilik, doku tadını ön planda tutar. Yeşilin değişik tonları, griler, sarı ve maviler, genellikle ağır basar. Toprak vazolar içine yerleştirilmiş, gelişigüzel görünüşlü kır çiçekleri, gösterişsiz oda içleri, sokak araları, parklar, bulvarlar, kar altındaki evler, güneş altında oynayan çocuklar, yollarda gezinen insanlar, sayfiye yerleri, ıssız kıyılar, Eşref Üren’i ilgilendiren başlıca konular arasındadır. Resimlerinde bütünüyle, Ankara peyzajına yöneldi, birçok ressama ilginç görünmeyecek konuları, büyük bir sanatçı tutkusu ve sevecenliği içinde ele aldı. Empresyonizm formüllerine bağlı kalmak yerine, gönlünün ve beğenisinin sesine kulak verdi, özgür ve bağımsız bir sanatçı eğilimiyle çalışmayı tercih etti. Gruplara girmiş olmakla birlikte, çağdaş resmimizdeki kadrocu hareketlerden ayrı bir tutum izlemiş olduğundan, özgün anlayışların öncüleri arasında, ayrıcalıklı bir yere sahip bulunmaktadır. Eşref Üren eserlerinden örnekler


Mamak, Ankara


Manzara

Ömer Lütfi Akad kimdir?

Yönetmenlik koltuğunu ilk kez Vurun Kahpeye isimli film ile geçen Ömer Lütfi Akad, 1 Eylül 1916’da İstanbul’da dünyaya geldi. Ömer Lütfi Akad Biyografisi Galatasaray Lisesi’nden mezun olduktan sonra şimdiki İstanbul Üniversitesi’nde Maliye eğitimi aldı. Daha sonra bankada çalışmaya başladı. Ardından bir film şirketinin muhasebe işlerine baktı. Yönetmenliğe ilk adımı ise Halide Edip’in aynı adlı eserinden uyarlanan Vurun Kahpeye ile attı. Ardından Yeşilçam’ın unutulmayacak yapımlarına imzasını attı. Ömer Lütfi Akad, 19 Kasım 2011’de, 95 yaşındayken hayata gözlerini yumdu.

Vurun Kahpeye isimli film ile dikkatleri üzerine çeken Ömer Lütfi Akad, 1952’de Tahir ile Zühre isimli filmin yönetmen ve senaristliğini üstlendi. Film, klasik Tahir ile Zühre efsanesinden sinemaya uyarlanmıştır. Filmin başrollerinde ise Sezer Sezin, Kenan Artun, Setter Körmükçü, Muazzez Arçay, Temel Karamahut, Sohban Koloğlu yer aldı. 1954’te ise Çalsın Sazlar Oynasın Kızlar isimli filmin yönetmenliğini üstlendi. Ömer Lütfi Akad filmi çok kısa bir sürede bitirir ve amacı filmden para kazanmaktır. Film üç kardeşin komik maceralarını anlatıyor. Filmin başrollerinde ise Nimet Alp, Neriman Köksal, Settar Körmükçü ve Sadri Karan yer aldı. 1978’de ise yayınlandığı dönemin en çok sevilen filmlerinden biri olan Vesikalı Yarim’in yönetmenliğini üstlendi. Film, arkadaşlarıyla birlikte eğlenmeye giden Halil isimli genç bir adamın, şarkıcı Sabiha’ya aşık olasını ve yıllar süren bu birlikteliğin sona erme evrelerini anlatıyor. Filmin başrollerinde ise Türkan Şoray ve İzzet Günay yer aldı. 70’li yıllarda İstanbul’a yoğun bir şekilde göç başlayınca, Gelin, Düğün ve Diyet üçlemesini yaptı. Filmlerde genel olarak ezilen insanların yaşadıkları mücadeleler anlatıyor.

Çektiği Filmler:

  • Vurun Kahpeye (1949)

  • Lüküs Hayat (1950)

  • Tahir ile Zühre (1951)

  • Arzu ile Kamber (1951)

  • Kanun Namına (1952)

  • İngiliz Kemal Lawrense Karşı (1952)

  • İpsala Cinayeti / Altı Ölü Var (1953)

  • Katil (1953)

  • Öldüren Şehir (1953)

  • Çalsın Sazlar Oynasın Kızlar (1954)

  • Bulgar Sadık (1954)

  • Vahşi Bir Kız Sevdim (1954)

  • Kardeş Kurşunu (1954)

  • Görünmeyen Adam İstanbul'da (1954)

  • Beyaz Mendil (1955)

  • Meçhul Kadın (1955)

  • Kalbimin Şarkısı (1955)

  • Ak Altın (1956)

  • Kara Talih (1957)

  • Meyhanecinin Kızı (1957)

  • Zümrüt (1958)

  • Ana Kucağı (1958)

  • Yalnızlar Rıhtımı (1959)

  • Cilalı İbo'nun Çilesi (1959)

  • Yangın Var (1959)

  • Dişi Kurt (1960)

  • Sessiz Harp (1961)

  • Üç Tekerlekli Bisiklet (1962)

  • Bir Gazetenin Hikayesi (1964)

  • Sırat Köprüsü (1966)

  • Hudutların Kanunu (1966)

  • Kızılırmak-Karakoyun (1967)

  • Ana (1967)

  • Kurbanlık Katil (1967)

  • Vesikalı Yarim (1968)

  • Kader Böyle İstedi (1968)

  • Seninle Ölmek İstiyorum (1969)

  • Bir Teselli Ver (1971)

  • Mahşere Kadar (1971)

  • Vahşi Çiçek (1971)

  • Yaralı Kurt (1972)

  • Gökçe Çiçek (1973)

  • Gelin (1973)

  • Düğün (1974)

  • Diyet (1975)

  • Esir Hayat (1974)

TV Yapımları:

  • "Ferman" (1975)

  • "Pembe incili Kaftan" (1975)

  • "Diyet" (1975)

  • "Topuz" (1975)

  • "Bir Ceza Avukatının Anıları" (1979, tv dizisi)

  • "Emekli Başkan"

  • "Çekiç ve Titreşim"

  • "Kuma"

  • "Isı"

Belgeseller:

  • "Tanrının Bağışı: Orman" (1963)

  • "İstanbul" (1990)

Yazdığı Kitaplar:

  • "Işıkla Karanlık Arasında" (deneme biyografisi), Ömer Lütfi Akad, İş Bankası Yayınları, 2004.

  • "Kızılırmak Karakoyun" (senaryo, film öyküsü), Ömer Lütfi Akad, Güney Vakfı Yayınları, 2004

Hakkında Yazılanlar:

  • "Lütfi Ö. Akad" (nehir söyleşi), Alim Şerif Onaran, Afa Yayınları, 1990.

  • "Lütfi Ömer Akad'ın Sineması", Alim Şerif Onaran, Ege Üniversitesi yayınları, 1977

  • "Sadeliğin Derinliğinde Bir Usta, Lütfi Akad", Ayla Kanbur, Dost Kitabevi Ankara Sinema Derneği yayınları, 2005.

Enver Gökçe kimdir?



Günümüzden 37 yıl önce bugün Türk şair, yazar ve çevirmen Enver Gökçe hayata gözlerini yumdu. Peki Enver Gökçe kimdir? Eserleri nelerdir? Enver Gökçe kimdir? 1920 yılında Erzincan'ın Kemaliye (Eğin) ilçesine bağlı, Çit köyünde doğan Türk şair, yazar ve çevirmendir. İlkokul, Ortaokul, Lise ve Üniversite dahil olmak üzere tüm eğitim hayatı 1929 yılında ailesiyle birlikte taşındıkları Ankara'da gerçekleşmiştir. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun olan Enver Gökçe, Türk dilinin tüm kolları, Türkmence, Kırgızca, Karaimce, Göktürk ve Oğuz lehçeleri, İstanbul ağzı vd. üzerinde çalışmış, Divan Edebiyatı'nı uzmanlık derecesinde öğrenmiştir. Pek çok halk öyküsü ve masalları ile beraber Dede Korkut Masalları'nı da derlemiş ve günümüz Türkçesine çevirmiştir. Sosyalist düşünceye yakınlaşmaya başlamış ve 1951 yılında Türkiye Komünist Partisi Tevkifatı'nda tutuklanmıştır. Fiziksel ve psikolojik sağlığını önemli ölçüde azaltan hapishane yılları sonrasında ise işsizlik ve yoksulluk nedeniyle tekrar doğduğu köyüne geri dönmüştür. Ağırlaşan hastalığı nedeniyle tekrar Ankara'ya dönerek son yıllarını Ankara'daki bir huzurevinde tamamlayan Enver Gökçe, 19 Kasım 1981'de yeğeninin Ankara'daki evinde hayata gözlerini yummuştur. Enver Gökçe'nin günümüz Türkçesine kazandırdığı en güzel yapıtlardan biri de kuşkusuz Dede Korkut masallarıdır. Dede Korkut Masalları geleneksel sözlü edebiyatımızın yazıya geçirilmiş başyapıtlarından birisidir.

İşte Enver Gökçe'nin Dede Korkut çevrisinden bir bölüm: Evim tahtı, başım bahtı, gel beri, Kara saçı topuğuna sarmaşan. Selvi boylu salınışlım, güzelim, Çatma kaşlım, yaya benzer, kurulu, Dar ağızlım, çifte badem sığmayan, Güz elmam, al yanaklım, Sevdiceğim, ev direğim, kadınım! İşte Enver Gökçe'nin En Güzel Şiirlerinden birisi: Gelmeyen Bahar Gel kardeşim, gel beri Hey kurt hey kuş hey börtü böcek Ah gidenler gelir mi geri Açar mı bugün dört bahardır kanayan çiçek Demek Daha bizim yaşımızda İnsanlar ölecek.

Bazı şiirleri Zülfü Livaneli, Timur Selçuk, Sadık Gürbüz, Kerem Güney ve Ahmet Kaya tarafından bestelenen şairin bellibaşlı kitap ve eserleri şu şekilde: Masal derlemeleri : Usta Nazar (DTCF, 1946), Şehzade ve Üç Turunçlar (DTCF, 1946?), Dede Korkut Masalları Kitapları: Kemâlettin Kamu (biyografi)-"Mustafa Gökçe" adıyla-(1958), Ömer Bedrettin Uşaklı (biyografi)-"Mustafa Gökçe" adıyla-(1958) Dost Dost İlle Kavga (1973), Panzerler Üstümüze Kalkar (1977), Yaşamı Bütün Şiirleri (1981), Eğin Türküleri (yazımı: 1947, kitap halinde ilk yayını: 1982). Çevirileri: Antil Masalları (1958), Hint Masalları (1958), Çin Masalları (1958), Mısır Masalları -"Mustafa Gökçe" adıyla- (1959), Çağımızın Büyük Şairlerinden Pablo Neruda’nın Şiirlerinden Seçmeler -"Mustafa Gökçe" adıyla- (1961), Dede Korkut Masalları -"Aydın Tataroğlu" takma adıyla- (1968), Pugaçef Ayaklanması/A. Gesinoviç (1969), Çocuk/Vera Panova (1972), Pablo Neruda Seçmeler (1975), Ömer Hayyam Rubailer (Dost Dost İlle Kavga'nın 1975'teki 2. baskısına ve 1977'deki 3. baskısına ek), Kelile ve Dimne/Beydaba (-"Aydın Tataroğlu" takma adıyla- ilk basım 1969; Enver Gökçe adıyla basımı, 2003). Kayıp çalışmaları : Yusuf ile Balaban Destanı (şiir/destan), Dünya Masal ve Efsaneleri (çeviri)


REŞİT KARABACAK KİMDİR?



Karabacak, 5 Temmuz 1954 tarihinde Erzurum'da dünyaya gelen Türk güreşçisidir. Güreş sporuna 1973 yılında İzmir'de başladı. Balkan Oyunları, Akdeniz Oyunları ve Avrupa Şampiyonası'nda birincilikleri ve Dünya Şampiyonası'nda dereceleri vardır. Milli Takım antrenörlüğü yapmıştır.

İlk şampiyonluğunu güreşe başladıktan bir yıl sonra serbest stilde Balkan birinciliği ile yakaladı. Ardından Akdeniz ve Avrupa şampiyonu olan Karabacak, ilerleyen zamanda sporu bıraktı.

Güreş Milli Takımı antrenörü olarak görev yapan Reşit Karabacak, Kovid-19 hastalığına yakalanmıştı ve kalp krizi geçirdi. Usta sporcu 19 Kasım 2020 tarihinde yaşamını yitirdi.

31 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör