top of page
  • Yazarın fotoğrafıHaberciGazete

Eren Aysan yazdı: Sivas Katliamı: 30 yıla 30 madde



Sivas Katliamı: 30 yıla 30 madde ve bir soru- Cumhuriyet gazetesi


  1. 29 Haziran, annemin doğum günüydü. Akşam yanımızda babamın çok yakın arkadaşı ve şair dostu Adnan Azar da vardı. Birlikte son gecemizdi. Ertesi gün babam Sivas’a gitti.

  2. 2 Temmuz günü öğlen babam Sivas’tan aradı. “Muhtemelen akşam gelirim,” dedi. Kapattım telefonu. Akşam televizyonda “Sivas’ta Olaylar” başlığını gördüm. Sonra sanatçıların kaldığı otel yandı, bitti kül oldu, işte şu kadar ölü! Gece haberlerinde İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu ilk sekiz kişinin ismini açıkladı. Spiker, “Sayın Bakanım ölenler arasında Behçet Aysan gibi başka şair ve yazarlar var mı?” diye sordu. Bakan kısa bir susuştan sonra “evet” yanıtını verdi. Fırtına karşısında ezilen ince bir başak gibi titremeye başladım. O an çocukluğumun bittiğini anladım.

  3. 2 Temmuz 93. Gece yarısı. Telefon susmuyor. Ajanslardaki tanıdıklar gelişmeleri haber veriyor: Samah dönen 16 çocuk diri diri yandı. Sivas’ın aynı zamanda bir çocuk katliamı olduğunu anladım. Pencereyi açtım. Gökyüzünde yıldızlar göz kırpıyordu.

  4. Ertesi gün Cumhuriyet Gazetesi’nin manşeti: “Şeriatçılar Ayaklandı.” Altında kocaman puntolarda, “Ölenler arasında Nesimi Çimen ve Behçet Aysan var,” yazıyordu. Gerçekliği elime gazeteyi alınca anladım.

  5. Babamın dumandan boğulmuş gövdesi Sivas havaalanından kalkan askeri nakliye uçağına konuldu. Ankara’ya geldi. Cenaze hazırlıkları başladı. Annem, babamın cenazesinin Ankara Tabip Odası’nın önündeki törenin ardından Maltepe Cami’nden kalkmasını istedi. Dönemin valisi, evi aradı. “Olmaz!” dedi. Annem de sertçe yanıt verdi: “Madem kocamı koruyamadınız, şimdi benim dediğim olacak!” Annemin dediği oldu. Ama bu defa gözünde yaş değil kan pıhtısı vardı.



Fotoğraf: Eren Aysan ve babası Behçet Aysan


6-Başbağlar Katliamı oldu. Kalbimden bir kırmızı güvercin havalandı. Ölenlerin yanına kondu.

7-Ankara Uğur Mumcu cenazesinden sonra ikinci büyük cenaze konvoyuna tanıklık etti. Tanıdığım, tanımadığım bütün gözlerde gözyaşıyla direnç birleşiyordu. Ama babamı toprağa verdiğimiz ânı hâlâ hatırlamıyorum. 8-9 Temmuz günü babamın muayenehanesinde arkadaşları buluşacaktı. Biraz geç kaldım. Kapı ardına kadar açıktı. Şükrü abi (Erbaş) gözyaşları içinde Metin abinin (Altıok) öldüğünü söyledi. Yığıldım kaldım. Metin Abi’yi son görüşümü hatırladım. Her şey binlerce yıl uzaktı. Anılarım bile…

9-Kayseri DGM’de başlayan Sivas Davası güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya alındı. 21 Ekim 1993 günü başlanan duruşma salonuna alınmadık. Yaşanan keşmekeşte olaylar çıktı. Çok sayıda gözaltı vardı. Daha sonra yalnızca birinci dereceden müdahillerin alınacağı söylendi. Mahkeme salonuna girdiğimde oturdukları yerden şeriat propagandası yapan sanıkları gördüm. Dahası Adalet Bakanı Şevket Kazan onların avukatlığını üstlenmişti. O gün on altı yaşındaydım, adalete olan inancımı kaybettim. Ama hâlâ hukuktan başka bir yol bilmiyorum.

10-O yıl sanatın da hukuk gibi adalet dağıtan bir alan olduğu düşüncesiyle tiyatro eğitimi görmeye karar verdim. AÜ. DTCF Tiyatro Bölümü’nün özel yetenek sınavına girdiğim gün 2 Temmuz’un yıldönümüydü. Sınav salonuna “Sivas’ın Işığı Sönmeyecek!” sloganları geliyordu. Derin bir nefes aldım. Sınav bittiğinde dışarı çıktım. Bir delikanlı elinde babamın fotoğrafı yürüyordu. Gülümsedim. Beni kapıda Şükran Amca (Kurdakul) bekliyordu. Sınavın nasıl geçtiğini sordu. Ben de ona delikanlıyı gösterdim. 11-Madımak Oteli tadilattan geçti. Yerine bir kebap salonu açıldı. Hadi otelin kebap salonu yapılmasını geçtim de insanların orada nasıl yemek yiyebildiklerini hiç anlayamadım. Tam on sekiz yıl sonra orası bilim ve kültür merkezi oldu. 12-Duruşmalar olaylı geçmeye devam etti. Mahkeme heyetine defalarca sanıklar bozuk para fırlattı. Bir süre duruşmalara gitmeme kararı aldım. 13-Sivas’ın ikinci yıl dönümünde Foça’da Aziz Nesin’le birlikte konuşmacıydık. Sonra vedalaştık. Ertesi gün ölüm haberini aldım. İzmir’den cenazenin İstanbul’a gitmesi için yapılacak işlemlerin ortasında buldum kendimi. O gün bana babamın görünmez eli yardım etti. 14-Aynı zamanda babamın meslek örgütü olan Türk Tabipler Birliği tarafından Behçet Aysan Şiir Ödülü verilmeye başlandı. Süreçte ülkemizin kıymetli ödüllerinden biri olarak pek çok şairi Behçet’le buluşturdu. 15-Bir kış günü annemin bitmeyen baş ağrılarının kaynağı ortaya çıktı: Beyinde tümor. Böylece uzun süren tedavi süreci başladı. Bitmeyen ameliyatlar bize yaklaşık gelip gitmelerle üç yıldan fazla kalacağımız Amerika günlerini başlattı 16- Mayıs 2001’de aynı zamanda sözlük yazarı olan annem hayata gözlerini yumdu. Son gece, “Babamı neden bu kadar çok sevdin?” diye sordum ona. “Sen olsaydın, sen de severdin” dedi. Son konuşmalarımızdı. 17-Sivas Davası’nda sanıklar idamla yargılanıyordu. O dönemde idama karşı açılan imza kampanyasına destek verdim. 18-2001’de sanıkların hükümleri kesinleşti. Ancak yargılamalar bitmedi. Hem firari sanıkların ayrılan dosyaları sürüyordu hem de pişmanlık yasasının çıkmasının ardından çok sayıda hükümlü Sivas’ta örgütlü hareket edildiğine yönelik itiraflarda bulunmak için mahkemeye başvurdu. Hizbullah, İslami Hareket Teşkilatı, Kaplancılar gibi örgütlerin mensupları isimlerini vermelerine rağmen başvuruları reddedildi.

19-2009 yılında bir babalar günü etkinliğinde bu ülkede siyasi cinayetlerde yaşamının önü kesilen aileler bir araya geldi. Toplumsal Bellek Platformu çatısı altında birleştik. Üzülerek ne kadar geniş bir aile olduğumuzu anladık. 20-11 Şubat 2011’de TBP olarak siyasi cinayetlerde zamanaşımı olgusunun kaldırılması ve meclis araştırma komisyonuna işlerlik kazandırılması için TBMM’ne gittik. O gün orada pek çok partiyle görüştük. Bizim isteklerimiz doğrultusunda bugüne kadar sayısız soru önergesi verildi ve reddedildi. 21-Sivas Davası’nın zamanaşımına giden yoldaki duruşmaları başladı. Bu amaçla ikinci kere TBP olarak meclise gittik. Bu defa iktidar partisi bizi reddetti.

22-13 Mart 2013 zamanaşımı duruşmasında suçun insanlığa karşı işlendiği savı reddedildi. 23-Firari sanık Cafer Erçakmak karakola beş yüz metre ötesindeki evinde öldü. Yapılan otopside gelininden DNA örneği alındı. Buna benzer skandallarla dava süregeldi; Avukatımızın bürosunda sanıklar arandı, “Ahmet Dede” tahliye edildi. 24-Devlet Tiyatrosu’ndan Aralık 2016’da KHK ile açığa alındım. Çok kısa süre sonra yeniden işime döndüm. Kendimi tiyatroya ve yazıya verdim. Üniversitede öğrencilerimle buluşmaya devam ettim. Altı kitap kaleme aldım. 25-Üç yıl önce CHP Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Çubuk’ta gittiği bir şehit cenazesinde, bir kadının “yakın” çığlıkları arasında saldırıya uğradı. Bu süreçte kimi parti binalarına ve havaalanı apronlarına taşan lincin bir kere daha medeniyet kaybı olduğu ortaya çıktı. 26-Sivas ne ilkti, ne de son. Sivas’tan sonra da pek çok aydın cinayeti işlenmeye devam etti ülkemizde. Biz, daha önce acılardan geçmiş olanlar yeni cinayetlerin önlenmesinde başarısız kaldık. 27-Erzurum’da son seçim döneminde Ekrem İmamoğlu’na atılan taşların utancı altında ezildik. 28-Blok bir iktidar dönemi yaşadık. Kimi zaman umutlandık, kimi zaman umutsuzluğumuz en büyük yıkımımız oldu bize. Ama seçim sonrasında muhalefetin hiç bu kadar paramparça olduğu bir dönem görmedik. 29-Ülkenin aydınlarının ve sanatçılarının cezaevini mesken tuttuğu dönem bitmedi. 30-Bu yıl ilk defa babamın dizeleri müzikle kanatlandı. Ada Müzikten Behçet Aysan Şiirlerinden Şarkılar / Yanık Ağıt albumü çıktı. Bir sanatçının başkaca sanatçılar tarafından yorumlanmasının değerini sahiplendim.

Son olarak, benim için Sivas katliamı yaşamımı kuşatan büyük bir acı. Buna rağmen tek bir inancım var: “Zeytinlerin, limonların arasında bir yol”u biz kuracağız. Çünkü her şeye rağmen bu ülkeyi çok seviyoruz.



Kaynak: Cumhuriyet, 1 Temmuz 2023

47 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page