• HaberciGazete

Erzurumlu Emrah, Ceyhun Can, Mustafa E. Düzgünman, Süleyman Turan,Müşür K. Canpolat, Ufuk Güldemir



Bugün 10 Eylül. Erzurumlu Emrah, Ceyhun Can, Mustafa Esat Düzgünman, Süleyman Turan ve Müşür Kaya Canpolat'ın ölüm yıldönümleri.

10 Eylül aynı zamanda Ufuk Güldemir'in de doğum günü. BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla anıyoruz.

Erzurumlu Emrah kimdir?



Yaşamı üstüne yeterli bilgi yoktur. Erzurum yakınlarında Tanbura köyünde 1777 (1815-1820?)'de doğduğu sanılıyor. Halk ağzında dolaşan söylentilere göre, ilkin Erzurum'da medresede öğrenim gördü. Sevdiği, küçük Paşa'nın kızı bir ağanın oğluyla evlendirilince, çok üzüldü; sonra Sivas, Konya, Niğde, Tokat, Kastamonu illerinde geziye çıktı. Kastamonu'da Alişan Beyin sevgi ve yardımını kazandı. Uzun süre onun konağında kaldı. Evlendi. Beyin ölümüyle Kastamonu'dan ayrıldı. Sinop'u, Trabzon'u dolaştı. Karısının ölümüyle 1840'ta Sivas'tan şimdiki Tokat iline bağlı Niksar'a geçti. Yaşamının geri kalan yıllarını orada geçirdi. Çıraklarından Tokatlı Nuri'nin bir şiirinde belirttiği gibi, 1860 yılında öldü, mezarı/türbesi Niksar'dadır. Dertli ve Gevheri gibi Emrah da Divan ve tasavvuf geleneğine özenen ürünler de verdi, ama bunlarda gereken yetkinlik ve özgünlüğe kavuşamadı, koşuk düzeni aksak ve dili ağdalıydı. Fuzuli, Baki ve Nedim'in etkileri göze batıyordu. Asıl başarısını Halk geleneğini sürdüren heceyle söylediği şiirlerde gösterdi. Özellikle koşma ve semaileriyle halk arasında haklı bir üne erişti. Çevresindeki kimi şairleri (Tokatlı Nuri vb.) etkiledi. Fakat Ercişli Emrah'ın bazı şiirleri yanlışlıkla ona mal edildi. Erzurumlu Emrah'ın Eserleri: Divân-ı Emrah (1312/1916) XIX. Asır Saz şairlerinden Erzurumlu Emrah (Köprülü Mehmet Fuat, 1929), Âşık Emrah, Hayat ve Şiirleri (Murat Uraz, 1943), Erzurumlu Hayatı ve Şiirleri (Eflâtun Cem Guney-Çetin Güney, 1958) Erzurumlu Emrah'ın Şiirlerinden Örnekler KOŞMA Hazân ile geçti gülşeni bustan Eyler dertli bülbül zâr garip garip Haraba yüz tuttu bezmi gülistan Ağla şimdengeru var garip garip. Hançeri feleğin ucu ciğerde Gittikçe artıyor yara bu serde Diyarı gurbette tutuldum derde Gel tabip yaramı sar garip garip. Emrah bizim elin gonca gülleri Açılmıştır öter dost bülbülleri Ben sefil sergerdan gurbet elleri Gezeyim bir zaman yâr garip garip. TUTAM YÂR ELİNDEN TUTAM Tutam yâr elinden tutam Çıkam dağlara dağlara Olam bir yaralı bülbül İnem bağlara bağlara Birin bilir birin bilmez Bu dünya kimseye kalmaz Yâr ismini desem olmaz Düşer dillere dillere. Emrah eder bu günümdür Arşa çıkan tütünümdür Yâra gidecek günümdür Düşem yollara yollara.

Ceyhun Can kimdir?



1940'da Adana'nın Kozan ilçesinde doğdu. 1960 Yılında Adana Erkek Lisesini bitirdikten sonra askere gitti. Dönüşte İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde yüksek öğrenimini tamamladı. Türkiye İşçi Partisi'ne 1972 sonrası kurucularındandır. Ayrıca TİP’in Adana İl Başkanlığını yaptı. Maraş katliamı davasının müdahil avukatları arasında yer aldı . 10 Eylül 1979’da devlet içinde yuvalanan faşist çete tarafından yazıhanesinde öldürüldü. Toplumcu gerçekçi şairlerimizdendir. İlk şiirleri Adana’da yayımlanan Şölen ve 18 adlı dergilerde göründü. Sonraları Yelken, Ataç ve Dost dergilerinde yayımlandı. İkinci kitabı, Ceza Yasası’nın 142. maddesine aykırı görülerek toplatıldı ve kovuşturma açıldı. Yapıtları : Soy Savaşı (1966) Umut Devrimci Savaşta (1970)

Mustafa Esat Düzgünman kimdir?



ŞUBAT 1920’de İstanbul Üsküdar’da Sultantepe’de doğdu. Babası, aynı semtteki Abdülbâki Efendi ve Aziz Mahmud Hüdâyî Camilerinin imamlığını yapan Saim Efendi’dir. İlk tahsilini tamamladıktan sonra babasının Üsküdar çarşısındaki aktar dükkânında çalışmaya başladı. 1938 yılında, annesinin dayısı hattat Necmeddin Okyay onu, hocalık yaptığı Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin Türk Tezyinî Sanatları Bölümü’ne kaydettirdi. Burada Necmeddin Okyay’dan eski tarz cilt ve ebru öğrenerek kısa zamanda kabiliyetiyle dikkati çekti, diğer kıymetli hocalardan da faydalandı. Ancak hayat şartları sebebiyle bir müddet sonra okuldan ayrılarak tekrar baba mesleği olan aktarlığa döndü. Vefatına kadar titizlikle sürdürdüğü bu meslekte işinin ehli güvenilir bir esnaf olarak tanındı.

Akademi’deki talebeliği yıllarında “şemse” denilen klasik cildin güzel örneklerini imal eden Düzgünman, bir müddet sonra o sırada taliplisi çok az bulunan bu sanatı da terketmek zorunda kaldı. Özellikle 1957’den itibaren daha fazla zaman ayırdığı ebruculukla meşguliyetini ise ölümüne kadar sürdürmüştür.

Çeşitli konularda yeniliğe açık olduğu halde ebru sanatında klasik anlayışa sımsıkı bağlı kalan ve bu hususta modern uygulamalara iltifat etmeyen Düzgünman, ebruculukta kendisini geçtiğini söyleyen hocası Necmeddin Okyay’ın bu sanata kazandırdığı çiçekli ebru çeşitlerine papatyayı eklemiş, ayrıca çiçek şekillerini de ıslah etmiştir. 1940’ta başlayıp ölümüne kadar elli yıl süren ebruculuğu sırasında, 1967’den itibaren çeşitli sergiler açan ve bazı sergilere katılan Düzgünman, hem eserleriyle hem de yetiştirdiği öğrencileriyle bu sanatın tanınmasına ve yayılmasına hizmet ederek son otuzbeş yılın ebruculuğuna adeta damgasını vurmuş bir sanatkardır.

Mustafa Düzgünman, ebru sanatı dışında dinî mûsikiyle de meşgul olmuş ve tasavvuf zevkini, Hafız Eşref Ede’den almıştır. Muzıka-i Hümâyun’da yetiştiği için “Mızıkalı” lakabıyla anılan Hafız Muhittin Tanık, Üsküdar’daki Çarşamba Rifâî Dergâhı şeyhi Hayrullah Tâcettin Yalım ve Üsküdar Rifâî Âsitânesi şeyhi Hüsnü Sarıer gibi kıymetli hocalardan istifade etmiştir.

Aziz Mahmud Hüdâyî Camii’nde uzun yıllar cuma günleri iç ezan ve teravih namazı aralarında ilahi okuyuşuyla iyi bir icracı olarak da tanınan Düzgünman’ın, bir kısmının güftesi de kendisine ait olmak üzere değişik makamlarda bestelediği yirmi kadar ilâhisi vardır. Onun bestekârlık tarafını gösteren ve son yılların dinî mûsiki repertuvarı açısından ayrı bir önem taşıyan bu ilahiler, vefatından önce yakın arkadaşı neyzen Niyazi Sayın tarafından notaya alınarak tesbit edilmiştir. Ayrıca vaktiyle meşkettiği dinî eserleri son zamanlarında banda okuyarak tesbit edilmelerini sağlamıştır.

1953’ten 1979’a kadar yirmialtı yıl müddetle Aziz Mahmud Hüdâyî Dergâhı’nın türbedarliğını yapan Düzgünman, halk ağzıyla koşma tarzında şiirler de yazmıştır. Bunlar arasında, ebrunun tarihçesi, özellikleri ve mahiyetini anlatan yirmi kıtalık “EBRUNAME” en tanınmışıdır.

Kıymetli tesbihler, yazı levhaları, kendi ebruları, şemse tarzında yaptığı kitap kapları, kutu ve çerçevelerden oluşan koleksiyonu halen ailesinde bulunmaktadır. Ayrıca eski tarz körüklü fotoğraf makinasıyla 1000’e yakın hat örneğini emüsyonlu cama tesbit etmiş, bazıları “Kalem Güzeli” (Ankara,1981) ve “İslam Mirasında Hat Sanatı” ( İstanbul, 1993 ) adlı eserlerde yer alan bu fotoğraf camlarının asılları, daha sonra kendisi tarafından Türkpetrol Vakfı’na hediye edilmiştir. 12 Eylül 1990 Çarşamba günü vefat eden Mustafa Düzgünman’ın kabri, Karacaahmet Mezarlığı’ndadır.

Süleyman Turan kimdir?



Türk sinemasının önemli aktörlerinden Süleyman Turan'ın hayatı hakkında hayatına dair bilgiler merak ediliyor. Süleyman Turan 19 Kasım 1936 yılında İstanbul’un Kadıköy semtinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kadıköy’de tamamladı. Haydarpaşa Lisesi’nde okudu. Peki Süleyman Turan kimdir? İşte ünlü oyuncunun hayatına dair bilgiler Sanat hayatına tiyatro ile başlayan Süleyman Turan, bir dönem dergi ressamı olarak çalıştı. Filmlerin dışında uzun zaman karikatür ve resim yaptı. Çizimleri uzun zaman “Akbaba” dergisinde yayımlandı. Akşam gazetesinde çizgi roman çizmeye başladı. Afişler, kitap kapakları hazırladı. Senaryolarını da kendisinin yazdığı çizgi roman ressamlığına Sabah gazetesinde devam etti. 1963 yılında bir derginin açtığı yarışmayı kazanarak sinemada yer aldı. Genellikle 'esas oğlan'ın sadık dostu rollerinde, sevecen tiplemesiyle başarılı olup beğeni kazanmıştır. Süleyman Turan, üç film senaryosu yazmış, çeşitli sinema filmleri ve dizilerde rol almıştır. Süleyman Turan 19 Kasım 1936 yılında İstanbul’un Kadıköy semtinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kadıköy’de tamamladı. Haydarpaşa Lisesi’nde okudu. İstanbul Üniversitesi İngiliz Filolojisi bölümüne başladı. Üçüncü sınıfta okulu bırakarak askere gitti. Gönüllü olarak Kore Savaşı’na katıldı. NATO askerleri arasında düzenlenen tiyatro yarışmasında birincilik kazandı. 1963 yılında Ses dergisinin düzenlediği yarışmayı kazanarak Sayın Bayan (1963) filmi ile sinemaya adım attı. 1971 senesinde Yılmaz Güney’in yönettiği Yarın Son Gündür filmindeki rolü ile 9. Antalya Film Şenliği’nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünün sahibi oldu. Bir sene sonra Güllü (1972) filmindeki performansı ile Antalya Film Festivali’nde En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü kazandı. Yeşilçam’ın darboğaza girdiği yıllarda dergi ressamlığı yaptı. Karikatürleri Akbaba adlı mizah dergisinde uzun süre yayınlandı. On beş yıl boyunca Sabah gazetesinde çizgiroman çizdi. 2003 yılında Antalya Altın Portakal Film Festivali tarafından Yaşam Boyu Onur Ödülü’ne layık görüldü. Çeşitli televizyon dizilerinde rol alan Turan, son olarak Cemal Şan’ın Sonsuz (2009) filminde oynadı.

Tiyatro ve sinemaya karşı aşırı bir ilgisi vardır. İngiliz filolojisinde okurken her gece Gürdal Onur adlı arkadaşının oynadığı tiyatronun kulisine takılmaktadır. Sürekli gidip geldiği bu yer, ünlü tiyatro sanatçısı Saim Alpago’nun kurduğu özel tiyatrodur. O kadar sık gider ki oyunu adeta ezberlemiştir. Bir gün Selim Naşit tiyatroya gelmeyince onun oynadığı rolü alır. 1962′de Tiyatroya başlar. “Harput’ta Bir Amerikalı” oyununda başrol bile oynadı. 1963 yılında Ses dergisinin açtığı yarışmayı kazanarak sinemaya adım attı. Aynı yarışmada o yıl Ajda Pekkan ve Ediz Hun birinci seçilerek sinemaya adım atmışlardır. Bu sırada Kemal filmdeki bir yetkili onun soyadını çok uzun bulur ve Başturan’ı Turan olarak değiştirir. “Sayın Bayan” filmi ile Türk sinemasına adım atar. Oldukça küçük bir roldür bu. Sonraki filmi “Koçum Benim”’de ise koca bir rolü vardır. Bu filmde Türk sinemasının kralı Ayhan Işık ile beraber oynar. Genellikle ‘esas oğlan’ın sadık dostu rollerinde, sevecen tiplemesiyle başarılı olup beğeni kazanmıştır. 1970 senesinde “Dikkat Kan Aranıyor” adlı filmde Ekrem Bora ile rolleri paylaşmış, akıl hastanesinden kaçan deli rolü ile olağanüstü bir performans göstermiştir. 1971 senesinde Yılmaz Güney ile “Yarın Son Gündür” adlı filmi çevirir. Bu filmdeki rolü ile de 9. Antalya Film Şenliğinde en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü alır. 1972 yılında Antalya Film Festivalinde, “Güllü” ile en iyi yardımcı erkek oyuncu ödüllerini almıştır.

70′li yıllarda Türk sinemasıbirkaç sene sinemadan uzaklaşarak çizgi-roman ve senaryo yazarlığı yaptı. Bu sırada TRT’den gelen bir teklifi değerlendirir ve sesli çekilen ilk dizi filmlerden biri olan “Sarıpınar 1914″ de oynar. Üç tane de film senaryosu yazmıştır. Bunlar; Dönme Dolap (Sinema Filmi)1983, Baş Belası (Sinema Filmi)1982, Sevgili Dayım (Sinema Filmi)1977 filmleridir.


Müşür Kaya Canpolat kimdir?



Hukukçu, siyasetçi, aktivist, şair (D. 1932, Kadirli / Adana - Ö. 10 Eylül 2019, İstanbul). Adana Lisesi, İstanbul Hukuk Fakültesi mezunudur. 1965’te Türkiye İşçi Partisine katıldı. DİSK’te, Baro’da, Barış Derneğinde eylemlerin ön saflarında yer aldı. DİSK, Maden İş gibi sendikaların avukatlığını yaptı.

İlk kez Adana’da yayımlanan Bugün ve Yeni Adana gazetelerinin sanat sayfalarında şiir yayımladı. Daha sonra şiirleri, Varlık, Edebiyat, Yazko Edebiyat, Toprak, Sorun, Anadolu Ekini, Karşı, Gurbet, Gençlik, Orkun, Havan, Fikirler dergilerinde, Varlık Şiirleri Antolojisi’nde, Genç Şairler Antolojisi’nde, Yunus Emre Şiirleri Antolojisi’nde yayımlandı. Şiirlerinin bir bölümünü 1991’de Sevgi Halleri adlı ilk kitabında topladı.

Vefatı:

Müşür Kaya Canpolat, 10 Eylül 2019 Salı günü İstanbul’da hayatını kaybetti. Canpolat'ın cenazesi, 11 Eylül 2019 Çarşamba günü Bağlarbaşı İlahiyat Fakültesi Camisi'nde kılınan ikindi namazının ardından Kalearkası Anadolu Kavağı Mezarlığında defnedildi

Ödülleri

İstanbul Barosu'nun “Yaşam Boyu Onur Ödülü”nü aldı.

Müşür Kaya Canpolat İçin Ne Dediler?

“Canpolat şairden çok şeyler istiyor ve bekliyor! Bunu yapamayan şiir yazmasın mı ister? Sanmam. Canpolat, her türlü şiiri sever, Haşimi de, Yahya Kemal’i de, Nâzım’ı da, Dağlarca’yı da, Anday’ı da, Yavuz’u da... Ama onun özlediği şair bir çeşit ‘kâhin’ olmalı... Olabilmeli... Demek ki ‘şair’i bir çeşit üstün insan, bir çeşit peygamber, bir çeşit veli gibi görüyor. Öyle olsun istiyor. Ne denir böyle bir özleme? Karşı da çıkılmaz, olsa olsa yanında yer alınır böyle bir özlemin... Pek büyük umut olmasa da!” (Oktay Akbal)

**

Bir söyleşisinde şiir ve avukatlık ilişkisini şu sözlerle açıklamıştı:

“Avukatlık dönemimde yer yer şiirle baş başa kalmakla beraber, şiirden uzak bir havada bürodaki işler bastırmaya başladı.

Aynı zamanda devrimci mücadelenin içinde yer alan bir avukat olduğum için bir taraftan hukuk mücadelesiyle adliyelerde, bir yandan edebiyatın içinde… Daha önce bir yerde söylediğim gibi şiiri ben avukatlığın elinden zor kurtarabildim, kısmen kurtarabildim.”

KAYNAKÇA: Vedat Yazıcı / Sözümüz Şairlerden Şiirlerden (1997). İhsan Işık / Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2007, 2009).

Doğum günü: Ufuk Güldemir kimdir?



10 Eylül 1956 tarihinde Elazığ’da doğdu. Gazeteciliğe 1974 yılında Başkent ve Son Havadis gazetelerinde foto muhabiri olarak başladı. Daha sonra Dünya gazetesine geçti. Parlamento muhabirliği yaptı. Türk Haberler Ajansı ve Cumhuriyet gazetesinde çalıştı. Diplomasi muhabiri olarak görev yaptı. 1987 yılında Cumhuriyet Gazetesi Washington temsilciliğine atandı. 5 yıl kaldığı Washington’da çok sayıda büyük habere imza attı. 1992 yılında Amerika’dan döndü. Özel televizyonların yeni açılması üzerine Star Televizyonu Haber Müdürlüğü'ne getirildi. Televizyon haberlerindeki TRT üslubunu değiştirdi. Star'dan Tv’ye haber genel yayın yönetmeni olarak geçti. 1995 yılında Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü görevine geldi. Daha sonra Sabah Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü görevinde bulundu. Sabah’tan ayrıldığında profesyonel çalışma hayatına noktayı koydu. 1999 yılı Kasım ayında Türkiye’nin ilk internet haber portalı haberturk.com’u kurdu. 2001 yılında Habertürk Tv ve Habertürk Radyo’yu kurdu. Basın Şeref Kartı sahibiydi. Dünyanın sayılı trofe avcıları arasındaydı. Türkiye’nin ilk avcılık ve balıkçılık kanalı olan Yaban Tv’yi yayına başlattı. Bülent Dikmener Gazetecilik ödülü başta olmak üzere çok sayıda ulusal ve uluslararası ödülün sahibi. Uzun süre verdiği kanser mücadelesine yenik düştü. 10 Haziran 2007 tarihinde İstanbul'da vefat etti. ESERLERİ: Kanat Operasyonu, Teksas Malatya ve Çevik Kuvvet’in Gölgesi’nde isimli kitaplarında yazarıydı

18 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör