• HaberciGazete

Fatih Sultan Mehmet, Ecvet Güresin, Mehmet Keskinoğlu, Zeki Kocamemi, Jale Derviş


Bugün 3 Mayıs. Fatih Sultan Mehmet, Ecvet Güresin, Mehmet Keskinoğlu, Zeki Kocamemi, Jale Derviş'in ölüm yıldönümleri.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla anıyoruz.


Fatih Sultan Mehmet kimdir?

Fatih Sultan Mehmet Kimdir?

II. Mehmed yani Fatih Sultan Mehmed Osmanlı İmparatorluğu'nun 7. padişahıdır. 21 yaşında İstanbul'u fethederek adını tarihe altın harflerle yazdırdı. Zekası ile birçoğunu kendine hayran bırakan Fatih Sultan Mehmet'in Arapça ve Farsça'nın yanı sıra Latince, Yunanca ve İtalyanca biliyordu. Peki Fatih Sultan Mehmet'in babası ve annesi kimdi? İşte çocukları, eşleri ve hayatı... Fatih Sultan Mehmet, babasının ölümü ile tahttaki yerini çok genç yaşta aldı. Babası Sultan II. Murad, annesi Huma Hatun'du. 1451 yılında Osmanlı'nın başına geçen II. Mehmed, 1453'te İstanbul fethetti. Mehmed fethin ilk günü öğleden sonra şehre girdi ve Ayasofya’ya giderek namaz kıldı. Fatih Sultan Mehmet askeri başarılarının yanı sıra üniversite anlamında Osmanlı tarihinde ve dünya tarihinde bilinen en eski eğitim kurumlarından olan Sahn-ı Seman’ı kurmuştur. İşte Fatih Sultan Mehmet'in hayatı ve ölümü...Fatih Sultan Mehmet Kimdir?

Hayatı II. Mehmed 30 Mart 1432 yılında Edirne'de dünyaya geldi. Babası Sultan II. Murad, annesi gayrimüslim bir köle olan Huma Hatun'dur. Mehmet'in devlet görebleri çok erken yaşta başladı. Ağabeyi Ahmed'in ölümünden sonra 6 yaşındayken Amasya'da Rum sancakbeyi oldu. Özel eğitim alan Mehmet'in hocalarından biri de Molla Gürani idi. Fatih Sultan Mehmet'in Arapça ve Farsça'nın yanı sıra Latince, Yunanca ve İtalyanca biliyordu. Tahta Çıkışı İlk olarak 1444-46 yılları arasında kısa bir dönem tahta çıktı. Babası II. Murad, 3 Şubat 1451 günü öldü ve Mehmet, ikinci kez yirmi yaşında tahta çıktı. Çandarlı Halil Paşa’yı sadrazamlık makamında tuttu. (Çandarlı Halil Paşa, 1439-1453 tarihleri arasında sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır.) Mehmed ciddi iç ve dış krizlerle karşı karşıya kaldı. Karamanlılar ayaklanma başlattılar. Mehmed bu isyanı başvurduktan sonra İstanbul için harekete geçti İstanbul'un Fethi 1451'te Sultan Mehmet, 'Boğazkesen' denilen Rumeli Hisarı'nın inşa emrini vererek, İstanbul kuşatmasının hazırlıklarına başladı. 6 Nisan da başlayan kuşatma tam 53 gün sürdü. 29 Mayıs 1453'te İstanbul fethedildi. Mehmed fethin ilk günü öğleden sonra şehre girdi ve Ayasofya’ya giderek namaz kıldı. Sultan Mehmet İstanbul'un fethinden hemen sonra Çandarlı Halil Paşa’yı idam ettirdi.Fatih Sultan Mehmet'in Askeri Başarıları

* İstanbul zaferi ile güçlünen Osmanlı Devleti, hıristiyan birliğini bozmak için Avrupa'ya birçok sefer düzenledi. Kırım Hanlığı'nı Osmanlı hakimiyeti altına aldı. * Bosna'ya sefer düzenleyerek Bosna Sancakbeyliğini oluşturdu. Osmanlı yönetiminin dini özgürlük tanıması ve ılımlı yaklaşımından etkilenen Bosnanılar Müslümanlığı benimsediler. (Müslümanlığı benimseyen Bosnalılara Boşnak deniyor.) * Fatih Sultan Mehmet, Eflak ve Boğdan'a seferler düzenledi. Fatih'in bizzat başında olduğu Osmanlı kuvvetleri Boğdan ordusunu büyük bir bozguna uğrattı. * 1461’de Trabzon İmparatorluğu'nun başkenti Trabzon’u ele geçirdi ve bu devletin varlığına son verdi. * Akkoyunlular’la ittifak kuran Karamanoğulları Beyliği'ne karşı Fatih Sultan Mehmed Konya'yı ele geçirdi. Konya o dönemde Karamanoğullarının başkentiydi. 1474 yılında Karamanoğulları Beyliği tamamen ortadan kaldırıldı. Ölümü 30 yıl hükümdarlık yapan Fatih Sultan Mehmet 1481 yılında Anadolu'ya doğru bir sefere çıktığında bir ordugahta hayatını kaybetti. Ölüm nedeni gut hastalığı gösterilse de zehirlendiği de söylenmektedir. Fatih Sultan Mehmed, Fatih Camii’ndeki türbesinde yatmaktadır Kanuni Sultan Süleyman'ın Eşleri Kimlerdi? Emine Gülbahar Hatun Gülşah Hatun Hatice Hatun Sitti Mükrime Hatun Çiçek Hatun Kanuni'nin Çocukları II. Bayezid (Babasından sonra tahta geçti) Şehzade Mustafa Cem Sultan Gevherhan Sultan



Ecvet Güresin kimdir?



Gazeteci-yazar, siyaset adamı (D. 1919, İstanbul- Ö. 3 Mayıs 1975). İstanbul Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu (1942) mezunu. 1939’da Son Posta gazetesinde başladığı gazetecilik hayatını Yeni Sabah, Vatan, Yeni Gazete’de sürdürdü. Bu gazetelerde, muhabirlik, istihbarat şefliği, sekreterlik, sorumlu müdürlük ve Ankara temsilciliği görevlerinde bulundu. 1950 yılına kadar yurdun çeşitli yerlerinde ortaokul ve lise öğretmenliği yaptı. Cumhuriyet gazetesinde yazarlık ve genel yayın müdürlüğü (1963-70), Hürriyet’te başyazarlık yaptı (1970-75). Ankara Gazeteciler Cemiyetine iki dönem başkanlık etti. Ankara Gazeteciler Sendikasının kurucuları arasında yer aldı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Gazetecilik Enstitüsü'nde gazetecilik tekniği dersleri verdi. 1974’te Cumhurbaşkanlığı kontenjanından senatörlüğe seçildi. Evli ve bir kız çocuğu babasıydı. 31 Mart İsyanı (1969) adlı bir eseri vardır.


Mehmet Keskinoğlu kimdir?



(d. 25 Mart 1945 - ö. 3 Mayıs 2002), Türk tiyatro, sinema, seslendirme sanatçısı ve şairdir.

Saint-Joseph Fransız Lisesi sonra Ankara Devlet Konservatuarına devam etmiş, daha sonra Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölüm'ünden mezun olmuştur. Mimar Sinan Üniversitesinde Tiyatro masteri yapmıştır. Ankara Sanat Tiyatrosu, Dostlar Tiyatrosu, Kenter Tiyatrosu, İstanbul Şehir Tiyatroları gibi topluluklarda çalışan sanatçı, TRT'de Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz adlı dizide (1973) başrol oynadı. AST'ta Güner Sümer döneminde yönetmen yardımcılığı ve dramaturgluk görevinde bulundu. 1974 yılında TRT Şiir ödülünü kazandı. Reşat Nuri Güntekin'in kızı Ela Güntekin ile evliydi. Üzüm ve Su adında 2 kızları vardı. Sevgi Soysal, Yürümek adlı romanındaki Ela karakterini ondan esinlenerek yarattı.

Filmografisi
  • Eltiler - 1997 (dizi)

  • Yağmur Beklerken - 1992

  • Şöhret Budalası - 1975 (film)

  • Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz - 1973 (dizi)

  • Açlık - 1974 (film)

  • Aç Gözünü Mehmet - 1974 (film)

Zeki Kocamemi kimdir?



(d. 1900, Fatih, İstanbul - ö. 3 Mayıs 1959), Türk ressam.

İlköğrenimini Hadika-i Meşferet Mektebi’nde tamamladı. Ortaöğreniminin ardından 1916 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi’ne kaydoldu. Önce Hikmet Onat daha sonra İbrahim Çallı’nın öğrencisi oldu. 1918’de askere gitmek zorunda kalınca öğrenimine bir süre ara verdi. 1919’da okula geri döndü ve 1922 yılında mezun oldu. Akademi’de öğrenci olduğu sırada 2. Galatasaray Sergisi’ne katılarak; hocalarıyla birlikte eserlerini sergileme olanağı buldu. Yeni Resim Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer alarak; ileride kurulacak olan Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliğinin de ilk temellerini attı. Ancak, Cumhuriyet ruhunun heyecanını yansıtan ve sanat ortamına farklı bir soluk kazandırmayı amaçlayan bu girişim tek bir sergiyle sınırlı kaldı. Topluluk üyelerinin her birinin burslu olarak yurt dışına gitmesiyle son buldu.

1922 yılı Aralık ayında, Türk Ocağı’nın sanatçıya vermiş olduğu bursla Münih’e gitti. Ondan birkaç ay önce Münih’e giden Ali Avni Çelebi, Ratip Aşir Acudoğlu ve Kenan Yontunç’un yaptığı gibi, ilk olarak Heinemann’ın özel atölyesinde resim dersleri almaya başladı, yaklaşık bir yıl sonra Münih Güzel Sanatlar Akademisi’nin sınavlarına katılıp, başarısız olunca bu kez Hans Hofmann’ın özel atölyesinde resim dersleri almaya başladı. Sanat eğitimine Münih’te başlayan Hans Hofmann, modern akımların çeşitlenip biçimlendiği 20. yüzyılın ilk yıllarında Paris’e yerleşti. Henri Matisse ve Robert Delaunay’in sanatlarından etkilenen ressam kübist ve dışavurumcu anlayışta eserler üretti. Sanatçının Hofmann atölyesinde gerçekleştirdiği Saksılı Tabure, Poz Veren Çıplak ve Otakçılar adlı çalışmalarından başka, bugün Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul Devlet Resim Heykel Müzesi koleksiyonlarında bulunan 1926 tarihli “Gazete Okuyan Çıplak”” adlı deseni de büyük olasılıkla bu dönem çalışmalarının bir örneğidir. Kübist ve heykelsi anlayışıyla bu desen, Kocamemi’nin nü konusuna ilgisinin de ilk örnekleri arasında yer almaktadır.



1928 yılında Trabzon Lisesi’nde resim öğretmenliğine atanan Zeki Kocamemi, yaklaşık bir yıl bu görevde kaldı. Onun lise öğretmenliği döneminde öğrencisi olma şansını yakalayan Bedri Rahmi Eyüpoğlu, hocasıyla ilgili anılarını şöyle ifade etmektedir: Hiç unutmam Kocamemi ilk derse bir Cezanne kitabı ile girdi. Bize birkaç reprodüksyon göstererek: ‘Bakın çocuklar nasıl dönüyor.’ dedi. Bize ünlü Fransız ressamının anlayışını (çepeçevre dönüyor) diyerek anlatmak istiyordu. Bununla ne demek istediğini daha sonra, lise son sınıf öğrencilerinin oynadıkları Eşber Piyesi için yaptığı dekorları görünce anladık. Tiyatro dekorlarının bel kemiğini kuran kale, burçlar, ağaçlar fırıl fırıl dönüyorlardı. Kocamemi’nin fırçasından çıkan bütün nesnelerin önü, yanları, üstü arkası vardı. Tümü de boşlukta tüm ağırlıklarıyla yer alıyorlardı. Resimde dört başı mamur heykel anlayışına bundan daha güzel örnek olamazdı.

Sanatçı, Yurt Gezileri kapsamında 1938 yılında Rize’ye gitti ve daha sonra, yurt gezileri neticesinde toplanan eserlerin Anadolu’da dolaştırılması nedeniyle 1944 yılında Konya'yı ziyaret etti. Bu dönemde yaptığı Rize’de Çay Ziraati adlı resmi, teknik olarak daha çok Cezanne’ın peyzajlarını anımsatmaktadır.

Zeki Kocamemi, Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği ile katıldığı I.Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde ise Atatürk’ün Cenaze Töreni ya da (Atatürk’ün Naşı’nın Gülhane Parkı’ndan Sarayburnu’na Götürülüşü) adlı resmiyle birincilik ödülü aldı. Bu resim, Mekkare Erleri ile karşılaştırıldığında daha klasik bir etki bırakmaktadır. Arka planda manzara ile perspektifin verilişi ve mekanın kurgulanışı 15. yüzyıl Rönesans sanatçılarının resimlerini anımsatmaktadır.

Müstakiller ile birlikte pek çok sergiye katılan sanatçı, 1947 yılında D Grubu’na katıldı. 1951’den 1959’a dek resim yapmaya ara veren sanatçı, ölümünden bir süre önce yeniden resme başladı ancak, 3 Mayıs 1959 yılında ani bir rahatsızlık sonucu hayatını kaybetti.


Jale Derviş kimdir?



(1914, Lefkoşa – 3 Mayıs 2012),

Lefkoşa doğumlu Jale Derviş, Hakim Mehmet Derviş’in kızıdır. Ülkemizde “piyano ve müzik hocalarının hocası” olarak anılan Derviş, çok sesli, çağdaş klasik müziğin toplum içinde yayılması ve sevilmesine büyük katkılarıyla tanınıyor. Derviş, 9 yaşında Lefkoşa’daki St. Joseph Fransız Okulu’na girdi ve ilk piyano derslerini de o yıllarda Bayan Agathi adındaki müzik ve piyano hocasından aldı. Altı yıl bu okulda öğrenim gören Derviş, müzik yeteneğiyle daha o yıllarda dikkatleri üzerine topladı. Müziğe yeteneği herkesi şaşırttı O dönemde henüz çocuk olan Jale Derviş, annesi, babası ve ağabeyi merhum Hakim Vedat Derviş Bey ile gemi yolculuğuna çıkar… İlk durak İstanbul’dur... Burada üç gün kaldıktan sonra yine gemiyle Napoli’ye giden Derviş, ailesiyle Paris'e gider ve trenle Londra’ya ulaşır. Ağabeyi Vedat Bey hukuk öğrenimine başlarken, Jale Derviş de bir yıl Londra’da kalıp lisan öğrendi. Derviş, İngiltere’de Milton Private School'a girer ve müzik aşkı burada başlar. Jale Derviş’in babası Hakim Derviş Bey, zengin bir adam değildi. Bu gün olduğu gibi o yıllarda da İngiltere’de yüksek öğrenim büyük paralar gerektiriyordu. Yoğun gayret sarfediyordu Jale Derviş’in hocaları ondaki müzik yeteneğini görüp, babasından okula iki yıl daha devam etmesini istedi. Derviş, hem küçük sınıflara ders veriyor, maaş alıyor hem de kendi yüksek öğrenimini tamamlamak için büyük gayret sarf ediyordu. İngiltere’de yüksek öğrenim gördüğü yıllarda Kıbrıs’a hiç gelmeyen Derviş ve ağabeyini, anne ve babası ancak iki yıldan sonra ziyaret etti. Derviş, Kıbrıs’a döndükten sonra ciddi çalışmalara başladı... Piyano resitalleri veren Derviş, British Council’ın düzenlediği bir konsere katıldı, özel piyano dersleri vermeye başladı ve öğretmenlik yaptı. Çocukları da onu örnek aldı Jale Derviş, Mehmet Ratip Şevket beyle evlendi. Kızı Sümer ve oğlu Arman da tıpkı anneleri gibi müziğin içinde doğdu. Kızı Sümer, müzik öğretmenliği mesleğini seçti. Jale Derviş’in oğlu ise piyanist besteci olarak çalışmalarını sürdürmeye başladı. 1946’da Victoria Kız Lisesi olarak bilinen okulda öğretmenliğe başlayan Derviş, emekli olduğu 1973 yılına kadar bu okulda kaldı. Bu öğretmenlik yıllarında Jale Derviş, müzik alanında adeta devrim yaptı. Çok sesli klasik çağdaş müziği ilk olarak öğrencilerine daha sonra da topluma aşılayan Derviş, klasik müziği sevdirdi. Jale Derviş, koro çalışmalarında da büyük atılımlar yaparak tüm Kıbrıs’ın beğenisini kazandı. 1950’li yılların sonlarına doğru gerçekleştirilen koro çalışmalarında kız ve erkek lisesinden karma koro oluşturan Derviş, besteci Kemal Gündüz’ün Namık Kemal kantatını (çok sesli) sahneye koydu. 98 yaşında hayatını kaybetti Derviş’in tüm öğrencilerinin katıldığı, her yıl düzenlenen konserler çok sevilen tatlı anılarla dopdolu bir sanat olayı olarak Kıbrıs Türk toplumunun müzik tarihi içinde önemli bir yer aldı.


Kıbrıs Gazetesi/Serkan Soyalan

22 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör