top of page
  • Yazarın fotoğrafıHaberciGazete

Gözüm Üstünüzde-4: Dört kelimelik tehdit: 'Ya servet, ya...'



(Korkut Akın'ın gazeteciliğimin-yazarlığımın 50. yılını aşmam nedeniyle hazırladığı Yitik Umutların Gece Bekçisi Alâettin Bahçekapılı kitap setinin 2. cildinde yer alan Ataşehir'de çevre ve imar savaşımına ilişkin nehir söyleşi sürüyor)


-Bu arada benim “cenahımda” iki gelişme yaşandı. İkisi de ilk kez, burada, bu profesyonel anlamda gazeteciliğimin 50. yılını aşmam nedeniyle yapılan nehir söyleşide yazıya geçecek. Şimdiye değin bu iki konuyu yazıya geçirmememin nedenini önceden söyleyeyim: Daha önce dile getirdim mi bilmiyorum, bazı işler “rağmen” yapılır: Zamansızlığa rağmen, parasızlığa rağmen, ilgisizliğe rağmen ve (karının-kocanın, evlatlarının, sevdiğin kişiler bağlamında) çevrendekilerin karşı çıkmasına rağmen. Bu, en çok da gönüllü çalışmanın esas olduğu STK’lerde böyledir.

Bir gün, Kadıköy Halitağa Caddesi’nin son binasındaki büromda yalnızım. Apartmanın en üst katındayız. Çalışma arkadaşım Arzu (Eske) yiyecek bir şeyler almaya mı çıktı ne? Hemen geleceği için de kapıyı açık bıraktı.

Birden “selamun aleyküm” diyerek biri girdi içeri…

Baktım, siyah takım elbiseli, beyaz gömlekli, siyah, sivriburun ayakkabılarının topuğuna basmış bir adam. Benim boyumda. Masaya yaklaştı. Ben yerimden kalkmadan selamını aldım.

Elimle koltuğu gösterdim, oturması için. Oturmadı:

“Size dört kelimelik bir teklif getirdim.”

İşaret parmağını da sallıyor bana doğru.

“Dinliyorum” dedim.

“Malum iş için teklifimiz şudur: Ya servet…”

“Eeeee?”

“…ya ceset.”

Elimi masanın altından dolandırarak arkama (bu arada masanın altındaki boş plastik su şişesine de bastım, cıtırt diye bir ses çıktı), belime götürdüm ve yerimden kalktım. Adam iki adım geri çekildi.

Ya servet, ya ceset! Öyle mi?”

“Öyle.”

Sinirim tepeme fırladı:

“Bak arkadaş, benim servete ihtiyacım yok, boğazımdan emeksiz lokma geçmez, seni gönderenlere git de ki, öteki dediğini yaptırmazlarsa şerefsizdirler. Çık dışarı şimdi.”

Adam yumurta topukları üzerinde döndü, çıktı. Arkasından kapıyı çarptım.

-Vay canına sayın seyirciler.

-Adamın arkasından baktım pencereden. Tren köprüsüne doğru yürüdü, sağa döndü, görüş alanımdan çıktı. Koltuğuma oturdum, o zaman atlattığım tehlikenin ayırdına vardım… Korktum…

-Tabii korkacaksın. Korku, insanı sağlıklı tutan, yaşamda kalabilmesine yardımcı olan bir duygudur. Kimde okudum bilmiyorum: Korku öncelikle, hem kendi kendimiz, hem de çevremizdeki insanlar için sağduyulu ve itinalı olma yetisini kazandırır bize. Sen “sağduyulu ve itinalı” davranmadın bana göre, büyük tehlike atlatmışsın…

-Soğukkanlı davrandığımı sanıyordum; ancak masanın altından bir şey alıyor gibi yapmak, sağ kolumu arkamda tutmak gibi hareketlerin karşı tarafı kışkırtabileceğini sonradan düşündüm… Tehdit etmeye gelenin boş olmayacağını da düşünmek gerekiyordu. Neyse, ucuz atlattım.

-Psikologların bu konuda söyledikleri şudur: “Makul bir ölçüde gerçek korku hissine sahip olmak önemlidir. Bu korkunun dozu, risk taşıyan bir olayda hazırlıksız yakalanmayacak kadar yeterli olmalı, ancak tepki gösteremeyecek kadar da („korkudan donakalma“) fazla olmamalıdır.”

-Her neyse, dersaneye çevirmeyelim burayı. O sırada, Arzu gelinceye kadar, şöyle düşündüm: Bu tehdidi şikâyet etmemeliyim, kimseye söylememeliyiz, hele evden duyulursa; Tülay’ı, kızları korku saracak, bir daha böyle mücadelelerin içine girmeme katlanmazlar, izin vermezler, huzurları kaçar. Yani “eşe rağmen başkanlık yapmak” tehlikeye girer…

-Ama önlem almışsındır mutlaka.

-Kargadan korkan darı ekmezmiş, demirden korkan trene binmezmiş, dermişim şimdi. Doğal olarak, kendimce bazı önlemler aldım: Eve gidiş-geliş yollarımı ve saatlerimi değiştirdim. Önümü arkamı kolladım, büroda yalnız kalmamaya özen gösterdim…

O arada bir gelişme daha oldu: Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nun Emlak GYO’nun 2003-2004 yıllarında gerçekleştirdiği kat karşılığı projelerinde yaptığı incelemenin raporu geçti elimize. Rapor’da iki yıl içinde ihale edilen ve inşaatı süren yedi projede büyük kamu zararı olduğu, Emlak GYO’nun arsa bedellerini düşük göstererek, inşaat giderlerinin 2 kez yazılmasını görmezden gelerek 7 projede –o zamanın para değeriyle- 1 katrilyon 105 trilyon lira kamu zararına yol açtığı ileri sürülüyordu. Bu işlemle “kamusal servetin müteahhit firmalara örtülü kazanç” olarak aktarıldığı belirtiliyordu. İncelemeye alınan 7 ihale arasında 5 tanesi Ataşehir’de, biri Yukarıdudullu’da, biri de İzmir Mavişehir’de idi. Ataşehir’deki ihalelerde tam da bizim yargıya taşıdığımız hususlar dile getiriliyordu…

-İşte budur, dediğinizi duyar gibiyim…

-Hayır, sevinmedik, sevinemedik. Haklı olmak her zaman sevindirmez insanı. Dernek olarak biz, kişisel olarak ben bütün öteki gerekçelerimizin yanında “arsa bedelinin çok düşük tutulduğunu, kamu zararına yol açıldığını” iddia ediyorduk; Rapor, “Emlak GYO’nun arsaların gerçek değerinin altında gösterilmesiyle şirketin daha baştan zarara uğratıldığını” belgeliyordu. Biz, “%27,01’lik, % 33-34’lük paylarla gelir paylaşımı olmaz” diyorduk. Rapor, “Bölgedeki emsal arsalarda arsa sahibinin payı %50-60 dolayında olmasına karşın, ihalelerde Emlak GYO’nun payının %25-30 seviyesinde tutulmasını” eleştiriyordu. Rapor, arsa değeri yoluyla soyguna örnek olarak tam da bizim yargıya taşıdığımız ihaleyi gösteriyordu: “Ataşehir Doğu Bölgesi 2 bin 230 konut projesinin arsası 31 Aralık 2002’de bir ekspertiz şirketi tarafından 109.1 milyon YTL (trilyon lira) olarak belirlendi. İhalenin yapıldığı 20 Eylül 2003’te başka bir ekspertiz şirketi arsaya 57.9 milyon YTL değer biçti. İhale de bu fiyattan gerçekleşti. Aynı arsa için 27 Nisan 2004’te ilk değerlendirmeyi yapan ekspertiz şirketi tarafından biçilen değer ise 110.2 milyon YTL oldu.”

-Kusura bakma Ağabey, tutamayacağım kendimi; vay canına sayın seyirciler, diyeceğim bir kez daha.

-Biz de öyle dedik ve hem Mimarlar Odası, hem de ben Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nun Rapor’unu Kadıköy Cumhuriyet Savcılığı’na götürdük, “suç duyurusu”nda bulunduk. Ben, suç duyurusu sırasında, “tehdit edildiğimi, can güvenliğimin olmadığını, başıma bir şey gelirse bu davalardan dolayı geleceğini ve bundan davalıların sorumlu olacaklarını” da dile getirdim.

Savcı “suç duyurusu”na ekli Rapor’u görünce “çok heyecanlandı.” Hatta iyi anımsıyorum: “Yaktım çıralarını” da dedi.

-Sonuç?

-Sonuçta Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu üyesinin hazırladığı Rapor’da dile getirilen hususlarda Başbakanlık Teftiş Kurulu da araştırma yaparak birkaç “alt düzeydeki bürokratı” “idari cezalara çarptırdığını” biliyorum. Daha fazlasını bilmiyorum. Açıklanmadı.

-Suç duyurularından bir sonuç alınabildi mi?

-Şu kadarını söyleyeyim: A-la-ma-dık. Yalnız, bu süreçte, Ataşehir Barbaros Mahallesi’nde savcı ve yargıçlar için lojman olarak kullanılmak üzere büyük bir site yapıldı.

-Bunu nasıl anlamak gerekiyor?

-Yorum yok.

-Sonra?

-Danıştay, “bilirkişilerin durumu yerinde inceleyip rapor verinceye kadar yürütmeyi durdurma” kararı verdi. Çok sevindik. Haklı olduğumuza inanıyorduk, bu kararla “tescil edildi.” Danıştay’dan bilirkişiler geldi, durumu yerinde inceledi. Gitti. Biz basını bilgilendirmeyi sürdürdük. Ulusal basın konuya eğildi. Önce Vatan, ardından Sabah gazetesinde haberler çıktı. Sabah gazetesi şubat ayında üst üste üç haber yaptı. İlginçtir, gazetedeki haberle yetinmedi, “Ataşehir’de Yeşil Kavgası” başlıklı broşür bastırıp dağıttı.



Sabah,27.01.2005


“Ataşehir’de Savaş” gibi etkili başlıklar atan Sabah gazetesi son haberi 9 Şubat’ta yayımladı. 10 Şubat’ta Ataşehir’in sosyal donatı alanına 3 bin 500 konut yapmak üzere plan değişikliğinden önce ihale alan şirketin tam sayfa reklamı yayımlandı aynı gazetede. Daha sonra gazetenin “fikri takip” yaptığını da göremedik. Böyle bir durum da yaşadık.

Vatan gazetesi de 9 sütuna manşet ve sürmanşet olarak girdiği haberleriyle “yeşil ve hak kavgamıza” destek oldu. Bir haberinin başlığı “Ataşehir Ağlıyor”, ötekininse “Ataşehir’e Kıymayın” idi Vatan gazetesinin.



Vatan, 3,02.2005

-Şaşırdınız mı?

-Biz “saf köylü çocuğuyuz”, şaşırdık tabii. Yine de “turpun büyüğü heybedeymiş.”

-Hâlâ mı? Ne oldu ki?

-Hâlâ. Anlatırım; ancak Cumhuriyet’teki haberi es geçmeyelim:


Ataşehir Kâbuskente Dönüyor/MİMARLAR ODASI BÖLGEDEKİ SOSYAL ALANLARIN KONUT YAPIMINA AÇILMASINA TEPKİ GÖSTERDİ

İstanbul Haber Servisi - Kadıköy'deki HABITAT ödüllü "Ataşehir projesi"ne Ankara'dan yapılan müdahaleyle bölgenin "kâbuskent"e dönüşeceği belirtildi. Bölgeye ait planlardaki sosyal donatı alanlarının konut kullanımına dönüştürülmesini eleştiren Ataşehir Sakinleri Dayanışma Derneği ve TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, AKP'nin "yerel yönetimlerin yasal yetkilerine açıkça müdahale etmekten çekinmediğini" vurguladı.

Ataşehir Sakinleri Dayanışma Derneği ve TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, ortak bir yazılı açıklama yaparak Ataşehir'de yaşananları anlattı. Açıklamada,"önce pazarla-sonra planla" biçiminde işleyen yasa dışı bir süreçle, Ataşehir'in "kâbuskent" haline getirildiği belirtilerek "TOKİ'nin iştiraki olan Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı AŞ, mevcut imar planındaki kullanım kararlarına aykırı olarak ihale açmıştır. Bu ihaleyi alan Soyak AŞ ile yapılan sözleşme uyarınca plan tadilatı nedeniyle sosyal donatı alanları 'konut' kullanımına dönüştürüldü. Böylece henüz yapılmamış alanlar, çok yoğun bir yerleşim alanı haline getirilecek" denildi.

Emlak Gayrimenkul Yatırım AŞ tarafından hazırlanarak Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nca resen onaylanan tadilat planlarıyla Ataşehir Projesi'nin Nâzım İmar Planı'ndaki konut inşaat alanları ve nüfusun iki katından fazla arttırıldığının vurgulandığı açıklamada, buna karşılık bölgedeki sosyal donatı alanlarının azaltıldığı ve sağlık, eğitim ve spor gibi bazı alanların da özelleştirildiğine dikkat çekildi.

Açıklamada "Plan tadilatına konu olan bazı alanların hızla inşaat şirketlerine ihale edilmiş olması bu süreci daha da şaibeli hale getiriyor" denilerek suç duyurusunda bulunduğu anlatıldı.

Cumhuriyet (12 Şubat 2005)


Bu arada, Ataşehir’de yaşayanlardan topladığımız binlerce imza ile başvurduğumuz Kadıköy Belediyesi de plana itiraz etti. TMMOB Şehir Plancıları Odası da, daha önceki planlarda gözüken Otogar’ın bu planda yer gösterilmeden kaldırılmasını yargıya taşıdı.

Şimdi elde ne var, ona bakalım; Mimarlar Odası, Şehir Plancıları Odası, Kadıköy Belediyesi, Ataşehir Derneği kurumsal olarak, Alâettin Bahçekapılı ve Doç. Dr. Ümit Kocasakal bireysel olarak planlara itiraz ediyor. 40’a yakın Ataşehirli de –bizzat benim kolaylaştırıcılığımda noterden vekâlet vererek- davaya “müdahil” oluyor. Ulusal ve yerel basın da “isyanımıza tercüman” oluyor.

Ulusal basının olayı nasıl ele aldığını örnekledim. Haklarını yemeyelim, yerel basın da konuya eğildi: Kadıköy Belediyesi’nin yayın organı Gazete Kadıköy’de Ayşe Küçükkurt konuyu “Ataşehir Daha Fazla Bozulmasın” manşetiyle Şubat 2005’te ele alırken, Zeki Kar yönetiminde 40’lı sayılara ulaşan Ataşehir Magazin dergisi de, biz dernek olarak duymadan önce öğrendiği plan değişikliklerine ilişkin eksik, yanlış bilgilere dayanarak yanlı haber yapmayı terk etti, derneğin yanında yer aldı. Öyle de olmalıydı; çünkü derneğin sekreterlik görevini yürütüyordu.

-Aslına bakılırsa Kar, zor durumda: Hem reklam gelirlerine dayanarak yerel bir dergi çıkaracaksın, hem de devlet kurumlarıyla, bölgende yatırım yapacak olan müteahhitlerle mahkemelik olacaksın… Anadolu’da bir deyim vardır: “Ona zort buna zort kim verecek koyuna ot.”

-Anlıyorum demek istediğini… Hem gazete, dergi sahibi hem de gazeteci olmak zordur. O aşamada bu ikilemi, davalarla ilgili gelişmelerin haberlerini derneğin yayın organı Ataşehir Mektubu kanalıyla kamuoyuna ulaştırmayı yeğleyerek aştık. Sonra zaten bu senin dikkat çektiğin nedenle ters düştük. Az sonra anlatırım. Bu arada içimi acıtan, gönlümü kıran bir-iki gelişme daha oldu:

Bizim savlarımıza ve savaşımımıza karşı savunmaya geçen bürokrasi, sürekli küçümseyici bir tavırdaydı ve her zaman yapıldığı gibi yanlış verilere, vaatlere dayanıyordu.

Örneğin, TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar, "bu yeni planın eski plana uygun olduğunu” ileri sürerek “Vatandaşlar ‘önümüz kapanacak’ diye itiraz ediyorlar. Ancak aldıkları zaman orada yapılaşma olacağını biliyorlardı. Buradan gelecek kaynak kamuya gidecek" diye konuşuyordu. Eski plana göre Anadolu otogarının Ataşehir'in batısına yapılacağına da dikkat çeken Bayraktar, “Şehir içinde otogar olmayacağı için orta yoğunluklu bu plandan çıkarıldığını” iddia ediyor, ancak birkaç yıl sonra bu yere Finans Merkezi fonksiyonu konulacağını gizliyordu. Ataşehir'in Batısı Emay ve İpek İnşaat ortaklığına 2 bin 323 konut, Varyap Yapı'ya 1865 konut, Akdeniz İnşaat'a 3 bin 378 konut hasılat paylaşım yöntemi ve % 34 kâr payı ile verilirken, bize konut satarken “buraya sizin sosyal tesisleriniz Emlak Bankası tarafından yapılacak” diye gösterilen alanı SOYAK'a % 27,1 kâr payıyla “önce pazarlıyor, sonra planlıyor.”

-Ağabey, bu süreçte hiç temas kurmuyorlar mı sizinle?

-Kurmaz olurlar mı? Daha önce “yumurta topuklu”yu anlattım. Bir süre sonra, Bayraktar’la eski Spor Sergi Sarayı’ndaki Konut Kurultayı’nda karşılaştım.

Arkadaşım Prof. Dr. Cengiz Eruzun tanıştırdı bizi. Yanımızda arkadaşım Prof. Dr. Tuncer Çelik de vardı. Bayraktar, herhalde biraz ağır işitiyordu, boynuma asılı giriş kartına uzanarak adımı oradan okudu. Ve… ve sanki elini kirli, pis, ateşli bir şeye değdirmiş gibi suratını buruşturarak kartı elinden bıraktı. Gidip protokoldeki yerine oturdu.





Eruzun ve Çelik ne olduğunu anlamaya çalışırken, ben de inadına gittim, somurtuk fotoğrafını çektim Bayraktar’ın. Böyle bir temasımız oldu.


Ayrıca, evimin yanındaki Emlakkonut GYO Başkanı Feyzullah Yetgin telefon ettirerek beni görüşmeye çağırdı bir gün. Gittim, odada Yönetim Kurulu’ndan bir bey de vardı. Adını anımsarsam söylerim. Trabzon’da ne kadar akrabamı tanıyorlarsa, tümünün adlarını saydılar, bizim sülaleyi ne denli sevdiklerini dile getirdiler… Uzatmayayım, ardından “bize yardımcı ol, çıkmaz bir sokağa girdik” dediler. Ben davaların “kamu yararına” olduğunu, kişisel bir beklentiyle yürütülmediğini, “vaz geçmenin söz konusu olamayacağını” dile getirince, “tazminat davası” ile karşılaşabileceğim tehdidini savurdular. I-ıh. “Ayrıca, vaz geçmememin duygusal bir boyutu da var” diyerek Bayraktar’la olan karşılaşmamı da gündeme getirdim. “Kim bilir kafasında neler vardı, size yönelik bir tavır olarak değerlendirmeyin” falan dediler. Neyse, uyuşamadan kalktık. Yetgin, toplantıya geldiğimde masa üstüne kapalı olarak koyduğum teybi işaret ederek “açıktı değil mi?” “Hayır, bana bir demeç verirsiniz diye getir-dim, ama öyle bir niyet göstermediniz, ben de açmadım.” Yetgin’in yüzündeki pişmanlık izleri, teyp açıktır sanarak rahat konuşamadıklarını, belki de “iyi teklifte” bulunamadıklarını gösteriyordu.

-Hah ha ha… Çok da açıksın “iyi teklifler”e!

-Neyse, konu o değil. Bir iki yaşanmışlık daha anlatıp bu süreci kapatmak istiyorum:

O dönemde BRT Yayın Grubu’nun merkezi Kadıköy’de Halitağa Caddesi’nin sonunda biliyorsun. Mülkiyeti bana ait 4. katta bir dairedeyiz. Karşımızda Haydarpaşa-Bağdat Demiryolu yapılırken Hollandalı mühendislerin kalması için yapılan, artık tarihi eser sayılan, bir yapı var, bahçe içinde. Bir gün farkettim; o yapının önünde sürekli iki kişi dikiliyor. Bir gün, iki gün… Üç gün derken “pirelendim.” Bir gün apartmandan çıktım, Altıyol’a doğru gidiyorum. Bu ikili peşimde. Bir sokağa döndüm, bekledim. Tam önüme geldiklerinde, sert bir sesle sordum:

“Siz kimsiniz, beni mi izliyorsunuz.”

Biri elini dudaklarına götürdü, sus işareti yaptı. Öteki:

“Alâettin Bey, biz sizi koruyoruz.”

Neden, kimden? diye sormadım.

“Amirlerimizden öyle emir aldık” dediler sadece.

Ben “ya servet, ya ceset” diye tehdit edildiğimi, ailemden ve yakınlarımdan saklamıştım. Yalnız Cumhuriyet Savcısı’na yaptığım suç duyurusunda açıklamıştım. Galiba, akrabam Av. Mustafa’ya da söylemiştim.

-O zaman “korunmanı” ya Cumhuriyet Savcılığı sağladı ya da… senin yakın akraban olan biri Emniyet Müdürü değil miydi?

-Evet, Haluk akrabam, Çanakkale Emniyet Müdürü’ydü o dönem… Bu uzaktan koruma birkaç ay sürdü. Sonra göremez oldum o ikiliyi. Belki de değiştirildiler, bilmiyorum.


(Sürecek)


Alâettin BAHÇEKAPILI


Gazeteci & Yazar







NOT: Korkut Akın'ın nehir söyleşisinden oluşan, Bahçekapılı'nın 50 yılı aşan gazeteciliğini ve yazarlığını (Firdes Eren'e) anlattığı YİTİK UMUTLARIN GECE BEKÇİSİ ALÂETTİN BAHÇEKAPILI kitaplarından (4 cilt, kısmen renkli, 1900 sayfa, kutulu) edinmek isteyenler için Bahçekapılı'nın telefonu:

0532 314 43 17 (Takım olarak kısıtlı sayıda vardır)

Son Yazılar

Hepsini Gör
bottom of page