• HaberciGazete

H.Fahri Ozansoy, Tosun Terzioğlu, Saffet Ulusoy,Ö.B. Uşaklı, Can Akbel,Celal Şahin,Muzaffer İlkar



Bugün 23 Şubat. Halit Fahri Ozansoy'un ölüm yıldönümü.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerimizi saygıyla, sevgiyle anıyoruz.

Halit Fahri Ozansoy kimdir?



1891'de İstanbul'da doğdu. 23 Şubat 1971'de yine İstanbul'da yaşamını yitirdi. Bakırköy Rüştiyesi ve Galatasaray Lisesi'ni bitirdi.

Uzun yıllar Muğla ve İstanbul'da lise öğretmenliği yaptı.

Ölümüne kadar Tercüman gazetesinde tiyatro eleştirileri ile edebiyatyazıları yayımlandı.

Fecr-i Ati'nin etkisinde kaldığı ilk şiirleri 1912'de "Rübâb" ve "Şehbal" dergilerinde yayınlandı.

Şiirlerini bir süre aruz vezniyle yazdı. "Aruza Veda" şiiriyle bu kalıbı bıraktı, hece ölçüsüne ve yalın Türkçe'ye yöneldi.

"Yeni Mecmua" çevresinde toplanan "Hecenin Beş Şairi" arasında yer aldı.

"Nedim" adında bir edebiyat dergisi çıkardı. Şiirleri Yarın, Hayat, Aydabir, Yarımay, Çınaraltı, Varlık, Hisar gibi dergilerde yayınlandı. Servet-i Fünun dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı.

Hüzün yansıtan şiirlerinde daha çok aşk ve kadın temalarını işledi. Şiirin yanısıra yayınlanmış roman ve oyunları ile anı kitapları da var.

Halit Fahri Ozansoy'un Eserleri

Şiir:

  • Rüya (1912),

  • Cenk Duyguları (1917),

  • Efsaneler (1919),

  • Zakkum (1920),

  • Bulutlara Yakın (192),

  • Gülistanlar Harabeler (1922),

  • Paravan (1929),

  • Balkonda Saatler (1931),

  • Sulara Dalan Gözler (1936),

  • Büyük Mabedin Eşiğinden (1938),

  • Hep Onun İçin (1962),

  • Sonsuz Gecelerin Ötesinde (1964).

Roman:

  • Sulara Giden Köprü (1939)

  • Âşıklar Yolunun Yolcuları (1939)

Tiyatro:

  • Baykuş (aruzla, 1916),

  • İlk Şair (aruzla, 1923),

  • Sönen Kandiller (heceyle, 1926),

  • Nedim (heceyle, 1932),

  • On Yılın Destanı (heceyle, 1933),

  • Hayalet (heceyle, 1936),

  • Ali Baba yahut Kırkharamiler (1936),

  • Fatma'nın Dileği (1938),

  • Bir Dolaptır Dönüyor (heceyle, oynanmadı, 1958),

  • İki Yanda (psiko-fantastik oyun, 1970).

Hatıra (Anı):

  • Edebiyatçılar Geçiyor (1939, genişletilmiş 2. basım 1967, daha da genişletilerek Edebiyatçılar Çevremde adıyla 1970),

  • Darülbedayi Devrinin Eski Günleri (1964)

  • Eski İstanbul Ramazanları (1968)

Araştırma-İnceleme:

  • İstanbul'un Sayın İkinci Seçmenlerine (1945),

  • Yunan Tiyatrosu: Tragedia (1946),

  • Şehir Tiyatrosunun 50. Yılı: Darülbedayi Devrinin... (1964).

Halit Fahri Ozansoy'un Şiirlerinden Örnekler

Vatan Destanı

O kadar dolu ki toprağın şanla, Bir değil, sanki bin vatan gibisin. Yüce dağlarına çöken dumanla Göklerde yazılı destan gibisin.

Hep böyle bulutlar içinde başın, Hilâli kucaklar her vatandaşın. Geçse de asırlar, tazedir yaşın, O kadar leventsin, fidan gibisin.

Çiçeksin, bayılır kuşlar kokundan, Her dalın bir yay ki zümrüt okundan Müjdeler fısıldar Ergenekon'dan: Bu sese gönülden hayran gibisin.

Ey bütün cihana bedel Türkeli, Açtığın cenklerin yoktur evveli. Tarih bir nehir ki coşkundur seli. Sen ona nisbetle, umman gibisin.

Bir yandan hep böyle taştın, köpürdün, Bir yandan cefalı bir ömür sürdün, Fakat ne derece ezildinse dün. Şimdi gene tunçtan kalkan gibisin.

Bir insan nihayet kemikle ettir, Bu et, bu kemiğe can hürriyettir. En büyük hürriyet Cumhuriyettir, Demek şimdi sen bir cihan gibisin.

Ey ana toprağı, ey Anadolu, Açıldı önünde terakki yolu. Hamdolsun her yanın bereket dolu, Cennette bir yeşil meydan gibisin.

Yeni bir ay ördün al bayrağına, Girdin en sonunda irfan bağına, Medeni hayatın nur ırmağına Ezelden susamış ceylan gibisin.

Sulara Dalan Gözler

Gözlerim daldı gitti bir rüya denizine, Sularda uzun uzun baktım ayın izine Dedim: Yirmi yaşımın ay ışığı değil bu, Hani başım düşerdi bir sevgili dizine.

Sular gene o sular, kıyı gene o kıyı, Gene çamlar dinliyor uzaktan bir şarkıyı, Ah artık görmüyorum eridi mi ne oldu? İri yeşil gözlerde gördüğüm pırıltıyı!

Kedim

Kedim henüz bir yaşında; Uyur hep soba başında. Hem cesurdur, hem de kurnaz. Bir tıkırtı duyar duymaz. Uyanır, aslan kesilir; Gözleri volkan kesilir. O geldiği günden beri Bizim evin fareleri Damdan, tavandan indiler, Birer deliğe sindiler. Koşup yakalıyor hemen Yuvasından, deliğinden Çıkanları diri diri. Artık bunlardan hiç biri Dolaplarıma girmiyor, Kitapları kemirmiyor.

Denizde Ay

İndi solgun ve ılık Ay ışığı denize Bal rengi bir tatlılık Çöktü gözlerinize.

Baktınız uzun uzun Bu sulara baktınız, Sulara ruhunuzun Tadını bıraktınız!

Bu tatla aydınlanan enginlere aktınız!

Aruza Veda

İlk hasretiyle gençliğimin ilk elemleri Ey paslı tellerinde gülen, ağlayan aruz Ey eski dost yâd edelim eski demleri Madem ki son sadânı dağıtmış, yorulmuşuz!

Anlat alevli bir çölün üstünde ansızın Billur sesinle hıçkırarak doğduğun günü. Binbir diyarda binbir ilahi güzel kızın Anlat nasıl terennümün inletti gönlünü.

Neydin gönülde, şimdi ne oldun zavallı sen Hıçkır benim de bari bu son gizli nalemi. Timsalin asumanda ziyalarla işlenen Bir pembe gül mü, yoksa bir altın piyale mi?

Akşam gruba karşı tüten bir buhurdanın Hüznüyle şahit olma nihayet zevaline. İran yoluyla Zühre tâcın, nağme kervanın Şâhane geldiğin gibi şâhane git yine.

Biz şimdi başka bir ahenge bağlıyız: Aşk sazıyla geldi erenler bu meclise Yalnız bugün senin gibi ölgün sadâlıyız Zira bu saz da parçalanır gülmek istese.

İncitmeden rübabını insafsız ellerin Zalim temaslarıyla zamanın sitemleri Ah ayrılırken, inleyerek paslı tellerin Ey eski dost, yad edelim eski demleri...

Anadolu Akşamı

Bir mektup parçası Sevgilim, ne kadar hüzünlü bilsen Bu ölgün akşamın ölgün bestesi, Uzak tepelerden, dağlardan esen Aşina olduğum rüzgarın sesi.

Gölgeler içinde ağaçlar yorgun, Her tarafta yetim bir tevekkül var. Sanki fısıldıyor Anadolu'nun Uyuyan ruhuna ninniler rüzgar.

Sürüler iniyor karşı bayırdan, Günün son ışığı vurmuş dereye. Bir Muğla türküsü yükseldi kırdan: "Ayşem, aygın baygın Ayşem, nereye? "

Dedikodu

Zaman bir böcek gibi sinsi, kenarda Koltukların didikler durur kadifesini, Hain bir kedi gözü parıldar lambalarda.

Şom ağızlar buz gibi üflerken nefesini, Bir beddua halinde uzatarak sesini Saat hırıltılarla can çekişir duvarda.

Marmara Geceleri

Solgun parıltılarla Marmara'ya dair Serpildiği geceler, suların billûr Musikîsi dağılır tenhâ sâhile. Hıçkırıklar duyulur uzaktan bile.

Vücuduna beyaz bir maşallah bürülü, Elinde bir sararmış menekşe gülü, Gezer çamlar altında hasta bir kadın; Baş örtüsü, göğsünde bir tül kanadın Bir damla ay süzülür kirpiklerine.

Haber sorar yavru bir bülbül eşinden, Bir ud sesi yükselir bir şehnişinden: Sonra bütün yalılar rüyâya dalar. Açıklarda beliren sessiz adalar.

Hizasını geçerek biraz ilerde Ziyâlarla öpüşen yelkenlilerde Bu rüyânın firâri, çılgın kuşları! Ziyâların sularla der-âguşları Uzayarak bir müddet geçer aradan.

En nihayet çekilirdi ay Marmara'dan: Eser karşı ufuktan hafif bir meltem; Bahçelerde çekerken güvercinler dem, Tekrar eder sahilin şâir suları Billûr musikisiyle bu hû hûları...


Prof. Dr. Tosun Terzioğlu kimdir?



Kayseri’de 1942 yılında dünyaya gelen Tosun Terzioğlu, Robert Kolej’in ardından İngiltere’de Newcastle Üniversitesi’nde lisans eğitimi tamamladı. 1968 yılında Almanya’daFrankfurt Üniversitesi’nde matematik dalında doktora yapan Terzioğlu, bir süre Wuppertal, Michigan, ODTÜ üniversitelerinde araştırmacı olarak çalıştı. Türkiye'ye döndükten sonra ODTÜ’de Matematik Bölüm Başkanlığı ve Fen Edebiyat Fakültesi Dekanlığı da yapan Terzioğlu, 1992-1997 yılları arasında TÜBİTAK Başkanlığı, 1993-1997 arasında NATO Bilim Komitesi Türkiye temsilciliği, 1996-1997 arasında Bilimsel ve Teknik Araştırma Vakfı Yönetim Kurulu Başkanlığı yaptı. Bu sürede TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi ve Türk Matematik Derneği başkanlıklarını da yürüten Prof. Dr. Terzioğlu, 1997 yılında getirildiği Sabancı Üniversitesi'nin Kurucu Rektörlüğü görevini 12 aralıksız sürdürdü. Türkiye Bilimler Akademisi, Türk Matematik Derneği, TESEV, Türkiye Bilişim Vakfı, Tarih Vakfı, Bilimsel ve Teknik Araştırmalar Vakfı, BITAV ve Türkiye Zeka Vakfı üyesidir. Araştırma alanı fonksiyonel analiz olan Terzioğlu TÜBİTAK Bilim Ödülü sahibiydi. 23 Şubat 2016'da aramızdan ayrıldı.


Saffet Ulusoy kimdir?



Türk sanayici ve Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı.

Saffet Ulusoy, 1930 yılında Trabzon‘un Of ilçesinde doğdu. İlköğrenimini 19391943 yıllar arasında Of İlkokulu’nda tamamladı. 19441945 yılında babası Mehmet Bahattin Ulusoy‘un yanında çalışma hayatına başladı. 1946 yılında otobüs işletmeciliğine geçen Saffet Ulusoy , böylece taşımacılık sektörüne adım attı. 1974 yılında iş yaşamını İstanbul’a nakleden Saffet Ulusoy karayolu ile uluslararası yük taşımacılığı, otobüs işletmeciliği ve turizm faaliyetlerine önem vererek büyük operasyonları başlatmıştır.


Ulusoy şirketlerinin 58. Kuruluş Yıldönümü’nde Ulusoy Ticari Yatırımlar Holding A.Ş. bünyesinde toplanmasında, yeni ve modern bir merkeze taşınmasında büyük katkıları olmuştur. Ulusoy Ticari Yatırımlar Holding A.Ş. bünyesinde 25’den fazla şirketin yönetim kurulu üyeliğini ve başkanlığını da yürüten Saffet Ulusoy, hemen her yıl düzenlenen, Türkiye’ye en çok döviz getiren kuruluşlara verilen ödülleri almaktadır.

Tüm bu yoğun iş yaşamının yanı sıra 1961 yılında Trabzon Şoförler Cemiyeti 2. Başkanlığı, 1972 yılında Trabzon Belediyesi Reis Vekilliği, 1981-2001 yılları arasında , aralıksız 20 yıl Uluslararası Nakliyeciler Derneği (UND) Başkanlığı’nı yapan Saffet Ulusoy, 1993 yılından beri son teknolojiye sahip 11 adet gemisi bulunan UND Ro- Ro İşletmeleri Başkanlığı’nı da sürdürerek ve bu alanda çalışan rakip 150 kadar taşımacıyı bir araya getirerek bir ilki başarmıştır.

Saffet Ulusoy, Ro – Ro alanındaki uluslararası başarısı nedeniyle Italya’nın en büyük onur ödülü olan “Commendatore” nişanına layık görülmüştür. Aynı zamanda 2002 yılında kurulan RO – DER Derneğini’nin de başkanlığını yönetmektedir. Ayrıca 18 Ocak 2002 tarihinde Almanya Flenburg şehrinin Valisi ve Belediye Başkanı tarafından şehrin tershanesine verilen Ro -Ro gemileri sipariş ve iflas etmekte olan tersanenin faal duruma geçmesi nedeniyle “Liyakat Nişanı” ile ödüllendirilmiştir.

Aktif iş yaşamından vakit buldukça anılarını kaleme alan Saffet Ulusoy’un “Ben Demiştim” adlı yayımlanmış bir de kitabı vardır. 1954 yılında Of’un tanınmış ailesi Sarallar’dan Aziz Saral‘ın kızı Süreyya Hanım ile evlenen Saffet Ulusoy’un Selma, Haluk, Sevim, Berrin ve Sevilay adlarında beş çocuğu vardır. Çocuklarından Haluk Ulusoy Türkiye Futbol federasyonu Başkanı olarak görev yapmıştır.

Saffet Ulusoy 23 Şubat 2012 tarihinde vefat etti.

Ömer Bedrettin Uşaklı kimdir?



24 Ağustos 1904 tarihinde Uşak’ta doğdu. Babası Amasya’nın Karahacip köyünden Ömer Lutfi Efendi, annesi Uşak’ın tanınmış ailelerinden Ali Mollazâdeler’den Hayriye Hanım’dır. Kadı olan babasının görevi dolayısıyla Uşak’ta başladığı öğrenimini Anadolu, Rumeli ve Suriye’nin çeşitli yerlerinde sürdürdü, bu arada babasından Arapça ve Farsça öğrendi. 1918’de İstanbul’a gönderildi; yatılı olarak Nişantaşı ve Kabataş sultânîlerinde, daha sonra ailesinin yanında Sivas Sultânîsi’nde okudu. Kabataş Lisesi’nden (1923) ve Mülkiye Mektebi’nden (1927) mezun oldu. Bursa’da maiyet memurluğu, Mudanya, Manavgat, Ünye, Şavşat, Artvin ve Edremit’te kaymakamlık yaptı; mülkiye müfettişi olarak Anadolu’nun değişik bölgelerini dolaştı. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin VII. döneminde (1943-1946) Kütahya milletvekili iken verem hastalığından dolayı tedavi gördüğü Yakacık Senatoryumu’nda 24 Şubat 1946 tarihinde vefat etti. Önceleri Gökbelen soyadını kullanmış, daha sonra Uşaklı soyadını almıştır.


Sivas Sultânîsi’nde edebiyat öğretmeni Cenap Muhittin’den (Kozanoğlu) aldığı edebiyat zevkiyle aruz ve hece vezninde şiir denemelerine giren Ömer Bedrettin’in yayımlanmış ilk şiiri olan “Ona”dan (Millî Mecmua, 1 Şubat 1925) sonra Anadolu Mecmuası, Türk Yurdu, Hayat, Muhit, Fikir Hareketleri, Meş’ale, Hız, Varlık, Oluş, Ülkü dergilerinde şiirleri ve yazıları çıkmıştır. “Beni teşvik edecek kadar iyi karşılandı” dediği ilk şiir kitabı Deniz Sarhoşları’nın (1926, 1929) ardından asıl şöhretini, Yayla Dumanı (1934) ve ölen küçük kızı için yazdığı şiirlerden meydana gelen Sarıkız Mermerleri ile kazandı (1942). Ölümünden az önce bütün şiirlerinden yaptığı derlemeyi Yayla Dumanı adıyla bastırmıştır (1945). Yakında bir romanı çıkacağını Mehmet Behçet Yazar’a gönderdiği mektubunda kaydetmiştir (1938).


Yahya Kemal Beyatlı, Ahmed Hâşim ve Faruk Nafiz Çamlıbel’in şiirlerinin etkisinde kalmakla beraber sayısı pek az olan makalelerinde kendisinin tercih ettiği adla memleket edebiyatı akımına bağlılığını belirtir: “Maya ve cevher Türklük. Şuur uyanık ve benliğimize çevrilmiştir. Bir kelime ile şiir ve edebiyatımız, şahsiyetini ve lâyık olduğu enginliği bulmak yolundadır.” Çocukluğundan beri önce babasıyla, Mülkiye Mektebi’ndeki öğrenciliği yıllarında ailesinin geçimine katkı sağlamak üzere tütün tahmin memurluğuyla, nihayet kaymakamlık ve mülkiye müfettişliği göreviyle dolaştığı Anadolu ondaki bu duyguları geliştirmiştir. Türk edebiyatının henüz incelenip aydınlanmadığı, Arapça ve Farsça’nın tesiriyle şahsiyetini kaybettiği, tamamen Türk’e has felsefe ve şiirin halk edebiyatında bulunduğu görüşünü benimseyen şair Yûnus Emre ile birlikte Seyrânî, Dertli, Vahdetî, Karacaoğlan’ın adını anarken divan ve halk şiiri arasındaki ortak ruhu göstermeye çalışır.


Temalarının başında deniz, memleket coğrafyası ve insanla aile gelmektedir. Başı boş hayallerin hâkim olduğu denizle ilgili şiirlerinin kaynağı Ahmed Hâşim’dir. Ufkunu daraltan sarp dağlar kendisinde deniz özlemi uyandırır (“Çoruh Akşamları”, “Ufuk Hasreti”). Deniz sevgisi ona “Barbaros” şiirini de yazdırmıştır. Aile fertleriyle ilgili kısmen biyografik şiirlerinde annesi, babası, küçük yaşta ölen kızı hakkındaki duygularını ve ıstırabını dile getirir. Sevgili için yazdığı şiiri azdır. Şiirlerinden derlediği son kitabını yine Yayla Dumanı adıyla yayımlaması onun asıl konusunun memleket coğrafyası ve insanı olduğunu gösterir. Bu vatan süregelen büyük savaşların sonunda kurtarılmıştır. Ülkeyi kurtaran Mehmetçik onun sevgilisi, ailesi ve Atatürk, şiirlerinin temel konularıdır. Yayımlanan ilk şiiri “Sılanın Toprağında” tabiat, aile, köye dönüşün buruk saadetini yaşayan ülkenin sahibi gaziyi anlatır. Mehmetçik’in yavrusuna ninnisi olan “Başaklar Arasında” unutulmaz şiirlerindendir. “Yangınların Işığında”, “Ayşe’nin Aşkı”, “Obanın Kızı”, “Tütün İşçileri” gibi manzum hikâyeler Anadolu insanının hayatından, duygularından kesitlerdir. Bu insanları çalışırken gösteren “Tahtacı Güzelleri”, “Efenin Müjdesi”, “Efenin Bayramı”, “Düven Sürene”, “Bir Dağ Perisine”, “Harman”, “Pazar Dönüşü” gibi tablo şiirleri sevilmiş ve bazıları bestelenmiştir. Tarih yerine milletin giriştiği yeni mücadeleyi, sarp tabiata karşı zaferleri anlatmayı tercih etmiş (“Tünel”, “Telgraf Direkleri”), Anadolu şehirleri tabiat özellikleri, yalnızlık, gurbet duygusu ve sonsuzluk hasretiyle dile getirilmiştir. Pürüzsüz bir Türkçe ile ve halk edebiyatından yararlanılarak geliştirilmiş bir ifadeyle konusunu sadece bu ülkenin toprağından, insanlarından ve özlemlerinden alan şiirleriyle bir yol açıcı olmasa da derin izler bırakmış bir şairdir. “Âşıkım dağlara kurulu tahtım” (Son Dilek), “Benim gönlüm sarhoştur” (Yıldızların Altında), “Gel gitme kalmasın gözüm yollarda” (Fidan Boyluma), “Eğilmez başın gibi” (Efenin Bayramı), “Kapıldım gidiyorum” (Akşam Misafiri) gibi bestelenmiş şiirleri vardır. Ölümünden sonra “temiz yürekli bir insan, içli bir şair” (Selâhattin Batu), “her şeyden evvel yurdunu, onun insanını, taşını, toprağını, her şeyini seven bir artist” (Baki Süha Ediboğlu) ifadeleriyle değerlendirilmiştir. Bütün şiir ve makaleleri İnci Enginün tarafından bir araya getirilip yayımlanmıştır (Ömer Bedrettin Uşaklı: Bütün Eserleri, Ankara 1986).


Can Akbel kimdir?



(d. 1934, İzmir - ö. 23 Şubat 2015, İstanbul), Türk radyo ve TV haber sunucusu.

1932'de İzmir, Karantina’da dünyaya geldi. 1952’de Ankara Atatürk Lisesi’nden mezun oldu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde öğrenim görürken 1954 yılında Ankara Radyosu'nda spiker olarak mesleğe adım attı. Daha sonra Batı Almanya'ya meslek eğitimi için gitti. Kayzer Wilhems Üniversitesi'nden mezun olduktan sonra Batı Almanya Radyo-Televizyonu’nda bir yıllık televizyonculuk staj gördü.[1] Köln kentinde Federal Basın Dairesi, Almanya’nın Sesi Radyosu ve kurucusu olduğu WDR Türkçe Bölümü Yayın Müdürlüğü görevlerinde bulundu. Türkiye'ye döndüğünde 1968'de TRT'de ekrana çıktı. 1999'da emekliye ayrılan Akbel, Bahçeşehir Üniversitesi Sinema-TV Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı.

TRT daha deneme yayınında iken, spiker olarak çalışmaya başladı. Türkiye bir dönem haberleri hep ondan öğrendi 1970'lerde Güne Bakış programını sundu.

TRT'nin efsanevi spikerlerinden olan Can Akbel, tedavi gördüğü İstanbul'daki bir hastanede 23 Şubat 2015'te 81 yaşında öldü. Harbiye'deki TRT İstanbul Müdürlüğünde tören düzenlendi, Akbel'in cenazesi, Çengelköy Mezarlığında toprağa verildi.

Akbel'in eşi Suna Akbel 2019 yılında ölmüştür. Kızları Cansu Akbel ise yapımcılık yapmaktadır.


Celal Şahin kimdir?



(d. 22 Mayıs 1925, İstanbul - ö. 23 Şubat 2018), Cumhuriyet döneminin ilk şovmenlerinden.

Kabataş Lisesi’nde okuyan Celal Şahin, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nden mezundur. Sanat hayatına lise talebesiyken başladı. Türkiye’nin çeşitli lokallerinde "Sesle Çizgiler" adıyla yaptığı taklitler ve söylediği taklit şarkılarla ün yaptı. Daha sonra Türkiye radyolarında bu taklit şarkılarla sürekli program yaptı, plak doldurdu. Fahrettin Aslan'ın gazinolarına birçok ismi ünlü olmadan önce kazandırmıştır.

Radyo ve sahnelerde en çok akordeonu ile tanınan Celal Şahin; mızıka, bateri, piyano, kaval ve bağlama da çalmaktadır.

Celal Şahin; Orhan Boran, Erkan Yolaç ve Şemsi Yastıman'la çağdaş, sahnelerin ilk ve öncü şovmenidir.


Muzaffer İlkar kimdir?



Ankara Radyosu’nun Türk Müziği müdürlüğünden 1975 yılında yaş sınırından emekli olan Muzaffer İlkar, eserleri bir zamanlar radyolarda ve plaklarda en fazla çalınan bestecilerin başında gelirdi. “Şarkılar seni söyler, dillerde nağme adın”, “Mademki gidiyorsun bırakıp burada beni”, “Beni canımdan ayırdı, gönlümü yıktı temelden”, “Gönül penceresinden ansızın bakıp geçtin”, “Tadı yok sensiz geçen ne baharın ne yazın”, “Gözlerimden yüzün, kulaklarımdan sesin silinmedi senelerdir”, gibi zamanında çok meşhur olan eserleri Türk Müziği’nin popüler sanatçılarının gözde şarkıları olmuş ve günümüze kadar tazeliğini sürdürmektedir.

İlk eserini 1929 yılında yaptı. Nihavent makamındaki ‘Bu aşkın namesiyle coşmuştu gönül ‘ şarkısı ile bestecilik hayatına başladı. TRT kayıtlarına göre elimizde 100 kadar bestesi vardır.

Muzaffer İlkar, 23 Şubat 1987 yılında İstanbul’da vefat etti.

Bazı eserleri: * Acemkürdi-Alsam aguşuma bir şeb o mehi hele gibi * Acemküri-Duydum ki güzel son şarkıda ilk şarkıda * Acemkürdi-Ey badı saba git de selam söyle nigare * Acemkürdi-Ne olur bana dön hüznümü gör de * Acemkürdi-Saatler sanki durdu bitmiyor günler aylar * Acemkürdi Saz Semaisi * Acemkürdi-Yollarda kalan gözlere yaşlar doluyor * Acemkürdi-Yükselen nağmenle bak solan güller renk aldı * Evç-Kumral başı bir saksı ıtır penceresinde * Gülizar-Aşkımızda düğün var çözemez onu eller * Hicaz-Beni canımdan ayırdı gönlümü yıktı temelden * Hicaz-Boş kalan kalbimi doldurmada derdim kederim * Hicaz-Bu yara başka yara dertliyim yardan yana * Hicaz-Gel sevgilim gel geçmiyor sensiz hayat * Hicaz-Gönlümün şarkısını gözlerinden okurum * Hicaz-Gönül pernceresinden ansızın akıp geçtin * Hicaz-Gözlerimden yüzün kulaklarımdan sesin * Hicaz-İçimdeki aşkın sonsuz yıllardır beklenen sensin * Hicaz-Israr etmeyin söyleyemem sevdiğim kadının adını * Hicaz-Mademki gidiyorsun bırakıp burda beni * Hicaz-Onu bir gül gibi sevdiğimi solduğu gün anladım * Hicaz Oyun Havası * Hicaz Saz Semaisi * Hicaz-Tadı yok sensiz geçen ne baharın ne yazın * Hicaz-Uzadı gitti yollar bende takat kalmadı * Hicazkar-Bin gecemi verirdim bir gecenin zevkine * Hicazkar-Bugün bayram mendil aldım sevgilime hediye * Hicazkar-Çiçekler derleyeyim bir demet eyleyeyim * Hicazkar-Gece aya bakıyorum yüzünü zannederek * Hicazkar-Gül penbe izarında senin ben olabilsem * Hicazkar-Ruhumdaki ateşi deryalar söndüremez * Hicazkar-Sarışın ince bir kız * Hicazkar-Sevda gibi hülya dolu bir yaz gecesinde * Hicazkar-Söyle güzel sana noldu gül gibi soldun * Hüzzam-Kalbime koy başını nabzımı bırak * Karcığar-Bugün bayram sevinelim * Kürdilihicazkar-Aşkına tutuldu gönlüm harab oldu * Kürdilihicazkar-Çamlar arasından süzülürken mehtab * Kürdilihicazkar-Dindir artık ne olur kalbimdeki acıyı * Kürdilihicazkar-Gel ey tatlı bahar ruhumu sar öyle devam et * Kürdilihicazkar-Gel sen bize akşam yine mehtap görünsün * Kürdilihicazkar-Gönlümün bahçesinde henüz bir gonca gülsün * Kürdilihicazkar-Hep keder hep gözyaşı gülmek haram oldu * Kürdilihicazkar-Nazında senin özlediğim eski cefa yok * Kürdilihicazkar-Ne senin aşkına muhtaç ne esirin olacağım * Kürdilihicazkar Saz Semaisi * Kürdilihicazkar-Söyle söyle yeşil gözlüm * Mahur-Bu son şarkımda sen varsın * Muhayyer-Bugün bayram eğlenelim gülelim * Muhayyerkürdi-Bende aşk tükendi ateşim yanmaz * Neveser-Gece sahilde ağlayan dalgalar * Nihavend-Aldatmadığın kalmadı hala da kaçarsın * Nihavend-Bir mevsim o yollardan o yaz bahçelerinde * Nihavend-Dün kahkahalar yükseliyorken evinizden * Nihavend-Dünyaya değişmem seni en tatlı emelsin * Nihavend-Göklere yükselen bu ah benim mi * Nihavend-Gurbet düştüğüm günlerde beri * Nihavend-Gurup bir alev gibi denizde sönerken adalarda * Nihavend-Her yerde bin hatıra her şeyde sevgi izi * Nihavend-Ne uzundur bana sensiz şu karanlık geceler * Nihavend-Sen göğsüme taktığım sevgili gülsün * Nihavend-Sensiz her gecenin sabahı olmayacak sanırım * Nihavend-Şad olalım sevgilim özlenen gün doğdu gel * Nihavend-Şarkılar seni söyler dillerde nağme adın * Rast-Bahçende açılmış sana güller seni okşar * Rast-Dünyada bizi ki ayırır birbirimizden * Rast-O güzel gözlerine gönlümü verdim vereli * Rast Saz Semaisi * Rast-Sensiz ömrüm geçiyor kime feryad edeyim * Saba-Arifler meclisi yüksek olurmuş * Segah-Seher vakti esen rüzgar * Suzidil-Sevmek için hayatı kendimi sevmem lazım * Suzinak-Aşkımda vefa bekler iken gözlerinizden * Suzinak-Bırak aşkın kalbimi yaksın * Suzinak-Gülüp geçtin ben ağlarken şimdi sitemin niye * Uşşak-Bir güzele gönül verdim * Uşşak-Seni bilsen ne kadar çok severim

15 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör