• HaberciGazete

Hamdi Yazır, Namık Gedik, Gün Sazak, S. Tur Gülerman, Talip Özkan, Nazmiye Demirel, Adnan Varınca...


Bugün 27 Mayıs. Muhammed Hamdi Yazır, Namık Gedik, Gün Sazak, Sabite Tur Gülerman, Talip Özkan, Nazmiye Demirel, Adnan Varınca, Ahmet Cevdet Oran, Mübeccel Vardar'ın ölüm yıldönümü.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla anıyoruz.



Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır kimdir?



(1877–1942)

Elmalılı M. Hamdi Yazır, Türk fikir ve ilim hayatının müstesna kişilerindendir. 1877 yılında Antalya’nın Elmalı kazasında doğdu. Babası Numan Efendi, aslen Burdur’un Gölhisar kazası Yazır köyü halkındandır. Numan Efendi, küçük yaşta Yazır köyünden çıkıp Elmalı’ya gelmiş, orada okumuş ve “Şer’iye Mahkemesi” başkâtibi olmuştur. Hamdi Efendi’nin annesi, Elmalı âlimlerinden Mehmet Efendi’nin kızı Fatma Hanım’dır. İlkokulu ve bugünkü ortaokula denk sayılan Rüşdiye’yi Elmalı’da bitiren Hamdi Efendi, 1892 yılında, dayısı hoca Mustafa Sarılar ile birlikte İstanbul’a gelmiş ve devrinin âlimlerinden Kayserili Mahmud Hamdi Efendi’den ders almıştır. İstanbul’daki diğer tanınmış hocaların da derslerine devam ettikten sonra, 1906 yılında “Bayezit dersiâmı” olarak icazet almıştır. 1908’de Antalya Mebusu olmuş ve II. Meşrutiyet’in bu ilk meclisinde, özellikle 1876 “Kanun-i Esâsi”sinin değiştirilmesinde önemli rol oynamıştır. Kız kardeşini arkadaşı ile evlendirir; aynı yıl, 6 ay sonra da arkadaşının ölen ablasının kızı ile evlenir. Planları, eşleri ve çocukları ile büyük bir evde yaşamaktır. Medrese eğitimi sırasında Arapça ve Batı eğitiminin önemini kavrayarak Fransızca da öğrenmiştir. İttihat ve Terakki yöneticilerinin sıkıntı duyacakları bir dönemde yayımlanan dini konulu süreli yayınlardan Sebil-ür Reşad, Beyanü’l-Hak ve Ceride-i İlmiye’de 70’in üzerinde makalesi yayımlanmıştır. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’ın, makaleleri incelendiğinde geniş İslami ve felsefi kültür, araştırma yeteneği, içinde yaşadığı toplumun güncel konularıyla olan yakın ilgisi dikkat çekicidir. 1909 yılında Mülkiye Mektebinde Ahkâm-ı Evkâf ve Arâzî dersleri okutmuş ve yine aynı yıllarda Mekteb-i Kuzâtta “Fıkıh” dersleri vermiştir. Cumhuriyetin ilanı sırasında Mütehassısîn Medresesi’nde mantık müderrisi idi. İki yıl süre ile Sultan Mehmed Reşad’ın huzurunda verilen derslerde ders muhatabı olarak bulundu. Şer-i Mahkemelerin Adliyeye bağlanması üzerine bir İslam Akademisi hüviyetinde Bab-ı Meşihatta kurulan Dar’l-Hikmet’l-İslamiye’nin azalığına 4 Ağustos 1918’de atanmış, 2 Nisan 1919’da da başkanlığına getirilmiştir. Teklif üzerine I. Ferid Kabinesinde Evkaf-ı Hümayun Nazırlığına getirilmiş, 4 Mayıs–30 Eylül 1909 arasında Paşa’nın istifasına kadar görevde kalmıştır. 15 Eylül 1919’da Heyet-i Ayan azalığına getirilmiştir. İlmî rütbesi de Süleymaniye Medresesi Müderrisliği’ne getirilmiştir. Cumhuriyetin ilanında Mütehassısîn Mektebinde mantık müderrisi idi. İnkılaptan sonra Ankara’ya celb ile yapılan mahkeme sonunda idamla yargılandı. Suçu, Kurtuluş Savaşı sırasında Ankara Hükûme­ti’nin faaliyetlerine karşı olan Ferit Paşa kabinesinde bakan olmaktı. Savunmasını kendi yaptı ve yargılama sonunda “siyasi şaibelerden beri, nezih bir sima-yı ilm ü irfan olduğu” anlaşıldı ve 40 günlük tutukluluk sona ererek İstanbul’a döndü. Medreseler kaldırılınca evinde inzivaya çekilmiş, ilmî tetkik ve araştırmalarına devam etmiştir. Yirmi yıl kadar devam eden bu yalnızlık devresi, “Hak Dini Kur’an Dili” adındaki Türkçe tefsiri hazırlamasına imkân vermiştir. Tefsire başlamadan önce Mısırlı Prens Abbas Halim Paşa’nın teşviki ile “Büyük İslam Hukuku Kâmusu” ile meşgul bulunuyordu. Bu eserle birkaç yıl meşgul olduktan sonra yarım bırakmış ve tefsiri yazmaya başlamıştır. Âyan üyeliğinin son yıllarında, fıkıh okuttuğu dönemde Batının hukuk esaslarını tanımak için Fransızca eserleri okumaya başlamıştır. 1922’de Fransızca’dan tercümeye başladığı Paul Janet ve Gabriel Sealles’in “Histoire de la Philosophie” adlı “felsefe tarihi” kitabını tamamlayarak ilave ettiği önemli bir dibace (ön söz) ve diğer haşiyelerle birlikte “Metalib ve Mezahib” (Sorunlar ve Felsefe Okulları) adıyla 1925’te bastırmıştır. Hamdi Efendi, ayrıca devrinin güzel sanatlarından olan hat ve musiki ile de ilgilenmiştir. Özellikle “Nesih” ve “Sülüs” yazılarda iyi bir hattat idi. Aynı zamanda hâfız olduğu için alaturka musikinin çeşitli makamlarıyla ciddi bir şekilde meşgul olmuştur. Tezhip ve cilt gibi geleneksel sanatlarda da behresi vardı. Tırnakla yazı yazar ve süsleme yapardı. Türkçe, Arapça, Farsça şiirler de yazmıştır. Hamdi Yazır bir Meşrutiyet mütefekkiri olarak gerek Cumhuriyet’ten önce gerekse Cumhuriyet döneminde dinî, hukuki, sosyal ve felsefi konular üzerinde düşünmüş ve bunların bir kısmına çözümler getirmiştir. Hamdi Efendi’ye göre dindar, yenilikçidir. Ancak yenilik hiçbir zaman devamlılığı ortadan kaldırmamalıdır. Hamdi Efendi sadece bir teorisyen değil, fikir ve inançları uğrunda fiilen mücadele eden bir mücahittir. Dersleri ve tercüme eserlerini Beyanu’l-Hak, Sırat-ı Müstakim ve Sebil-ür Reşad dergilerindeki yazıları tamamlar. Atatürk’ün Elmalılı’ya yazdırdığı tefsir günümüzde de önde gelen İslam âlimleri tarafından da hâlâ en güvenilir tefsir olarak kabul edilmektedir. Atatürk’ün Diyanet İşleri Başkanlığına verdiği talimatı üzerine yazdırıldı. 1925’te Diyanet İşleri Riyaseti Kur’an’ı çağın icaplarına göre yeniden tefsir edebilecek birine görev vermek istemiştir. Bu görev, Atatürk’ün talimatı üzerine Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır’a verildi. Atatürk, Şeyh Sait Ayaklanması’nın bastırıldığı, çağdaşlaşma ve modernleşme adına yapılan inkılaplara yönelik itirazların arttığı bir dönemde İslamiyet’in temel kaynağı olan Kur’an‘ın yeniden yorumlanmasını istedi. Atatürk yedi madde ile nasıl bir tefsir istediğini ortaya koydu. Bu yedi madde daha sonra Diyanet İşleri Riyaseti ile Elmalılı Hamdi Yazır arasında imzalanan protokole kondu. Atatürk, Diyanet’e gönderdiği yazıda özellikle iki maddenin üzerinde duruyordu. Yeni tefsir ‘Ehli Sünnet’ itikadına ve ‘Hanefi’ mezhebinin görüşlerine göre hazırlanacaktı. Diğer bir isteği de ‘ibret ve öğüt mahiyeti taşıyan ayetlerin genişçe izah edilmesi’ idi. Atatürk, hüküm içeren ayetlerin de Türk-İslam geleneği göz önünde bulundurularak yorumlanmasını arzu ediyordu. 1926 yılında Mehmet Akif Ersoy tercüme ile, Elmalılı Hamdi Efendi de yazmakla görevlendirilir. 1000’er lira ücret alacaklardı. 12 yıl süren çalışmalar, Mehmet Akif’in işi bırakması ile Hamdi Yazır’a kalır ve 1934’te geçirdiği kalp krizine rağmen tefsir çalışmasını 1938 yılında tamamlar. Daha sonra ailesi tarafından bu tefsir yeniden bastırılır. Bu yeni baskıda, birkaç makalesi, Anglikan Kilisesine Şeyhülislamlığın cevabı olarak hazırlanan Hz. Muhammed’in Dini başlıklı yazısı da eklenir. Diyanet İşleri Başkanlığının isteğiyle Arapça bir çeviri ile meşgulken bunu tamamlayamaz. Hamdi Efendi, 27 Mayıs 1942’de İstanbul Erenköy’de vefat etmiştir. Minyon bir vücuda sahip, ahlak timsali bir kişi idi. Hocası ile aynı ada sahip olduğundan kendine “Küçük Hamdi Efendi” denmiştir. Biyoloji, tıp, fizik, kimya, matematik ve felsefe konuların çok okuyan bir ilim adamı olarak da tanınmıştır. Eserleri: 1. Hak Dini Kur’an Dili, son cildi fihrist olmak üzere 9 cilt ve toplam 6433 sayfadır. Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinden sağlanan tahsisat ile 12 senede tamamlanmış ve 1935–39 yılları arasında İstanbul’da on bin adet basılmıştır. İki bin takım müellife verilmiş kalanı da dağıtılmıştır. İkinci baskısı yine İstanbul’da aynı kurum tarafından ofset tekniği ile 1960’da, üçüncü baskısı ise sayfa üstlerine sure adı, cüz ve ayet numaraları eklenerek bir yayınevi tarafından 1971’de İstanbul’da basılmıştır. Bu eseri kardeşi Hattat Mahmud Yazır tarafından on iki yıl zarfında nesih, ta’lik ve rik’a ile üç nüsha olarak kaleme alınmış, bir nüsha da Hamdi Topbaş adına yazılmıştır. 2. İrşadü’l-Ahlaf fi Ahkami’l-Evkaf, İstanbul 1930, (Mülkiye Mektebinde okuttu derslerin bir kısmını oluşturur.) 3. Metalib ve Mezahib, İstanbul 1341, Paris Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim üyeleri Paul Janet ve Gabriel Sealles’in 1887’de yayımladıkları “Histoire de la Philosophie” adlı “felsefe tarihi” eserinden dipnotlar eklenerek tercüme edilmiştir. 4. Mantık-ı İstintaci ve İstikrai, İngiliz filozofu Alexandre Bain’in “Logigue Deductive et Inductive” adı ile Fransızcaya çevrilmiş eserinden yapılan tercümedir. Süleymaniye Medresesinde ders notu olarak verilmiş ama basılmamıştır. 5. Kamus-ı Fıkıh (Yarısına yakın kısmı tamamlanmışken Fatih yangınında yok olmuştur.) 6. Hz. Muhammed’in Dini, İstanbul, tarihsiz. 7. Huccetullahi’l-Baliğa Tercemesi, Diyanet İşleri Başkanlığının isteği ile başladığı bu tercüme vefatı nedeniyle tamamlanamamıştır. 8. Usul-i Fıkh’a ait eseri. 9. Tamamı bir arada yayımlanmamış olmakla birlikte bir divançe oluşturacak kadar şiirleri. 10. Meşrutiyetin ilk yıllarında Beyanü’l-Hak, sonraları Sırat-ı Müstakıyım ve Sebil-ür Reşad’da yayımlanmış 70’in üzerinde makalesi. 11. Tefsirindeki mealler bir heyet tarafından gözden geçirilerek müstakil bir eser şeklinde ayrıca yayımlanmıştır. Berna TÜRKDOĞAN UYSAL


Namık Gedik kimdir?



(1911, İstanbul - 27 Mayıs 1960, Ankara), Türk siyasetçi ve eski Türkiye İçişleri Bakanı.


Kabataş Erkek Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Dahiliye Hastalıkları Mütehassıslığı, Çine Hükûmet Tabibliği, Haydarpaşa Numune Hastanesi Verem Pavyonu Mütehassıslığı, Muğla Hastanesi Baştabibliği, 9., 10., 11. Dönem Aydın Milletvekili ile aralıklı olarak 1804 gün Dahiliye Vekilliği yaptı. Cumhuriyet tarihinde Şükrü Kaya'dan (4028 gün) sonra en uzun süre İçişleri Bakanlığı yapan siyasetçidir.

6-7 Eylül Olayları Gedik'in İçişleri Bakanlığı döneminde gerçekleştiği için eleştirilerden payını almıştır.

Darbe tehlikesine karşı Adnan Menderes'e şehir dışına çıkması önerisinde bulunmuş ve 23 Mayıs günü Adnan Menderes Ankara'dan ayrılmıştır. Aynı öneriyi götürdüğü Celal Bayar ise Cumhurbaşkanlığı Köşkü'nde kalmayı yeğlemiştir. 27 Mayıs 1960 Darbesi olduğu gün tutuklu bulunduğu Harp Okulu'nun penceresinden atlayarak intihar ettiği öne sürülmüştür. Cunta subaylarının ağır işkencelerine maruz kalarak hayatını kaybettiği ve bu cinayete intihar süsü verildiği iddia edilmişse de, eşine eski harflerle yazdığı mektupta "dönüşü olmayan bir yola gittiğini" belirterek intihar etmeye karar verdiği anlaşılmış ve ailesi tarafından onaylanmıştır.

Evli ve iki çocuk babasıydı.


Gün Sazak kimdir?



26 Mart 1932 tarihinde Eskişehir'de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini burada tamamladı. Ankara Maarif Koleji'nden mezun oldu. Daha sonra Amerika Birleşik Devletleri'ne giderek burada bulunan Kaliforniya Üniversitesi'nde yüksek lisans eğitimi aldı. Mezuniyeti'nin ardından da ülkesine dönen Sazak, 1971 yılında Milliyetçi Hareket Partisi'ne katıldı. 21 temmuz 1977'de de Gümrük ve Tekel Bakanı oldu. Uzun yıllar kaçakçılıkla mücadele etti. 27 Mayıs 1980'de de Dev Sol örgütü tarafından düzenlenen bir silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi. Cenazesi Eskişehir'in Sazak köyünde toprağa verildi.

Sabite Tur Gülerman kimdir?



04 Ocak 1927 yılında Çorum’un Kargı ilçesinde dünyaya gelmiş. Ailesi kısa bir süre sonra İstanbul’a taşınmış.

Ortaokulu bitirdikten sonra çok kıymetli hocaları Klarnet Salih Orak, Eyyubi Ali Rıza Şengel, Selahattin Pınar, Sadettin Kaynak ‘tan dersler aldı. Klasik Türk Musikisi üslubunu ve repertuarını öğrenmiş.

1948 yılında Ankara Radyosuna girmiş, 2,5 yıl burada görev yapmış. Sonra İstanbul a gelmiş ve Tepebaşı Gazinosu’nda okumaya başlamış.

Bu gazinoda Selahattin Pınar la birlikte sahneye çıkmış, aynı zaman da İstanbul radyosunda da okumaya devam etmiş.. Radyo ve sahne çalışmalarının dışında 78 ve 45 devirli plaklar da doldurmuş.

1950 li yılların en başarılı hanendelerinden olan Sabite Tur Gülerman ın çok kıvrak bir hançeri vardır, ses alanı her eseri okuyabilecek kadar geniştir. Özellikle de sesinin tiz bölgesine çok hakimdir; bu nedenle tiz perdelerin kullanıldığı eserleri yerinden, hatta daha da tiz akortlarından rahatlıkla okur.

Klasik ve çağdaş musikinin en zor eserlerini başarı ile seslendirir. Klasik eserlerdeki yorumu musiki çevrelerince çok beğenilmiş, özellikle de “Erişti Nevbahar Eyyamı” isimli şarkıyı yorumlaması ile tanınır olmuştur. 27 Mayıs 1987 günü aramızdan ayrıldı


Talip Özkan kimdir?



1939 yılında Denizli'de dünyaya geldi. Ankara Radyosu'nun Yurttan Sesler Korosu'na girdi. TRT radyosunun sınavlarını kazanan sanatçı, kadrolu olarak çalışmaya başladı.

Aslen Denizlili olan sanatçı, Paris Üniversitesi'nde eğitmenlik ve etnomüzkoloji alanında çalışmalarda bulundu.

Talip Özkan, akciğer kanseri nedeniyle 29 Mayıs 2010 tarihinde hayatını kaybetti. 71 yaşındayken İzmir'de ölen sanatçı, Urla İskele Mezarlığı'na defnedildi.




Nazmiye Demirel kimdir?



Isparta İslamköy'de doğan (1927) Nazmiye Şener, kardeş torunu ve 'köylüsü' Süleyman Demirel (1924) ile 1948 yılında evlendi. Zeki, esprili, inançlı, gelenekçi ama modern yaşama uyum sağlamış bir Anadolu kadınıydı.

1954'te mühendis eşi Süleyman Demirel'le ABD'ye gitti. Fransa, İsviçre, İtalya'da dolaştı. Otomobil kullanmayı çok seviyor, ehliyeti olmayan eşini gezdiriyordu. Yine çok sevdiği sinema ve tiyatroya eşi başbakan olduktan sonra gidemez oldu. Görev icabı gittiği seyahatlerden ise hiç hoşlanmazdı.

Değişmeyen davranışları vardı: Sabah namazını kıldıktan sonra çayı demlemek... Kahvaltıya asla gecelikle oturmamak... Kavaklıdere Güniz Sokak'taki evin giriş katına Demirel'in çalışma mekanı olduğu için girmemek... Eliyle yaptığı gül reçellerini mecliste dağıtmak... Evlilik yıldönümlerini eşiyle kutlamak...

Evcimen bir kişiliği olduğu için eşi Cumhurbaşkanı seçildiğinde Köşk'e gitmek istememiş, 'Çankaya'ya taşınmamız şart mı; işleri buradan idare edemez misin" demişti. Binada hiçbir önemli değişiklik yapmaması, Köşk'ü sahiplenmemesinin kanıtı sayıldı.

EMEL KORUTÜRK ONU ŞÖYLE ANLATMIŞTI

'Nazmiye Hanım'ı çok zeki ve esprili bulurum. Bulgaristan Devlet Başkanı Jivkov gelmişti. Kızı refakat ediyordu. Uzun boylu, soğuk, mesafeli bir kızdı. Yabancı dil de bilmiyor. Yemek bitti. Bir ara baktım Nazmiye Hanım, Jivkov'un kızı ile bir köşede gülüşüp duruyor. Nasıl olur? Yanlarına gidip 'Hanımefendi nece anlaştınız?' diye sordum. 'Gözceee' dedi..."


Adnan Varınca kimdir?



1918’de İstanbul’da doğdu. Saint-Josephe Fransız Erkek Lisesini bitirdikten sonra, Güzel Sanatlar Akademisinde Lêopold Lêvy ve Bedri Rahmi Eyüboğlu atölyelerinde öğrenim gördü. Bu okulu 1948’de bitirdi. Bir süre resim öğretmenliği yaptı. 1957-1973 yıllarında, Paris’te çalıştı. Besançon’da açılan ^^Paris’te Altı Türk Ressamı^^ sergisinde ve İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki ^^Paris’teki Türk Ressamları^^ sergisinde yer aldı. Yurda döndükten sonra kişisel sergiler açtı. 4. Sedat Simavi Vakfı Görsel Sanatlar Ödülü’nü Turan Erol’la paylaştı(1980).

Resimsel oluşuma iç dünyasının kişisel yorum güçleriyle yaklaşan Adnan Varınca’yı ^^pentür^^ alanında az rastlanır bir üslupçu olarak kavrıyoruz.


Mübeccel Vardar kimdir?



9 Ocak 1960 yılında İstanbul'da doğdu. İstanbul Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü"nden mezun olan Mübeccel Vardar, Harold ve Maude adlı oyun ile Kenter Tiyatrosunda profesyonel oldu.


Cyrano de Bergerac, Ölümü Yaşamak, Babalar ve Oğullar, Gönül Suçları, Şafak Yıldızları, Yarın Cumartesi, Kökler, Arzu Tramvayı, Nice Yıllar adlı oyunlarda rol aldı.


Mübeccel Vardar, Tiyatro İstanbul'da da "Acaba Hangisi" adlı oyunda oynamıştı. Halit Refiğ"in "Hanım" ve en son Yavuz Turgul'un Gönül Yarası filmlerinde rol alan sanatçı, Çalıkuşu, Saat Sabahın Dokuzu, Kuşlu Çorap, Önce Canan, Ayı, Uğurlugiller, Hastane, Dişi Kuş, Yabancı Damat adlı televizyon dizilerinde oynamıştı.

Mübeccel Vardar, akciğer kanseri nedeniyle, 27 Mayıs 2006 tarihinde daha 46 yaşındayken vefat etti. Filmografisi 2004 Yabancı Damat - Hayriye 2004 Gönül Yarası - Eczacı Berrin Hanım 2004 Dişi Kuş 2002 Zalim 2000 Borsa 1993 Hastane - Başhekim Figen Toker 1991 Varsayalım İsmail 1988 Önce Canan 1988 Uğurlugil Ailesi 1988 Kuşlu Çorap 1988 Hanım - Müzeyyen 1987 Saat Sabahın Dokuzu 1986 Çalıkuşu - Öğrenci


6 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör