top of page
  • Yazarın fotoğrafıHaberciGazete

Küçükçekmece'de 'bugün günlerden Nâzım'




İSTANBUL/KÜÇÜKÇEKMECE - Sanata/sanatçıya, kültür hizmetlerine verdiği destek ve önemle İstanbul'un 39 ilçesi arasında öne çıkan yönetimlerden biri olan Küçükçekmece Belediyesi, bugün Nâzım Sen Gittin Gideli adıyla mektuplar sergisi açarak büyük şairin 121. yaşını kutladı.



Seçkin bir daveti topluluğunun katılımıyla açılan 38 yazarın Nâzım'ın 50. ölüm yıldönümünde Yazar/Gazeteci Alâettin Bahçekapılı'nın kolaylaştırıcılığında yazdığı mektuplardan oluşan "Nâzım Sen Gittin Gideli" sergisinin açılışında kısa bir konuşma yapan Proje Yayın Yönetmeni/Yazar Güney Özkılınç, "Kemal Çebi yönetiminde Küçükçekmece Belediyesi'nin Nâzım'a olan toplumsal borcumuzun birazını ödemek için her türlü kültürel faaliyeti desteklemekten geri durmadığını ve bu alanda önemli yapıtlar ortaya koyduğunu" dile getirdi. Sergi projesinin sahibi Bahçekapılı ise konuşmasında mektupların yazılış ve yayımlanış sürecini anlatırken, "Anadolu'da ve dünyanın her yerinde haberleşme aracı olarak kullanılan mektup yazma geleneğini canlandırma ve yazılan mektuplardaki tanıklıkların gelecek kuşaklara kalmasını sağlama" amacıyla yola çıktıklarını ve "Nâzım'ın mezar taşına okunan bu mektuplar aracılığıyla verilen mesajların aramızdan ayrılmasının üzerinden 60 yıl geçmesine karşın Nâzım'ın unutulmadığını ve toplumda derin izler bıraktığını göstermesi açısından önemli olduğunu" vurguladı.



Nâzım 121 yaşında



Nâzım Sen Gittin Gideli adıyla Küçükçekmece Belediyesi Atakent Kültür ve Sanat Merkezi salonunda açılan "Nâzım'ın mezar taşına okunan" mektuplar sergisinin proje sahibi Gazeteci/Yazar Alâettin Bahçekapılı “Kimi kişilerin varlığının değeri, yokluklarında anlaşılır...

Nâzım onlardan biridir. Bir dönem yalnızca belli bir dünya görüşüne inananların, direngenlerin, yokluğun-yoksulluğun-haksızlığın ortadan kalkması için "tek yol" görenlerin Nâzımıydı; çok sular aktı köprülerin altından, şimdi Nâzım herkesin. Herkesin bir Nâzım'ı var... Olsun, bu, onun büyüklüğünü gösterir." diyerek başladı serginin açılış konuşmasına.



Bahçekapılı , "Bana göre de bir Nâzım var. Bütünlüğü içinde gördüğüm; inanışıyla, direnişiyle, savaşımıyla, aşklarıyla ve 'her daim muhalifliğiyle' bir insan Nâzım. Bu nedenle Nâzım Sen Gittin Gideli diye bir kitap oluşturdum 50. ölüm yıldönümünde. Bu nedenle o yıl, bir grup dostumla, Nâzım sevdalısıyla Moskova'da mezarı başındaydım. O nedenle, mektuplar yazdırdım 'sen gittin gideli' diye başlayan... Aramızdan ayrılanların ardından mektup yazma, yazdırma geleneğini oluşturan bir eylemdi bu, sevindirici bir işti... Küçükçekmece Belediyesi’nin önaçmasıyla oluşturulan bu sergi de, mektup yazma geleneğinin, o sevindirici işin desteklenmesi gereğini topluma yaymaya çalışan değerbilir bir davranış. Kişisel olarak teşekkür ediyorum." diyerek sürdürdüğü konuşmasında Anadolu'da ve dünyanın her yerinde mektubun bir zamanlar iletişim aracı olduğunu, şimdilerde teknolojinin yaygınlaştırdığı olanaklar yüzünden bu geleneğin sönümlendiğini vurguladı.

Bahçekapılı daha sonra Nâzım Hikmet'in yaşadığı kısa sayılabilecek ömrün kilometre taşlarına değinerek şöyle dedi:

"Sanatçı kişiliğinin belirleyiciliğinde "muhalifti"; her yerde ve her durumda "muhalif." Aramızdan ayrıldığında yurdundan 11 yıl 11 ay 14 gün ayrı kalmıştı; 62 yaşındaydı ve ömrünün 3 yılını Heybeliada Bahriye Mektebi ile Hamidiye kruvazöründe stajer güverte subayı olarak geçirmişti; sağlık nedenleriyle “bahriye”den ayrıldığında “yarışmalar kazanmış, ünlenmekte olan” bir genç şairdi.

İşgal altındaki İstanbul’da yazdığı “direniş şiirleri” gençliği etkiliyor, binbir güçlükle "geçtiği Ankara”da, Vâlâ Nureddin ile yazdığı ve Matbuat Müdürlüğü’nce 10 bin adet basılan 4 sayfalık şiirinin yarattığı etki, Millet Meclisi üyeleri arasında tartışma yaratıyordu: Şiirden etkilenecek "İstanbullu gençler, Ankara’yı doldurursa onlara nerede, nasıl iş aş bulunacaktı."

Tanıştırıldığı Mustafa Kemal'den "bazı genç şairler modern olsun diye mevzusuz şiir yazmak yoluna sapıyorlar. Size tavsiye ederim, gayeli şiirler yazınız" öğüdü alıyordu Vâlâ Nureddin ile birlikte. Nâzım, hep "mevzulu, gayeli” şiirler yazdı; "yemin ederdi ki", "Mustafa Kemal'in devrimine karşı olmadı." Ama ömrünün yaklaşık 15 yılını "memleketinin hapishanelerı"nde geçirdi:

"Cezaevlerinde tanıştığı, Türk halkının güç koşullar altında yaşayan, yoksul, acılı kişileriyle dostluklar kurdu. Dört Hapishaneden; Kuvâyi Milliye; Piraye İçin Yazılmış Saat 21-22 Şiirleri; Piraye'ye Rubailer; Memleketimden İnsan Manzaraları, Ferhad ile Şirin; Yusuf ile Menofis gibi yapıtlarını bu insanlara okuyup eleştirilerini aldı."

Nâzım hapishanede de olsa "halkının içinde"ydi, halk içindi; "memleketi"ndeydi.

Sonra süreç, yazgı "ağlarını ördü"; 17 Haziran 1951'de bir yakını, yedeksubaylığını yapmakta olan Refik Erduran'ın sağladığı cesurca olanakla "yurt dışına çıktı": Bulgaristan'ı hedeflerken kendini Romanya'da buldu."

Bahçekapılı, sözlerinin burasında artık aramızda olmayan Refik Erduran'ın 2013'te Nâzım'a el yazısıyla kaleme aldığı mektubunu göstererek, Nâzım'ın Erduran'ın kullandığı sürat motoruyla "Karadeniz'in hırçın dalgaları arasında yanaştığı gemiye binmeden" Nâzım'ın söylediği son sözleri aktardı: "Hiçbir şey yapamadım Refik, hiçbir şey! Memleketim de, dünya da hep aynı acılar içinde!"

Bahçekapılı 40'a yakın seçkin davetliye dönerek sordu: "Şimdi memleketimiz, şimdi dünya nasıl?" Davetlilerin hep bir ağızdan "daha da kötü" demesinin ardından sözlerini sürdüren Bahçekapılı şunları söyledi: "Nâzım, Moskova ve bütün 'ezilmiş ulusların ve sınıfların başkaldırdığı dünyanın' değişik merkezlerinde yaşadığı 'gurbet yılları' Refik Erduran'ın onu bir Romen gemisine bindirmesiyle başladı. Bu yıllarda Türkiye'ye duyduğu özlem, şiirlerine "memleketim, memleketim" çığlıklarıyla yansıdı; "Varna önünden İstanbul'a doğru giden gemiye dokundu eli, yandı." 11 yıl 11 ay 14 gün yaşadı "muhalif" olmayı sürdürdüğü yurtdışında.

1960'da 15 gün birlikte oldukları, mektubunu bu sergide görebileceğiniz yazarımız Orhan Karaveli'ye "oralarda ölüp gömülme olasılığına yandığını" söyleyecek denli "yurt özlemi” içindeydi; bir şiirinde de "son arzusu" olarak dile getirmişti: "Anadolu'da bir çınarın altına gömülmek" istiyordu; "taş maş da istemiyor"du. Bütün tartışmalara, girişimlere karşın bu "vasiyet" gerçekleşmedi-gerçekleşemedi. O nedenle Nâzım'ın mezarı hâlâ Moskova'da, ünlülerin yattığı Norodeviçiy Mezarlığı'nda."

Kemal Kılıçdaroğlu'nın Orhan Karaveli'ye telefonda söyledikleri...


Sergide mektubu bulunan, ancak rahatsızlığı nedeniyle açılışa katılamayan Orhan Karaveli'den davetlilere selam ileten Bahçekapılı, yayımladığı Haberci Gazete'de ilk olarak duyurulan Kemal Kılıçdaroğlu ile Karaveli arasındaki telefon konuşmasını da aktardı. Bahçekapılı şöyle dedi:

"CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu bir siyasi olduğu kadar, çok duyarlı bir insandır aynı zamanda. Bunu, annem vefat ettiğinde başsağlığı telefonu açmasıyla da deneyimledim. Orhan Karaveli'nin Nâzım'ın mezarının memleketine getirilmesini, böylece vasiyetinin yerine getirilmesini ısrarla savunduğunu bilen Kemal Kılıçdaroğlu Karaveli'yi aramış ve 'bizim iktidarımızda Nâzım'ın kemikleri memleketine getirilecek ve Gezi Parkı'nda yapılacak bir anıt mezara defnedilecek' demiş. Bunu ilk ben haber yaptım gazetemde. Dilerim bu vaat gerçekleştirilir. Bunun gerçekleştirilmesi için tümümüze görev düşmektedir."

Bahçekapılı, bu yıl 3 Haziran'ın Nâzım'ın aramızdan ayrılışının 60. yıldönümü olduğunu anımsatarak bir haber daha verdi: "Küçükçekmece Belediyesi’nin kültürümüzün mihenk taşlarından biri olan Nâzım Hikmet’e “toplumsal borcumuzu”n küçük bir bölümünü ödemek adına Nâzım Sen Gittin Gideli kitabımın genişletilmiş baskısını yapma sözünü sizinle paylaşmaktan mutluluk duyuyorum. Bu baskıda 60. yıl için yazdırmakta olduğum mektuplar da yer alacak. Müjdem olsun."

Nâzım Sen Gittin Gideli adıyla Küçükçekmece Belediyesi Atakent Kültür ve Sanat Merkezi'nde bugün açılan ve 10 Şubat'a değin açık kalacak mektuplar sergisinin açılışındaki konuşmasını şöyle tamamladı Bahçekapılı:

" Nâzım bu yıl itibariyle 60 yıl önce ayrıldı aramızdan. Ama bugün onun doğum günü: Yaşasaydı 121 yaşında olacaktı; belki de birçok “Şile bezi mintan” paralanacaktı sırtında, çok kasket eskitecekti o hiç eğilmeyen başı, çok yollar –özellikle devrim yolları – taşıyacaktı ayakkabılarını, saçı bu topraklarda ağaracak ve belki de düşecekti, alnının çizgileri derinleşecekti bu topraklarda ve yüreğinin enfarktı ile dolaşacaktı aramızda şimdi…

60 yıldır yanar yüreğimizde bir ateş Nâzım, hep harlanır bu sen gittin gideli. Yokluğunun ateşidir bu. Köze döner belleğimizde. Söze döner dilimizde, kaleme döner elimizde.

İyi ki doğdun Nâzım. İyi ki dünyada Türkiye denildiğinde Atatürk’le birlikte akla gelen yüce kişisin. İyi ki bu memleketi sevdin, iyi ki sevdanı yüreğimize nakşettin. Rahat uyu Nâzım. Hep derdin ya: "Umut umut umut/Umut insanda"

Proje Yayın Yönetmeni/Yazar Güney Özkılınç da serginin açılışında yaptığı kısa konuşmada "Kemal Çebi yönetiminde Küçükçekmece Belediyesi'nin Nâzım'a olan toplumsal borcumuzun birazını ödemek için her türlü kültürel faaliyeti desteklemekten geri durmadığını ve bu alanda önemli yapıtlar ortaya koyduğunu" dile getirdikten sonra, yazdığı Nâzım'ın Bursa Yılları kitabına işaret ederek yaparak, İstanbul, Çankırı ve Ankara hapishanelerinden sonra geldiği ve 1940 ile 1950 arasında 10 yıl kaldığı Bursa Hapishanesi'nin Nâzım için en verimli geçen yer olduğunu, birçok şiirini, senaryosunu burada yazdığını, hapishaneyi bir eğitim ve üretim kurumu durumuna getirdiğini ifade etti.

Serginin davetlileri arasında bulunan emekli öğretmen Nebahat Akın, hem Nâzım'dan, hem de kendi yazdıklarından okuduğu şiirlerle açılışa renk kattı.



Haber görselleri: Korkut Akın (teşekkür ederiz)

98 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page