top of page
  • HaberciGazete

Karamanlı Mehmet Paşa, Nadir Mutluay, Tezer Taşkıran, Fikri Sönmez, Esin Engin, Gültekin Çeki


Bugün 4 Mayıs. Karamanlı Mehmet Paşa, Nadir Mutluay, Tezer Taşkıran, Fikri Sönmez, Esin Engin, Gültekin Çeki ve Leman Bozkurt Altınçekiç'in ölüm yıldönümü.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla, sevgiyle anıyoruz.


Karamanlı Mehmet Paşa kimdir?


Konya’da doğdu. Bazı kaynaklarda Karamânî nisbesi yanında Konevî olarak da anılır (Sehî, s. 23). Gerek kendi eserinde gerekse vakfiyesiyle mezar taşında tam adı Mehmed Paşa b. Ârif Çelebi el-Celâlî es-Sıddîkī şeklinde geçer. Babası Ârif Çelebi’nin Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî soyundan olduğu ve Konya Mevlânâ Dergâhı postnişini iken 824’te (1421) vefat ettiği belirtilir (Sâkıb Dede, I, 129-132). Sıddîkīliğinin de Hz. Ebû Bekir soyundan geldiğine işaret ettiği üzerinde durulur. Medrese tahsiline Konya’da başladı ve Musannifek ile Alâeddin Ali et-Tûsî’den ders alarak öğrenimini tamamladı. Ardından Konya’dan ayrılıp Osmanlı ülkesine gitti. İstanbul’un fethinden sonra Mahmud Paşa’nın vezîriâzamlığı sırasında (859/1455) onun himayesine girdi. Önce Mahmud Paşa’nın İstanbul’da yaptırdığı medresenin müderrisliğine, arkasından divan kâtipliğine getirildi. Mahmud Paşa’nın tavsiyesiyle 869 (1464) yılında nişancı (Sehî, s. 23) ve bu görevdeyken 875’te (1470-71) vezir oldu. Şahabeddin Tekindağ, vakfiyesindeki “el-emîr el-hatîr ve’l-vezîr el-kebîr” kaydına dayanarak onun vezirliğe tayininin 862’den (1458) önce olduğunu ileri sürer (İA, VII, 588). Ancak bu kayıt, müderrisliği döneminde düzenlenen vakfiyesinin vezîriâzamlığı sırasında bazı değişikliklere uğramasıyla ilgili olmalıdır. Uzun süre nişancılık görevinde kalan Mehmed Paşa bu dönemde daha çok Nişancı Paşa unvanıyla şöhret kazanmıştır (Latîfî, s. 335). Vezîriâzamlığa ise 1478 yılı ortalarında getirildiği anlaşılmaktadır. Vezîriâzam Karamânî Mehmed Paşa adına bir timarın “gurre-i Ramazan 883” (26 Kasım 1478) tarihinde kaydedilmesi (Gökbilgin, s. 44) onun bundan birkaç ay önce bu göreve getirildiğini gösterir.

Fâtih Sultan Mehmed, İstanbul’un fethiyle Anadolu ve Balkanlar’da sınırları genişleyen devleti yeniden yapılandırma projesinde Karamânî Mehmed Paşa’dan büyük destek görmüştür. Özelikle kanunnâmelerin hazırlanmasında Mehmed Paşa etkili rol oynamıştır. Eskiden beri mevcut olan kardeş katlinin onun görüşleri doğrultusunda kanun haline getirildiği belirtilir. Fâtih Sultan Mehmed’le birlikte yeni veraset kanununun da kurucusu olmuştur. Teşrifat usulünü ortaya çıkan yeni şartlar çerçevesinde belirleme yönüne gitmiş, vezir sayısı üç iken dörde çıkarılmıştır. Daha önce tek olan kazaskerliğin devlet işlerinin hızlandırılması için ikiye çıkarılmasını arzetmiş, arzı kabul edilerek Rumeli ve Anadolu için ayrı kazaskerlikler kurulmuş (Hoca Sâdeddin, II, 480-481), tayinleri de vezîriâzama verilmiştir. Devletin maliye işleri de yeniden düzenlenmiş, defterdar Dîvân-ı Hümâyun’un aslî üyesi yapılarak bu görev müstakil bir makam haline getirilmiştir.

Karamânî Mehmed Paşa Osmanlı Devleti’nin gelirlerini arttırmak, asker ihtiyacını karşılamak maksadıyla bazı vakıf ve mülk arazilerinin timara çevrilmesinde de rol oynadı. Âşıkpaşazâde başta olmak üzere bazı kaynaklarda bu önemli reformda parmağı olduğu gerekçesiyle sert bir şekilde eleştirilen Mehmed Paşa, ayrıca toprak tahsisinde karışıklığı önlemek için 883’te (1478) timar ve zeâmet sahiplerine, kendi isimleriyle birlikte o timarın bulunduğu yerle senelik gelirinin tahrir defterlerine kaydedildikten sonra beratla verilme sistemini de getirdi (a.g.e., I, 562).

Mehmed Paşa askerî bir kumandan ve idareci olmaktan çok medreseden yetişmiş bir bürokrat olma yönü ile sivrilmiştir. Onun özellikle iç siyasette padişah üzerinde etkili olduğu anlaşılmaktadır. Kıvâmî’nin, “Sultân-ı âlemin huzurunda bir sözü iki olmazdı. Sultân-ı âlem kendini, memleketi ona teslim eylemişti” (Fetihnâme-i Sultan Mehmed, s. 273) ve İbn Kemal’in, “Şehriyâr-ı cihânın inân-ı ihtiyârı onun elinde olmağın çok bid‘at vazetmişti” (Tevârîh-i Âl-i Osmân, s. 531-532) demeleri bunu gösterir. Cem Sultan taraftarı olarak padişahı etkilemeye, hatta onun tahtın vârisi şeklinde ilânına çalıştığı da belirtilir (İA, III, 70). Ancak olayların Bayezid lehine geliştiğini görünce başka yollarla amacına ulaşmak isteyen Mehmed Paşa’nın hasta durumdaki padişahı Mısır seferine ikna etmesinin ardında, onun yolda ölümü durumunda Konya’ya yakın olunacağından Cem’in kolayca tahta çıkmasını sağlama niyetinin yattığı ileri sürülmektedir. 886’da (1481) sefer için Anadolu’ya geçen ve Gebze yakınlarında vefat eden Fâtih’in ölümünü gizleyen ve hastalığı arttığından istirahat ettirmek için saraya götürüldüğünü çevreye yayan Mehmed Paşa, aldığı önlemlerle yeniçerilerin İstanbul tarafına geçmelerini engelledi. Cem taraftarı olmasına rağmen mecburen çoğunluğun görüşüne uyarak devlet erkânı ile birlikte yazdıkları nâmeyi Şehzade Bayezid’e (Hoca Sâdeddin, II, 4), bundan ayrı olarak yakın adamlarından birini de gizlice Cem’e gönderdi. Ancak Cem’e yolladığı haberci Bayezid’in damadı Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalandı. Bu arada yeniçerilerin İstanbul tarafına geçmesini istemeyen Mehmed Paşa, İstanbul-Üsküdar arasındaki nakli engellemek için Üsküdar yakasına gemi ve kayık yanaştırılmaması emrini verdi. Acemi oğlanlarını Fil çayırındaki köprüyü onarmaları için şehirden dışarı çıkardı. Aldığı bütün önlemlere rağmen Fâtih’in ölümü duyuldu ve yeniçerilerden bir kısmı Fâtih’in ölümünden bir gün sonra İstanbul’a geçti. Mehmed Paşa, yasağa uymayanları tehdit ettiyse de bir grup yeniçeri subaşı ile birlikte Mehmed Paşa’nın divanhânesini basarak onu katletti (Bihiştî Ahmed Sinan Çelebi, vr. 211b; İdrîs-i Bitlisî, s. 330). Kesilen başı bir mızrağın ucuna takılarak günlerce İstanbul sokaklarında gezdirildi (Kıvâmî, s. 279). Mehmed Paşa’nın kabri, İstanbul’da isminden dolayı Nişancı olarak anılan mahalledeki caminin kıble tarafında yer alan türbededir. Sehî, kabrinin Şeyh Vefâ Tekkesi’nde bulunduğunu yazarsa da (Tezkire, s. 23) bunun, paşayla Şeyh Vefâ arasındaki yakınlıktan dolayı kabrini Şeyh Vefâ Tekkesi’nde göstermiş olmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

İki eşinin olduğu ileri sürülen Mehmed Paşa’nın birinci eşi hocası Musannifek’in kızıdır. Oğlu Zeynelâbidîn Ali Çelebi’nin bundan doğduğu tahmin edilmektedir. İkinci eşi Sittî Şah, Alâiye beyinin kızı idi (Âşıkpaşazâde, s. 192). Mehmed Paşa’nın türbesinin yanındaki mezarlıkta toprak altından çıkarılan “Ayşe bint Râbia ve ebûhâ Mehmed” yazılı mezar taşına bakılırsa Râbia adlı üçüncü hanımından doğmuş Ayşe adlı bir kızı vardı.

Çağının diğer devlet adamları gibi Mehmed Paşa da mutasavvıfları, şairleri, ilim adamlarını himaye etmiş, Horasan’dan Konya’ya gelen Musannifek ile muhtemelen hocası Alâeddin Ali et-Tûsî’yi İstanbul’a getirtip padişah ve Mahmud Paşa ile tanıştırmıştır. Yine Şeyh Vefâ’nın İstanbul’a gelmesi ve padişah nezdinde itibar kazanması da onun aracılığı ile olmalıdır. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî soyundan olup medrese çıkışlı akrabalarının da İstanbul’a gelmelerine vesile olduğu anlaşılmaktadır. Cemâleddin Çelebizâde Âbid Çelebi bunlardan biridir. Mehmed Paşa çevresindekileri belli bir kültür seviyesine ulaşmaları için teşvik etmiş, yetişmelerini sağlamıştır. Kölesi Hüsâmeddin’in oğlu Muhyiddin Mehmed Hicrî Efendi medreseden yetişerek İstanbul kadılığına kadar yükselmiş bir âlimdi (Taşköprizâde, s. 495).

Karamânî Mehmed Paşa vezîriâzamlığı sırasında ilim adamlarına tartışmalar yaptırır ve özellikle felsefî konularda bu tartışmalara katılırdı (Taşköprizâde, s. 154). Yeniliğe açık bir devlet adamı olarak devlet işlerinde kendisine ayak uyduramayanları değişik metotlarla etkisiz hale getirmiştir. Hocazâde Muslihuddin Efendi gibi döneminin etkili ilim adamlarıyla geçimsizliğinin altında onun Fâtih’in yeni düzenlemelerine karşı olan tutumunun yattığı söylenebilir. Bununla birlikte Hocazâde’nin öğrencisi Seyyid İbrâhim’den oğluna ders aldırmış, Şehzade Korkut’a hoca olarak tayinini sağlamıştır (Mecdî, s. 319-321). Mehmed Paşa’nın ayrıca devlet idaresinde Türk-devşirme çekişmesinin başta gelen şahsiyetlerinden biri olduğu yolundaki yorumlar, onun yahudi asıllı hekim Yâkub Paşa’ya ve Rum Mehmed Paşa’ya karşı olan muhalefetine dayandırılır. Devletin yeniden yapılandırılması hususunda alınan tedbirler dolayısıyla Âşıkpaşazâde, Kıvâmî ve İbn Kemal gibi tarihçilerce eleştirilen Mehmed Paşa’nın bu yüzden çok sayıda düşman kazandığı ve bu durumun kişiliği hakkında aktarılan bilgileri tartışmalı hale getirdiği söylenebilir.

Mehmed Paşa’nın İstanbul’da hayır eserleri bulunmaktadır. Bunlardan Kumkapı’da Nişancı Mehmed Paşa Camii 870’te (1465) inşa edilmiştir. Aynı mahallede bir çifte hamamla caminin bitişiğinde zâviyesi, bir de medresesi bulunuyordu. Bunun dışında ikinci bir mescidi daha vardı. Tâcîzâde’nin tarih düşürdüğü bu mescid Kumkapı’daki camiyle karıştırılmış, şu anda İstanbul Müftülüğü olan yerdeki sarayı ile birlikte yaptırılan mescidin inşa tarihi (885/1480) camiye ait gösterilmiştir.

Karamânî Mehmed Paşa hem tarihçiliği hem de Osmanlı inşâ sanatında verdiği inşa örnekleriyle tanınmıştır. Daha nişancı iken Uzun Hasan’a yazdığı söylenen mektuptan dolayı (Feridun Bey, I, 271-272) Fâtih’in teveccühünü kazanmıştır (Tâcîzâde Sâdî Çelebi, s. 57; Latîfî, s. 335). Onun değişik mektupları münşeat mecmualarında örnek olarak verilmektedir (Sarı Abdullah Efendi, vr. 28a-29b). Ayrıca Türkçe, Arapça ve Farsça şiirler yazan Mehmed Paşa’nın mahlası Nişânî’dir. Bir divanda toplanmayan şiirlerine değişik tezkire ve mecmualarda rastlanmaktadır. Kınalızâde onun şiirde inşâdaki kadar üstün olmadığını söylemektedir (Tezkire, II, 988). Karamânî Mehmed Paşa kaleme aldığı Osmanlı tarihiyle de dikkat çeker. Onun Arapça yazdığı bu eser ilk Osmanlı tarihlerinden biri olarak ayrı bir öneme sahiptir. Özellikle Osmanlı tarihinin ilk dönemlerine ait verilen bilgiler oldukça değerlidir. Eser iki kısımdan oluşur. İlki Risâle fî tevârîḫi’s-selâṭîni’l-ʿOs̱mâniyye, ikincisi Risâle fî târîḫi Sulṭân Meḥmed b. Murâd Ḫân min Âli ʿOs̱mân adını taşır. Birinci kısımda Osmanlı Devleti Osman Gazi’den başlayarak II. Mehmed’e, ikincisinde II. Mehmed’in tahta çıktığı 855 yılından (1451) 1 Muharrem 885’e (13 Mart 1480) kadar olaylar anlatılmaktadır. Bu kısım Fâtih Sultan Mehmed dönemi için kıymetli bilgiler taşır (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 3204; Âşir Efendi, nr. 234). Kitabı, tercümesini yayımlayarak ilim âlemine ilk duyuran Mükrimin Halil Yinanç olmuş ve eseri “Millî Tarihimize Dair Eski Bir Vesika” başlığı altında Türk Tarih Encümeni Mecmuası’nda yayımlanmıştır (sy. II/79 [1 Mart 1340], s. 85-94; sy. III/80 [1 Mayıs 1340], s. 142-155). İkinci bir tercümesini ise İbrahim Hakkı Konyalı neşretmiştir (“Osmanlı Sultanları Tarihi”, Osmanlı Tarihleri I, İstanbul 1949, s. 323-369).



Nadir Mutluay kimdir?


(d. 1879 - ö. 4 Mayıs 1945) İstiklal Savaşı'nda Anadolu'da çıkan iç isyanları bastırmada ve işgale direnen Türk güçlerine silah temin etmede önemli hizmetleri geçmiş Müftü. 1895 yılında Mut Rüşdiyesini bitirdi. Konya Medresesinin müderrislerinden dersler aldı. Yalvaçlı Ömer Vehbi Efendi'nin medresesinde dini eğitimine devam etti. 1906 yılında tahsilini tamamlayıp Mut'a geri döndü. 1908 Mut mahkeme üyeliği görevinde bulundu. 1910 yılında Mut Müftüsü olarak atandı. 32 yıl boyunca 1942 yılına kadar bu görevini sürdürdü. 1945 yılında vefat etti. 11 Eylül 1919 tarihinde sonuçlanan Sivas Kongresi'nde Türkiye’de her vilayet ve kaza merkezleri ile her köyde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk cemiyet'lerinin teşkil edilmesi kararı alınmıştı. Nadir Bey 1 Kasım 1919 tarihinde Mut Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini kuruculuğunu yaptı. Mut'un çevre köylerini dolaşarak Kuvayı Milliye örgütlenmesini yaptı. Konya'da 12. kolordunun milislere tahsis ettiği silahları teslim alıp Kuvayı Milliyecilere dağıttı. Silahlar yetersiz gelince Mondros Mütarekesi gereği Osmanlı Ordusunun Anamur, Gülnar ve Silifke’deki birliklerinden toplanmış ve Mut Jandarma depolarında bekletilen silahları almak için cemiyet Nadir Beyi görevlendirir. Nadir Bey Kaymakam'dan silahları ister Kaymakam kendisine şu cevabı verir:

"Biz Almanlar ve Avusturyalılarla beraberken yenildik. Anadolu yalnız başına bu koca devletlerle nasıl başa çıkacak”

Nadir Bey'in aşağıdaki sözü üzerine Kaymakam silahları teslim etmeye razı olur:

“Beyefendi, meselenin dıştan görünüşü aynen buyurduğunuz gibidir. Ancak, vatanını kurtarmak uğruna kellesini koltuğuna alan bir milletle hiçbir kuvvet başa çıkamaz”

Nadir Bey Konya, Bozkır ve Ermenek isyanlarının bastırılmasında etkili olmuş ve milli mücadele kuvvetlerinin işgalicilerle harp edebilmesine dolaylı yoldan yardımcı olmuştur. Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal Bey 22 Ekim 1920 tarihinde kendisine telgrafla teşekkür etmişti: *


Tezer Taşkıran kimdir?


Eğitimci, Felsefe ve Sosyoloji Öğretmeni, Yazar, Siyasetçi, VII. Dönem Kastamonu, VIII. ve IX. Dönem Kars Milletvekili (D. 1907, Kafkasya – Ö. 4 Mayıs 1979). Tam adı Tezer Ağaoğlu Taşkıran’dır.

Atatürk'e yakın isimlerden, Serbest Fırka'nın kurucularından Ahmet Ağaoğlu'nun küçük kızı, fotoğraf sanatçısı Ara Güler'in de kayınvalidesidir. Baba adı Ahmet Akif, anne adı Sitare. İstanbul Darülfünûn Edebiyat Şubesi Felsefe Bölümü mezunu.

Ankara Muallim Mektebi İçtimâîyat Öğretmeni, Ankara Erkek ve Kız Liseleri Felsefe ve İçtimâîyat Öğretmeni, Ankara Kız Lisesi Müdürü, İstanbul Kız Öğretmen Okulu Müdürü ve Felsefe Öğretmeni, Ortaöğretim Şube Müdürü, Yardımseverler Derneği Kurucu Üyesi, Üniversiteli Kadınlar Derneği Başkanı, UNESCO Millî Komitesi Üyesi,

Tezer Taşkıran, CHP’den VII. Dönem (28.02.1943 – 05.08.1946) Kastamonu, VIII. (21.07.1946-22.05.1950) ve IX. Dönem (1950-1954) Kars Milletvekili seçilerek TBMM’de yasama çalışmalarına katıldı. 4 Mayıs 1979’da hayatını kaybetti. Evli, 2 çocuk babasıydı. Fransızca, İngilizce, Az düzey Almanca biliyordu.

Adı İstanbul Tuzla’da bir ortaokula verilmiştir (Tuzla Tezer Taşkıran Ortaokulu).

Bazı Kitapları:

Türk Ahlakının İlkeleri, Cumhuriyetin 50. Yılında Türk Kadın Hakları, Kendin Seç Dağında, Suçlu Çocuklarımız (Samet Ağaoğlu ile, 1943), Women in Turkey, Cumhuriyetin 50. Yılında Kadın Hakları (1973).


Fikri Sönmez kimdir?


1938’de Fatsa’ya bağlı Kabakdağı köyünde doğdu. Yoksul bir çocukluk geçirdi. İlkokul sonrası bir terzinin yanında çırak olarak çalışmaya başladı. 1960’larla birlikte Türkiye İşçi Partisi’ne üye oldu ve aktif siyasete başladı. TİP’in Fatsa’daki örgütlenmesi için çalıştı. Dev-Genç’le birlikte 6. Filo’ya karşı eylemlerde yer aldı. 1972’de THKP-C davasından yargılandı. Mahir Çayan ve yoldaşlarının Maltepe Askeri Cezaevi’nden kaçışı sonrası Karadeniz’e geçmelerine yardımcı olmakla suçlandı. 2 yıl kadar tutuklu yargılandıktan sonra 1974’te afla serbest kaldı.

Karadeniz bölgesindeki emekçilerin ve köylülerin içerisinde mücadele yürüttü. 1978-79’da “Fındıkta sömürüye son” mitinglerini örgütleyen isimlerden biri oldu. 1979’da Fatsa’da, CHP, AP ve MSP’nin iki katı oy alarak bağımsız belediye başkanı seçildi. Fatsa’yı halk komiteleriyle yönetmeye başladı.


1980 Mayıs-Temmuz ayları arasında 50’nin üzerinde kişinin katledildiği Çorum Katliamı sırasında Başbakan Süleyman Demirel tarafından “Çorum’u bırakın Fatsa’ya bakın” ifadeleriyle hedef gösterildi. 11 Temmuz 1980’de başlatılan “Nokta operasyonu” ile gözaltına alındı. Hürriyet, operasyondan 2 gün önce “Fatsa’ya nokta operasyonu” başlığıyla harekâtı duyurdu. Operasyon sırasında asker ve polislere, yüzleri maskeli faşistler tarafından yardım edildi. Birçok devrimcinin evleri, bu faşistler tarafından ihbar edildi. Sönmez’in hayatının geri kalanı cezaevi koşullarında, işkenceyle geçti. 4 Mayıs 1985’te kalp kriziyle yaşama veda etti.


Esin Engin kimdir?


(d. 17 Mayıs 1945 – ö. 4 Mayıs 1997) 1945’te Kırım Tatarı asıllı bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. 5 yaşında müziğe başladı. Önce ud ve kanun ile Klasik Türk müziği eğitimi aldı.

Lise öğrenimi için gittiği Amerika Birleşik Devletleri’nde ise piyano ile Batı Müziği eğitiminin yanı sıra armoni ve kompozisyon dersleri de gördü. İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Yüksek Okulunu ve İstanbul Belediye Konservatuvarı şan bölümünü bitirdi.

İlk olarak dönemin önemli orkestralarında müzisyen ve solist olarak çalıştı ve filmlerde şarkı seslendirdi. İlk 45’liğini 1968’de çıkardı. İlk büyük çıkışını ise 1972’de çıkardığı iki 45’likle yaptı: “Dök Zülfünü Meydane Gel” ve “Tango”. “Dök Zülfünü Meydane Gel”de Klasik Türk müziği’ni ilk defa aslına zarar vermeden çok sesli hâle getirerek seslendirdi. “Tango”da ise 30’lu yılların tangolarını değişik düzenlemeleriyle tekrar gündeme getirdi. 1973’te “Bana Ellerini Ver/Gözlerin Deniz” 45’liğini ve ilk Long-Playi olan “Modern Oyun Havaları”nı çıkardı. Geleneksel müziğimizi aslına zarar vermeden armonize ederek yönettiği orkestarsına uyguladığı bu enstrümantal albüm büyük ilgi görerek satış rekorları kırdı. Yurtdışına ihraç edilerek müziğimizin tanıtılmasında büyük rol oynadı. Bu başarı üzerine Esin Engin aynı anlayışla 1974’te “Anadolu”, 1978’de “Modern Fasıl” ve çeşitli senelerde “Modern Oyun Havaları” serisinin diğer albümlerini çıkardı. Bir yandan da 1974’te “Dönmeyen Yıllar/Ankara’nın Taşına Bak” 45’liğini, “Tangolar” ve “Dünden Bugüne” albümlerini, 1976’da “Aşık Olmuşum/Sana Geldim”,1977’de “Sen de Bizdensin Arkadaş/Gurur Duyarım”, 1978’de “Gönül Oyunu/Sevmesin Yeter” gibi hit olmuş 45’liklerle şarkıcılığını sürdürdü.

1972’den itibaren aranjör,orkestra şefi ve müzisyen olarak Türk Popunun ve Türk Sanat Müziğinin birçok sanatçısının perde arkasındaki başarı anahtarı oldu. Sezen Aksu, Erol Evgin, Zerrin Özer, Nükhet Duru, Nilüfer, İlhan İrem, Tanju Okan, Tülay Özer, Esmeray, Ayla Algan, Erol Büyükburç, Ömür Göksel, Attila Atasoy, Gönül Akkor, Yıldırım Gürses, Semiramis Pekkan, Ali Kocatepe, Füsun Önal gibi birçok sanatçıya beste ve düzenleme yaptı ve Türk Popunun ve Türk Sanat Müziğinin birçok hit parçasına imza attı. Melih Kibar, Bora Ayanoğlu, Selmi Andak gibi bestecilerle; Çiğdem Talu, Ülkü Aker, Fikret Şeneş gibi söz yazarlarıyla çalıştı.

1980’de “Hisseli Harikalar Kumpanyası”, 1984’te “Lüküs Hayat” gibi müzikallere müzik yönetmenliği yaptı, “Kanlı Nigar”, “Fermanlı Deli Hazretleri”, “Deli Eder İnsanı Bu Dünya” gibi birçok müzikal, “Aile Şerefi”, “Gazeteciden Dost”, “İstanbul’un Gözleri Mahmur” ve “Müfettiş” gibi birçok tiyatro oyunu besteledi.

Film Müziği alanında ise Osman F. Seden, Atıf Yılmaz gibi usta yönetmenlerle çalıştı. 1986’da Aydan Şener’in başrolünü oynadığı “Çalıkuşu” dizisinin klasikleşen müziklerine imza attı. “Zübük”, “Hayallerim, Aşkım ve Sen”, “Kadının Adı Yok”, Çöpçüler Kralı “gibi sinema filmlerine; “Yol Palas Cinayeti”, “İki Kadın”, “Tatlı Betüş”, “Gül ve Diken”, “İki Kız Kardeş”, “Zühre”‘gibi Tv dizilerine unutulmaz besteler yaptı.

1994’te kan kanserine yakalanan Esin Engin film müziklerinin çoğunu hasta yatağında besteledi.

Son döneminde “Nostalgic Russian Tzigane”, “Gypsy Fire”, “Film Müzikleri” gibi albümlere imza attı. 4 Mayıs 1997’de kansere yenik düştü.Kabri, İstanbul Zincirlikuyu mezarlığındadır.


Gültekin Çeki kimdir?


1927 yılında Antalya'da dünyaya geldi. "Eski Dostlar", "Ne geçen günleri yad et ne de atilere kan", "Kara gözlüm efkarlanma gül gayri", "Gece sessiz ve karanlık yine her şey uyumuş" gibi eserlerin bestelerin sahibi olan Çeki, Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü, Dağcılık ve Kış Sporları Federasyonu ile Kayak Federasyonunun 2. Başkanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı Müşavirliği yapmıştı.

Türkiye Olimpiyat Komitesi, Türkiye Futbol Adamları Derneği, Türk Spor Vakfı ve Olimpiyat Derneğinin de kurucu üyeliğini yapan ünlü bestekar Gültekin Çeki 4 Mayıs 2016 tarihinde Antalya'daki evinde hayatını kaybetti.


Leman Bozkurt Altınçekiç kimdir?


(1932, Sarıkamış – 4 Mayıs 2001, İzmir), İlk Türk kadın jet pilotu. NATO kuvvetlerinin de ilk ve uzun zaman boyunca tek kadın jet pilotu oldu.


1932 yılında Sarıkamış'ta doğdu. Liseyi bitirdiği yıl Türkkuşu İnönü Tesisleri'nde planör eğitimi aldı. Hemen ardından Türkkuşu Motorlu Okulu'na öğretmen adayı olarak katıldı. 1954 yılında Silahlı Kuvvetler'e kadınların da alınmasıyla ilgili karar çıkınca İzmir Hava Harp Okulu'na başvurdu ve Ekim 1955'te burada eğitime başladı. Pervaneli uçaklarla eğitimini tamamlayarak 30 Ağustos 1957'de mezun oldu.

Daha hızlı ve daha yüksekten uçmak arzusuyla jet pilotu eğitimi almak istedi. Ağustos 1958'de Eskişehir'deki jet eğitim filosuna katıldı ve kısa sürede eğitimini başarıyla tamamladı.

Kasım 1958'de jet pilotu brövesini taktı. Dokuz yıl süreyle F-84 ve T-33 jet uçaklarında uçtu. Sonraki yıllarda Hava Kuvvetleri'nin karargâh hizmetlerinde çalıştı. Personel Plan Şube Müdürü ve Merkez Şube Müdürü olarak görev yaptı. Kıdemli Albay rütbesiyle Hava Kuvvetleri'nden emekli oldu.

4 Mayıs 2001 tarihinde İzmir'de hayatını kaybetti.




15 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page