• HaberciGazete

Katip Çelebi, Fehmi Ege, Mehmet Ali Aybar



Bugün 5 Ekim. Katip Çelebi ve Fehmi Ege'nin ölüm yıldönümleri. Bugün aynı zamanda Mehmet Ali Aybar'ın doğum günü.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla anıyoruz.

Katip Çelebi kimdir?



Şubat 1609’da İstanbul’da doğdu. Asıl adı Mustafa’dır. Doğu’da Hacı Halife, Batı’da ise Hacı Kalfa adıyla da tanınır. Babası Abdullah Enderun’da yetişmiş, silahdarlık göreviyle saraydan ayrılmıştı. 14 yaşına kadar özel eğitim gören Kâtip Çelebi, 1623’te Anadolu Muhasebesi Kalemi’ne girdi. IV. Murad Dönemi’nde (1624-1640) girişilen Doğu Seferlerine kâtip olarak katıldı. 1635’te İstanbul’a dönerek kendisini tümüyle okuyup yazmaya verdi.

Dönemin ünlü bilginlerinin derslerine katılarak medrese öğrenimindeki eksikliklerini giderdi. Tarihten tıpa, coğrafyadan astronomiye kadar geniş bir ilgi alanı olan Kâtip Çelebi’nin aynı zamanda zengin bir kitaplığı da vardı. 1645’te sırası geldiği halde yükselemediği için kalemdeki görevinden ayrıldı. Ancak 1648’de Takvimü’t-Tevarih adlı yapıtı dolayısıyla Şeyhülislam Abdürrahim Efendi aracılığıyla kalemde ikinci halifeliğe getirildi. Bundan sonra da öğrenme ve öğretme yolundaki çabalarını sürdüren Kâtib Çelebi peşpeşe yapıtlar vermeye başladı. Telif ve çeviri olarak yirmiyi aşkın kitap yazdı. En önemlileri tarih, coğrafya ve bibliyografya alanındadır.

Tarih alanındaki yapıtlarının ilki 1642’de tamamladığı Arapça Fezleke’dir. (Fezleketi Akvâlü’l-Ahyâr fi İlmi’t-Tarih ve’l-Ahbar). Dört bölümden oluşan kitapta tarihin anlamı, konusu ve yararı anlatıldıktan sonra bu alandaki temel yapıtların bir bibliyografyası verilmiş, ardından da Klasik İslam Tarihçiliği’ne uygun olarak Dünya’nın yaratılışından 1639’a dek kurulan devletler ve meydana gelen önemli olaylar kısaca sıralanmıştır.

Arapça Fezleke’nin devamı niteliğindeki Türkçe Fezleke, 1591-1654 arasındaki olayları anlatan bir Osmanlı Tarihi’dir. Olayların kronolojik sıralamasının ardından her yılın sonunda o yıl içerisinde ölen devlet adamları ve bilginlerin yaşam öykülerinden ve yapıtlarından da kısaca söz eder. Takvimü’t-Tevarih ise, Adem Peygamber’den 1648’e kadar geçen tarihsel olayların bir kronolojisidir.

En tanınmış yapıtlarından olan Tuhfetü’l-Kibar fi Esfari’l-Bihar’da kuruluş döneminden 1656’ya kadar, Osmanlı Denizciliği’nin bir tarihçesi yanında Osmanlı Donanması’nın, tersane ve bahriye örgütünün işleyişini anlatır, kaptan-ı deryaların yaşam öykülerini verir. Sonunda da son zamanlarda denizlerde uğranılan başarısızlıkları giderme yolundaki öğütlerini sıralar.

Coğrafi yapıtların en önemlisi olan Cihannüma, Osmanlı Coğrafyacılığı’nda yeni bir çığır açmıştır. Kâtib Çelebi, Cihannüma’yı iki kez yazmıştır. 1648’de yazmaya başladığı ilki, Klasik İslam Coğrafyası temelindeydi. Bu yapıtını henüz bitirmemişken eline geçen Gerardus Mercator’un Atlas’ını, Mehmed İhlasî adlı bir Fransız dönmesinin yardımıyla

Latince’den Türkçe’ye çevirterek yeni bilgiler edindi ve 1654’te Cihannüma’yı ikinci kez yazmaya girişti. Ardından yine Mercator’un Atlas Minor’unu elde etti. Bunların yanı sıra Batılı coğrafyacılardan Ortelius, Cluverius ve Lorenz’in yapıtlarından da yararlandı. Doğal olarak eski Arap, İran ve Osmanlı Coğrafyacıların yapıtlarını da kullandı.

İkinci Cihannüma, Dünya’nın yuvarlak olduğunu da kanıtlamaya çalışan fiziki coğrafya ağırlıklı bir giriş bölümünden sonra Kristof Kolomb ve Macellan’ın keşif gezilerinden söz eder. Ardından Japonya’dan başlayarak Asya ülkelerini tanıtır. Bunların tarihleri, yönetim biçimleri, ekonomileri, inançları konusunda bilgiler verir. Bu arada İslam Coğrafyacılarının bilgi yanlışlarını gösterir, bunların harita kullanmamaktan ileri geldiğini açıklar. Bu ikinci Cihannüma’da anlatılan son yer Van’dır. Birinci Cihannüma’da ise Osmanlı Avrupa’sı ve Anadolu ile İspanya ve Kuzey Afrika’yı kapsamaktadır. Her iki biçimde de ek olarak birçok harita vardır.

Cihannüma, özünde tüm İslam ve Hıristiyan Coğrafyacılığı’nın da temeli olan Batlamyus (Ptolemaios) Kuramı’na dayanmakla birlikte, o güne dek hemen hemen hiç yararlanılmayan Batı kaynaklarını Osmanlı Coğrafyacılığı’na tanıtması bakımından büyük önem taşır.

Kâtib Çelebi’nin Batı’da tanınan en ünlü yapıtı Keşfü’z-Zünun an Esamü’l-Kütübi ve’l-Fünun’dur. Arapça bir bibliyografya sözlüğü olan yapıtta 14.500 kitap ve risalenin adı ve yazarı verilir. Bilim tasnifine göre ve alfabetik olarak düzenlenmiş olan yapıt, yirmi yılda tamamlanmıştır.

Kâtib Çelebi’nin tarih felsefesini ve toplum görünüşünü açıklaması bakımından önemli olan yapıtı Düsturü’l-Amel li-Islahi’l-Halel’dir. Kısa kısa dört bölümden oluşan bu küçük risalede İbn Haldun’un etkisi açıkça görülür. Toplumların da canlılar gibi doğup, gelişip, öldüğü görüşünü yineleyen Kâtib Çelebi, bu dönemlerin uzunluğunun ya da kısalığının toplumlara ve kişilere göre değiştiğini de ekler. Risalede Osmanlı Toplumu’nun ömrünün uzaması için de reaya, asker ve hazine konularında alınması gerekli önlemleri sıralar, öğütler verir.

Daha çok dinsel konuları tartıştığı yapıtlarının en önemlilerinden olan İlhamü’l-Mukaddes fi Feyzi’l-Akdes’de kuzey ülkelerinde namaz ve oruç zamanlarının belirlenmesi, Dünya’da Güneş’in hem doğduğu hem de battığı bir yerin var olup olmadığı ve her ne yana yönelirse Mekke’den başka kıble olabilecek bir yer olmadığını tartışır. Arapça olan bu yapıtında yanıtlamaya çalıştığı bu soruları daha önce Şeyhülislam’a ve bilginlere sorduğunu, ama doyurucu bir karşılık alamadığını da belirtir.

Son yapıtı olan Mizanü’l-Hakk fi İhtiyari’l-Ahakk’da da dönemin din bilgilerinin tartıştıkları çeşitli konular hakkında düşüncelerini açıklar. Karşıt düşüncelere hoşgörüyle bakılmasını öğütler. Din bilginlerinin kendi aralarındaki şiddetli tartışmalarının temelsizliğini ve zararlarını vurgular. Yapıtın sonunda kendi özyaşamöyküsüne yer verir. 6 Ekim 1657’de İstanbul’da vefat etmiştir.

Fehmi Ege kimdir?



Fehmi Ege gerek tangoları gerek tango dışı besteleriyle Türkiye’de Batı müziğinin yerleşmesinde önemli bir rol oynamıştır. “Sana nerden gönül verdim” ve “Emelim” adlı tango besteleri unutulmazlar arasındadır.

Fehmi Ege, 1 Mayıs 1902 tarihinde İstanbul’un Şehzadebaşı semtinde doğmuştur. Tam adı Hasan Fehmi Ege’dir. Babası eski maliye evrakı nakdiye kalemi memurlarından Mehmet Nuri beydir. Mehmet Nuri Bey aynı zamanda ressam olup, musikiyle ilgilenir ve amatör olarak kanun çalardı. 3 yaşında müziğe başladı. Ondaki heves ve istidadı gören babası “Sana klarnet mi keman mı alayım” diye sorduğunda, keman da karar kıldı. Mercan Sultanisi’nde okudu. On dört yaşında iken ilk bestesini yaptı. Mercan Sultanisini bitirdikten sonra, Ticaret mektebine geçti. Daha sonra diş doktorluğu mektebine devam etti.

M.Leon ve Goldenberg’den keman dersleri aldı. 9 yaşında Şehzadebaşı Ferahfendi, Naşit Özcan (Dede), Fahri Güldürür topluluklarında keman çalmaya başladı. 12 yaşında kemanı ile Direklerarası’nda sahneye çıktı. Muallim İsmail Hakkı Bey‘in, Ali Rıfat Çağatay‘ın Türk müziği topluluklarına katıldı.

Genç yaşında iken babasını kaybetti. Maliyede memur olarak çalışmaya başladı. Bir yandan da keman dersi verirken kazandığı para ile Goldenberg ismindeki keman hocasından keman dersleri aldı.

Tophanede askerlik yaptığı sıralarda üçüncü kolordunun bandosunda önce davulcu daha sonra, trompetçi olmuştur. Askerliği müddetince bütün bando sazlarını öğrendi.

Sessiz filmler zamanında ise muhtelif sinemaların orkestralarında çalışmıştır. Fehmi Ege’nin ilk beste çalışmaları alaturkadır. İlk tangosunu 1925 yılında güftesini Cemal Sahir’in yazdığı “Meçhul” adlı opereti besteleyerek batıya yöneldi. Fehmi Ege bu operetten daha sonra Benliyan efendinin operet topluluğunda birinci kemancı olarak görev aldıktan sonra orkestra şefi oldu. Çardaş, Fürstin, Arşın mal alan, Şen dul gibi sayısız opereti sahneye koyan Benliyan orkestrasında görev aldı.

Bestecilik gücünü Cemal Sahir’in oynadığı ‘Meçhul’ adlı operet, ilk çocuk opereti ‘Mavi Çocuk’, Muhsin Ertuğrul‘un ‘Arzu’ve ‘Altın Bilezik’ operetlerini, bale müziği türünde ‘Köy düğünü, Esir Dansı, Perili Mağara, Çobanın Aşkı, Kağıthane Rapsodisi, Hoş Bilezik ve Tamzara’ adlı yapıtları besteleyerek kanıtlamıştır. Tüm tangolarını ise ülkemizde hemen hemen bilmeyen yoktur.

Seyrüsefain (Denizyolları) acentesinde çalışmaya başladığında Ege vapurunda 2,5 sene İstanbul-İskenderiye (Mısır) hattında bu gemi ile dolaştı. Vapurdan ayrıldıktan sonra uzun müddet, Türkiyeye iltica eden Petersburg konservatuarı profesörlerinden Vilhelm’den armoni ve kompozisyon dersleri aldı.

1932-33 yılları arasında İzmir‘de alım satım işleriyle uğraştı. Bu tarihten sonra şans ona güler ve İstanbul Radyosu’nda çıkmaya başlar. 1934’te «İstanbul Radyosu’na 29 lira maaşla girdi. Ayrıca 1935-1936 yıllarında “Mehtaplı Bir Gecede” isimli tangosu Seyyan Hanım’ın sesinden plağa kayıt edilen ilk tangosu olur.

Muhsin Ertuğrul‘un teşviki ile çocuk opereti Mavi boncuğu İstanbul’da, ardından Altın bileziği Ankara’da besteledi. İstanbul Ses operetine katılmasından sonra daha birçok operet besteledi. Atatürk‘ün emriyle Ege vapuru orkestra şefliğine getirildi. 1936’da cumhurbaşkanlığı köşk orkestrasına şef yardımcısı olarak atandı. 1936-1948 yılları arasında sıyla çalıştı. 1947’de İstanbul şehir orkestrasına katıldı.

Ankara Radyosunda “Ege Caz” adlı programı sundu ve İstanbul Radyosunda çeşitli programlar yaptı.

Fehmi Ege 1940’lı yıllardan itibaren; Tepebaşı Belediye Bahçesi, Büyükdere Beyaz Park’ta, Ses Tiyatrosunda ve operetlerde Beyoğlu Turan Bar gibi mekanlarda çalıştı. 1953-1954 yıllarında Zeki Müren, Fehmi Ege Tango Orkestrası ile İstanbul Radyosu’nda düzenli olarak yayınlara katıldı.

Sana nerden gönül verdim, Emelim, Papatya, Sevdim Bir Genç Kadını gibi ünlü tangoların bestecisi olan Hasan Fehmi Ege tango bestecisidir.

Fehmi Ege, on biri çocuklar için, yirmi bir operet; rumba, vals, fantezi ve tango olmak üzere binden fazla eser verdi.

Fehmi Ege, 1943 yılında Şecaattin Tanyerli ile tanıştılar. Fehmi Ege, Türkçe tangolar yazdı. Şecaattin Tanyerli de etkili sesiyle bu tangoları herkese sevdirdi.

1935 yılında ikinci eşi Hafize hanım ile evlendi. Bir oğlu, bir kız çocuğu oldu. Engin Ege adında oğlu vardır.


Fehmi Ege, 5 Ekim 1978 tarihinde İstanbul’da 76 yaşında öldü.

Fehmi Ege 1000’den fazla tango, senfoni, operet tarzında eser besteler. Bunların 300’e yakın eseri onun sevilen tangolarından oluşur. Bilhassa tangoları, bütün memlekete yayılmış, senelerce çalınmış ve söylenmiştir. Fehmi Ege tangolarının hemen hepsinin sözlerini kendisi yazmıştır.

En bilinen eserleri: Mehtaplı bir gecede, Sevgiden Usanmadı Gönül, Döktür, Çok ağladım, Ayşe, Bir aşk hikayesi, Gün battı, Ne olurdu sen benim olsaydın, Deli gönül, Neden, Kirpiklerin, Emelim, Ne kadar sevmişti bu gönül seni, Sana nerden gönül verdim, Ayrılık, Gönülden Şikayet, En son hatıran

Filmleri : Oyuncu : 1968 – Cilalı İbo İstanbul Kaldırımlarında (Damat) (Sinema Filmi) 1956 – Şehir Yıldızları (Kendisi (Tango)) (Sinema Filmi) 1954 – Çalsın Sazlar Oynasın Kızlar /Oyna Kızım Oyna (Kendisi) (Sinema Filmi)

Müzik : 1957 – Bir Serseri (Sinema Filmi) 1957 – Kısmet (Sinema Filmi) 1955 – Öp Babanın Elini (Sinema Filmi) 1952 – Süt Kuzuları (Sinema Filmi) 1952 – Kan Kardeşler (Sinema Filmi) 1952 – Bergama Sevdalıları (Sinema Filmi)

Müzik ekibi : 1964 – Paylaşılmayan Sevgili (Müzik Ekibi) (Sinema Filmi) 1955 – Kanlarıyla Ödediler (Beste) (Sinema Filmi) 1955 – Görünmeyen Adam İstanbul’da (Müzik Ekibi) (Sinema Filmi)


Doğum günü: Mehmet Ali Aybar kimdir?



Siyaset adamı, hukukçu, akademisyen5 Ekim 1908 tarihinde İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’nden sonra İstanbul Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Aynı fakültede anayasa hukuku asistanı, hukuk doktoru ve devletler hukuku doçenti oldu. 1946’da yazıları nedeniyle doçentlik görevine son verildi. Aynı yıl Demokrat Parti’ den (DP) milletvekili adayı oldu, ancak seçilemedi. Önce Hür, sonra Zincirli Hürriyet gazetelerini çıkardı ve buralardaki yazıları nedeniyle 1949’da 3 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırıldı. 1950’deki genel afla serbest bırakıldı. İki yıl sonra avukatlığa başladı. 1962’de TİP’in genel başkanlığına getirildi. 1965 ve 1969 genel seçimlerinde bu partiden İstanbul milletvekili seçildi. Aynı dönemlerde Sovyetler Birliği’nin Çekoslovakya’yı işgaline karşı çıktı ve “Türkiye’ye özgü sosyalizm” şeklinde ifade ettiği sosyalizm anlayışını savundu. Bu görüşlerine karşı çıkanlar arasındaki anlaşmazlığın büyümesi üzerine 1969 yılında genel başkanlıktan, 1971’de de parti üyeliğinden istifa etti. 1975 yılında Sosyalist Devrim Partisi’ni kurdu. Bu parti, 12 Eylül 1980’de diğer partilerle birlikte kapatıldı. ABD’nin Vietnam’daki savaş suçlarını yargılamak üzere oluşturulan Uluslararası Russei Mahkemesi’ne yargıç olarak seçildi. Gençlik yıllarında sporda gösterdiği başarılarıyla tanındı. 1928-35 arası Türk Milli atletizm takımında yer aldı. Bu dönemde 100 ve 200 metre bayrak yarışlarında Türkiye rekorları kırdı. 1931’de Balkan şampiyonu oldu. 4 X 100 bayrak takımının başarılı koşucuları arasındaydı. 10 Temmuz 1995 tarihinde İstanbul’da tedavi edildiği Florance Nightingale Hastanesi’nde kalp yetmezliği sonucu vefat etti. ESERLERİ: 1.Bağımsızlık, Demokrasi, Sosyalizm (1968), 2.12 Mart’tan Sonra Meclis Konuşmaları (1973) 3.Örgüt Sorunu (1979)

16 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör