• HaberciGazete

Kenan Evren, Haşim Nezihi Okay, Vedat Tek, Gündağ Kayaoğlu


Bugün 9 Mayıs. Kenan Evren, Haşim Nezihi Okay ve Vedat Tek'in ölüm yıldönümü. 8 Mayıs'ta vefat eden İzzet Gündağ Kayaoğlu da 19 yıl önce bugün defnedildi.


İ. Gündağ Kayaoğlu kimdir?

Araştırmacı-yazar (D. 6 Aralık 1945, Gelibolu / Çanakkale - Ö. 8 Mayıs 2003, İstanbul). Şair Ömer Kayaoğlu’nun oğlu. Subay olan babasının görevi nedeniyle ilk ve ortaokulu yurdun çeşitli yerlerinde okudu. Haydarpaşa Lisesi (1963) ve Galatasaray Yüksek İktisat ve Ticaret Okulu (1969) mezunu. 1964-69 yılları arasında amatör ve profesyonel olarak tiyatro ile uğraştı. 1962’den itibaren İstanbul’da, dede mesleği olan bakırcılıkla ilgili bir şirketin hissedarlığı ve yöneticiliğini yaptı. Ayrıca, 1983 yılında kurduğu Anadolu Sanat Yayınlarının genel yayın yönetmenliğini ölümüne kadar sürdürdü. 8 Mayıs 2003'te vefat etti, 9 Mayıs'ta Karacaahmet Mezarlığında toprağa verildi.

Bakırcılıkla ilgili ilk yazısı 1979 yılında “Bakır İbrikler” adıyla Turing dergisinde İngilizce olarak yer aldı. Sanat Tarihi Yıllığı, Türk Folklor Araştırmaları, Türk Folkloru, Arkeoloji ve Sanat, Folklor ve Etnoğrafya Araştırmaları (1984), Halk Kültürü, Journal of Turkish Studies, Antika, Türk Folklorcu Belleten, İmage, Kıyı, Antik Dekor, İş Bankası Kültür Sanat Dergisi, Tarih ve Toplum, İstanbul gibi dergi ve yıllıklarda makaleleri yayımlandı. Yaklaşık otuz yıl kadar Anadolu’da bakır el sanatlarıyla ilgili olarak düzenli araştırmalar yaptı. Farklı coğrafi bölgelere göre karakteristik özellikler gösteren bakır kapkacak formlarını tespit ederek örnekler topladı. Bakırcılık sanatında kullanılan ve her geçen gün biraz daha azalan el aletlerini toplayarak zengin bir koleksiyon meydana getirdi. Bunun yanı sıra, Orta Avrupa’da ve Balkanlar’da yok olmakta olan Türk bakırcılık sanatının yayılma alanını tespit amacıyla Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Kosova ve Bosna-Hersek’te araştırmalar yaptı. Bu ülkelerde Türk bakırcılık sanatının derin izlerini taşıyan önemli bakırcılık merkezlerini dolaşarak karşılaştırmalı inceleme ve tespitlerde bulundu.

Ana Britannica ile Büyük Larousse ansiklopedilerine “bakırcılık” maddesini ve bakırcılıkla ilgili terimleri yazdı ve görsel malzeme ile katkıda bulundu. İstanbul Ansiklopedisi’ne de aynı konuda maddeler yazdı. İki yıl Folklor ve Etnografya Araştırmaları (1984-85) yıllığını yayımladı, ayrıca Türk Folkloru Belleten adlı yayını (1986-88) yönetti. Folklor Araştırmalar Kurumu tarafından İhsan Hınçer Türk Folkloruna Hizmet Ödülü 1984’te kendisine verildi. Birçok sosyal hizmet derneğinin yanında Türkiye Yazarlar Sendikası, Tarih Vakfı, PEN Yazarlar Derneği üyesi, Trabzon Araştırmalar Merkezi Vakfı (TAMEV) kurucu üyesi, Türkiye Anıt-çevre-Turizm Değerlerini Koruma Vakfı (TAÇ Vakfı) şeref üyesi, ÇEKÜL Vakfı Yüksek Danışman Kurulu üyesi idi.

ESERLERİ:

Folklor ve Etnoğrafya Araştırmaları 1984 (İ. Aslanoğlu, A. Oy ve S. Koz ile, 1984), Folklor ve Etnoğrafya Araştırmaları 1985 (İ. Aslanoğlu, A. Oy ve S. Koz ile, 1985), Türk Folkloru Belleten 1986 / 1 (E. Aslonoğlu ile, 1986), Türk Folkloru Belleten 1986 / 2 (E. Aslanoğlu ile, 1986), Türk Folkloru Belleten 1987 1- 2 (E. Aslonoğlu ile, 1987), Trabzon Kültür Yıllığı 1987 (M. Duman, Alâettin Bahçekapılı ile, 1987), Trabzon Kültür Yıllığı 1988-89 (M. Duman, Ş. Şatıroğlu ile, 1989), Türk Halkbilimi ile İlgili Kitaplar İçin Bir Bibliyografya Denemesi / 1985-1990 (1991), Eski İstanbul’da Gündelik Hayat (Ersu Pekin ile, 1992), Tombak (1992), Anadolu’da Türk Bakırcılık Sanatının Gelişimi - Bakır Yatakaları Üretimi ve Atölyeleri (Doç. Dr. Oktay Belli ile, 1993), Atatürk ve Kurtuluş Şiirleri Antolojisi (Ö. Ciravoğlu ile, 1996), Bir Tutkudur Trabzon (Öner Ciravoğlu, Cüneyt Akalın ile, 1997).


Kenan Evren kimdir?


1917 yılında Manisa ilinin Alaşehir ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğrenimini Alaşehir, Manisa, Balıkesir, İstanbul’da sürdürdü ve Maltepe Askerî Lisesi’nden mezun oldu.

1938 yılında Kara Harp Okulu’nu, 1949 yılında Harp Akademisi’ni bitiren Kenan Evren topçu subayı ve kurmay subay olarak silahlı kuvvetlerin çeşitli kademelerinde görev yaptı.


Dokuzuncu Kore Türk Tugayı’nda önce Harekât ve Eğitim Şube Müdürlüğü, sonra Kurmay Başkanlığı görevlerinde bulundu. Ordu Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan sonra 7 Mart 1978’de Genelkurmay Başkanlığı’na atandı. Bu görevi sırasında 12 Eylül 1980’de gerçekleştirilen askerî darbeyle diğer görevlerinin yanı sıra Milli Güvenlik Konseyi ve devlet başkanlığını da üstlendi.

7 Kasım 1982’de halkoyuna sunulan ve kabul olunan Anayasa ile Türkiye’nin yedinci cumhurbaşkanı olarak göreve başladı. 9 Kasım 1989’da görev süresini tamamlayarak cumhurbaşkanlığından ayrıldı.

Kenan Evren, 9 Mayıs 2015 günü 98 yaşında vefat etti.

1944 yılında Sekine Hanım ile evlenen Kenan Evren üç çocuk babasıydı.


Haşim Nezihi Okay kimdir?




(d. 10 Haziran 1904 / ö. 9 Mayıs 1998)
Şair, Edebiyat Araştırmacısı, Öğretmen

Bazı şiirlerinde "Yücel" müstearını kullandı. Niğde'de doğdu. Babası, mühendislik yapmış olan Çuhacıoğlu Ali Hulusi Bey, annesi Girit'in Resmo kazasından Hüseyin Bey'in kızı Hüsniye Hanım'dır. Çocukluğunu Amasya'da geçirdi. İlköğrenimini Amasya Çöplüce İlkokulu'nda bitirdi. On bir yaşında iken babasını kaybedince, Trabzon'un kurtuluşundan sonra ailesiyle birlikte bu kente yerleşti. Ortaöğrenimini Trabzon Darülmuallimi'nde tamamladı (1924). Aynı kentte Gazipaşa İlkokulu'nda öğretmen olarak göreve başladı. Daha sonra İzmir'e atandı (1926). İzmir'de görev yaptığı okulun öğretmenleri arasında ünlü şair ve aynı zamanda sonradan milletvekili olacak olan Halil Nihat Boztepe, eğitim bilimleri alanında önemli bir yeri olan Hıfzırrahman Raşit Öymen, Ali Canip Yöntem, Murat Uraz ile Hamamizade İhsan Bey de bulunuyordu. Haşim Nezihi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden yeterlik belgesi aldı (1930). Askerliğini İstanbul Yıldız Sarayı'nda tamamladıktan sonra Sinop (1930-33), Zile (1934-37), Develi (1937-42), Bursa (1942-53), Bandırma (1953-66) ortaokul ve liselerinde Türkçe ve edebiyat dersleri verdi. İstanbul Atatürk Kız Lisesi'ndeki edebiyat öğretmenliğinin (1966-69) ardından emekli oldu. Halkbilimine ve halk edebiyatına katkılarından dolayı 1983 yılında İhsan Hınçer Türk Folkloruna Hizmet Ödülü'nü kazandı. 9 Mayıs 1998 tarihinde vefat etti. Kabri Küçükyalı Mezarlığı'ndadır. 1920-1924 yılları arasında Trabzonlu halk şairi Baba Salim'den (Salim Öğütcen) divan edebiyatı dersleri aldı. Edebiyata şiirler yazarak başladı, 1931'e kadar gazel tarzında şiirler kaleme aldı. İlk şiiri, Giresun'da yayımlanan 1 Haziran 1924 tarihli İzler dergisindeki "Yolcu" şiiridir. Daha sonra yazı ve şiirleri Fikirler, Yücel ve Varlık dergileriyle Hizmet gazetesinde yayımlandı. Bir süre İzmir'de çıkan Fikirler dergisinin yazı işlerini yönetti. 1931'de İzmir'de yayımlanan İzmir'den Sesler (1931) adlı kitapta şiirleriyle yer aldıktan sonra ilk şiir kitabı Akşam Şarkıları'nı (1934) yayımladı. "Akşam Şarkıları" ve "Sevgiler ve Sevgililer" adlı iki bölümden oluşan bu kitapta 39 şiirini bir araya getirdi. "Beşi aruz ve kalanları hece vezni ile olmak üzere birinci kısmı teşkil eden 14 manzumesinde şair, tabiat manzaralarından bilhassa akşam zamanını sonsuz güzelliklerine olan derin bağlılığını inikas ettirirken [yansıtırken]: ‘kıyıda, ovada, yollarda, sularda, denizde, dağlarda, mahallede, gurbette… akşam’ın ince ve birbirinden çok farklı ânâtını [anlarını] canlandırmaya ve bilhassa mahalli renkleri özlü ve işlenmiş bir dille belirtmeye çalışmıştır." (Yazar, 1940: 13) Haşim Nezihi, bu kitabın neşrinden bir yıl sonra 14 şiirini ve kısa bir piyesini içeren Ilgar (1935) adlı kitabını çıkardı. Ömrümden Yapraklar (1978) ve Atatürk ve İnkılâp Şarkıları (1983) adlı kitaplarında ise son şiirlerini bir araya getirdi. Şiir anlayışı bakımından geleneksel değerlerle beslenen yenilikçi akımlara bağlı kaldı. Bu açıdan Haşim Nezihi'nin şiirlerinin Ömer Bedrettin Uşaklı, Kemalettin Kamu ve Behçet Kemal Çağlar çizgisinde yer aldığını söylemek mümkündür. “Haşim Nezihi (Okay) uzun bir süreçte şiir uğraşmaları içinde aruzla ve hece vezniyle şiirler yazdı. Aruzla çok kolay söyleme gücü vardır. ‘Eski’ şairlerimiz gibi Tanzimat ve Servetifünûn üstadlarına da nazireler söylemiştir. Ayrıca ‘eskiler’ gibi ‘mazmun ve sözlük’e hâkim gazeller, kıt’alar yazmıştır.” “Hece şiirlerinde devrin üslubunu yansıtan Haşim Nezihi, Şeyh Galip ve Yahya Kemal söyleyişlerinin havasını sezdiren aruz şiirlerinden devrinde beğenilen örnekler vermiştir.” (Kabaklı, 1991: 429). Haşim Nezihi, ömrünün ilerleyen dönemlerinde şiirden uzaklaştı, daha çok âşıkların biyografilerini hazırladı, halk edebiyatı araştırmalarına yöneldi. Âşık edebiyatıyla ilgili yazı ve kitaplarıyla geleneğin eski temsilcilerini gün ışığına çıkarttığı gibi sözlü kaynaklardan yararlanmaya erken dönemlerde başlamış bir araştırmacı olarak, bellek gücünün de yardımıyla, kendisi de bir kaynak kişi konumunu kazandı.


Vedat Tek kimdir?


1. Ulusal mimarlık üslubunun önde gelen temsilcilerinden Mehmet Vedat Tek 1873 de İstanbul'da doğdu.


Osmanlı vezirlerinden ve Bağdat Valilerinden Girit’li Sırrı Paşa ile şair ve besteci Leylâ Hanım’ın çocukları olan Vedat Tek, 1873 Yılında İstanbul’da doğmuştur. Vedat Tek’in elit bir ailede yetişmesi, aile çevresinde yaratılan sanatsever ortam onun gelişmesinin önemli etmenlerinden biri olmuştur. Annesi Leyla Saz (1850/52–1936) Abdülmecit dönemi saray hekimlerinden İsmail Paşa’nın kızıdır. Münire Sultan’ın nedimesi olarak saraya girmiş ve sultanlarla birlikte eğitilmiştir. Mimar Vedat Tek Fransada aldığı mimari eğitim sırasında kaldığı dokuz yıl içinde onu etkileyen Avrupa mimarisini, inşa ettiği yapılarda Osmanlı, Arabesk ve Selçuklu etkileriyle birleştirmiştir. Bu döneme dek içeride kullanılan çiniyi dış cephe süslemelerinde kullanarak, unutulan çiniciliğin yeniden canlanmasında etkili olmuştur. Anadolu’yu dolaşarak, gördüğü abidelerden etkilendiği öğeleri kendi mimarisinde kaynak olarak kullanmıştır. Vedat Tek, yapılarında cepheye çok önem vermiş ve cephelerin statik sağlamlığını da prensip edinerek, ön yüz düzenlemelerinde dengeli bir görünüm ortaya çıkarmıştır. Binalarında çelik ya da betonarme tekniği ile gerçekleştirilmiş kırma çatılar, süs kubbeleri ve geniş saçaklar kullanmıştır. Girişler; eğer arazi elverişli ise ön cephenin ortasında yer almaktadır. Taş kaplama eserlerinde, dik açılı köşelerin görünümünü yumuşatmak adına köşeleri pahlamıştır. Mimar Vedat Bey, yapıları planlarken, zemini kullanmayı iyi bilmiş, her köşeden yararlanmaya ve bir karış toprağın dahi ziyan olmamasına özen göstermiştir. Eserlerinde kurguladığı temel prensip, binanın kurulmasındaki amaca ve inşa edileceği yere uygun olmasını sağlamaktır. En küçük ayrıntıya kadar değerlendirip, fazla masraftan kaçınmaya dikkat etmiştir. İyi bir statikçi olarak bütün eserlerinin statiğini ve tezyinatını kendisi yapmış, binada kullanılan bütün elemanların genel görünüş detaylarını, doğal büyüklükte konstrüksiyon detaylarını çizmiştir. Vedat Tek kendi sözleriyle bu konuyu şöyle açıklar: “Bir proje çiziminde evvela planın kullanışlı olması düşünülerek, tanzim edilmeli. Bütün teferruatlar çok iyi etüd edilmeli. İster konstüktif eser ister estetik ve tezyinat bakımından, projelerde çok detay etüdleri yapılmalı”. Mimar Vedat Bey, cephe düzenlemelerinde ise serbest bir anlayışla dengeli bir görünüm sağlamaya özen göstermiştir. Bu dengeyi sağlamak için yüzeyden dışarı taşan kapalı cumbalar biçiminde tasarlanan çıkmalardan yararlanarak hareketlilik sağlanmıştır. Bazı çıkmalar saçak üzerinden taşırılarak, çatı örtüsü bu çıkmalara göre düzenlenmiş, bazen de çıkmalar bir kat altta bitirilerek teraslar elde edilmiştir. Çatılarda örtü olarak genellikle ahşap, çelik ve betonarme kullanılmış, dört yöne eğimli kırma çatı tercih edilmiştir. Bazı bölümlerde görselliği vurgulamak için kubbe örtü kullanılmıştır (Sirkeci Büyük Postane Binası, Tapu Kadastro Binası, Kastamonu Hükümet Konağı). Mimarın büyük ve resmi yapılarının köşe kulelerindeki kubbe eteklerinde, yapıların teras çatı olarak bırakılmış bölümlerinin kenarlarında; dilimli palmet motifleriyle bezeli, mukarnaslı, geniş profilli saçaklar kullanılmıştır. Diğer yapılarında ise kırma çatının uzantısı şeklinde geniş saçak profilleri tercih edilmiş, bazılarına kalem işi nakışlarla bazılarında ise ahşap çıtalarla bezemeler yapılmıştır. Vedat Tek’e göre mimar, bir Rönesans mimarı gibi her konuda yeteneklerini kullanan evrensel bir insan olmalıdır. Ona göre mimar, yemek pişirmeden musikiye kadar her konuda yeteneklerini kullanan, en azından bu konuları işleyen evrensel bir adamdır. Zaten kendisi de bu anlayışla birçok alanda söz sahibi olmuştur. Şehirciliğin önemini vurgulayarak, topluma dönük bir çevre hizmetlerinin azlığından yakınarak, kent çevresinde sağlıklı ve düzenli bir yaşamın sağlanması gerektiğine inanmıştır. Planlamada yayalara öncelik tanınması ya da İstanbul’da kamuya açık deniz olanaklarının oluşturulması gibi konularda fikirlerini öne sürmüştür. İstanbul’un doğuya doğru büyümesi gerektiğini, kentin ucuz alanlar üzerinde fazla spekülasyona alet olmadan planlı bir biçimde denetim altına alınabilme olanaklarının yaratılabileceğine inanmıştır. Kendisinin modern anlamda denemeleri arasında Güneş ve Halit Bey apartmanları gösterilmektedir. Ancak O, apartman fikrine karşı çıkarak, değişen yaşam şartları sebebiyle konak türü yaşamın terk edilmesinin gelenek ve göreneklerin sağladığı birçok olumlu ögenin yitirileceğini savunmuştur. Yapılarda işlevciliğe önem vermiş, biçimdeki dışavurumculuğun ancak iç tasarımın doğal bir sonucu olarak belirmesi gerektiğine inanmıştır. Bunu şu sözlerle ifade eder: “Ben, eserlerimde modern Türk mimarisini tercih ederim. Bunu Selçuk üslubu ile karıştırmamak lazımdır. İyi mimar yetiştikçe, tecrübesi arttıkça, gitgide sadeliğe meyletmeye başlar. Ancak sadeliğin bir haddi var... Bu temiz sadeliği, kübizm denen karmakarışık, abuk sabuk sadelikten ayırt edince ortada mesele kalmaz». Bu kadar kısa bir sürede böylesine büyük ve önemli yapıların tasarım ve uygulamalarını gerçekleştiren Vedat Tek, genç yaşına rağmen büyük başarılara imza atmış ve adını duyurmayı başarmıştır. Ailesinin sarayla ilişkisinin kazandırdığı olanakları kişiliği ve başarısı ile iyi değerlendirmiş, adını daha da yükseklere çıkarmayı başarmıştır. Dönemin mimarlık mesleğine karşı olumsuz tutumuna, babasının itirazlarına rağmen mimarlık okuması, kendi ofisini açması, kendi tanıtımını yaparak gazeteye ilan vermesi, Saray başmimarlığı yapması gibi ilkleriyle dikkatleri üzerine çekmiştir. Bu ilgi ülkenin farklı ideolojilere yönelmesi ile son bulmuş ve Vedat Tek sahnenin gerisinde kalmıştır.

4 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör