• Korkut Akın

Korkut Akın yazdı: Sussam gönül razı değil



“Sussam gönül razı değil/ söylesem kâr eylemez” demiş çok yıllar önce Fuzuli. Öyle bir dönem ki, her şey birbirine girmiş, herkes -özellikle de siyasetçiler- bir şeyler söylüyorlar… Birine yetişseniz diğeri açıkta kalıyor, ona cevap ver(e)mediğiniz için bir bombardıman daha… Bir incir çekirdeğini doldurmayan sözler.

Gelin, biz yaşamın kendisini konu edinelim bu yazıda.

Dört milyar yılı aşkın yaşındaki Güneş'in etrafında dönenip duran Dünyamız üzerinde yaklaşık 200 bin yıldır yaşıyoruz. Dünya için küçük, ama bizim için çok büyük bir zaman dilimi. Güneş'in ömrünün bir bu kadar daha olacağını bildiriyor uzmanları, yani yaklaşık dört milyar yıl daha bu yerkürede nefes alabilme şansımız (hakkımız mı demeliydim) var. Sonrası, şimdilik bilinmiyor. Araştırmalar, çalışmalar sürüyor... Uzaya gidilecek, yeni bir gezegen bulunamasa da uzayda kurulacak kentlerde (hem ziyaret hem ticaret dediğimiz şey o zaman gerçekten gerçek olacak işte) yaşayacağız. Beklemekten başka kendimizi geliştirmek için çabalamalıyız, o kadar.

Dile kolay...

Teorik olarak dört milyar yıl (onun da bir milyar kadarını, büyük olasılıkla sönmekte olan Güneş'in yet-meyeceği için saymamalıyız) dile kolay geliyor. Kaç milyon hatta milyar kuşak demektir, bir düşünün... Şimdiden gelecek üzerine niye hesap yapalım ki! Yok işte, öyle değil. Bu günden önlemini almazsak, o zamana da yetişemeylz. Şimdiden o güne kalacaklara, yani torunlarımıza titizlik göstermek zorundayız. Attığımız her adımın yarınını düşünmeliyiz.


Yarına da kalsın...

Dergimizin Başyazarı Alâettin Bahçekapılı'nın "Karadeniz Yarına da Kalsın" çalışmasından aldım ara başlığı... Onun dileği, olmayacak/olamayacak ne yazık ki. İstanbul'un yeni bir kanalla bölünmesiyle birlikte önce Marmara sonra Karadeniz bitecek. Bizim için değil, gençler için, torunlarımız için... Haliç'i hatırlayanlar vardır muhakkak. Daha düne kadar havalar ısındığında yanına varılamazdı, çok kötü kokardı. Büyük uğraşlar sonrasında, çuval dolusu para harcayarak temizlendi, her ne kadar tam temizlendi diyemesek de... Öyle olacak Marmara.


Çürük yumurta...

Andre Gide, "Kendilerini tek başına bulmaktan korkan insanlar, kendilerini hiç bulamazlar" diyor. Demek ki önce kendimizi bulacağız ki Marmara çürük yumurta kokup da bizi üzmesin. Sadece kokusuyla değil, aşırı kirlenerek zaten iyiden iyiye azalan balığını da yok etmesin. Sahi, bütün bir Akdeniz'in yanında Marmara küçücük kalıyor, ama balığı hem daha fazla hem daha lezzetli, hem daha çeşitli. Nedenini, Karadeniz'den gelen az tuzlu suya bağlıyor uzmanlar...

Aylık yazı yazmanın bir zorluğu da gündemin değişmesi ve/veya gündeme gelen bir konuyu atlamaktır. Yazının yarısından itibaren konu da değişiyor ister istemez. Çünkü önce insanım sonra yazıcı (büyüyünce `yazar' olacağım, söz veriyorum).

Çocuk gelinler, erken evlendirilen kızlar, ama asıl önemlisi kocaman adamlara verilen oyun çağındaki küçük kızlar... Sorsanız bir sürü gerekçe uyduruyorlar, tabii, en kolayı dini kaynak göstermek. Hz. Muhammet de küçük kızla evlenmiş 1500 yıl önce. Tamam, inanca göre o yanlış yapmaz. Peki, aradan geçen bunca yılda siz hiç mi düşünmediniz, hiç mi aklınıza insanlık gelmedi. Kanuni Sultan Süleyman Hastanesi’nde 155 küçük anne doğum yapmış, bu sadece bilineni. Tabii, diğer hastanelerde, mesela Ümraniye'de, Sultanbeyli'de, Dudullu’da , Esenler’de , Bağcılar’da, Eyüp'te... hatta Beyoğlu'nda, Kadıköy'de, Üsküdar'da, Güngören'de ne kadar, bilinmiyor.

Oyun çağındaki küçük kız çocuklarından söz ediyoruz. Okullar 12 yıl zorunlu. Güya. Okul çağındaki kaç annenin kucağında çocuğu var! Çok kızgınım. Öfkeliyim. Yetmiyormuş gibi bir de okul kitaplarında taciz, tecavüz ve nefret suçu oluşturan öyküler yer alıyor.


Korkut AKIN,

Ataşehir Ev Kültür dergisi, Şubat 2018, Sayı: 133, sayfa: 42

72 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör