• HaberciGazete

Mahmut Makal, Gültekin Gazioğlu, Nahit Saçlıoğlu

Bugün 10 Ağustos. Öğretmen olarak çalıştığı köyün durumunu "Bizim Köy" adıyla kaleme alarak yazında bir çığır açan Mahmut Makal'ın 3., öğretmen ve öğretmenlerin örgütlenmesinin öncülerinden Gültekin Gazioğlu'nun ölümünün 16., yargıda verdiği kararlarla saygınlık kazanan Nahit Saçlıoğlu'nun ölümünün 15. yıldönümü.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla anıyoruz.


Mahmut Makal kimdir?

1950’de yazdığı “Bizim Köy” ile köy edebiyatı akımını başlatan Köy Enstitülü eğitimci ve yazar Mahmut Makal'ın bugün ölüm yıldönümü. Makal, 10 Ağustos 2018'de sabaha karşı, 88 yaşında yaşama gözlerini yumdu.

Ah ve sevgili ağabeylerim: Mahmut Makal ve Mahmut Tali Öngören

1930 yılında Aksaray’ın Gülaçağ ilçesinde bulunan Demirci kasabasında doğan Mahmut Makal, 1950’de köy edebiyatı akımını başlatmıştı. Öğretmen ve yazar olan Makal, 88 yaşında Hacettepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 10 Ağustos 2018'de yaşamını yitirdi. Makal’ın Ankara’daki Kocatepe Camisi’ndeki cenaze töreninin ardından Karşıyaka Mezarlığı’nda toprağa verildi. Makal, kendisiyle yapılan bir röportajda, Köy Enstitüleri’ni şöyle anlatmıştı:“Köy Enstitülerinde, insanoğlunun erdeminin ve yaratıcılığının, elleriyle beyni arasında kurabileceği uyumla doğru orantılı olduğu gerçeğine uygun biçimde yetişiyordu yeni insan. Eğitimin gerçek ereği, halk kaynağını harekete geçirmek, üstündeki karanlık perdeyi, yetişen çocukların eliyle kendisinin yırtıp atmasını sağlamaktır. Böyle eğitim kurumu, böyle yetişmiş insan istenmiyor. Bu yüzdende Atatürk’ün Türkiyesi eğitimsiz, işsiz, yönsüz-yöntemsiz, idealsiz insanların, din tüccarlarının ülkesi oldu. Öğretmen yetiştirmekten bile korkuyoruz. Dünyasal, çağcıl, bilimsel ve laik bir eğitim uygulanmasına geçemeden, düşünen, konuşan, ülke sorunlarının çözümü için didinen insanı yetiştirmeden ve de bu insanlardan yana davranacak yöneticilere kavuşmadan hiçbir yere varamayız. Geriye geriye giderek gericiliğin çıkmasına girdik. Köy Enstitüleri uygulamasının günümüz koşullarına göre işletilmesi bir seçenek olabilir.”



MAHMUT MAKAL KİMDİR

Makal, 1930 yılında Aksaray ilinin Gülağaç ilçesi Demirci Kasabası’nde doğdu. 1943 yılında İvriz Köy Enstitüsü’ne başladı. Edebiyata şiirle başladı. İlk olarak 1945’te “Türk’e Doğru” ve 1946’da “Köy Enstitüsü” dergilerinde şiirler yazdı. Varlık Dergisi’ndeki Köy Notları ile dikkat çekti. 1947’de İvriz Köy Enstitüsünü bitirdekten sonra 6 yıl köy öğretmenliği yaptı. 1950 yılında öğretmenlik yıllarındaki gözlemlerini Bizim Köy adlı bir kitapta yayınlayarak büyük yankı uyandırdı. Köy Edebiyatı akımının başlangıcı olarak anılan bu kitap nedeni ile tutuklanıp bir süre cezaevinde kaldı. Öğrenmenlikten sonra 1953 yılında Ankara Gazi Enstitüsü’ne girdi ve o yıllarda Fransa’da Avrupa Sosyoloji Merkezine araştırma yapmaya gitti. 1965 seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi’nden İstanbul adayı oldu. Sırasıyla Antalya, Ankara ve Adana bölgesinde İlköğretim Müfettişliğinde bulundu. 1971’de İstanbul Sağır ve Dilsizler Okulu’nda Türkçe öğretmeniyken görevi bıraktı. 1971-1972 yılları arasında Bizim Köy Yayınları’nı yönetti. 1972 yılında Venedik Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı dersleri verdi.

Meslek hayatı 17 yıl sürdü. Kitapları ve düşünceleri yüzünden mahkemelerde yargılandı ve bir müddet cezaevinde yattı. Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı tarafından müfettişliği elinden alınarak tekrar öğretmenlik statüsüne indirildi ve Sağırlar Okulu’na atandı. Eserlerinden bazıları Almanca, Rusca, Fransızca, İngilizce, Macarca, İtalyanca, Bulgarca, Lehçe, Romence ve İbranice gibi çeşitli dillere çevrildi. Makal 1967’de UNESCO tarafından dünya gençliğine örnek insan olarak seçildi.


ESERLERİ

Bizim Köy, 1950, 1966 UNESCO ‘Dünya Kültürüne Hizmet Ödülü’

Köyümden, 1952 (Hayal ve Gerçek adıyla 1957’de yeniden basıldı)

Memleketin Sahipleri, 1954

Kuru Sevda, 1957

17 Nisan, 1959

Köye Gidenler, 1959

Kalkınma Masalı, 1960

Eğitimde Yolumuz Nereye, 1960

İplik Pazarı, 1964

Kamçı Teslimi, 1965

Ötelerin Havası, (1965

Halktan Ayrı Düşenler (1965)

Köpeksiz Köy (1965)

Yer Altında Bir Anadolu, 1968)

Bu Ne Biçim Ülke, 1968

Zulüm Makinesi-Öğretmen Kıyımı, 1969

Kokmuş Bir Düzende, 1970

Açlık Pınarı, (1973)

Değişenler (Bizim Köy, 1975), 1977 Türk Dil Kurumu ödülü

Karanlığı Zorlayanlar, 1976

Köy Enstitüleri ve Ötesi, 1979

Bir İşçinin Günlüğünden, 1980

Hayal ve Gerçek-Değişenler (1987)

Ağlatı (Denemeler, 1989)

Faust’un Dediği (1990)

Anımsı Acımsı (1990)

Bakırdaki Kıvılcım (1992)

Köy Enstitüleri ya da Deli Memedin Türküsü (1993)



Gültekin Gazioğlu kimdir?



1939 yılının Mayıs ayında Trabzon-Maçka Yeşilyurt Köyü’nde yoksul bir çiftçi ailesinin ilk çocuğu olarak dünyaya geldi. İlköğretimi Maçka Merkez İlkokulu'nda bitirdi.

Daha sonra, Beşikdüzü Köy Enstitüsü, Cilavuz Köy Enstitüsü ve en son Trabzon Öğretmen Okulu’nu bitirerek 1957 yılında ilkokul öğretmeni oldu. 9 yıl ilkokul öğretmenliği yaptıktan sonra, Fatih Eğitim Enstitüsü’nün Edebiyat Bölümünü bitirerek ortaöğretime geçti. Sırasıyla Bayburt Lisesi Müdür Yardımcılığı, Maçka Ortaokulu Müdürlüğü, Maçka Lisesi Müdürlüğü, Trabzon Milli Eğitim Müdür Yardımcılığı, Ordu Milli Eğitim Müdürlüğü, rize Milli Eğitim Müdürlüğü, Giresun Atatürk Ortaokulu Türkçe öğretmenliği görevlerinde bulundu.

Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın(TÖS) kuruluş çalışmalarına katıldı.

1975–1976, 1976–1978, 1978–1980 yılları arasında TÖB-DER yöneticiliği, TÖB-DER Genel Başkanlığı yaptı.

12 Eylül 1980’den sonra yurt dışına çıktı.10 yıl süreyle yurttaşlık haklarından mahrum edildi. Daha sonra, yurda dönüş yaptı.Evli ve üç çocuk babasıdır. Gazioğlu, Nisan 2006'da EĞİTİM SEN tarafından yayınlanan "ROMAN GİBİ" adlı eserinde, anılarını ve sosyal mücadelesini yalın ve akıcı bir dille anlatmıştır.


ANISI MÜCADELEMİZE IŞIK TUTUYOR

10 Ağustos 2005 tarihinde, eğitim emekçileri hareketi, büyük çınarlarından birini kaybetti. Fırtınalı bir yaşam ve çetin mücadele yılları hızla akıp geçti.

Özgürlük, barış ve demokrasi mücadelesinin sıra neferi, eğitim emekçileri hareketinin unutulmaz önderi TÖB-DER Genel Başkanı Gültekin GAZİOĞLU’ nu,ölümünün 14.yıldönümünde, saygıyla selamlıyoruz.. Büyük eğitim yıldızı Gazioğlu ’ nun anıları ve unutulmaz mücadelesi, yolumuza ışık tutmaya devam ediyor.

Gazioğlu, yaşamı boyunca, ezilen insanların toplumsal mücadelesine kesintisiz katkı sunmuş, ender insanlardan biridir. Gazioğlu, Trabzon-Maçka’nın yetiştirdiği büyük şair ve ressam Bedri Rahmi EYÜBOĞLU’ nun bir şiirinde vurguladığı gibi güzel ve faydalıbir insandı... EYÜBOĞLU şöyle demişti: “Ben arıya arı demem/ Arının balı olmalı/ Ben güzele güzel demem/ Güzel faydalı olmalı…”

GAZİOĞLU, meyve veren ve çiçekleri insanlık kokan bereketli bir ağaçtı. Onun yaşam felsefesini şöyle özetleyebilirim:

Yaklaş arkadaş yaklaş, Uzak durma ışıldayan zamana. Ne geçmiş tükendi, Ne de karardı gelecek...

Gelecek güneş yüklü Özgürlük emekte açan çiçek, Emek, sonsuz bir sabırla örülen dayanışma Dayanışma, işte burda, aramızda

Karanlığa karşı dimdik ayakta”

Gazioğlu,12 Eylül 1980’ den önceki ve sonraki süreçlerde, başta eğitim emekçileri olmak üzere, toplumun tüm ezilen kesimlerinin örgütlü demokratik, sendikal ve siyasal mücadelesinde etkin biçimde yer almıştı. Özellikle, MC hükümetleri döneminde, gittikçe artan ekonomik, siyasal baskılara, faşist hareketlere karşı, başta DİSK ve TÖB-DER olmak üzere, ülkemizdeki devrimci-demokratik güçlerin düzenlediği kitlesel eylemlerde etkin rol oynamış, farklı anlayışların birlikte mücadelesine büyük katkılar sunmuştur. Gültekin Hoca, eğitim emekçileri hareketinde her zaman, örgütsel birliğin çimentosu oldu. Ancak, örgütsel birliğe zarar veren kişi ve hareketlere, hoşgörülü davranmadı.

Türkiye’nin her kentinde, emek hareketinde öne çıkmış insanlarıtanırdı. Çok güçlü bir hafızası vardı. Farklı anlayışlardan insanları, toplumsal mücadelede birleştirme konusunda, müthiş bir yeteneği vardı. Gazioğlu, örgütlü öğretmen hareketinde aktif olmaya başladığı yıllarda, ben Trabzon- Tonya Lisesinde Edebiyat Öğretmeniydim.Onunla tanışmamız,1976 yılında yapılan TÖB-DER 3. Olağan Genel Kurulu sürecinde gerçekleşti. Onun önerisi üzerine, 3. Olağan Kongrede aday oldum ve TÖB-DER Genel Yönetim Kurulunaseçildim.1976–1978 yılları arasında Trabzon-Rize-Gümüşhane TÖB-DER Bölge Temsilciliği yaptım. Benden sonra, aynı göreve, yine Gazioğlu’ nun önerisi üzerine, 1978–1980 dönemi için, Trabzon Lisesinde Edebiyat Öğretmenliği yapan Nabi BELEKOĞLU seçilmişti. Nabi Hoca da tıpkı Gültekin Hoca gibi TÖB-DER’ in yerel ve merkezi mücadelesinde başarılı, bir sınav verdi. Gültekin Hoca ile ben, fiziksel olarak tam bir tezat teşkil etsek de, o büyük mücadele yıllarında, düşünce ve yaklaşım olarak, hep aynı saflarda yer aldık. O, bize her zaman şöyle derdi:

“Örgütlü mücadelede yıkıcı olmak, eleştirmek her zaman kolaydır. Asıl zor olan, yapıcı olmaktır. Harekette gördüğünüz yanlışlıkları, açık yüreklilikle eleştirin ama sonuçta mutlaka yapıcı ve birleştirici olun.” 1976–1980 yılları arasında TÖB-DER Genel Yönetim Kurulunda ve toplumsal mücadelenin çeşitli alanlarında onunla birlikte çalıştık. Birlikte olduğumuz süreçte, ben ve arkadaşlarım ondan çok şey öğrendik. Bunları şöyle sıralayabilirim:

“Her koşulda, özdenetime dayalı disiplin, düzen, iyimserlik, özveri... Her koşulda, coşkulu, umutlu olabilmek, gülebilmek, espri yapabilmek... En zor koşullarda, zindanda bile, üzerimize düşen güncel görevlerin gereğini yapmak... Yapılan eylem ve etkinlikleri mutlaka değerlendirmek ve bunlardan geleceğe yönelik dersler çıkarmak... Eğitim emekçilerine ve tüm ezilenlere yönelen siyasal ve ekonomik baskılara karşı, somut sorunlardan hareketle, kitlesel birlik sağlayıp, cesaret ve kararlılık içinde, demokratik tepki koymak... Toplumsal mücadelede, insanlara pozitif enerji dağıtmak... Tek seslilikten kaçınmak, çok sesli ve kolektif biçimde hareket etmek... Örgütlü mücadelede, farklılık içinde birliği, mücadele ve dayanışmayı örmek... GAZİOĞLU, tüm bu niteliklerin somut yansımasıydı.” 12 Eylül 1980 darbesinin, bir karabasan gibi ülkemizin üzerine çöktüğü dönemde, tüm devrimci-demokratik kitle örgütleri kapatılmış, TÖB-DER yöneticileri hakkında tutuklama kararı verilmişti. Bizler, TÖB-DER Merkez yöneticileri olarak, Ankara-Mamak zindanlarında tutukluyken Gazioğlu, o dönemde, gizlice yurt dışına çıkmış ve orada bulunan diğer ilerici, devrimci güçlerle birlikte, ülkemizdeki ezilen kesimlerin faşizme ve sömürüye karşı yürüttüğü demokratik, sendikal ve siyasal haklar mücadelesine etkin biçimde destek sunmuştur. Tüm bu eylemlerinden ötürü Gazioğlu, yurt dışında bulunan pek çok devrimci-demokrat insanla birlikte, 12 Eylül yönetimi tarafından vatandaşlıktan çıkarıldı. Gazioğlu, o dönemde, darbenin lideri Kenan EVREN’ e yazdığı uzun mektupta özetle şöyle demişti: “12 Eylül’le birlikte kurduğunuz yönetim beni; ya zulme ve adaletsizliğe teslim olmaya ya da yurttaşlıktan çıkarılmayı göze almaya zorluyor... Bugün ortada hukuk, adalet ve yargı bağımsızlığının zerresi olsa, yine adalet önünde hesap vermeye, her zamanki gibi açık olurum. Ama bugün ülkemde, demokrasiyi boğazlayan, meclisleri zorla dağıtan, Anayasayı rafa kaldıran, temel insan haklarını hiçe sayan, yargı bağımsızlığını yok eden, kısaca “kanun benim” diyen bir yönetim var. Böyle bir yönetime teslim olmak, ondan adalet ve merhamet beklemek, inanç ve düşüncelerime, meslektaşlarıma karşı suç işlemek olur. Hiçbir yanıyla meşru olmayan bir yönetimin çağrısına uymak, o yönetimi meşru saymak olur...Siyasi bir kararla, yurttaşlıktan kağıt üzerinde çıkarılmış olmam, benim yüreğimden ve kafamdan yurt sevgisini söküp atamaz. Gerçek yargıç olan tarih, sizi de bizi de yargılayacaktır. Tarihin hükmü, her zamanki gibi yanılmaz ve şaşmaz olacaktır.” Bir eğitim yıldızı olarak, Gazioğlu’ nun yurt içinde ve yurt dışında sürdürdüğü örgütlü, onurlu, demokratik, siyasal mücadele asla unutulamaz.

Unutulmayan mücadele yılları hızla akıp geçti... Nazım’ ın dediği gibi:

Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat Akarsuyun sesi dindi

Gölgeler gölgelendi Renkler silindi Siyah örtüler indi mavi gözlerine Sarktı salkım söğütler Sarı saçlarının üzerine Ağlama salkım söğüt ağlama Kara suyun aynasında el bağlama El bağlama Ağlama...”

Eğitim emekçileri hareketinin büyük önderi Gazioğlu’ nu sonsuzluğa uğurlayışımızın 16. yıldönümünde, mücadele arkadaşları olarak, onurlu yaşamı ve unutulmaz anısı önünde, sevgi, özlem ve saygıyla eğiliyoruz.

Ahmet İNCE

1976–1978 Dönemi TÖB-DER GYK Üyesi ve

Trabzon-Rize-Gümüşhane Bölge Temsilcisi


Yerdeşi Turhan Eyüboğlu'nun kaleminden Gültekin Gazioğlu


Benim Gözümde Heykelini Yapmış İnsandır!

10 Ağustos 2021 Salı, günü yani bugün , onaltıncı ölüm yıl dönümü anacağımız demokratik öğretmen örgütçülüğünün önderlerinden olan ve tanımamdan dolayı gurur duyduğum Maçka'nın yetiştirdiği bu değeri saygıyla anıyorum.

Öğretmen mesleğinin ve kişiliğinin onurunu korumak; baskılardan, çilelerden, sürgünlerden, tutsaklıklardan meslektaşlarını kurtarmak için yola çıkan ve bu yolda ölümü göze alan Maçka'nın yetiştirdiği bu değeri selamlıyorum.

O kendi deyimiyle bilimsel bir sosyalisti. Bilimsel Sosyalizim: Doğanın, toplumun ve tarih inceleme yöntemi olarak insanoğlunun bugüne kadar bulabildiği en doğru dünya görüşüdür.

Sayın İlhan Selçuk bir yazısında söyle diyordu: "Her insan yaşamı boyunca düşünceleriyle, eylemleriyle, dünya görüşüyle kendi heykelini yapar. İşte bu insan, benim gözümde heykelini yapmıştı ve ben de onu seyretmiştim."


Bu onurlu insan, 10 Ağustos 2005 günü yakalandığı amansız hastalıkla savaşını ve yaşamını yitirmiş olan TÖB-DER ( Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği) Genel Başkanı Gültekin Gazioğlu'dur. Onunla ilgili çok şey anlatılabilinir ve inanıyorum çok şey de anlatacaklardır. Ancak ben anlatılmayan yönünü size anlatmak isterim. Hepimizin yapması gereken ve not tutma üzerine onun düşüncelerini size aktararak onu anmak istiyorum.

Bakın, Gültekin Gazi bunu nasıl anlatıyor?

"İnsan, gençlik ve yetişkinlik çağını geride bırakıp, yaşlılığa doğru yol almaya başlayınca çocukluk günlerini daha iyi anımsıyor. Otuz kırk yaşlarında bir sis perdesiyle kaplanan çocukluk anıları, yetmiş yaşına doğru yeniden canlanıyor, tazeleniyor. Belirli yaşlarda insan hep ileriye bakıyor; geleceği düşünüyor. Geleceğe dönük istek ve hayaller, yaşamında belirleyici oluyor. O yıllarda yalnız başına kalındığında, çocukluk döneminde yaşanan olaylar, acı tatlı anılar, sanki gerçekten hiç yaşanmamış düş gibi geliyor kişiye.

Yaşamın ileri aşamalarında çocukluk döneminin anıları, capcanlı bir biçimde gözler önüne geliyor; sanki dün yaşanmış gibi. En azından, bende öyle oluyor. Gizli kalmış bir ölüm korkusundan mı böyle oluyor, bilmiyorum. Ölüm gerçeğinden mi nedir insan çocukluğuna yeniden dönmek istiyor. Oysa bunun bir yararının olmadığını iyi biliyorum. Ölümden kaçılamayacağı, her canlı için şaşmaz bir gerçektir. Ölüm korkusu ise, çok zamandan beri unuttuğumu sandığım bir duygudur.

Hayatımın belirli bir evresinde, büyük sorumluluklar yüklendiğim, oldukça hareketli ve heyecanlı maceraları yıllarca yaşadığım, önemli olaylara tanıklık ettiğim yıllarda, kimi arkadaşlarım, günlük tutmamı, ileride anılarımı yazmam gerektiğini önerdi. Ben bunlara gülüp geçtim. Ne günce tuttum, ne anılarımı yazmayı düşündüm. Kendi kendime 'Anılarını yazanların yazacak, anlatacak hiçbir şeyi kalmamıştır.' dedim. Bugün ise, çok yanlış yaptığımı düşünüyorum. Anılarımı yazmaya karar verdiğim bu günlerde, belleğimden başka önemli kaynağım yok. İnsan belleği ise unutmaya teşnedir. Bu gerekli insancıl bir özelliktir. İnsan unutkan olmazsa hem yeni şeyler öğrenemez, hem yaşadığı acıların altında perişan olur."

Ne güzel anlatmış! "Günlük tutmanın önemini, bana imkân verseler okullarda öğreteceğim tek şey bu olurdu!" diye düşünüyorum. Ne yazık ki her şeyin bir bedeli var! Geçmişe bir gün dönüp bakınca anlıyorsunuz. Sevda büyüsü gibi uyutmuş oluyor seni o geçmiş zaman. Rüzgarın esintisi gibi vuruyor tenine veya güneşin ışını gibi delip geçiyor seni. Bir yalnızlık koridoruna girip yolunu aramaya başlıyorsun geçmişte.

İşte, bu zaman diliminde yaptıklarını düşünüyor, yorumlar yapıyorsun geçmişle. Kaç kişi yapar bilmiyorum; ama ben yazmaya başladığımdan beri yapıyorum. Ha , unutmadan söyleyeyim, iyi bir hafıza metodu yapılan iş. İlk başta çok şey hatırlamıyordum, ama daha sonra bir şeyler çıkarmaya başlıyorsunuz geçmişinizden.

Kaybettiğiniz bir şeyi arayıp da bulmak gibi veya denize dalıp midye çıkarmak gibi. İlk önce küçük midyeler çıkartıyorsunuz ve daha sonra tecrübe sahibi oldukça dalınacak yeri daha iyi belirliyorsunuz ve böylece büyük midyelere ulaşıyorsunuz.

"Türk milleti olarak neyi eksik yapıyoruz?" deseler inanın sayacağım o kadar şey var ki... Ancak öncelikle şimdiki aklıma göre iki şeye önem veririm: Birincisi okumak... İkincisi not tutmak, yani günlük tutmak... Bizde ikisi de olmadığı için tarihimizi bile yabancı yayınlardan takip ediyoruz. Gerçi çocuklarımıza bile günlük tutmayı öğretemedik ne okul hayatında, ne ev hayatında!

Günlük tutmanızın önemini bize bu onaltıncı ölüm yıldönümünde hatırlattığınız ve öğretmenlik mesleğinin önemini ve kişiliğini korumak için verdiğiniz mücadele için size teşekkür ederim. Bir Maçkalı olarak sizinle gurur duyuyorum. Mekanınız cennet olsun. Işıklar içinde uyuyun.



Nahit Saçlıoğlu kimdir?



Nahit Saçlıoğlu (d. 1919 Gülnar, Mersin - ö. 10 Ağustos 2006) Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararlarına muhalefet şerhi koyan emekli Askeri Yargıtay Başsavcısı ve Emekli Anayasa Mahkemesi üyesi.

1919 yılında Gülnar'da doğdu, Bursa Işıklar Askeri Lisesi'nin ardından İstanbul Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu ve 1941'de bitirdi. 1961'den 1977'ye kadar Askerî Yargıtay'da üyelik, daire başkanlığı ikinci Başkanlık ve Başsavcılık görevlerinde bulundu. Bu süre içinde 21 Mayıs ihtilal girişimiyle Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıyla ilgili davaları karara bağlayan Askerî Yargıtay kurullarında bulundu. 1977 yılında Askerî Yargıtay'dan albay rütbesiyle yaş dolumu nedeniyle emekliye ayrıldı. 1978 yılında Cumhurbaşkanı tarafından Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi üyeliğine atandı. 1977'de Prof. Muammer Aksoy'un başkanı olduğu Türk Hukuk Kurumu tarafından, Prof. Seha L. Meray ile birlikte "Yılın Hukukçusu" seçildi.

Saçlıoğlu, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının asılması kararına karşı yazdığı ve Uğur Mumcu, tarafından "Hukuk Şiiri" olarak tanımlanan karşı oy yazısı nedeniyle Cumhuriyet tarihinde generalliğe yükseltilmemiş ilk Askeri Yargıtay Başsavcısı olmuştur.

Ayrıca 1987 yılında SHP'ye katılmıştır. 10 Ağustos 2006'da aramızdan ayrılmıştır.

42 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör