• HaberciGazete

Mehmet Akif Ersoy, Reha Yurdakul, Emin Üstün, Mustafa Kandıralı, Kemalettin Tuğcu



Bugün 27 Aralık. Ulusal marşımızın güftekârı, şair Mehmet Akif Ersoy'un, sinema oyuncusu Reha Yurdakul'un ve işinsanı Emin Üstün'ün aramızdan ayrıldığı günün yıldönümü bugün. Ünlü klarnet sanatçısı Mustafa Kandıralı da geçen yıl bugün ayrıldı aramızdan.

Bugün aynı zamanda, yazınımızda, özellikle çocuklara yönelik alanda 200'ü aşkın yapıtıyla iz bırakan Kemalettin Tuğcu'nun doğum günü. Yaşasaydı bugün 119 yaşında olacaktı.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla, sevgiyle anıyoruz.

Mehmet Akif Ersoy kimdir?


Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy, başta İstiklal Marşı'mız olmak üzere geride birçok önemli eser bırakmış bir isim. 27 Aralık 1936 tarihinde hayata gözlerini yuman Mehmet Akif Ersoy günümüzde de en çok merak edilen isimlerden. Özellikle yeni nesil, Mehmet Akif Ersoy'un kim olduğuna dair araştırmalar yapıyor. İşte İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy'un hayat hikayesi...

MEHMET AKİF ERSOY KİMDİR?

1873 yılında İstabul Fatih'in Sarıgüzel semtinde dünyaya gelen Mehmet Akif Ersoy'a babası Mehmet Tahir Efendi, ebced hesabıyla doğum tarihini belirten “Ragif” adını verdi (hicri 1290) ve vefatına kadar onu bu adla çağırdı. Ancak bu isim, yaygın olmadığı ve güç söylendiği için annesi ve yakın çevresi, daha bilinen bir ad olan “Akif”i kullandılar. Babası Fatih Medresesi müderrislerinden Mehmet Tahir Efendi, o dönemler Osmanlı Devleti'ne bağlı olan Arnavutluk'un İpek kasabasına bağlı Şuşise Köyü'nden İstanbul'a gelmiş, annesi Emine Cemile Hanım ise Buharalı Mehmet Efendi'nin kızı olarak Samsun'da doğmuştu. 1878 yılında, 4 yaşındayken Fatih'de Emir Buhari Mahalle Mektebi'ne başladı. Burada iki yıl eğitim gördükten sonra Fatih İbtidaisi'ne geçti. Aynı yıl babası ona Arapça dersleri vermeye başladı. Rüştiye’yi yani ortaokulu bitirdikten sonra dönemin gözde okullarından Mekteb-i Mülkiye (Siyasal Bilgiler Fakültesi)’nin âli kısmında bir müddet okudu ancak babasını kaybedince Halkalı’daki Baytar Mekteb-i Âli (Veterinerlik Fakültesi)’ne parasız yatılı olarak girdi ve bu okulu birincilikle bitirdi. 1893 yılında “Ziraat Nezâreti Umur-u Baytâriye Şubesi”nde (Ziraat Bakanlığı Veterinerlik İşleri) göreve başladı. “Umur-u Baytâriye Müdür Muavini”(Veterinerlik İşleri Müdür Yardımcısı) olarak sürdürdüğü görevinden 1913 yılında istifa etti. 1898'de 25 yaşında iken Tophane-i Amire veznedarı Mehmet Emin Bey'in kızı İsmet Hanım ile evlendi. Aynı yıllarda Maarif Dergisi'nde ve Resimli Gazete'de şiir yazıları ve Arapça, Farsça ve Fransızca'dan yaptığı çevirilen yayınlandı. Baytarlığa başladığı ilk yıllarda bile, mesleğinden çok, şairliği ile tanınan Mehmet Akif, öğretmenlik hayatına 1906’da Halkalı Baytar Mektebi’ne “kitâbet-i resmîye” (resmî yazışma usulü) dersi hocalığı ile başladı. 1908’den sonra ise Edebiyat Fakültesi ile Dârülhilâfe Medresesi’nde “Osmanlı Edebiyatı” hocalığında bulundu. Mehmet Akif, 1920’de Burdur milletvekili seçildi. 1921 yılında açılan milli marş yarışmasına, “para ödülü almamak” koşuluyla katılmayı kabul etti ve orduya ithaf ettiği şiiri, 12 Mart 1921 günü milli marş olarak kabul edildi. Ödül olarak verilen 500 lirayı Hilal-i Ahmer (Kızılay) bünyesinde, kadın ve çocuklara iş öğreten ve cepheye elbise diken Darü’l-Mesâi Vakfına (İş Evi) bağışladı. 1923 yılında Abbas Halim Paşa’nın daveti üzerine Mısır’a gitti. 1929 - 1936 yılları arasında Kahire’deki “Câmiü’l-Mısriyye” Üniversitesi’nde, Türkçe öğretmenliği yaptı. 17 Haziran 1936’da İstanbul’a dönmeye karar verdi. 27 Aralık 1936 tarihinde hayatını kaybetti ve Edirnekapı Mezarlığı’na defnedildi.

MEHMET AKİF ERSOY'UN ESERLERİ Şairin Safahat genel adı altında toplanan şiirlerini içeren yedi kitabının ilk yayım tarihleri şöyledir: Safahat (1911): 44 şiir, 3084 mısra. Süleymaniye Kürsüsünde (1912): Bir şiir, 1002 mısra. Hakkın Sesleri (1913): 10 şiir, 482 mısra. Fatih Kürsüsünde (1914): Bir şiir, 1692 mısra. Hatıralar (1917): 10 şiir, 1314 mısra. Asım (1924): Bir şiir, 2292 mısra. Gölgeler (1933): 41 şiir, 1374 mısra.

MEHMET AKİF ERSOY'UN EVİ Milli Şairimiz Mehmet Akif Ersoy, İstiklâl Savaşımız sırasında T.B.M.M. Burdur Mebusu iken, kendisine büyük hayranlık duyan Tacettin Şeyhi tarafından selamlık bölümü kendisine tahsis edilen bu evde yaşamış ve İstiklâl Marşı'mızı bu evde yazmıştır. Bu ev 30 Ekim 1949 tarihinde Şehir Meclisi kararı ile Mehmet Akif Ersoy Evi adını almış ve müzeye dönüştürülmüş ise de bakımsız kalmış ve zamanla harabolmuştur. Hacettepe Üniversitesi Merkez Kampusu'nun kuruluşu sırasında, Rektör Prof. Dr. İhsan Doğramacı yapının eski durumuna sadık şekilde onarımını sağlamış ve yapı ziyarete açılmıştır. Yapının geçen yıllar içinde yıpranan kısımlarının yeniden onarılması için Üniversite Rektörlüğü'nün teşebbüsü ile 1982 yılında Kültür Bakanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü, Türkiye Diyanet Vakfı ve bazı özel şahısların katkıları ile bir fon oluşturulmuş ve binanın onarım ve döşemesi tamamalanarak 27 Aralık 1984 günü yapılan bir törenle yeniden ziyarete açılmıştır. Mehmet Akif Ersoy Evi, yüksek avlu duvarları ile çevrili olup bahçesine küçük avlu kapısından girilmektedir. Bahçenin ortasında yer alan bina iki katlı ahşap bir Ankara evidir. Üst kata çıkan tahta trabzanlı merdiven boyunca Ersoy'a ait fotoğraflar bulunmaktadır. Üst katta dinlenme ve toplantı odası yer almıştır. Evin en gösterişli alanı olan toplantı odasının tavanı, ortada kalem işleriyle süslü altıgen bir göbek bulunan yöresel Ankara tavanıdır. Mehmet Akif Ersoy'a ait cep saati, gözlük, tesbih, tüfek ve büyük şairin yüzünün kalıbı müzede teşhir edilen manevi değeri yüksek eserlerdir. Cumartesi-Pazar ve resmi tatiller dışında hergün saat: 10.00-12.00, 14.00-16.00 arasında ziyarete açıktır.

Şükrü Saraçoğlu kimdir?

Mehmet Şükrü Saracoğlu (1887, Ödemiş – 27 Aralık 1953, İstanbul), eski milletvekili ve başbakan. İlk ve orta okulu Ödemiş’te okuduktan sonra İzmir idadisi’ne girdi. İzmir idadisini birincilikle bitirerek, Mekteb-i Mülkiye’ye geçti. 1909 yılında Mekteb-i Mülkiye’ yi bitirerek İzmir Valiliği Maiyet Memurluğu’na atandı. İzmir Sultanisi’nde matematik-öğretmenliği yapan Saraçoğlu, 1911 yılında İttihat ve Terakki Ticaret Mekteb-i Müdürlüğü görevine getirildi. 1914 yılının Ocak ayında bir devlet bursu kazanan Saraçoğlu, Belçika’ya öğrenime gitti. Kısa bir süre sonra I. Dünya Savaşı patlayınca hemen İzmir’e döndü. 1915 Mayıs’ında tekrar Cenevre Siyasi İlimler Akademisi’nde okumak için İsviçre’ye giderek burada dört yıl kaldı ve bu fakülteyi çok iyi bir dereceyle bitirdi. Mondros Mütarekesi’nden sonra Cenevre’de Türk Talebe Cemiyeti’ni kurarak bu cemiyet adına Fransızca bir derginin yayınlanmasını üstlendi. Türk Talebe Cemiyeti’nin başkanı olarak Avrupa kamuoyunda Mondros şartlarının olumsuzluğuna tepki yaratmak için uğraşlar vererek Osmanlı Devleti’nin haklarını savundu. O günlerde İzmir işgal edilince Türkiye’ye gideceğini öğrendiği bir İtalyan gemisine kaçak binip yurda döndü. Ulusal Kurtuluş Hareketi’ne katıldı. Kuşadası, Nazilli ve Aydın yörelerinde kurulan Kuva-yi Milliye hareketlerinin örgütlenmesinde çalıştı. Osmanlı Meclisi Mebusanı’na İzmir milletvekili olarak seçildiyse de, Saraçoğlu bu göreve katılmadı. Saraçoğlu, 1923’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne İzmir Mebusu olarak girdi. Fethi Okyar hükümetinde Milli Eğitim Bakanlığı yapan Saraçoğlu, 1926’da Yunanlılarla kurulan Mübadele Komisyonu’na başkanlık etti. Başbakanlığına kadar kurulan bütün hükümetlerde görev aldı. Bu hükümetlerde Maliye, Adliye ve Hariciye vekilliklerinde bulundu. Varlık Vergisinin uygulanmasında öncülük etti. Saraçoğlu’nun 1932 yılında Paris’te Osmanlı borçlarının ödeme koşullarının saptanması görüşlerini Türkiye adına yürüttü. 1933’de bir antlaşma imzaladı. Saraçoğlu’nun imzaladığı bu anlaşma ile genç Türkiye Cumhuriyeti’nin maliyesi soluk aldı. Genç Cumhuriyet’in devlet organlarının kurumlaşmasında da emeği geçen Saraçoğlu, bakanlıkları sırasında avukatlık, hakimlik İcra İflas Kanunlarını hazırlamış ve çıkartmış iş esasına dayalı cezaevlerinin oluşmasını ve ilk örnek olarak İmralı’nın kuruluşunu sağlamıştır. Barem ve Emeklilik kanunları da Saraçoğlu’nun zamanında oluşturulmuştur. Fethi Okyar kabinesinde Maarif Vekili, İnönü’nün 3 ve 4. hükümetlerinde Adliye Vekili, ve 12’nci Refik Saydam hükümetinde Hariciye Vekili olan Mehmet Şükrü Saracoğlu, 1942 yılında Refik Saydam’ın ölümü üzerine İnönü tarafından 9 Temmuz 1942 günü başkanlığa atanarak hükumeti kurmakla görevlendirildi. 5 Ağustos 1942'de hükümet programını okurken "Biz Türk'üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız." demişti. Refik Saydam’ın ölümü sonrasında 1942 yılında Başbakan olan Saraçoğlu, bu döneminde de Cumhuriyet döneminin bütünsellik taşıyan seçim yasasını iki dereceli olarak hazırladı ve çıkarttı. "Açık oy-gizli sayım" esaslarına göre hazırlanan bu kanuna göre her seçmenin hangi partiye oy verdiği herkes tarafından görülebilecek, fakat oy sayımı gizli yapılacaktı. Bu usule göre yapılan 1946 seçimlerini CHP kazandı. DP kurulduktan hemen sonra yapılan bu "erken seçim"de DP sadece 16 ilde seçime girebilmişti. Nazi Almanyası'nın savaş yıllarındaki Ankara elçisi Von Papen ve onunla yakın ilişkide olan Türk hükümetinde yetkili ekipteydi. Refik Saydam, Şükrü Saracoğlu ve Numan Menemencioğlu'nun da dahil olduğu bu ekip Nazi Almanyasını desteklemekte, Almanya ile dış ticareti Alman para birimi "Reichsmark" ile yapmakta, TC banknotlarını Almanya'da bastırmakta, Almanya'ya paslanmaz çeliğin hammaddesi olan krom sevkiyatı yapmakta ve Sovyetler Birliği'nin işgal ettiği Kırım ve Kafkasyadaki Türk topraklarında askeri harekat yapmakta olan Nazi Ordusunu cephede takip etmek için komutanlar yollamaktaydı. İkinci Dünya Savaşı'nın "Milli Şef"likle idare edilen Almanya ve İtalya tarafından kaybedilmesi ve Sovyetler Birliği'nin Türkiye'den Kars, Ardahan, Artvin ve Sarıkamış'ı istemesinden sonra 1946'da Saraçoğlu istifa ederek Başbakanlığı Recep Peker’e devretti. 1 Kasım[1948 ve 22 Mayıs 1950 yılları arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı yaptı. 1950 genel seçimlerinde yeterli oy alamayan Saraçoğlu TBMM'ye seçilemeyince siyaseti bıraktı. 27 Aralık 1953'te İstanbul'da öldü. Mezarı Zincirlikuyu Mezarlığı'ndadır. Şükrü Saracoğlu ayrıca 16 yıl boyunca Fenerbahçe Spor Kulübü'nün başkanlığını yapmıştır. 22 Temmuz 1998 yılında alınan kararla Fenerbahçe Stadı'nın adı Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu olarak değiştirilmiştir.

Reha Yurdakul kimdir?



1 Nisan 1926'da Burhaniye'de doğdu. İstanbul Pertevniyal Lisesi'nden mezun oldu. Sinemaya 1949'da "KANATLARDAN TÜRBE" filminde rol alarak girdi. Bir süre baş rolde oynadı.Daha sonra karakter rolleri oyunculuğuna geçerek, çok s ayıda filmde rol aldı. Oyunculuğunun yanı sıra yapımcılık, senaryo yazarlığı, prodüksiyon amirliği yaptı. Bolu'da film çekiminde fenalaşarak 27 aralık 1988'de hayatını kaybetti.

Kendi anlatımıyla Reha Yurdakul (Artist, 1961)

"1926’da Burhaniye’de doğdum ve orada büyüdüm. On altı yaşımda iken İstanbul’a geldim. Pertevniyal Lisesi’nde okurken bir vesile ile tanıştırıldığım Omay Film sahibi Ömer Aykut beni çağırdı ve Kanatlardan Türbe isimli bi r hava filminde başrolü oynattı."

Reha Yurdakul’u okurlarımız herhalde tanırlar. Bazan kocaman sakalı iri bıyıkları, gayet geniş omuzları ve uzun boyuyla onu bir defa gördükten sonra unutmak elden gelmez. Sinemamızın en tipik simalarından birisidir o.

Ortağı bulunduğu Uğur Film şirketinin güzel koltuklarından birinin üzerine oturarak hayatını anlatmağa başladı.

– 1926 da Burhaniye’de doğdum ve orada büyüdüm. On altı yaşımda iken İstanbul’a geldim. Pertevniyal Lisesi’nde okurken bir vesile ile tanıştırıldığım Omay Film sahibi Ömer Aykut beni çağırdı ve “Kanatlardan Türbe” isimli bir hava filminde baş rolü oynattı. Ertesi sene Ateş Filmin Şafak Sökecek’inde, daha ertesi sene de Sonku Filmin Bozkurt Obası’nda baş roller oynadım. Henüz birkaç ay geçmişti ki kendim Pars Film diye bir film şirketi kurdum ve kendi hesabıma, Eşref Kolçak ve Muhterem Nur’un baş rollerini oynadıkları Yetim Yavrular isimli bir film yaptım. Bu filmde ben de ufak bir rol oynuyordum. Böylece bir müddet kendi hesabıma yaptığım filmlerde oynadım. Evvelki sene Lâle Filmin Kanlı Değirmeninde ve geçen senede And Filmin Hazreti Ömer’in Adaletinde oynadım. Aynı sene içerisinde Be-Ya Filmin Kırık Çanaklarında oynadım. Bunlara ilâveten isimlerini unuttuğum birhayli filmim var. Şimdi Ayhan Işık ve Fatma Girik’in baş rollerini oynadıkları Ölüm Peşimizde’nin ortak prodüksiyonunu yapıyorum.

– Şimdiye kadar kaç filmde oynadınız?

– Sayısını kati olarak bilmiyorum, on beş yirmi oldu herhalde.

– İstikbaldeki yapacaklarınıza ait bir düşündüğünüz varmı?

– Şimdilik istikbalde hem aktörlük ve hem de prodüktörlüğümü devam ettireceğimi zannediyorum.

Reha Yurdakul yeni filmi için yeniden sakallarını uzatıyordu. İçeriye filmlerden tanıdığı birkaç arkadaşı girmişti, onları karşıladı ve hepimize çay şöyledi.

– Ayhan Işık ile beraber dolaşmalarınız sosyetemizde bir hayli dedikodulara sebep oluyor, buna ne dersiniz? diye sordum.

– Ayhan benim en iyi arkadaşlarımdan birisidir. Daima beraber gezeriz, çapkınlık falan ettiğimiz yok.

Sonra misafirlerine doğru bakarak:

– Kadınlar Ayhan ile aramıza bir karakedi gibi giremezler, dedi.

Herhalde kadınlar bu iki yakışıklı genç hakkında birçok dedikodular çıkarmışlardı. Onlara bakarak yaptığı bu konuşma, aynı zamanda bir ihtar idi…

– Boş vakitlerinizden bahsedin, bize, dedim. Bir insan hem bekâr, hem de zenginse onun anlatacağı birçok güzel şey var demektir.

– Boş vakitlerimde artık yaşım ile mütenasip şeyleri yapıyorum. Siz eskiden görmeliydiniz beni. Artık en büyük zevkimi, bir arkadaşım veya ahbabımla beraber Boğaz’da dinlenmekle yapıyorum. Ayrıca bir de balık zevkim var. Ben bir balık hastasıyım. Stuvart marka bir motorum var, daima onunla balığa çıkarım. Motorumda her türlü şey bulunur, küçük bir radyom ve buzdolabım var. Sabahleyin erken kalkarım, oltalarımı aldıktan sonra açılırım. Yaz sabahları deniz çarşaf gibidir, bu sessiz sular üzerinde motorumun muntazam aralıklarla yaptığı gürültü insana bambaşka hisler verir. Hele bir de güneşin doğuşuna rastlamışsanız her şey tamam olur. O enginliklerde dolaşmak benim bütün sıkıntılarımıi kederimi giderir.

Her yazımı muntazaman Ada’da geçiririm. Bazı geceler de denize açıldığım olur. Ay ışığı altında dolaşmanın verdiği şevk ile karaya çıktığım zaman insanları klüplerde kumar oynarken görürüm. Eğer içlerinde tanıdığım varsa hemen gider çatarım. Onlar Ada’ya bu tabii güzelliklerden istifade etmek için değil de kumar oynamak için geliyorlar. Burunlarının dibindeki bu muhteşem güzelliğin farkında bile değiller. Onlara bunu farkettirebilmek için çok mücadele etmişimdir.

– Bekâr olduğunuza göre evlenmeyi düşündüğünüz bir talihli insan var mı? diye sordum.

– Evet, şimdilik çok iyi anlaştığım bir arkadaşım var, Allah sonumuzu hayır etsin.

– İsmini bize söylemiyecek misiniz?

– Hayır, çünkü bu daha tasavvur halinde. Kendisinin film dünyası ile bir ilgisi yok. Şimdilik o beni, ben de onu tetkik etmkele meşgulüz.

– Önümüzdeki günlerde yapmayı düşündüğümüz bir şey varmı?

– Yedi senedir işlerimi çok ihmal ettim. Bilhassa şu iki sene içerisinde işlerimi iyice düzenlemek istiyorum. Sonra da bir Avrupa seyahati. Bu hem bir seyahat, hem de oradaki film stüdyolarını tetkik gezisi olacak.

– Bu bir balayı olamaz mı?

– Olabilir… Bu günlerimiz devam ettikçe neden olmasın?

Bizim konuşmalarımızı dinliyen kadın misafirler onun çalışkanlığından bahsetmeğe başladılar. Bütün sözler döne dolana onun insanlğına ve şahsiyetine geldi. Reha Yurdakul muhitinde hakikaten çok sevilen bir insan. Büyük bir sanat zevkine de sahip.

Bize şimdiye kadar oynadığı filmlerden fotoğraflar gösterdi. Daima karakter roller oynuyordu. Zaten tipi de bunları icap ettiriyordu. O, kahramanlık rollerinin oyuncusuydu…



Emin Üstün kimdir?



Abdurrahman Emin Üstün, 8 Temmuz 1951 yılında Bolu ilinin Gerede ilçesi Demirciler mahallesinde doğdu. Lise öğrenimine 1966’da başladı. Kastamonu Erkek Sanat Enstitüsü’nde (Endüstri Meslek Lisesi) torna tesviye bölümünde okudu ve 1969 yılında bitirdi.

1969-1974 yılları arasında İstanbul Devlet Mühendislik ve Mimarlık Akademisi Galatasaray Mühendislik Yüksek Okulu (Yıldız Teknik Üniversitesi) Makine Mühendisliği bölümünü bitirdi.

1973 yılında lif ve pres imalatı yapan LİFSAN Hidrolik Sanayi Şirketini kurdu. 1987 yılında ise inşaat ve arsa işleri alanında faaliyet gösteren GENTAŞ’ı kurdu ve bu faaliyetleri ise günümüzde de devam etmektedir.

1991 yılında ise halen şu an faaliyetlerine aktif olarak devam eden ve elbirliği sistemine dayalı faizsiz bir sitem ile müşterileri otomobil sahibi yapan Eminotomotiv’i kurdu. Emin Üstün 2005 yılında otomobildeki Elbirliği Sistemini konuta uyarlayarak, vatandaşımıza faizsiz ev almasını sağlayan bir organizasyon olan Eminevim’i kurdu.

40 şubeyle başlayan sistem şu an ülke genelinde 60’tan fazla ilde toplam 103 şubeye ulaşmıştır. Kurduğu sistemle Türkiye’de 135 binin üzerinde kişi ev ve otomobil sahibi oldu.

Emin Üstün vefatına kadar Eminevim - Eminotomotiv, Eminotomotiv 2. El, Emin Gayrimenkul Geliştirme, Emin Tarım ve Hayvancılık, Emin Enerji, Emin Sigorta şirketlerini bünyesinde barındıran Emin Grup'un Kurucu Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı yürüttü.

Emin Üstün, 27 Aralık 2019 yılında beraberindeki heyetle birlikte yeni yatırım görüşmeleri için gittiği Ukrayna'da hayatını kaybetti.

Girişimci iş insanı Emin Üstün, hayat felsefesini açısını şu sözlerle özetliyor:

"Hayatım boyunca üstesinden gelinemeyecek gibi görünen sorunlara çözüm aradım. Sorunların çözümünde birliğin ve beraberliğin gücüne hep inandım. Bu güç ile zor işlerin üstesinden gelinebileceğini gördüm. Dünyada ve ülkemizde gelir dağılımındaki adaletsizlikler her zaman yüreğimin burkulmasına sebep oldu. Ne yaparsam insanımıza fayda sağlayabileceğimi düşündüm. Her zaman sadece ülkemiz insanı için değil, tüm insanlık için nasıl faydalı olabilirim düşüncesi ile hareket ettim. İnsanlık için nasıl faydalı olabilirim düşüncesi grubumuzun ilkelerinde de yer aldı. Bu amaçla hem ticari projeler hem de sosyal sorumluluk projeleri geliştirdik. Elbirliği'ni kullanarak kötüyü iyiye, iyiyi daha iyiye çevirmeye çalıştık."

<