• HaberciGazete

Necmettin Halil Onan, Mersinli Ahmet Kireççi, Hüseyin Rahmi Gürpınar



Bugün 17 Ağustos. Necmettin Halil Onan, Mersinli Ahmet Kireççi'nin ölüm yıldönümleri. 17 Ağustos aynı zamanda Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın doğum günü.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla, sevgiyle anıyoruz.

Necmettin Halil Onan kimdir?



1902'de Çatalca'da doğdu. Babası, Duyun-u Umumiye memuru Halil Hilmi Bey idi. Ortaöğrenimini Vefa Lisesi'nde tamamladı. 1919 yılında Dârülfünun Edebiyat Fakültesinde açılan sınavı kazanarak Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne kaydoldu. Cenap Şahabettin, Fuad Köprülü, Ferit Kam, Yusuf Şerif, Yahya Kemal, Hüseyin Daniş gibi edebiyatçıların öğrencisi oldu.

İstanbul'un işgali üzerine okul geçici olarak kapatılınca milli mücadeleye katılmak üzere Ankara'ya geçti. Ankara Talimatgahı'nda zabıt vekili oldu, Anadolu Ajansı Siyasi servisi'nde çalıştı.

Milli mücadele bittikten sonra İstanbul'a dönerek yarım kalan eğitimine devam etti, 1924 yılında mezun oldu. Bir süre tekrar Anadolu Ajansı'nda ve özel okullarda çalıştı. 1929 yılından itibaren İzmir, Adana, Ankara illerinde pek çok lisede edebiyat öğretmenliği ve lise müdürlüğü yaptıktan sonra maarif müfettişi oldu.

1942-1946 yıllarında Yüksek Öğretim Genel Müdürlüğü yaptı. Ankara Üniversitesi DTCF'de Eski Türk Edebiyatı Profesörü olarak dersler verdi. 1959'da üniversitedeki görevinden emekli oldu. 18 Ağustos 1968 günü İstanbul'da hayatını kaybetti.

Necmettin Halil, yazın yaşamına aruz ölçüsünde şiirler yazarak başladı. İlk şiirleri Nedim dergisinde yayımlandı. Aruzu bırakıp hece ölçüsünde şiirler yazmaya başladığında şiirlerini Dergah ve Hayat dergilerinde yayımladı.

Şiirlerini 1927'de ve 1933'de bastırdığı iki kitapta topladı.

Aşk, doğa ve ulusal duygular ile ilgili şiirler yazdı. Son dönem şiirlerinde Yahya Kemal Beyatlı etkisi görülür.

İşleyen Yara adlı romanı, kitap olarak basılmamış ancak 1932 yılında Vakit Gazetesi'nde tefrika edilmiştir. Ortaokullar için dilbilgisi kitapları da hazırlamıştır.

Necmettin Halil Onan Eserleri

Şiir kitapları:

  • Çakıl Taşları (1927)

  • Bir Yudum Daha (1933)

Diğer Kitapları:

  • Dilbilgisi (1928), 2 cilt

  • Dilbilgisi (1934)

  • Dilbilgisi (1943), İlkokullar için

  • İzahlı Divan Şiiri Antolojisi (1940, 1946)

  • Namık Kemal' in Talim-i Edebiyatı üzerine bir Risalesi (1950)

  • Leyla ve Mecnun (1956), Fuzuli'nin eserinin tenkidi

Romanları:

  • İşleyen Yara (yayımlanmadı)

  • Kolejli Nereye (1977)

Necmettin Halil Onan Şiirlerinden Örnekler

DUR YOLCU

Bilmeden gelip bastığın bu toprak, Bir devrin battığı yerdir. Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın, Bir vatan kalbinin attığı yerdir..

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda, Gördüğün bu tümsek, Anadolu' nda, İstiklal uğrunda, namus yolunda, Can veren Mehmed' in yattığı yerdir..

Bu tümsek, koparken büyük zelzele, Son vatan parçası geçerken ele, Mehmed' in düşmanı boğduğu sele, Mübarek kanını kattığı yerdir..

Düşün ki, hasrolan kan, kemik, etin Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin, Bir harbin sonunda, bütün milletin, Hürriyet zevkini tattığı yerdir...

Temennî

Ben ki sessiz, habersiz gönül bağladım size, Şimdi ne zaman dalsam derin gözlerinize, Birdenbire ruhumu çılgın arzular sarar, Atılmak ister gibi karanlık bir denize.

Düşündüğüm sizsiniz her gün, her gece şimdi. Bu dünyâda saadet siz demek bence şimdi. Ruhunuz eş olmamış, diyorlar, benim gibi Size yalnız gönlünü veren bir gence şimdi.

Aczimi anlasam da yolumdan dönmem geri. Tuttunuz can köşemde hükmedecek bir yeri. Bir kere gözlerime baksanız, anlardınız Sizin için kalbimde canlanan emelleri.

Her aşk için, gönlünüz kapanmış bir saraymış; Sevenler, kapısında uzun yılları saymış. Ben de, bunu düşünüp diyordum ki : Allah'ım, Keşke, sizi bu kadar güzel yaratmasaymış.

ÇAKIL TAŞLARI

Biliyorsun ki kari, kalbin derinlikleri, Damla damla biriken gizli gözyaşlarıdır. Kudretimin oradan çıkarabildikleri, Halis inci yerine bu çakıl taşlarıdır.

Görüyorsun nihayet çakıl taşları sende, şairin kendi kalbinde kaldı. Fakat şunu anla ki, o çakıl bulurken de, araştırmadan duyulan zevki aldı...

ÖMRÜNE YAN KUZUM

Karanlık hayatı ışıklandıran Tutuşmuş bir kalbin alevleridir; Kızıllık görmeyen ufku andıran Bir yürek bahtına yansa yeridir.

Vah o boş kalbe ki aşkı tatmadı! Ah o tat, duydukça doyulmayan tat! Yanmanın lezzeti, acının tadı; Yerine başkası konulmayan tat!

Ömrüne yan kuzum, bir çift göz için Canını o korla dağlamadınsa! Bir güzel yüz için, bir tek söz için, Bir tutam saç için ağlamadınsa!

Mâzîdeki Hâtıralar

Son bağlar kopunca sevgililerden, Kalbe, o hayâlin çıktığı yerden, Şifasız kederler sızar nihayet.

Nihâyet, en yakın emellerin de Zehirli rüzgârlar eser yerinde; Gidenle beraber gider saadet.

Kırılmış bir kalbe son kalan yoldaş Gizlice dökülen beş, on damla yaş, Bir de yâd edilen hâtıralardır.

Çünkü her sevincin sonu kederde; Saadet, sabaha karşı göklerde Doğan bir yıldızın ömrü kadardır.


Mersinli Ahmet Kireççi kimdir?



27 Ekim 1914 doğumlu Ahmet Kireççi spora 17 yaşında başladı. Boks ve atletizm gibi farklı spor dallarıyla uğraşan Kireççi, bir antrenman sırasında sakatlanınca atletizmi bırakmak zorunda kaldı. Kasım Paşa Spor Kulübüne bağlı olan Kumkapı Güreş Kulübünde uzun süre yer aldı.1933 yılın ilk kez milli mayoyu İzmir'de düzenlenen Balkan Oyunlar'ında giydi.

Balkan Oyunları'nda üç kez birinci olan Ahmet Kireççi 1936 Berlin Yaz Olimpiyatları'nda 79 kg serbest güreşte üçüncülük elde ederek Türkiye'ye olimpiyat madalyasını getiren ilk isim oldu. 1948 Londra Olimpiyat Oyunları'nda ülkemize altın madalyayı getiren Kireççi 1949 yılında güreşi bıraktı. Güreşi bıraktıktan sonra işletmecilik yapan Ahmet Kireççi 17 Ağustos 1979 hayata gözlerini yumdu.

Doğum günü: Hüseyin Rahmi Gürpınar kimdir?



17 Ağustos 1864'te doğdu. Mahmudiye Rüştiyesi’nde okudu, 1878’de Mülkiye’ye girdi, hastalanması yüzünden buradaki öğrenimini yarıda bıraktı (1880), 1908 Meşrutiyetine kadar kısa süreli bir iki memurluğu bir yana bırakılırsa, hayatını hep kalemiyle kazandı; 1887’de Tercüman-ı Hakikat gazetesinde başlayan yazarlığı, Kütahya milletvekili olduğu yıllar (1936-1943) dışında, ömrü boyunca devam etti. Yazarlığının en verimli dönemi 1921-1924 yıllarıdır. Hayatının son 31 yılını Heybeliada’daki köşkünde geçirdi. Heybeliada’da Abbas Paşa Mezarlığı’nda gömülüdür.

Edebi Kişiliği

Servetifünuncuların çağdaşı ve yaşıtı olduğu halde, o topluluğa girmemiş olan Hüseyin Rahmi, daha ilk romanı Şık ile tanındı; Ahmet Mithat bu romanı gazetesi Tercüman-ı Hakikat’te tefrika etmiş, Hüseyin Rahmi’yi de gazeteye yazar olarak almıştı (1888). Hüseyin Rahmi, gazetecilik hayatında ilk üç, dört yıl çeviri ile uğraştı, sonra İffet (1896) ile peş peşe kendi romanlarını yayımlamaya başladı. Özellikle sosyal sorunları, bâtıl inançları, aile geçimsizliklerini, yüzeyde kalan Batılılaşmaları, ruh hastalarını konu edinen romanlarında daima gözlemden hareket eden bir realist natüralist yöntemiyle eski İstanbul’un gündelik hayatından çok canlı sahneler yansıttı; çokluk halk çevrelerinden seçtiği kişilerini büyük bir ustalıkla konuşturdu.

Servet’i Fünun topluluğunun etkin olduğu bir dönemde Ahmet Mithat Efendi tarzını benimseyen Hüseyin Rahmi’nin eserlerinde natüralizmin etkisi görülür.

Türk edebiyatındaki popüler roman anlayışının en büyük temsilcisidir. “Halk için roman” geleneği etkisi ile halkın anlayacağı konuları, mizah unsurlarını da katarak kaleme alır. Romanlarında örf, adet, gelenek ve göreneklere bağlı kalır ve halk deyimlerini kullanır. Tasvirlerde ve olayları anlatırken dili ağır olsa da konuşmalarda dili sadedir.

Natüralizm akımının gereği olarak, kahramanların yaşadıkları çevrenin bütün özelliklerini verir ve kahramanlarını çevrelerinin diliyle konuşturur. İstanbul’un iç mahallerindeki hayat tarzını hikâye ve romanlarında karikatürize eder. Bu yönüyle sokağı edebiyata getiren sanatçı kabul edilir. Gözleme ve çevre tasvirlerine büyük önem verir. Romanlarında sosyal tenkide yer verir. Romanları teknik açıdan kusurludur. Gereksiz bilgiler verir, romanın akışını keserek araya girer.

Kısaca özetleyecek olursak;

  • Servetifünun Döneminde yaşayan sanatçı, Ahmet Mithat’ın halk için roman yazma geleneğini devam ettirmiştir.

  • Türk edebiyatında natüralizm akımının başarılı bir temsilcisidir, Emile Zola’dan etkilenmiştir. Realist özellikler de taşır.

  • Başarılı bir gözlemcidir. Romanlarında gözleme ve çevre tasvirlerine büyük önem vermiştir.

  • Türk edebiyatında sokağı edebiyata taşıyan yazar olarak da bilinir.

  • Romanlarını “toplum için sanat” anlayışıyla kaleme almıştır. Okuru eğlendirerek eğitmeyi amaçlar.

  • Romanları töre romanı özelliği taşır.

  • Romanlarında toplumsal eleştiriye çokça yer vermiştir. Bu yönüyle natüralistlerden ayrılır.

  • Eleştiriyi mizah yoluyla ortaya koyar. Bunun için de genellikle anormal tipler seçer.

  • Romanlarındaki tipler aşırı ihtiraslı, aptal, sapık, şöhret düşkünü, batıl inançlı, cahil, züppe, alafrangalık özentisi olan kişilerdir. Bu kişilerin ortak yönü gülünç olmalarıdır.

  • Sıradan insanların yaşantısını bütün gülünç yönleriyle karikatürize eder.

  • Eski ile yeni çatışması, ruh hastalıkları, yanlış batılılaşma, batıl inançlar ve aile geçimsizlikleri gibi konuları işlemiştir. Gerçeği hem iyi hem de kötü yönleriyle ele almıştır.

  • Romanlarında İstanbul’u bütün canlılığıyla anlatmıştır. İstanbul’un iç mahallelerindeki yaşantı, kişiler arasındaki konuşmayı çok iyi yansıtmıştır.

  • Eserlerini konuşma diliyle ve sade bir üslupla yazmıştır. Tasvirlerde ve olayın öykülenmesinde dili Osmanlı Türkçesine kayar. Ustaca diyalogları, canlı anlatımıyla herkesin anlayabileceği eserler vermiştir.

  • Romanları yazıldığı dönemdeki toplum yaşamını bütün canlılığıyla yansıtması açısından çok önemlidir. Öykülerinde de aynı durum söz konusudur.

  • Romanları teknik yönden başarılı değildir. Romanlarında olayın akışını keserek olayla ilgisi olmayan gereksiz bilgiler verir.

  • “Mürebbiye”, “Hayattan Sayfalar”, “Ben Deli miyim” adlı romanlarında “deneysel roman” yöntemini kullanmıştır.

  • “Şık”, “Şıpsevdi”, “Mürebbiye” adlı romanlarında yanlış Batılılaşma konusunu işlemiştir.

Eserleri

  • Roman: Şık, Şıpsevdi, Mürebbiye, İffet, Metres, Tesadüf, Nimetşinas, Gulyabani, Cadı, Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Utanmaz Adam, Deli Filozof, Sevda Peşinde, Hakk’a Sığındık, Kesik Baş, Kaynanam Nasıl Kudurdu, Ben Deli Miyim?, Efsuncu Baba, İnsanlar Maymun muydu?

  • Öykü: Kadınlar Vaizi, Katil Buse, Gönül Ticareti, Melek Sanmıştım Şeytanı, İki Hödüğün Seyahati, Eti Senin Kemiği Benim, Tünelden İlk Çıkış, Meyhanede Hanımlar, Namusla Açlık Meselesi

  • Tiyatro: Kadın Erkekleşince, Hazan Bülbülü, Gülbahar Hanım, Tokuşan Kafalar

Hüseyin Rahmi Gürpınar Eser Özetleri

Şık: Şöhret Bey alafrangalık meraklısıdır. Madam Potiş adlı hafifmeşrep bir kadınla bir gün daha fazla zaman geçirebilmek için annesinin küpelerini çalar. Paralarla metresiyle yemek yemeye giderken modaya uygun olsun diye yanına aldıkları köpek onlara bin türlü bela getirir.

Mürebbiye: Dehri Efendi, altmış beş yetmiş yaşında zengin biridir. Ölen karısından biri kız diğeri erkek iki; odalığından da yine biri kız diğeri erkek iki küçük çocuğu vardır. Bu iki küçük çocuk için Anjel isminde Paris’ten İstanbul’a gelmiş, düşük ahlaklı bir ecnebi kadını mürebbiye olarak alır. Kadın yalıda, Dehri Efendi’nin büyük oğlu Şemi’yi, Dehri Efendi’nin on sekiz yirmi yaş küçüğü olan “Amca Bey”i, Dehri Efendi’nin kızı Melahat’ın kocası Sadri’yi “paralarından yararlanmak için” baştan çıkarır ve bu üçünü yalı içinde büyük bir ustalıkla idare eder. Sonunda, kıskançlığı fena halde ayaklanan Şem’i bir gece amcasıyla eniştesinin planları ile mürebbiyenin odasına hücum eder ve öldürmek için aradığı rakibini bulmak için açtığı bir dolapta babasıyla karşı karşıya gelir.

Şıpsevdi: Meftun Bey, okumak için gittiği Paris’te yıllarca kalır, okumaz. Fransa dönüşü, Erenköy’deki babadan kalma köşkünde alafranga bir hayat sürme hevesine kapılır. Komşusu Kasım Efendi çok zengin; fakat çok cimri, aynı zamanda çok bağnaz bir adamdır. Sürmek istediği hayatı uygulayabilmek için çok paraya ihtiyacı olan Meftun, Kasım Efendi’nin görgüsüz ve bağnaz kızı Edibe ile evlenmeyi tasarlar. Bu evlenmeye Kasım Efendi’nin razı olmayacağını bildiği için cimri adamı para ile avlamayı düşünür ve kendisine, piyangodan büyük ikramiye çıktığı söylentisini yayar. Kasım Efendi beş yüz lira “başlık parası” alarak kızını verir. Meftun’un kız kardeşi Lebibe’yi de Kasım Efendi’nin oğlu Mahir alır. Cimri ihtiyar, kızının ve oğlunun bakımına Meftun’un üstüne bırakır. Boğazına kadar borca giren Meftun, kayınbiraderi Mahir’i kandırarak ona Kasım Efendi’nin mührünü ve kasasındaki parayı ve Balıkpazarı’ndaki bir hanın senedini çaldırtır; iki bin lira borç karşılığında hanı ipotek eder.

Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç: Babasından yüklü bir servet kalan İrfan Galip, Aksaray’da oturmaktadır. Okuduğu kitaplardaki Batı’ya ait düşünceleri çevresindeki insanlara uygulamaya çalışmaktadır. Fakat etrafındaki cahil halk, onu anlayamamaktadır. Ailesinden ve Türk kızlarından şikâyet eder durur. Kendine uygun seviyeli bir Türk kızının olmadığını düşünerek evlilik konusunda karamsarlığa kapılır. Halley Kuyruklu Yıldızı’nın dünyaya çarpacağı söylentilerini gazetelerden İrfan Galip de takip etmektedir. İrfan Galip, kendisinin çok bilgili olduğunu düşündüğü için bu konuda halkı bilgilendirmek zorunda olduğunu düşünür. Panik ve korku içinde olan mahalle kadınlarını toplar. Onlara bir konuşma yapar. Aslında asıl amacı, geçmişte türlü nedenlerle onu küçük düşüren kadın milleti ile alay etmektir. Ancak bu toplantıdan sonra aradığı kızı bulur. Halley Kuyruklu Yıldızı’nın geçtiği gece dünya, mutlu bir evliliğe şahit olur.

46 görüntüleme0 yorum