• HaberciGazete

Neyzen Tevfik, Ömer Uluç, Ferdi Özbeğen, Engin Cezzar, Özdemir Asaf



Bugün 28 Ocak. Ney üstadı ve hiciv şairi Neyzen Tevfik Kolaylı, Ressam Ömer Uluç, popüler müziğin ünlü sanatçısı Ferdi Özbeğen, oyuncu Engin Cezzar ve Şair Özdemir Asaf'ın ölüm yıldönümleri.

BRT Yayın Grubu olarak bütün bu değerlerimizi sayğıyla anıyoruz.

Neyzen Tevfik Kolaylı kimdir?




24 Mart 1879’da Bodrum’da doğan Neyzen Tevfik’in asıl adı Tevfik Kolaylı’dır. Babasının memleketi Bafra'nın Kolay nahiyesi olduğu için soyadı kanunuyla "Kolaylı" soyadını almış. Babası Rüştiye Mektebi muallimi Hasan Fehmi Bey, Annesi Emine Hanım’dır. Kendine özgü yergileri ve yaşam biçimiyle adını duyuran Neyzen Tevfik, babasının görevli bulunduğu Urla kasabasında, usta bir neyzen olan Berber Kâzım'la tanıştı ve ondan ney dersleri almaya başladı. Aynı günlerde de, ilk sar'a nöbetini geçirdi. Bu arada okulu bırakan Neyzan Tevfik’i babası yatılı olarak “İzmir İdadisi”ne yazdırdı. Ancak sar’a nöbetlerinin yeniden başlaması üzerine okulu tamamen bıraktı. Ney’e duyduğu derin sevgiyle İzmir Mevlevihanesi’ne girdi. Neyzen Tevfik, burada Tokadizade Şekip, Tevfik Nevzat, Ruhi Baba, ve Şair Eşref gibi pek çok ünlü isimle ile tanıştı ve onlardan Türkçe'nin yanı sıra Arapça ve Farsça dersleri aldı. Şair Eşref, yalnızca dostu ve hocası olarak kalmayarak ona hicvin kapılarını da açtı. İlk şiiri bu günlerde, 13 Mart 1898'de “Muktebes” dergisinde yayımlandı. 1898 yılında, babası medrese öğrenimi için Neyzen’i İstanbul'a gönderdi ve Fethiye Medresesi'ne yerleştirdi. Ama Neyzen Tevfik, zamanını daha çok Galata ve Yenikapı Mevlevihanelerinde geçirdi. Bu arada Mehmet Akif Ersoy'la tanıştı ve Mehmet Akif, dönemin seçkin müzisyen ve edebiyatçıları ile tanışmasını sağladı. 1901 yılında, medrese giyimi olan cüppe ve şalvar yerine Akif'in verdiği setre pantolonu giymesi, akşamları medrese dışında kalması ileri-geri konuşmalara yol açınca, Fethiye Medresesi'nden ayrıldı. Önce Fatih'teki Şekerci Hanı'na, sonra da Çukurçeşme'deki Ali Bey Hanı'na yerleşti. Bu arada babasını tanıyan ve daha sonra Şeyhülislam da olan Musa Kazım Efendi onu kendi derslerine kabul etti. Onun sayesinde Neyzen Tevfik, Ahmet Mithat Efendi, Muallim Naci, Şair Şeyh Vasfi gibi edebiyatçılarla tanıştı. Mehmet Akif'le dostluğu süren Neyzen, Mehmet Akif'e ney öğretti; Mehmet Akif de Neyzen'e Arapça, Farsça ve Fransızca öğretti. Dost çevresi içinde artık İbnülemin Mahmut Kemal, Tevfik Fikret, Uşakizade Halit Ziya, Ahmet Rasim, Tanburi Cemil, Hacı Arif Bey, Yunus Nadi de vardı. 1900 yılında, gramofon ticaretini ilk yapanlardan Gülistan Plâk Mağazası sahibi Hâfız Âşir Bey'le bir plâk doldurma girişimi oldu. Neyzen aşırı içkili olduğu için güçlükle doldurulan plâklar yine de basılıp piyasaya verildi. 1949'da yayımlanan Azâb-ı Mukaddes'e yazdığı önsözde belirttiğine göre, "yüze yakın plâk" doldurmuştur. Öte yandan istibdata karşı olan gençlerle Sirkecideki İstasyon Gazinosu ve Güneş Kıraathanesi'nde bir araya gelir; yurt sorunlarına ilişkin ve istibdat karşıtı konuşmalar yaparlardı. Güneş Kıraathanesi'ne gelip gidenlerden Ziya Şakir, bir gün, sözü Eşref'ten açıp Jön Türk hareketinin önderlerinden Ahmet Rıza'ya getirerek Neyzen Tevfik'i konuşturdu ve tüm düşüncelerini öğrendi, ardından da ihbar etti. Gözaltına alınan Neyzen, sıkıntı dolu bir sorgulamadan geçirildi. Bu arada, daha önce tam otuz beş kez jurnal edilmiş olduğunu öğrendi. On beş gün sonra da serbest bırakıldı. Serbest kaldıktan sonra kendisini Beyoğlu meyhanelerine attı. Bu esnada Sütlüce Bektaşi Tekkesi'ne devam ederek Şeyh Mümin Baba'dan nasip aldı. Siyasi baskının artmasından sonra yurt dışına gitmeye karar verdi ve 1902 yılında Mısır'a gitti. Neyzen Tevfik'in Mısır'da geçen yıllarına ilişkin olarak gerçekle gerçek olmayanı birbirinden ayırmak neredeyse imkansız. Ama geçimini neyi ile sağladığını ve hicvetmeye devam ettiği biliniyor. Mısır’da bir arkadaşı ile Neyzenler Kahvehanesi açıp işletti. Özbekiye Saz Bahçesi'nde çalarken plâk da doldurdu. Jön Türklerle ilişkili, bir dost toplantısında sarhoşlukla tabancasını ateşlediği ve duruşmada yargıca "haksızlık yapıyorsunuz" dediği için altı ay hapse mahkûm edildi. Ancak yaptığı itiraz kabul edildiği için bir buçuk ay yattıktan sonra özgürlüğüne kavuştu. Bu arada Feride adlı Lübnanlı bir kadınla iki ay birlikte yaşadı. II. Abdülhamit için yazdığı "Abdülhamid'in Ağzından Bir Nutk-ı Hümâyun" adlı hicvini İstanbul Kıraathanesi'nde okuyunca tutuklanmak istendi fakat çevrenin işe karışması ile kurtuldu. "Türk Aydınlarının Mısır Hidivi Hakkındaki Düşünceleridir" başlığı ile gazetelerde yayımlanan yazı nedeniyle hakkında tutuklama kararı verildi. Kurtulmak için de "Kaygusuz Sultan" adlı bektaşi tekkesine sığındı. II. Meşrutiyet'in ilânıyla Mısır'dan ayrıldı ve İzmir'e döndü. Daha sonra da İstanbul’a geçti. Çemberlitaş'ta bir han odasına yerleşen Neyzen Tevfik, seyretmek için gittiği ve Ferah Tiyatrosu'nda sergilenen "Sabah-ı Hürriyet" adlı oyunun İttihat ve Terakki'ce yasaklanması üzerine yaptığı konuşma yüzünden tutuklandı. Ardından kısa bir süre sonra da serbest bırakıldı. Neyzen Tevfik 1910 yılında "sarıklı bir zâtın kızı olan Cemile hanımla", kardeşinin ve babasının karşı çıkmasına karşın, annesinin ısrarı ile evlendi ve bir kızı oldu. Ancak yürümeyen evliliği, kızı Leman henüz üç aylıkken kayınbabasının eşini alıp götürmesiyle son buldu. I. Dünya Savaşı yıllarında, Askeri Müze'nin kurucusu Muhtar Paşa'nın emrinde ve Mehterbaşı olarak askerlik yaptı. Düzenle başı hoş olmayan Neyzen Tevfik, herhangi bir meseleden dolayı Muhtar Paşa ile kavga etti ve askerden çıkarıldı. Daha sonra, dönemin Harbiye Nazırı Enver Paşa'nın yalısında Mehter takımının verdiği konseri izleyen Almanya'nın Romanya'daki Kuvvet komutanının ilgisini çekti. Bazı kaynaklarda da onun çağrılısı olarak Romanya'ya gittiği yazılır. Romanya'da piyano eşliğinde konser verdi. 1919 yılında, ilk kitabı “Hiç”i yayınlandı. 1923 yılında Ankara'ya gitti ve kardeşi Şefik Kolaylı'nın yanında 4-5 ay kaldı. Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı ve Mustafa Kemal'i yücelten şiirler yazdı bu sırada. 1924 yılında, arkadaşı Hasan Sâit Çelebi'nin de yardımları ile yazdıklarını “Azâb-ı Mukaddes” adı altında forma forma yayımlamaya kalkıştı ancak girişim başarılı olmadı ve iki formadan sonra noktalandı. 1926 yılında Atatürk'le tanışan Neyzen Tevfik, 1927 yılında sa'ra nöbetleri ve alkol yüzünden artık sık sık gideceği Toptaşı Tımarhanesi ve Zeynep Kâmil Hastanesi'nde tedavi görmeye başladı. 1928 yılında, ski dostu Mehmet Akif'i görmek için tekrar Mısır'a gitti ve bir yıla yakın bir süre yanında kaldı. 1930’lu yıllarda, ekonomik destek olsun diye, Vali ve Belediye Reisi Muhiddin Üstündağ'ın girişimi ile Konservatuvar'da görevlendirildi. 1940’lı yıllarda doktoru olduğu kadar dostları da olan Mazhar Osman ve Rahmi Duman'ın aracılığı ve Valiliğin oluru ile Bakırköy Akıl Hastahanesi'nin 21 nolu koğuşu ona ayrıldı. İstediği zaman gelir, yatar, dinlenir ve çıkar giderdi. Rahmi Duman, Neyzen Tevfik'le ilgili şunları yazmış; "Onu yakinen tanımak mazhariyetine 1932’de erdim. O tarihte genç bir asistan olarak Bakırköy Akıl Hastahanesi'ndeki 18 numaralı serviste (ehline) açmış olduğu şiir ve felsefe kürsüsünün hevesli ve usanmak, yılmak bilmeyen bir talebesi olmuştum." 9 Mart 1946'da, basın yararına düzenlenen bir konserde ney çaldı ve yaptığı taksimlerle izleyicileri büyüledi. 1949 yılında, dostlarından İhsan Ada, Neyzen Tevfik'in eserlerini, onun gözetimi altında, “Azâb-ı Mukaddes” adı ile kitaplaştırdı. 1951 yılında “Onu Affettim” adlı bir filmde önemli bir rolde gözüken Neyzen Tevfik, “Ağlayan Şarkı” adlı bir başka filmde ise, Suzan Yakar'la oynadı. 1952 yılında, arkadaşlarının ısrarı ile Şehir Komedi Tiyatrosu'nda jübilesini yaptı. 1930'larda İstanbul Belediye'sinin bağladığı yardım aylığını saymazsak Neyzen'in düzenli bir geliri hiç olmadı. Neyzen Tevfik'in söylenceleşen yaşamı 28 Ocak 1953'de son buldu. Cenaze namazı Beşiktaş'ta Sinan Paşa Camii'nde kılındı. Caminin avlusundan taşan kalabalık; ana caddeleri, kahveleri, yolun karşısında ki Barbaros Bulvarını doldurdu. Memurların, profesörlerin, ileri gelenlerin yanı sıra kılıklarına çeki düzen vermeye çalışmış sarhoşlar, sokak serserileri ve bin bir çeşit insan bir arada uğurladılar Neyzen'i bilinmeyene. Kim bilir belki de hiçlikten hepliğe… Ne hayatı, ne dünyayı, ne de kendisini "hiç" kavramıyla ifade etmek değildi onun yaptığı. O, karşıtlıkların birbirini var ettiği algılayışımızda, var oluş derinliğinin sarhoşluğu içinde arayışını sürdürürken “Hiç” olanı fark etmişti. Para-pul, mal-mülk, şan-şöhret elinin tersiyle ittiği şeylerdendi. Adaletsizliğe, çıkarcılığa, kör inançlara, baskıya, otoriteye, din istismarına sert ve etkili bir üslupla hicivlerinde ve hayatında baş kaldırdı. Boynunda eski yazıyla “Hiç” yazardı.

Ömer Uluç kimdir?



1931 yılında İstanbul'da doğdu. 1953 yılında Robert Koleji bitirdikten sonra 1953-1957 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri'nde önce mühendislik sonra resim eğitimi gördü. 1953 yılında Nuri İyem'in öncülüğünde kurulan "Tavan arası Ressamları" olarak adlandırılan grupta yer aldı 1965'te bir yıl süreyle Londra ve Paris'te, 1972-1973'de ABD ve Meksika'da, 1973-1977 arası Nijerya'da bulundu. 1983'ten beri Paris'te yaşayan sanatçı yılın önemli bir bölümünü İstanbul'da geçiriyordu.

Kişisel sergiler: Yapı Kredi Kâzım Taşkent Sanat Galerisi, İstanbul, 1997, 1999, 2003, 2009; Galerie Montenay, Paris, 1998; Atatürk Kültür Merkezi, İstanbul, 2002; Art of This Century Sanat Galerisi, New York, 2004. Katma sergiler: FIAC Galerie Montenay, Paris, 1997; "41. Yıl-41 Sanatçı-41 Yapıt", Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, İstanbul, 1998; "Türk Resminde Soyut Eğilimler", Galeri Baraz Organizasyonu, Atatürk Kültür Merkezi, İstanbul, 1998; FIAC, Paris, 2002-2003; Basel Sanat Fuarı, Basel, 2003-2004; Arco Sanat Fuarı, Madrid, 2004.

2005 yılında Baki'den alıntı ile "Heves Kuşu Durmaz Döner" adını verdiği ve kendi konuşma kayıtlarından seçtiği "Fragmanlar"la başlayan ve sayfalarını bir sergi mekanı olarak düşünerek tasarladığı kitabı, yeni bir yapıtı, yeni bir sergisi niteliğinde Yapı Kredi yayınlarından çıktı.

İlk kişisel sergisini 1955 yılında Boston'da açan sanatçı, bu yapıtın bir pasajında "1958'de, 27 yaşlarındayım. Nuri İyem, Ferruh Başağa, sevgili İlhan Koman ile Şadi Çalık ve ben Amerikan konsolosluğunda büyük, bir süre hatırlanacak bir sergi açıyoruz. Hepsi soyut sanat. Onların hepsi dostum ve hepsi benden en az 15-20 yaş büyük insanlar. Orada tek başıma ve garip bir şekilde bir ikinci kez küçük bir üne kavuşuyorum İstanbul'da, o çevrede. Fakat en ilginç işi kimin yaptığını söyleyeyim, Şadi Çalık, tek bir çubuğu bir kaidenin üzerine koyuyor ve bunun adını "minimumizm" koyuyor, yani o böyle izah ediyor. Minimum enerji, minimum form, minimum anlam vb. İstanbul bir zamanların Moskova'sı, Münih'i gibi avangard bir küçük merkez mi oluyor" demişti.(EÜ)

Ferdi Özbeğen kimdir?



Ferdi Özbeğen 1941 yılında İzmir'de doğdu. 11 yaşındayken ortaokulla birlikte özel müzik öğrenimine başladı. 1960 yılında Özel İzmir Koleji'ni bitirdikten sonra İstanbul'da İktisat Fakültesi'ni kazandı fakat 1963 yılında babasının vefat etmesi üzerine eğitimini yarıda kesmek zorunda kaldı. Bu andan itibaren Ferdi Özbeğen, ilgi alanı olan müziğe yöneldi. 1965 yılında düzenlenen Hürriyet Gazetesi Altın Mikrofon yarışmasına Ferdi Özbeğen Orkestrası olarak katıldı; yarışmada Kes Kes ve Sandığımı Açamadım şarkılarını seslendirdi. Yarışmadan sonra orkestra 1967'de Okay Temiz'i, 1968'de de Esin Engin'i bünyesinde bulundurmuştur. 1974 yılına kadar orkestrası ile çeşitli lokal ve eğlence merkezlerinde konserler verdi ama en son çalıştığı Çınar Oteli'nin greve gitmesiyle orkestrası dağıldı, Özbeğen'de Şefik Uyguner'in orkestrasında çalışmaya başladı.

1977 yılında ilk uzunçaları olan Ferdi Özbeğen'le 45 Dakika'yı çıkardı. Acaba tutar mı endişesiyle yapılan bu albüm kısa sürede büyük bir satış rakamına ulaştı. 1978 yılında Orhan Gencebay'ın plak şirketi Kervan Plak'a geçerek Ferdi Özbeğen'le Sohbet, 1979 yılında Teşekkürler ve 1980 yılında da Mutluluklar albümlerini hayranlarına sundu. Sohbet albümüyle Altın Plak kazanan Özbeğen, Mutluluklar albümüyle de Platin Plak ve Altın Piyano kazandı. Bu yıllarda geniş hayran kitlelerine ulaşan Ferdi Özbeğen, kendi yorumuyla orkestralar dönemini, halk yorumuyla da tavernalar dönemini açmış oluyordu.

1980 yılının sonlarına doğru Kervan Plak ile ortaklığını bitiren Yaşar Kekeva, Yaşar Kekeva Plakçılık adında bir şirket kurdu ve milyonları peşinden sürükleyen Ferdi Özbeğen'i şirketine transfer etti; şirketin ilk plağı olan Nice Yıllara albümünü çıkardı. Bunu 1981 yılında Yaşadıkça, 1982 yılında Bir Sır Gibi ve 1983 yılında Seviyorum Delicesine albümleri izledi. Bu albümlerde Özbeğen, Ülkü Aker'in aranjmanlarından oluşan Rahbani Brothers şarkılarını, dönemin sevilen veya klasikleşmiş parçalarını ve de daha önceden söylenmiş ve unutulmuş şarkıları yeniden düzenleyerek seslendirdi; Eskimeyen Dost, Seni Terkedeceğim, Yok Yok Yalan Deme, Kandil, gibi. 1983 yılında, Şan Tiyatrosu'nda 20. Sanat Yılını Devlet Senfoni Orkestrası ile verdiği müthiş konserler zinciriyle kutlayan Ferdi Özbeğen, 1984 yılında bugün bile aynı kaliteye ulaşılamamış bir tarafı alaturka, bir tarafı pop şarkılarından oluşan Piyanist albümünü çıkardı. Alaturka balatları Gurbette Sevgilim, Bir Gülü Sevdim, Bir Sevgi İstiyorum gibi parçalardan oluşurken pop balatları Ülkü Aker aranjmanlarından oluşan Elega-Her Gece, La Boheme-Giden Sensin, Cenizas-Özlenen Sevgiliye gibi aşk şarkılarından oluşuyordu. Artık şöhretinin zirvesindedir Ferdi Özbeğen, plakları çok satar, öyle ki 1982 yılının vergi rekortmenidir.

1984 yılında Yaşar Plak'ın düştüğü zor durumdan kurtaran Ferdi Özbeğen oldu. Sizin Seçtiklerinizle albümü kendisinin yorumuyla o zamanın yapılmış ilk best of albümüdür. Dönemin sevilen 11 şarkısını seslendirdiği bu albüm kendisinin en çok satan albümü idi. Bu albümü 1985'te çıkardığı bir tarafı alaturka diğer tarafı da pop-rock temaları içeren Belki Bir Gün ve 1986'da çıkardığı tamamı Ülkü Aker aranjeleri ve daha önceki 9 albümünün orkestra şefi olan Osman İşmen'in senfonik düzenlemelerinden oluşan Sana İhtiyacım Var albümü izledi; bu albümde Orson Welles'in I Know What Is To Be Young ve Lionel Richie'nin Hello şarkılarının Türkçe uyarlamalarını seslendirdi. 1986 yılının sonlarına doğru çıkardığı Sevdiğiniz Şarkılar albümü Türkiye'de çıkarılan ilk krom kasettir ve dönemin şartlarına göre masraflıdır.

Ferdi Özbeğen, 80'lerin sonu ile 90'ların başına kadar çıkarttığı albümlerde gene alaturka ve taverna tarzı şarkılar söyledi. 90'lar yeni müzik türleriyle tanışırken kendisi de yavaş yavaş inzivaya çekildi. 1991 yılında piyasaya sunduğu nostalji albümü Şarkılarım, Türkiye'de pek duyulmayan unplugged yani elektronik müzik kullanmadan canlı performansla hazırlandı. 1998'de Kiss Müzik Firmasından Kandil albümünü çıkarır, bu albüm kendisini tanımayan yeni kuşak ve hayranları için büyük bir prestij albümü oldu. Bu albümü 2001'de Ayrılmayalım albümü izledi.

2006 yılına geldiğimizde Yaşar Plak, Ferdi Özbeğen'in 26 yıl önce okuduğu şarkıları bir re-mastered çalışmasıyla Can Suyum adıyla yayınladı. Büyük ses getiren albüm kendisini özleyen ve yeni tanıyan hayranları için güzel bir albüm oldu.

45'LİK PLAKLARI

Altın Mikrofon (1965) Bu da Bizden (1969)

ALBÜMLERİ

Ferdi Özbeğen'le 45 Dakika (1977) Ferdi Özbeğen'le Sohbet (1978) Teşekkürler (1979) Mutluluklar (1980) Nice Yıllara (1980) Yaşadıkça (1981) Bir Sır Gibi (1982) Yirminci Sanat Yılı Şan Konseri (1983) Seviyorum Delicesine (1983) Piyanist (1984) Sizin Seçtiklerinizle (1984) Belki Bir Gün (1985) Sana İhtiyacım Var (1986) Sevdiğiniz Şarkılar (1986) Başka Başka Bambaşka (1987) Senden Sonra (1988) Yaktı Geçti (1989) Kara Sevda (1990) Şarkılarım (1991) Davacı Değilim (1992) Bir Başkadır Ferdi Özbeğen (1993) İşte Geldim (1996) Kandil (1998) Ayrılmayalım (2001) Can Suyum (2006) Nerelerdeydiniz (2009)

Engin Cezzar kimdir?



Engin Cezzar, 1935 doğumlu yönetmen, tiyatro ve dizi oyuncusu. Yale Drama School ve Actors Studio'da eğitim gören Cezzar, aynı zamanda 24 yaşındayken dünyanın en genç Hamlet'iydi. Cezzar 2006 yılından beri Sağır Oda adlı dizide, 'Afşar Kırımlı' karakterini canlandırıyor.

Engin Cezzar, Mehmet Seha Cezzar ve Fatma Melek Cezzar'ın ilk çocuğu olarak 1935'de İstanbul'da dünyaya geldi. Annesinin ısrarıyla küçük yaşta keman dersleri almaya başlayan cezzar, diğer yandan Galatasaray yüzme takımına seçildi. İlkokuldan sonra Robert Kolej'e devam eden Cezzar, tiyatroya ilgi duymaya başladı. Üçüncü sınıftayken Jül Sezar oyununda 'Antonius' rolünde oynadı ve bu rolle olduğu kadar, William Sheakspeare ingilizcesini iyi kullanmasıyla da dikkatleri üzerine çekti. Oyunlarda yer almaya devam eden cezzar, son sınıftayken oynadığı Othello'nun ardından tiyatrocu olmaya karar verdi. Robert Kolej'den mezun olmasının ardından Yale Üniversitesi'ne kabul edildi. Henüz 20 yaşındaydı ve ilk yılında küçük çaplı oyunlarda oynadı. Bir sonraki yıl İsveçli yazar August Strindberg'e ait 12. Charles'da 'Charles rolünü' canlandırmaya başladı. Al Pacino, Marlon Brando, Robert De Niro gibi oyunculara da eğitim veren, metot oyunculuğun kalesi Actors Studio'nun öğrencisi olma şansını yakaladı ve Yale Drama School'u bırakarak, eğitimine burada devam etti.

Yaz tatili sırasında Muhsin Ertuğrul'dan gelen teklifle Ertuğrul'un sahneye koyduğu, Hamlet'de başrol oynamak için Ellia Kazan'la (yönetmen ve Actors Studio'nun kurucularından) olan kontratına rağmen Türkiye'de kalmaya karar verdi. İstanbul Şehir Tiyatrolarında 180 kez sergilenen oyunda Cezzar, 24 yaşındayken oynadığı bu rolle dünyanın en genç Hamlet'i oldu. Cezzar bu rolle ilgili şöyle konuşmuştu:

Oynarken her akşam ezildim. Hamlet rolünü hazırlamak kolay, oynamak zor gelmişti. Cezzar daha sonra Dormen Tiyatrosu, Devekuşu Kabare ve Antalya Devlet Tiyatrosunda roller aldı; oyunlar sahneledi. Bir dönem Trt'de Turnuva adlı programın sunuculuğunu yaptı. Televizyon için çekilen 'Bay Alkolü Takdimimdir', Genco Erkal'ın yönettiği 'Keşanlı Ali Destanı' ve yönetmenliğini kendisinin üstlendiği 'Kaldırım Serçesi'nde rol aldı. Aynı zamanda 'Price of the Ticket' ve 'Timeline' adlı yabancı ortaklı yapımlarda oynadı. 2002 yılında Ziya Öztan'ın yönettiği 'Abdülhamit Düşerken' adlı geniş oyuncu kadrosuna sahip filmde, 'Sait Paşa' rolünü oynadı.

Engin Cezzar, 28 Eylül 1968'de evlendiği tiyatro oyuncusu Gülriz Sururi ile birlikte, Engin Cezzar-Gülriz Sururi Tiyatrosu'nu kurdu. Tütün Yolu, Çikolata Sevgilim, Aklın Oyunu, Othello ve aralarında en çok ses getireni olan Keşanlı Ali Destanı oyunlarında iki sanatçı birlikte oynadı. Cezzar son olarak Gülriz Sururi'nin yeniden kaleme aldığı Ayşe Opereti'ni yönetti ve 2006 yılında Sağır Oda adlı dizide 'Afşar Kırımlı' karakterini canlandırdı. 28 Ocak 2017'de vefat etti.

Özdemir Asaf kimdir?


Gerçek adı Halit Özdemir Arun olan şair, Mehmet Asaf ile Hamdiye Hanımın çocuğu olarak, ikiz kardeşi Neire Özgönül Arun’dan bir gün önce, 11 Haziran 1923’te Ankara’da dünyaya geldi. Mustafa Kemal Atatürk’ün isteğiyle 1922’de Ankara’ya taşınan şairin babası Mehmet Asaf’ın, 1930’da geçirdiği bir hastalık sonucunda hayatını kaybetmesi üzerine aile, 1930’da yeniden İstanbul’a taşındı. Atatürk’ün, İsmet İnönü’ye verdiği “Asaf’ın çocuklarını bir okula yerleştirin” emriyle eğitim hayatına başlayan Asaf, Galatasaray Lisesi’nden sonra 1941’te sınavı kazanarak Kabataş Erkek Lisesi’ne geçti. Buradan mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi’nde hukuk okumaya başlayan şair, 2 yıl sürdürebildiği hukuk eğitiminde ilk eşi Sabahat Selma Tezakın’a aşık oldu. OKUDUĞU 3 FAKÜLTEDEN DE MEZUN OLAMADI Asaf, daha sonra 3 yıl iktisat bölümüne ve bir yıl gazetecilik bölümüne devam etse de hiçbirinden mezun olamadı. Bir süre sigorta prodüktörlüğü yapan ve 1948’de askere gidinceye kadar görevli olarak, Afyon, Çankırı, Burdur, Kastamonu, Ankara gibi birçok şehri dolaşan şair, 1961’de ise eşinden ayrıldı. Zaman ve Tanin gazetelerinde çevirmen olarak çalışan Asaf, 1962’de Türkiye’nin akademik eğitim almış ilk kadın fotoğrafçısı Yıldız Moran’la ikinci evliliğini yaptı ve bu evlilikten Gün, Olgun ve Etkin isimlerinde 3 oğlu dünyaya geldi. Asaf, ilk yazısı “Servet-i Fünun” dergisinde çıktıktan sonra şiir, yazı ve çevirilerini “Amaç”, “Büyük Doğu”, “Dost”, “Edebiyat Dünyası”, “Kaynak”, “Küçük Dergi”, “Seçilmiş Hikayeler”, “Uyanış”, “Şadırvan”, “Türkçe”, “Türk Dili”, “Varlık”, “Yeditepe”, “Yenilik”, “Yirminci Asır” gibi dergilerde ve “Vatan” gazetesinin sanat sayfalarında yayımladı. 58 YAŞINDA VEFAT ETTİ Sanat Basımevi’ni 1951’de kurarak matbaacılığa başlayan Asaf, 1955’te Yuvarlak Masa Yayınları’nı kurdu ve şiir kitaplarını art arda yayımlamaya başladı. İkilikler ve dörtlüklerden oluşan ilk şiirlerinde yoğun bir söyleyiş özelliği göze çarpan Özdemi Asaf, eserlerinde insan-toplum ilişkilerine yönelik temaları konu edindi. Çevresi tarafından hayatı boyunca nazik, hayata her zaman duygu dolu gözlerle bakan birisi olarak nitelendirilen Özdemir Asaf, Türk Edebiyatçılar Birliği temsilcisi olarak 1959’da Belçika Milletlerarası Şiir Bienali’ne, 1966’da Makedonya Yazarlar Birliği’nin davetlisi olarak Yugoslavya’da Şiir Kongresi’ne katıldı. Çevirileri ve şiir kitapları yayımlanmaya devam eden şair, matbaasını ve Yuvarlak Masa Yayınları’nı 1970’de kapattı. Şairin çok kullandığı sevgi, ayrılık, ölüm temaları, son dönem şiirlerinde giderek yerini kaçış ve umutsuzluğun tedirginliğine bıraktı. Çocukken geçirdiği akciğer rahatsızlığı 1979’da tekrarlayan Özdemir Asaf, 1980 aralık ayı başında, Vakıf Gureba Hastanesi’nde tedavi görmeye başladı. Beyninde tümör tespit edilen ve 28 Ocak 1981’de, 58 yaşındayken Bebek’teki evinde hayata veda eden Özdemir Asaf’ın cenazesi, isteği üzerine Aşiyan Mezarlığı’na defnedildi ESERLERİ Asaf, “Dünya Kaçtı Gözüme”, “Sen Sen Sen”, “Bir Kapı Önünde”, “Yumuşaklıklar Değil”, “Nasılsın”, “Çiçekleri Yemeyin”, “Ben Değildim”, “Bugün ve Bugün”, “Benden Sonra Mutluluk”, “Çiçek Senfonisi” şiir kitaplarıyla, “Dün Yağmur Yağacak” ve “‘ça” isimli hikayelerini okuyucuyla buluşturdu.

17 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör