• HaberciGazete

Prof. Dr. Güler Yalçın yazdı: Tonguç'un sırrı...



İsmail Hakkı Tonguç, iki kutuplu dünyanın her ikisinin de zaaflarını farketmiş ve kendi bilgi ve gözlemleriyle hem bireyi hem toplumu geliştiren yeni bir dünya görüşü ile, yaklaşık 30 bin gencin eğitim gördüğü köy enstitüleri sistemini ve özlediği toplumsal düzenin başka bir deyişle ütopyasının bir modelini oluşturmuştur.


"Köy Enstitülerinin gerçekleşmesinde İnönü, Yücel, Tonguç adları birbirinden ayrılmaz, ama bu işte en büyük yükü ve sorumluluğu Tonguç'un sırtlamış olduğu da su götürmez. Devletin verdiği harcı yoğuran odur. Bu kurumları dünya eğitim tarihinde bir yenilik yapan onun düşüncesi, Enstitülü gençleri bunca yıkım ve kırımlara inat ülkülerini bağlı tutan onun gürbüz yüreğidir. Devletin verdiği imkanların tek damlasını boşa harcamayan Tonguç, her örülen duvarın, her kazılan toprağın yanı başında durur gibiydi. Ama gözetlemek, çalışmaya zorlamak için değil, güven, umut ve sevinç vermek için! Tonguç'la birlikte taş taşımak türkü söylemek gibi tatlı gelirdi insana. Ne mutlu Tonguç'la çalışmış olanlara!" Sabahattin Eyüboğlu "Sonuna kadar doğru şeylere inanmış insan kadar hiç kimse güçlü değildir. Tarihimizin büyük adamlarından biriydi. Aydınlıklarımız onlardan gelir. Öyle adamlardan" Yaşar Kemal

Doğumundan 123, kaybedişimizin üzerinden 60 sene geçti. Bizler, her disiplinden aydınlar neden hala onu anmaya ve yaptığı işler üzerinde fikir yürütmeye devam ediyoruz dersiniz? Çünkü onu anlamak öyle pek kolay değil. Çünkü o yalnızca iyi bir eğitimci, iyi bir pedagog değil, bu günün deyişiyle bir aktivist ve devrimci kimliğe sahip bir toplum mühendisiydi. Meclis'te 1921'de alınan bir karar gereğince askere gitmemiş, kendini eğitime adamış, adeta siyasetler üstü yaşamıştı. 1923'te Cumhuriyet ilan edildiğinde henüz 26 yaşındaydı. 21- 41 yaşları arasında beş kez devlet tarafından eğitim almak üzere ve görevli olarak yurt dışında, 1918 (8 ay): Almanya; 1921-1922 (bir yıl): Almanya; 1925 (5,5 ay): İngiltere, Fransa ve Almanya; 1929 (2 ay): Bulgaristan, Yugoslavya, Macaristan, Çekoslavakya ve Almanya; 1938 (yaklaşık 1,5 ay): Bulgaristan, Macaristan ve Almanya'da bulunmuştur. Emeklilik yıllarında (1956'da 3 ay) eğitim akımlarını akımları üzerinde çalışmak üzere Pestalozzi Çocuklar Köyü'nü de ziyaret ettiği bir Avrupa gezisi (Hollanda, Almanya, Avusturya, İsviçre, İtalya) olmuştur. Onun eğitim hayatı, Atatürk zamanının eğitime verdiği değerin bir göstergesidir. Kastamonu ve İstanbul Öğretmen Okullarındaki öğreniminde edindiği yabancı dil bilgisini yurtdışı gidişleriyle iyice geliştirmiş olduğu, kitaplarında Almanca kaynaklardan yararlanmasından anlaşılmaktadır.

FARKLI KAYNAKLARDAN BESLENDİ 1927-1934 arasında yedi kitap, sonuncusu 1960 yılında ölümünden sonra yayımlanan Pestalozzi Çocuklar Köyü olmak üzere toplam onbeş kitabı vardır. Kitaplarının sayfa tutarı yaklaşık 4000'dir. Kendi döneminde telif ve tercüme kitap yayınlamış eğitimcilerin en başında gelmektedir. Kitaplarının bazıları ekip çalışmaları ile ortaya çıkmıştır. Kendi eseri olan ve dünya görüşünü yansıtan kitaplarından biri 1933 tarihli İş ve Meslek Eğitimi kitabında kullandığı otuzsekiz adet kaynağa bakarsak, kültür birikiminin nereye dayandığı konusunda bir fikir sahibi olabiliriz. Kaynaklar arasında Nafi Atuf, Şevket Süreyya, Halit Ziya, Ziya Gökalp gibi Türk düşünürlerin yanısıra, çok sayıda Alman pedagog, psikolog ve sosyologların bulunduğunu görürüz. Kitapları dışında başta MEB'nin çıkardığı İlköğretim Dergisi'nde olmak üzere çok sayıda aydınlatıcı ve yol gösterici yazıları bulunmaktadır. Arifiye Köy Enstitüsü Müdürü S. Edip Balkır'a göre "Tonguç, hiçbir engel karşısında durmayan adamdı. Ve her zorluğun önünde yürek bütünlüğü ile bildiğince yürüyen dev bir insandı." Yine Balkır'a göre" O, Ömrü boyunca ya yazdı, ya okudu, ya kurdu, ya yürüttü ve hep yarışırcasına yaptı bütün bunları. Ama herkesten daha büyük, daha hızlı ve başarılı çabalarında, hiç bir zaman sivrilmek, kendini göstermek hırsına kapılmamıştır. Bütün bu hesaplı ve dengeli uğraşılarının, durmadan topluma bir yapıt armağan edişinin temelinde, çevresini hizmet yolunda ateşlemek, coşturmak ve topluma yararlı olma amacı yatmakta idi. Başkalarına benzemezliği içindeki dayanıklılığını, sonuna kadar irkilmeden taşıdı." 1947 yılına geldiğinde Türkiye'nin 61 ili, 305 ilçesi ve 9150 köyünü yanında bir çalışma arkadaşı ve askerden alınan bir jiple gece gündüz 3-4 saat uykuyla "çevresini hizmet yolunda ateşlemek, coşturmak ve topluma yararlı olma amacı" için ziyaret etmişti.

DÜŞÜNSEL BİRİKİMİ Tonguç'un dünya görüşünün temeli 17. yüzyıla kadar gider. Bu yüzyıl, “eğitim çağı”, “dünyevileşme ve aydınlanma”; 18. yüzyıl aydınlanma çağıdır. Aydınlanmacı düşünürler içinde en radikal görüşlere sahip olması ile diğerlerinden ayrılan Jean Jacques Rousseau’dur (1712-1778). Bilim ve sanattaki ilerlemenin ahlaki ilerlemeyi sağlamadığını, doğal insanın medeni insandan üstün olduğunu ileri sürmüştür. Toplumsal eşitsizliklere karşı gelmiştir. Çocuğun doğal çevresi içinde, psikolojik ve fizyolojik tabiatının tanınarak eğitimin ona uygun biçimde düzenlenmesi gereğini öne sürer. Ona göre, eğitici ve çocuk birbirlerine derin bağlarla bağlı iki arkadaş ve birlikte öğrenen özgür bireylerdir. Tonguç’u en çok etkileyen eğitbilimci Rousseau’dan 34 yıl sonra dünyaya gelen ve Endüstrileşme Çağı’nda yaşadığını yaşayan Johann Heinrich Pestalozzi (1746-1827) olmuştur. Pestalozzi, sınırsız bir sevgi ve iyilikseverlik duygularıyla dolu bir kişiliktir. Ona göre eğitim sorunları, sosyal, ekonomik, politik ve kültürel sorunlardır. Amacı eğitim yoluyla yeni bir toplumsal durum yaratarak, yoksul halk tabakalarının kendi güç ve yeteneklerini geliştirmek, ekonomik kalkınma ve ahlaki mükemmelleşmelerini sağlamaktır. Aydınlanma dönemi düşünürlerinden farklı olarak, insanın sadece akıl yönünden mükemmelleşmesini değil, aynı zamanda maddi sefaletten kurtarılıp manevi-beşeri yönden bağımsız kılınmasını ister. Eğitim ve öğretim çocuğu yeteneklerine uygun olarak her yönden geliştirmelidir. Entellektüel, fiziksel ve ahlaki temel eğitim bir bütün olarak ele alınmalıdır. Ona göre ahlaki eğitim, insan tabiatının merkezini teşkil eden eğitimdir. Tonguç, bu eğitimci ve düşünürlerin yanısıra, M. Montessori, H. Gaudig, G. Kerschensteiner, H. Gaudig, J. Dewey, P. P. Blonski’den de etkilenmiştir. 19. yüzyıl sonu ile 20.yüzyılın başında Avrupa, ABD ve Rusya ve Osmanlı Devleti'ndeki köklü sosyo-ekonomik ve kültürel değişimlere dayanan düşünsel akımların etkisi altında şekillenmiştir. Rusya'da işçi sınıfının iktidara geldiği, sosyalist bir dünya düzeni kurulmaktaydı. ABD ve Avrupa ülkelerinde sanayi devrimi olmuş, yeni sömürgeler edinmek üzere paylaşım savaşları başlamıştı. Bu yüzyılın başından itibaren, artık dünya iki kutuplu bir dünya olacaktı. Yeni düzenler yeni bir insan tipini gereksinmekteydi. Dönemin aydınları ise, bir taraftan yeni endüsriyel düzene donanımlı ve iyi eğitim almış genç bir nesil yetiştirilmesini önerirken, kapitalist üretim ilişkilerinin özgürlükleri ve insanın yaratıcılığını ortadan kaldıracağı endişesini taşımakta idiler. ABD'de John Dewey bu endişeyi taşıyan, özgürlükçü fikirler ortaya atan, öğrencinin özgür bir ortamda yaratıcı kimliğinin gelişmesini savunan, hayatın bir değişim ve dönüşüm döngüsü üzerine kurulu olduğunu, her ülkenin eğitim sisteminin kendi koşulları üzerinden bu ilkeler çerçevesinde örgütlenmesini öneren dünya çapında ünlü bir pedagog idi. Kendi ülkesinde ve Avrupa ülkelerinde birçok pedagog onun fikirlerinden etkilenmişti. Nitekim Atatürk 1924 yılı yazında Dewey'i Türkiye'ye davet etmiştir. Daha sonra Avrupa ülkelerinden de uzmanlar davet edilmiş ve her biri raporlar vermişlerdir. KÖY ENSTİTÜLERİ FİKRİNİN OLUŞUMU Köy Enstitüleri konusundaki fikirler, bu uzmanlar gelmeden önce Atatürk'ün Meclis konuşmalarında ve özellikle de İzmir İktisat Kongresi'nde (17 Şubat-4 Mart 1923) şekillenmişti. Cumhuriyetin ilanından sonra, bir yandan art arda devrimler gerçekleşiyordu. Aslında, Osmanlı aydınları ve eğitimcileri dünyadaki bu değişimleri ve pedagojik akımları II. Meşrutiyet'ten beri izlemekte ve eğitim konusunda kendi ülkemizin yüzde yetmiş beşinin köylü nüfus olup okuma yazma oranın düşüklüğü ve nitelikli eğitim, muallim mekteplerinin ıslahı konularında önerilerde bulunuyorlardı. Dünyadaki gelişmeler endüstri toplumuna ve yeni bir sömürgeci paylaşıma giderken Türkiye kendini bu paylaşıma kurban etmeyip bağımsız bir ülke olmaya laik, modern ve çağdaş bir Cumhuriyet kurmaya çalışıyordu. Bu tartışmaların hemen hepsini Tonguç 1947'de yayınladığı Eğitim Yoluyla Canlandırılacak Köy Kitabında anlatmaktadır. Mustafa Necati'nin Bakanlığı dönemi sonuna (1929) gelindiğinde köy enstitüleri konusundaki fikirler olgunlaşmıştı. İlk ipuçlarını oğlu Engin Tonguç'un kitaplarında bulduğum Tonguç'un dünya görüşü, bence şu ana kadar dünyada uygulanmış kapitalist veya sosyalist üretim ilişkilerine ve siyaseten halen var olan devlet modellerine uymamaktadır. Kanımca, anlaşılamayıp farklı yorumlar yapılmasının temel nedeni de budur. Çünkü gerçek hayatta köy enstitüleri sisteminin kuruluşunun üzerinde 84 yıl geçmesine rağmen onun model olarak oluşturduğu toplumsal düzen henüz dünyanın hiç bir yerinde kurulmamıştır.

SİSTEMİN ÖZELLİKLERİ Peki bu model nedir? Hangi özellikleri taşır? Her şeyden önce köy enstitülerinde bir döner sermaye işletmesi ve bir kooperatifi vardır. Bu işletmeler 700 ila 6000 dekar ve ortalama 40-50 binası olan yerleşkelerde toprakta ve atölyelerde üretilen her şeyin alım-satım işleri ile iştigal ederler. Orada yaşayan her birey, öğretmen, öğrenci, usta öğretici ve devlet memurları, yönetimde söz hakkına sahiptir. İş içinde iş için eğitim ilkesini, bu işletmelerin işlevi ile birleştirirsek demokratik katılımcı üretim- tüketim dizgesi oluşturulduğunu söyleyebiliriz. Bu sistemde ana sermaye ve çalışanın emeği üzerinden oluşan artı değerin ana sermayeye eklenmesi gibi kapitalist ekonomik düzeni anımsatan bir yaklaşım yoktur. Peki sosyalist düzeni çağrıştıran bir yaklaşım var mıdır? Ana sermayenin devlet sermayesi olarak kurgulandığı ve zamanla bürokrasinin egemen sınıfa dönüştüğü sosyalist düzene benzer bir yapılanma da yoktur. En önemli husus, 1936-1946 yıllarında on sene süren bu düzenin işleyişi sırasında hiç bir hegemonik yapının oluşmamış olmasıdır. Daha da önemlisi gerek kapitalist gerekse sosyalist düzenlerden ayrılan Tonguç'un kurduğu toplumsal yapıyı özgün, benzersiz ve henüz ulaşılmamış kılan bir başka özellik daha vardır. Peki nedir? Kapitalist sistemdeki insanın insana, doğaya yabancılaşması, rekabetçi, bireyci, emek sömürüsüne dayanan kimlik zaten kurulan sistem gereği burada vücut bulmamıştır. Sosyalist düzenin bireyi önemsemeyerek daha ziyade toplumsal değerleri öne çıkaran, bireysel farklılıkları göz ardı eden siyaseti de bu modelde benimsenmemiştir. Enstitüde sevgi, saygı, paylaşım, ekip çalışması (imece), katılımcılık gibi değerlerle biçimlenen bir toplumsal hayat vardır. Tonguç'un başarısı, sadece bu öğelerin toplumsal hayatı ilerletmeyeceğini, bir yerde tıkanıklığa neden olacağını farketmiş olmasıdır. Kapitalist sistemde var olan, bireyin topluma hizmetini göz ardı edip egosunun yükselmesi ve çevresine zarar vermesine varan bireycilik Tonguç'un düzeninde başka bir niteliğe dönüşmüştür. Onun düzeninde her şeyden önce kişilik eğitimi vardır. Bireyin yetenek ve farklılıkları önem taşır. Bireyin fikri (cumartesi toplantıları) ve duygusunu (eğlentiler, müzik, resim, tiyatro) ifade etmesi, başarısının ödüllendirilmesi, üretime katılma ve ürünün gerçek hayatta kullanımı ile gelişen kişilik yaşadığı topluma değer katar. Her birey yaratıcı zekaya sahiptir, yaratıcı zeka ancak bunu ifade edecek ortam bulursa ortaya çıkar ve sürekli gelişir. İnsanın gelişmesi toplumun gelişmesine yol açar. Ancak böyle yetişmiş bireyler özgür, adil ve demokrat bir toplumu oluşturabilir. Bu nedenle o, çağının çok önünde gitmiştir. Tonguç, iki kutuplu dünyanın her ikisinin de zaaflarını farketmiş ve kendi bilgi ve gözlemleriyle hem bireyi hem toplumu geliştiren yeni bir dünya görüşü ile, yaklaşık 30 bin gencin eğitim gördüğü köy enstitüleri sistemini ve özlediği toplumsal düzenin başka bir deyişle ütopyasının bir modelini oluşturmuştur. Bu nedenle, son zamanlarda çoklukla yapıldığı gibi, Tonguç'un dünya görüşünü ve kurduğu sistemi kolaycı bir yaklaşımla herhangi bir düşünüre veya toplum düzenine bağlamak onun emeğine büyük bir saygısızlıktır. Öncelikle, uyguladığı pedagojik yaklaşımı günümüzün yapısalcılık, yeniden kurmacılık, ilerlemecilik gibi farklı tanımlamalar kapsamında zorlama değerlendirmelere sığıştırmaya çalışmak anlamsızdır. Bu yeni yaklaşımlardaki her bir öğeye teke tek bakılır irdenirse, Tonguç'un yaklaşımında bunların her birinde parça bölük var olan öğelerin tümünün var olduğu görülür.

İYİ YETİŞMİŞ CUMHURİYET AYDINI İnsanlık tarihinde yüzyıllar boyunca toplumsal hayatı insanın mutluluğu için değiştirip dönüştürmeyi ilke edinmiş hümanist düşünürler dünyadaki bütün ülke aydınlarını etkilemiş, evrensel bir boyut kazanmışlardır. Eğitim alanında yukarıda sözü geçen düşünürler, Osmanlı'nın son döneminde ve erken Cumhuriyet döneminde Türkiye' deki aydınları da etkilemişlerdir. Tonguç donanımlı, köy kökenli bütün bu akımlardan etkilenmiş iyi yetişmiş bir Cumhuriyet aydınıdır. Onun farkı, cesur, iyi yürekli, çalışkan, disiplinli, zeki ve "sonuna kadar doğru şeylere inanmış güçlü bir insan" olmasıdır. Bir toplum mühendisi sorumluluğu ile bilgi ve görgüsünü sorgulamış, yeni ve özgün bir yorumla insanın özgürce gelişebileceği bir toplum modelini titizlikle seçtiği bir gönüllü ekiple ülke çapında yirmi bölgede uygulamıştır. O, kendi dünya görüşünü adeta bir sır gibi içinde taşıyarak, bir eğitim projesi formunda hayata geçirmiştir. Nihai olarak, içinde bulunduğu toplumsal düzenle uyumlu olmadığı için ömrü kısa sürmüş, fakat her evrensel düşünür için olduğu gibi Tonguç'un etkileri de gün geçtikçe artarak günümüze ulaşmıştır. Eminim ki, yıllar sonra özgürlük, adalet ve demokrasi temeline dayalı ilkelerle oluşturduğu modelin yeniden yorumlanıp günün koşullarına uygun yeni bir yaşam modeline dönüşeceğini de düşünmüş olmalıdır.

Prof. Dr. Güler Yalçın Köy Enstitülerini Araştırma ve Eğitimi Geliştirme Derneği (KAVEG) Bş. Kaynak: www.cumhuriyet.com.tr, 2020

17 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör