top of page
  • Yazarın fotoğrafıHaberciGazete

Raif Özben "Tecer'in şiirini" KIYI'da değerlendirdi




Bugün 4 Eylül. Ünlü halkbilimi araştırmacısı, öğretmen, şair Ahmet Kutsi Tecer'in doğum günü.

Tecer'i Trabzon'da yayımlanan KIYI dergisinin 313. sayısında ATARDAMAR dosyasında (Temmuz-Ağustos-Eylül 2022) yer alan yazılardan Raif Özben'in değerlendirmesiyle anıyoruz. Atardamar giriş yazısıyla birlikte.



AHMET KUTSİ TECER

Eğitimimizi 1960’lı 70’li yıllarda yapmışsak, onu, en çok hançeremizi yırtarak söylediğimiz "Orda bir köy var uzakta" şiir-şarkısıyla biliriz. Başımızda kavak yelleri estiğinde ya da şiire –hele de hece ölçüsüne- meraklıysak en çok “Geceleri bir ses böler uykumu” diye başlayan “Nerdesin?” şiirini ezberlemişizdir. Köşebaşı oyunu tiyatro tarihimizin önemli kilometre taşlarındandır. “Tiyatro geleneklerimizle harmanlanmış oyunları kazandıran”dır yazınımıza. Tiyatro tarihimiz üstüne yazdığı araştırmaları, incelemeleri içeren önemli makaleleri ile de bilinir. Halk oyunlarını incelediği Köy Temsilleri kitabı, halk biliminin yolunu açan kanal, nehir olarak da nitelenir. Her kademede çalışmış bir öğretmendir, Cumhuriyet devrimlerinin savunucusu bir aydın, bir milletvekili. Halk ozanlarının, türkülerinin bulunmasında, tanıtılmasında bir emektar, bir örgütçü olarak görürüz onu.

Daha Cumhuriyetin ilk yıllarında “Ulusal olabilmek için özünü koruyarak gelişmenin önemi, evrensel olabilmek için güçlü bir ulusal kültürün varlığını tanıtabilmek gerektiği”ni kavramış ve bu nedenle 18 yaşında “Dinlemeye karar verdiği Anadolu’nun Sesi” olagelmiştir. Cumhuriyetin eğitim-kültür devriminin bir neferidir.

Bu nedenle, aynı izlekten yürüyen Kıyı dergisi tam 55 yıl önce, 23 Temmuz’da aramızdan ayrılan şair, yazar, eğitimci Ahmet Kutsi Tecer'i anmayı görev bellemektedir.

Bu Atardamar dosyasında, öğretmen-şair Raif Özben Tecer’in yaşamöyküsünü zamandizinsel olarak aktardıktan sonra “Tecer’in şiirini” irdeledi. Halkbilimi alanındaki yapıtlarıyla da tanıdığımız Dr. Mustafa Duman, Tecer’in bu alandaki yapıtlarını ve öteki kitaplarını inceledi, tanıttı. Coğrafya, yerbilim, çevre konularının öğreticisi Prof. Dr. Emrullah Güney Tecer’in özgeçmişinden yola çıkarak şiirinin ana karakterlerini araştırdı ve örnekledi yazısında; ayrıca çizimleriyle de katkıda bulundu dosyamıza. TRT Şef Prodüktörlüğünden emekli, gazeteci-yazar Alâettin Bahçekapılı da tanıklıklarına, ses arşivine dayanarak “Bilge öğretmen, öncü oyun yazarı, iyi eş, sevecen baba” yönlerini vurguladı yazısında. En çok da oyun yazarı yönünü.

Dosyanın oluşturulmasında Ahmet Kutsi Tecer’e Armağan kitabının hazırlayıcısı, dost insan Turgut Çeviker hem bilgi, hem de görsel kaynaklarını cömertçe kullanımımıza açtı; teşekkür ederiz.

Kıyı dergisi “yereli ulusala ve evrensele taşıyan” Ahmet Kutsi Tecer’i aramızdan ayrılışının 55. yıldönümünde saygı ile anıyor.


AHMET KUTSİ TECER VE ŞİİRLERİ

Raif ÖZBEN


Ahmet Kutsi Tecer’in Yaşamöyküsü

Hatice Hanım’ın ve Abdurrahman Bey’in oğlu olan Ahmet Kutsi Tecer, 4 Eylül 1901’de Kudüs’te doğar. Önceleri Elâzığ sınırlarındayken, 1938’de Erzincan’a bağlanan Eğin ilçesinden gelip Kudüs’e yerleşmiş memur bir ailenin çocuğudur. Doğduğu yerin anısını yaşatmak için, Ahmet’in yanına bir de Kudsî eklenir. Bundan sonra da kendisi, “Ahmet Kutsi” diye anılır. “Tecer” soyadı ise, Deliktaşlı Ruhsatî’nin yanından gelip geçtiği “Tecer” adlı dağdan esinlenerek alınmıştır.1



Ahmet Kutsî öğrenimine Kudüs’teki Freres Okulunda başlar; Kırklareli’ndeki ilk ve orta okullarda, Kadıköy Sultanisinde devam eder. 1922’ de Halkalı Ziraat Okulunu bitirir. İzmir’de bir çiftlikte bir süre tarım işlerinde çalışır. İstanbul Üniversitesi Edebiyet Fakültesi Felsefe Bölümüne yazılır.

Bu yıllarda şiir de yazmaktadır.

1921-1922’de Dergâh’ta ilk şiirleri görülür.

1924-1925’te Millî Mecmua’da da şiirleri yayımlanır.


1925-1927 yılları arasında, Paris’te Sorbonne Üniversitesi Edebiyat Fakültesine devam eder. Burada öğrenciyken Paris Millî Kitaplığı’ndaki eski Türk yazmalarını inceler. Bu sırada, Cezayirli halk şairleri ve Köroğlu ile ilgili yeni belgelere ulaşır. Ortaya koyduğu bu belgelerle halk edebiyatı araştırmalar dünyasının dikkatini çeker.

Öğrenimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümünde sürdürmektedir.


1929’da yüksek öğrenimini tamamlar.

1930’da hem Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünde ve hem de Öğretmen Okulunda Türkçe ve edebiyat öğretmenidir.

1930-1931 yıllarında Ahmet Hamdi Tanpınar’la Görüş dergisini çıkarırlar.

Aynı yıllarda Sivas’ta ilk kez halk şairleri bayramı düzenler. Bu bayram, hem Sivas’ta hem de yurt ölçsünde geniş bir yankı uyandırır.

1930-1934 yıllarında, Sivas Lisesi edebiyat öğretmeni ve il millî eğitim müdürü olarak görev yapar.

Bu süreler içinde şiir yazmayı da sürdürür.

1930-1936 arası, şiir yazma açısından, şair için hayli verimli yıllarıdır. Şiirleri, genelde Varlık, Oluş. Yücel, Ülkü, Türk Düşüncesi, Şadırvan, Türk Dili dergilerinde yer almıştır.

1932’de Sivas’ta, koşuk ürünlerini Şiirler adlı bir kitapta toplar. Aynı yıl, Sivas Halk Şairleri Bayramı adlı yapıtı çıkar gün ışığına.


1940’da araştırma çalışmalarını topladığı Köylü Temsilleri kitabını yayımlar.

1941-1942’de, önce Ülkü dergisinde yayımlanmış olan Koçyiğit Köroğlu basılır.

1942 -1946 yıllarında Adana ve Urfa milletvekilliği yapar.

1946’da Devlet Konservatuvarı Tatbikat Sahnesinde Yazılan Bozulmaz, adlı oyunu sahnelenir.

1947’de Köşebaşı (İngilizceye de çevrilmiştir) adlı oyunu yayımlanır.

Şairlik ve yazarlık yılları içinde türlü görevler de yüklenir.

1934- 1941 yılları arasında Millî Eğitim Bakanlığı Yükseköğretim Genel Müdürüdür. Bu yıllarda, bir de Gazi Lisesi felsefe öğretmeni ve Eğitim Enstitüsü kompozisyon öğretmeni olarak da görev yapar.

1941-1942’de Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu üyesidir.

1942 seçimleri sonrası, Adana ve Urfa milletvekilliklerinde bulunur.

1941-1945 yıllarında Ülkü dergisinin yöneticisi ve halkevleri şefidir.

1946’da politik görevleri, son bulur. Aynı yıl, Gazi Eğitim Enstitüsüne felsefe öğretme- ni olarak atanır.

1947’de Köşebaşı (İngilizceye de çevrilmiştir) adlı oyunu basılır.

1948’de Devlet Konservatuvarında Türk Edebiyatı dersleri verir.

1949’da Paris Türk Kültür Ataşesidir. Ayrıca, öğrenci müfettişi olarak görevlendirilir. 1950’de UNESCO Yürütme Komitesi Türk Delegeliğine getirilir.

1949 - 1951 yıllarında Paris ataşesidir.

1951’de yurda dönünce, Galatasaray Lisesinde edebiyat öğretmenidir.

1953’te İstanbul Belediye Konservatuvarında tiyatro ve tarih öğretmenliği yapar. 1957’de İstanbul Güzel Sanatlar Akademisinde öğretim üyesi olarak, estetik dersleri okutur.

Aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü öğretim üyesidir ve basınla ilgili derslere girer. Bunların yanı sıra, İstanbul Radyosunda folklor edebiyatı hocalığı da yapmaktadır.

1959’da Bir Pazar Günü adlı oyunu basılır.

1961 bir başka oyunu Satılık Ev yayımlanır. Ayrıca yayımlanmamış ve oynanmamış Kader, Yüzük Oyunu (Türkçe ve İngilizce), Didonlar, Avşarlar adlı dört yapıtı daha vardır.

1966’da, 65 yaş sınırını doldurduğundan emekli olur.

1965-1966-1967 yıllarında, özel kitaplığındaki 1868 yapıtın yer aldığı kitaplığını İstanbul Belediyesi Kitaplığına armağan eder. Ama kitap tesliminin tamamlandığını göremez.

23 Temmuz 1967’de siroz hastalığı nedeniyle İstanbul’da yaşamı son bulur. Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verilir.2

1969’da, ölümünden iki yıl sonra, Koçyiğit Köroğlu adlı oyunu basılır.




Tecer’in Şairliği

Yukarıda Tecerin yaşam öyküsü ve emek verdiği çeşitli alanlarla ilgili genel çizgiler içinde anılan bilgilerden de anlaşılacağı gibi Tecer, bir folklor ve halk edebiyatı araştırmacısıdır. Oyun yazarıdır. Millî eğitimin türlü aşamalarında emeği görülen bir eğitimci; milletvekilliği ve kültür ateşeliği gibi görevler de yüklenmiş bir aydın, bir devlet adamıdır. Dünya tarihsel genelgörünümünden bakıldığında -Tanzimat yılarında millet kavramı kullanılmış olsa da- uluslaşma sürecine geç (XX. yy’ın ilk çevreğinde) girmiş bir Türkiye bireyidir. Hem düşünsel hem de sanatsal anlamda ülkesinin gerçekliğiyle yakından ilgilenmiş, bu gerçeklikten etkilenmiş bir yazar, şair ve sanatçıdır.


Şairliği açısından daha önemlisi, onun, hece kalıpları içinde, gerçek şiiri ortaya koyma çabasında bir yaratıcı olmasıdır. Bu noktada, Tecer’in şiiriyle Necip Fazıl’ınki arasında sessel ve ritmik kimi benzerlikler kurmak olanaklıdır. Örneğin Peyami Safa, tahminen 1950 başlarında, Ebebiyatımızda Bir Tasfiye adlı yazısında, “Kim Kimin Ustasıdır” diye bir liste çıkarmış ve bu listede Tecer’i usta, Kısakürek’i onun ardılı olarak göstermiştir.3 Bu konuda ilkin Tecer’in anılması, Necip Fazıl şiirinin ille de ikincil plânda görüldüğü anlamına getirilmemelidir. Bu daha çok, 1901 doğumlu Tecer’in 1905 doğumlu Kısakürek’ten yaklaşık dört yaş daha büyük görünmesiyle ve kendi şiirinin sesini daha önce ortya koymasıyla ilgili olabilir. Ayrıca Kısakürek, kendi dergisinde Tecer’den şiirler yayımladığına göre, onun şiirlerinde kendi beğenisine bir yakınlık gördüğünü söylemek de yanlış olmaz. Zaten bu yakınlık, her iki şairin yazdığı şiirlerdeki bazı temalar, ritmik ve sessel öğeler, biçimler… arasında gözlenmektedir.

İki şairin şiirleri arasındaki bu benzerlik, öznel yaşantılarıyla ilgili şiirlerde görülmektedir daha çok. Yoksa ikisinin topluma, ülkelerine, hayata bakışı arasında giderek belirginleşen ve gözden kaçırılmayacak bir farklılık, hatta karşıtlık vardır. Bu farklılık, Necip Fazıl’ın düşünsel dünyasında 1930 sonlarında şöyle ya da böyle, görülmeye, şairliğini de etkilemeye başlamış, giderek de iyice belirginleşmiştir.

Tecer, bir yanıyla tam bir “Cumhuriyet dönemi şairi”dir ve yeni kurulan cumhuriyetin coşkusuna şiirleriyle de katılır. Yurdun topraklarını, köylerini ve kentlerini aynı coşkuyla dile getirir. Halay çeken kızlarını, güreşlerini, coğrafyasını, iklimini, ağıdını, türküsünü, toprağını, toprak işçisini, buğdayını, tarlasını, bebeğinden yaşlısına… insanlarını içtenlikle anlatmaya koyulur.

Necip Fazıl ise giderek, koşuk dizesi içinde bile “öfke” duymaya ve bu öfkeye bağlı olarak “hiciv” yapmaya, başlangıçta cumhuriyetten yana görünse de giderek: Bir devrim ki evvelâ devrimi devirecek4demeye başlar. Bu türden bildirilerini bazı koşuklarına büyük bir beceriyle yedirmeyi başarır. Bunların bir bölümünü de Çile’si içinde, Öfke ve Hiciv başlığı altında toplar.

Tecer’in halkbilim(folklor) çalışmaları, cumhuriyetçiliğinin bir yansımasıdır. Ayrıca, halk kültürü, şiirini etkileyen önemli kaynaklardan biridir.

Tecer’in cumhuriyetçi anlayışı, ve cumhuriyet coşkusu, 29 Ekim şiirinde tipik bir biçimde yansır:

Bu sabah içimde bir tazelik var,

Bu seher, bu camdan giren yıldız ben!

Sokaktan yükselen bu şen naralar,

Bu camdan bakınan bu güler yüz ben!


Nerede o dünkü ateşli nabız,

Nerede yastıkta kıvranan başım?

Bu sabah içimde çelikten bir hız,

Bu sabah en mutlu, en şen yurttaşım!


Az önce fecirle kaçan yıldızlar

Başımdan yağıyor daha bol gümrah,

Şimdi benliğimde bir bütünlük var,

İçimde bir âlem gizli bu sabah.5


dörtlükleriyle başlayıp süregiden şiir, insanlara yurdun kentlerinden, tarlalarından, ormanlarından, renklerinden, seslerinden, ezgilerinden…cumhuriyet kutlamalarıyla ilgili geçit töreninden ayrıntılar verirken, aynı zamanda şairin büyük bir mutluluk yaşadığını da duyumsatır.

Şairin çeşitli anma ve kutlama günleriyle ilgili başka şiirleri de yer almaktadır kitapta.

Halk yaşantısı ve kültürüyle ilgili folklorik öğeler de kimi şiirlerinde dikkati çekiçi biçimde yer tutar. Halay, bu şiirlerin önemli bir örneğidir. Aşağıya şiirin ilk üç dörtlüğü alınmıştır:


Davranın, halaya durun koçaklar,

İşte baş, işte davul, işte meydan!

Güzel hayal çeken güzel kucaklar,

Güzeli sevmeyen çıksın aradan!


Çal davul çal, güm güm oynasın yürek,

Üfle zurna üfle, uzun uzun çek,

Yiğit olan, efe olanlar gerçek,

Ayak ayak gider çıkmaz sıradan.


Dönün dalga dalga, yol yol dönünüz,

Dönün takım takım kol kol dönününz,

Geniş geniş dönün, bol bol dönünüz,

Dönün bağışlasın sizi yaradan!6


Halay çeken insanları anlatan bu şiirde, oynanan oyunlarla ilgili çeşitli ayrıntılar yansıtılmakta ve bunlarla şiirde bütünlüğü sağlamak için, çeşitli yollara baş vurulmaktadır: yinelemeler (işte… işte, çal davul çal, üfle..üfle, ); yinelenen sözcüklerin anlam farklılıklarıyla kullanılması ( güzel halay çekmek, güzel kucaklamak ); ikilemelere baş vurulması (uzun uzun, ayak ayak, dalga dalga, takım takım, kol kol, bol bol), çapraz ve düz uyak düzenlerinin kullanılması, dörtlüklerin son dizelerdeki uyaklarla birbirine bağlanması…şiirin bütünlüğünü ve akıcılığını sağlamaktadır. Şairin bu becerisi, bütün şiirlerinde görülmektedir. Son dörtlükte oyundaki dönme eyleminin çok devingen, çok canlı bir görünüşle verildiği, kolaylıkla anlaşılabilmektedir.

Ayrıca, şairin kendisini anlattığı şiirlerde de güçlü bir anlatıma bağlı, etkileyici bir patetizm vardır. Bu nitelik Nerdesin şiirinde çok belirgin biçimde görülebilir:


Geceleyin bir ses böler uykumu,

İçim ürpermeyle dolar: - Nerdesin?

Arıyorum yıllar var ki ben onu,

Âşıkıyım beni çağran bu sesin.


Gün olur sürüyüp beni derbeder,

Bu ses rüzgârlara karışr gider.

Gün olur peşimden yürür beraber,

Ansızın haykırır bana: - Nerdesin?


Bütün sevgileri atıp içimden,

Varlığımı yalnz ona verdim ben,

Elverir ki bir gün bana derinden,

Ta derinden bir gün bana “Gel” desin.7



Bir zamanlar, şiirseverlerin belleğinde yer etmiş, çok okunan şiirlerden biri olan Nerdesin, içtenliği, yoruma açık niteliği, plâstik düzeni, bürünsel yumuşaklığı, akıcılığı bakımından modern şiirimizde dikkati çeken bir hece ölçüsü uygulamasıdır.

Okundukça kolaylıkla anlaşılacağı gibi şiir, “ses” ana imgesine bağlı olarak oluşturulmuştur. Bu ana imge neyin, kimin sesidir. Tanrı’ya mı, bir sevgiliye mi, dosta mı aittir. Bu belli değil. Gece uykuyu bölen ve şairi arayan bir sestir ama şair de onu ve onun kaynağını aramaktadır. Ürpertici olan, şairi merak ettiren ve içindeki bütün sevgileri attırıp yalnızca kendisini düşündüren bu ses, bir ilkörneksel(arketipal) soru mudur, bir arama arketipi midir; bu konuda kesin bir şey söylenemiyor. Üstelik şairi aramaktadır. Zaten şair de ona tutkundur, yıllardır onu aramakta, onun içten bir biçimde kendisini çağırmasını istemektedir.

Şarin hece ölçüsünü kullanırken çeşitli uygulamalara yöneldiği de görülür. Örneğin yukarıda yer alan 29 Ekim şiirinden alınan parça ve Halay adlı şiir, bunllardan sonra örneklenen Nerdesin şiiri, 11’li hece ölçüsüyle yazılmıştır.

Ama şair her zaman bu ölçüye ve uyak örgüsüne uymaz. Kimi zaman değişik uygulamalara başvurur. Örneğin Tabiat Odam adlı şiirde dörtlükler uzunlu kısalı dizelerden oluşur. Dolayısıyla bu, şairin dış görünüşte ve ritimde birtakım değişikliklere baş vurma eğiliminde olduğunu gösterir.


Severim kırlarda ben yaşamayı,

On iki ayı.

Severim Kırların yeşil göğsünü,

Bütün süsünü8


Bu parçada uzun dizeler 11’li , ikinci dizeler 5’li hece ölçüsündedir. Şair kısa dizeleri ortaya yazarak, dörtlükleri simetrik biçimde oluşturmaktadır.

Şairin heceleri 11’den az ya da çok olan dizeleri kullandığı da görülür. Örneğin aşağıdaki parçada dizeler 8’li heceden oluşmaktadır:


Ne yapsam olmuyar huyu,

Sığmıyor içim içime.

Uymuyor eni ve boyu,

Nasıl koymalı biçime9



Yukarıdaki örneklerde görülebileceği gibi, dizelerdeki hece sayıları farklılaştıkça şiirlerinin dış görünüşleri de farklılaşmaktadır. Kitaptaki şiirlerin anlam birimleri de her zaman dörtlük değildir.

Şair, şiirlerinde anlam birimleri ikilikten onluk dizelere kadar değişen dize kümelenişlerine başvurmuştur.

Yukarıdaki alıntılarda daha çok dörtlük biçiminde oluşan anlam birimlerini kullanmışsa da şairin değişik dize sayısından oluşan anlam birimleri kullandığı görülür. Örneğin Kaybolan Çocuğa Çağrı şiirinde, altılı anlam birimlerini kullanmış, birimlerde yer alan kısa dizeleri ortalamış, uzun dizelerin hece sayılarını diğer uzun dizelerin hece sayılarıyla denkleştirmiş, kısa dizelerde de bu denkleştirmeyi ihmal etmemiştir. Buraya sözü edilen şiirin ilk ve son altılık birimleri alınmıştır:


Korkma yavrum, şimdi seni ararlar,

Ararlar sokaklarda.

Gelen geçene, polise sorarlar,

Seni çok uzaklarda

Sanırlar…

Annenle aranda iki adım var.


Yalnızsın, bakmıyor dönüp kimseler,

Seni herkes bırakmış.

Hayat boyunca bu yalnızlık sürer.

Bu yalnızlığa alış

Şimdiden.

Sus yavrum, sus, ağlama: İşte annen!10


Daha önce, divan şiirinde de gazellerde kullanılan ölçünün ilk ve son tef’ile (aruz ölçüsü kalıp parçaları)lerle beyitlerin dizeleri arasına ziyâde (artık dize denebilecek kısa dize)ler eklenirdi. Bu ziyâdeler de kendi aralarında gazel biçiminde, ayrı bir uyak düzeni oluştururdu. Müstezat adı verilen bu ek dizeli koşuk biçimleri, bir yandan gazel formuyla bağıntılı olsa da öte yandan ölçüde serbestiye yol açan ilk adımlardır. Nitekim bunların ardından, serbest müstezat denen koşuk biçimi uygulamaları denenmiştir. Hem halk hem divan şiirini çok iyi bildiği kuşku götürmeyen Tecer’in böylesi denemeleri yapması (ya da bu biçimlerden yararlanması) çok doğaldır.

Serbest ölçüye doğru yönelmiş bu tür uygulamalarla - ister halk, ister divan şiirinin klâsik formları kullanılarak yapılsın- şiirin bürünsel yönden birçok zaman farklılaşması (bazen de zayıflaması) olasılığı vardır. Bunlar, Servetifünun yıllarından bu yana yapılagelen şiir adına “nazmı nesre yaklaştırma” gibi yanlış bir uygulamanın devamı sayılabilir. “Nazmı nesre yaklaştırma” herhangi bir kuru koşuk için kabul edilebilir olsa da şiir için yerinde bir uygulama değildir. Çünkü, düzyazının seyreltik dili, didaktik bir koşuğa uygun düşebilir; ama, derişik ve yoğun bir anlatımı gerektiren şiir dili, nesir (düz anlatım) diline yaklaştırılamaz. Böyle bir uygulama, istisnai olarak ve şiirin içeriğini dile getirmeyle ilgili bir gereklilik olduğunda, şiir dışı birtakım açıklamalara yer verilmek zorunluğu doğduğunda yapılabilir.

Burada “koşuk”denen ölçülü uyaklı anlatım yolu (yani nazım) ile “şiir” kavramlarının birbirine karıştırılmaması gerektiği -özellikle- anımsatılmalıdır. Şiir, koşuk yolu kullanılarak da ölçüsüz uyaksız olarak da yazılabilir. Ama ilk dönem Türk şiiri içinde ilgililerce “şiir” kavramı yerine kullanılmış görünse de bugün, her koşuk, şiir değildir. “Koşuk” için eş anlamlı sözcük, “nazım”; koşuk(nazım) yoluyla ortaya konmuş yapıtın eski dildeki karşılığı ise “manzume”dir.

Bu bağlamda Tecer, koşuk yoluyla anlatan sıradan bir beceri sahibi değil, klâsik hece formları içinde şiirselliği ortaya koymuş usta bir şairdir.

Bu ustalığın bir yanı, yazılan şiirin içeriksel evreninde yer alan özelliklerde yansır. Bu özelliklerden biri, şiirlerindeki içtenlik duygusudur. Bu içtenlik; şairin iç yaşantsındaki derinden gelen duygularla, şiir ya da şiir dışı yaratı ürünlerini ortaya koyma çabası içinde olması, duyarlı yaşantısına yapaylık karıştırmaması anlamına gelir. İkinci özellik ise, dilsel araçları, imgeleme ve plastik yapılandırma içinde geliştirmesi, kimi zaman dil dışı öğeleri de şiirin anlatım araçları durumuna getirebilmesidir.

Örneğin yukarıdami??? Nerdesin adlı şiirin ilk dörtlüğünün ikinci dizesinde uykunun bölünmesi belirtildikten sonra iki nokta konulması, daha sonra konuşma çizgisi çekilmesi, ardından da:“-Nerdesin?” biçiminde bir yazıma yer verilmesi, uykunun bölünmesini de çağrıştırmaktadır ve uykuyu bölen bu sesin, ürpertici olduğu, şair tarafından yıllar boyunca kovalandığı, sonra da akıcı bir dille nasıl arandığı halde ona ulaşılamadığı, peşinden koşulsa da rüzgârlara karışıp gittiği, beklenmedik bir anda yeniden kendini duyurduğu bir sestir. Ama şairin dileği, bu sesin kendisine çok derinlerden “Gel!” diye seslenmesidir.

Neye ait olduğu bilinmeyen bu ses, şairin kendisini çağırmasını dilediği bir bu sese dair belirsizlik, sesin mahiyetiyle ilgili yorum olanaklarını çoğaltmakla kalmaz, şair üzerinde olduğu gibi okurda da ürperti uyandırır. Sesin geceleyin uykuyu bölmesini anlatan yazım biçimi de şiirde duyumsatılmaya çalışılan ürperti duygusunu pekiştiren dilsel bir kullanımdır.

Kısaca Tecer; Kısakürek, Dıranas,– ve sonrasında - Tarancı, Saba gibi, hece kalıplar içinde gerçek anlamıyla şiir yazma çabasında olan önemli şairlerden biridir. Zaman zaman alışılmış kalıpları zorladığı da olmuştur. Bu, yukarıda verilen, plâstik yapısı birbirinden farklı, metinlerdeki yerleri 5, 8, 9, 10 dipnot numaralarıyla gösterilmiş örneklerden de anlaşılmaktadır.


_________________

1 Önder, A. R.(1967). Ahmet Kutsi Tecer. Türk Folklor Araştırmaları-Ahmet Kutsî Tecer Özel Sayısı. S. 218, s. 4516.

2 Önder, age, ss. 4515-4517(5-7); Necatigil, B. (2000). Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü. 19. baskı. Varlık Yayınları, İstanbul, ss. 364-365.

3 Safa, P. (1976). Edebiyatımızda Bir Tasfiye. Sanat-Edebiyat-Tenkit. (der.) E. Göze, Ötüken Yayınları, İstanbul.

4 Kısakürek, N. F.(1981). Çile. 8. baskı, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul, s. 315.

5 Tecer, A. Kutsi (1980). Ahmet Kutsi Tecer: Kişiliği, Sanat Anlayışı ve Tüm Şiirleri. (haz.) Vecihi Timuroğlu, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, ss. 219-221.

6 age, s.103.

7 age, s. 23

8 age, s. 3.

9 age, s. 58.

10 age, ss. 213-214.





35 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page