• HaberciGazete

Remzi Oğuz Arık, Yılmaz Köksal, Sümer Dilmaç, Harun Kolçak, Bergen, Metin Özülkü ve Burak Yılmaz



Bugün 15 Temmuz. Remzi Oğuz Arık, Yılmaz Köksal, Sümer Dilmaç, Harun Kolçak, Bergen, Metin Özülkü ve Burak Yılmaz'ın doğum günü.

BRT Yayın Grubu olarak aramızda olmayanları saygıyla anarken, yaşayan değerlerimize sağlıklı, mutlu, huzurlu ömürler diliyoruz.

Doğum günü: Remzi Oğuz Arık kimdir?



Arkeo­log, düşünür, siyasetçi (D. 1899, Kabaktepe köyü / Kozan - Ö. 3 Nisan 1954, Toroslar / Adana). Farsak aşireti Arıkfakihoğulları’ndan, Feke sandık emini Mehmet Ferit Efendi ile Zekiye Hanım’ın oğludur. İlköğrenimini Kozan mahalle mektebinde tamamladı. On yaşındayken ab­lasının bulunduğu Selanik’e giderek Yadigâr-ı Terakki Rüştiyesi (Ortaokulu)’nde okudu. Bir süre de İşkodra’daki ağabeyinin yanında, İşkodra İdadisi (Lisesi)’nde öğrenim gördü. Balkan Savaşı’nın çıkması üze­rine (1912) İstanbul’a gelerek, önce Mercan İdadisi’ne, daha sonra parasız yatılı olarak İzmir Sultanisi (Lisesi)’ne girdi. İstanbul’a döndükten sonra Muallim Mektebi’ni bitirdi.

Arık’ın bilinen ilk ürünü on sekiz yaşında iken Türk Yur­du dergisinde çıkan “Sancağım” adlı şiiridir (26 Eylül 1917). Basılmış ilk kitabı da, Adana’da öğretmenlik yaptığı sırada Türkçe ve Fransızca olarak hazırladığı, bölge hakkında tarihi ve coğrafi bilgiler içeren “Adana Ticaret Rehberi”dir (1924). Fransa dönüşünden itibaren ölümüne kadar arkeoloji makalelerini ve düşünsel yazılarını Türk Yurdu, Millet, Bizim Türkiye, Ülkü, Bel­leten, Ar, Çığır, Hareket, Şadırvan ve Hisar gibi dergilerde yayımlamıştı.

Remzi Oğuz Bey, I. Dünya Savaşı (1914-18) sırasında gönüllü olarak İhtiyat Zabitleri Talimgâhı’na katıldıysa da bir kaza sonucu yaralandığından savaşa katılamadı. Bir süre Kadıköy ve Yedikule darüleytamlarında (öksüz çocukları korumak amacıyla açılan yurtlar) öğretmenlik, Adana Zafer-i Milli Numune Mektebi’nde müdürlük yaptı. Kurtuluş Savaşı’nın sonunda Galatasa­ray Lisesi’nde Türkçe öğretmeni olarak görev yaparken, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Maarif Vekâleti (Eğitim Bakanlığı)’nin açtığı sınavı kazanarak ar­keoloji ve sanat tarihi öğrenimi görmek için Fransa’ya gitti (1926). Sorbonne Üniversitesi’nde sanat tarihi, Loure Arkeoloji Enstitüsü’nde arkeo­loji, Şark Dilleri Okulu’nda Arapça derslerini izledi.

Arık, Türkiye’ye dönüşünde İstanbul Arkeo­loji Müzesi’nde uzman yardımcısı olarak çalışmaya (1931) başladı. Daha sonra Maarif Vekâleti arkeologu olarak Ankara’ya yerleşti (1933). Gazi Terbiye Ens­titüsü’nde tarih öğretmeni (1934), Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi (DTCF)’de arkeoloji profesörü (1939) oldu. Ancak Rektörlük ve Maarif Vekâleti ile anlaşmazlığa düşerek, istifa etmek zorunda kaldı (1942). Daha sonra Ankara Arkeolo­ji Müzesi (1943) ve Etnografya Müzesi (1945) müdürlüklerinde bulundu. 1949’da AÜ İlahiyat Fakültesi İslam Sanatları Tarihi kürsüsüne profesör oldu. 1950’de Demokrat Parti’den Seyhan Milletvekili seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’ne girdi. 1952’de Türkiye Köylü Partisi’ni kurdu ve ilk genel başkanı oldu. 1954 Genel Seçim çalışmaları sırasında Adana’dan bindiği uçağın Toroslar üzerinde düşmesiyle öldü; Ankara Asri Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Remzi Oğuz Arık, arkeolog olarak başta Alişar, Güllüdağ, Alacahöyük, Karalar olmak üzere Ana­dolu’daki pek çok kazıya katıldı ya da bizzat yönetti. Türkiye arkeoloji çalışmaları tarihinde önemli bir yeri vardır. 1935’te Türk Tarih Kurumu’nun asil üyeliğine seçilen Arık, yurtiçinde ve yurtdışında pek çok arkeoloji kongresine katıldı ve bu alanda uluslararası bir ün yaptı. Ayrıca bir düşünce adamı olarak, kazılar ve çeşitli nedenlerle gezdiği Anadolu’yu insanları, güzellikleri ve dertle­riyle anlatan pek çok yazısıyla, Cumhuriyet’ten sonraki “Anadoluculuk” akımı içinde önemli bir yere sahip oldu. Sanat tarihi ve arkeoloji konularındaki maka­lelerinde, özellikle de düşünsel yazılarında sü­rükleyici ve heyecanlı üslubuyla zaman zaman deneme türünün başarılı örneklerini verdi. Bu tür yazıları bir bilgi yığını olmaktan çok duyguyla yüklü olduğundan, sanatçı ruhlu bir kişilik olarak görünür.

Remzi Oğuz Arık, Osmanlının yıkılışını Balkanlarda yaşamış bir Turancıydı. Genç bilinci bu yıkılışla sarsılmış ve bilenmiştir. Sonunda, 1922’den sonra başlayan “memleketçilik -Anadoluculuk” hareketinin içinde uğraş verdi. “Anadolu’da İstiklal mücadelesi Turancılık şeklinde ve compramislerle bağlanmış ilk milliyetçiliğin hak yolunu bulması için geçmemiz gereken bir sırat köprüsü oldu. Bu mücadelede Türk realitesine aykırı ne varsa kül olmuştur.” der. (…) Turandan Anadolu’ya döner: “Denebilir ki Anadolu, İslami Türk tarihi boyunca bütünlüğünü kazanmıştır.” (Hilmi Ziya Ülken, Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi, 1979).

Tanıl Bora’nın ifadesi ile de, onun milliyetçiliği İslam’la ve toprakla bağlarını ortaya koyar: Cumhuriyetin, “Laisizmle bileşik (…) milli popülizmin halktaki milli cevheri ‘süzmek’ için dini etkiden arındırmaya çalışan ideolojisine karşı, Arık ve benzeri ideologların geliştirdiği, halkta -özellikle köyde- yaşayan milli kimliğin, dini aidiyetle meczolmuş zihniyet dünyasının asilliğine işaret eden bir söylemdir.” (T. Bora- N. Canefe, Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Milliyetçilik (c: 4, 2003)

Remzi Oğuz Arık, arkeolojik çalışmalarla düşünsel kazanımlarını birleştirince Anadolu halkının büyük bir sentez olduğunu gördü. Anadolu’ya büyük birliğini vermeye gelen Türkmen akını, doğulu ve sönmüş ulusların kalıntıları arasından Müslüman doğunun ilk “rönesansı”nın doğmasına sebep olduğu görüşündeydi. Modernist söylemden ayrışır; hatta Gökalp’in uygarlık-kültür arasında işbölümü yaptırarak kurduğu “sentez”den de kopmuş olur. Evrensel uygarlığı “teknolojik” ölçülere hapseden “Türklük” anlayışına itiraz eder. Millet fikriyle ve milleti oluşturan değerleri yaşatan köylülükle giriştiği ideal; çağdaşlaşma çabalarının karşısında ve Anadolu’nun Türklerin tarihsel anayurdu olduğu düşüncesinde nefes verdi. Milliyetçiliğe değil “milli oluş”a eğilimli bir düşünce ve senteze ulaştı. Milleti bir organizma olarak tasavvur etti. Hatta ona göre köylülük, milli oluşun gövdesi ve İslam’ın da ruhudur : “Yalnız Türkmenlerdir ki, Anadolu’yu en aşağı yüz elli yıllık kesilme bilmeyen akınlarla doldurmuş, baştan başa kendinin kanı, eti, kemiği ve kafasıyla yeniden kurmuştur. Türkmenlerin o zamanki kafasına hakim olan disiplin ise klasik devirlerin felsefe, sanat görenekleriyle dolu İslamlıktı. Anadolu böylece yekpare bir yüz almıştır.” Batı teknolojisi karşısında da ezik değildi. “Şaha kalkmış bir makina ve umran aleminin karşısında vatanını böyle iptidai bulmaktan dehşete tutulan memleket çocuklarının, Türkiye’yi baştan başa köy görmesi ve bundan ıztırap hatta hicap duyması, bulmak istedikleri çarelerin neticesiz kalmasını hazırlar” (İdeal ve İdeoloji, 1955) diyordu.

Kapatby ReklamStore

ESERLERİ:

DÜŞÜNCE: Köy Kadını-Memleket Parçaları (1944), İdeal ve İdeoloji (1947), Coğrafyadan Vatana (1956), Türk İnkılâbı ve Milliyetçiliğimiz (1958), Gurbet - İnmeyen Bayrak (1968), Türk Gençliğine (1968), Milliyetçilik (İdeal ve İdeoloji, Coğrafyadan Vatana, Türk İnkılâbı ve Milliyetçiliğimiz ile birlikte, 1974), Meseleler (Gurbet, İnmeyen Bayrak Türk Gençliğine, Köy Kadını’nın bir kısmı ile, 1974).

İNCELEME: Alacahöyük Hafriyatı (1937), Karaoğlan Kazıları (1938), Ankara – Konya - Eskişehir Yazılıkaya Gezileri (1956), Türk Müzeciliğine Bir Bakış (1956), Türk Sanatı (1976), Kızılderililer ve Türkler – Bir Tarihin, Bir Dramın Hikâyesi (1999).

KAYNAKÇA: Peyami Safa / Objektif: 6 Yazarlar Sanatçılar Meşhurlar (1976), Hilmi Ziya Ülken / Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi (1979), Necmeddin Sefercioğlu / Remzi Oğuz Arık Bibliyografyası (1989), İhsan Işık / Yazarlar Sözlüğü (1990, 1998) - Türkiye Yazarlar Ansiklopedisi (2001, 2004) – Encyclopedia of Turkish Authors (2005) - Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2006, gen. 2. bas. 2007) - Ünlü Fikir ve Kültür Adamları (Türkiye Ünlüleri Ansiklopedisi, C. 3, 2013) - Encyclopedia of Turkey’s Famous People (2013), H. Emin Sezer / TDV İslâm Ansiklopedisi (c. 3. cilt, 1991), Ziya Bakırcıoğlu / Remzi Oğuz Arık’ın Fikir Dünyası (2000), TBE Ansiklopedisi (2001), Tanıl Bora - Nergis Canefe / Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce, Milliyetçilik (2003), Remzi Demir - Doğan Atılgan / DTCF ve Türkiye’de Beşerî Bilimlerin Yeniden İnşası - Elli Portre (2008).

Doğum günü: YILMAZ KÖKSAL KİMDİR



15 Temmuz 1939 yılında Kırşehir'de doğdu. İlkokulu bitirerek Osmaniye'den İstanbul'a geldi ve Tophane Sanat Enstitüsünde okudu. Bir süre gemilerde çalışarak Avrupa'yı dolaştı.

Tunç Başaran'ın sinemaya uyarladığı, Orhan Kemal'in "Murtaza” eserinde “Dubara” rolünü oynayarak sinema tarihine geçti.

Yılmaz Köksal uzun bir süre ikinci derecede rollerde oynadıktan sonra 1970 de Çetin İnanç’ın yönettiği “Çeko” filminde başrole yükseldi. Filmin başarısıyla halkın beğenisini kazanıp, macera filmlerinin aranan oyuncusu ve sinema tarihinin sevilen oyuncularından biri oldu.

Senaryosunu Mehmet Arslan'ın yazdığı ve başrollerini Canan Perver ile paylaştığı “Aybiçe Kurt Kız”, o dönem Türk sinemasinin ürettigi ender kült filmler arasındadır. (Filmde Türk obasına hain saldırıda bulunan barbarlar, herkesi öldürürler.

Yılmaz Köksal Türk kahramanı Aybiçe "Kurt Kız" bu katliamın öcünü almaya yemin eder.) 1965'ten 2005'e kadar 182 filmde oynamıştır. Birçok film senaryosu yazmıştır. Özel televizyonların çoğalmasıyla birlikte sinema ve dizi filmlerinde oyunculuk hayatına devam etti.

Boğuştuğu kanser hastalığı yüzünden 22 Ekim 2015 Perşembe günü hayatını kaybetti. Yılmaz Köksal 76 yaşındaydı.

Doğum günü: Sümer Tilmaç kimdir?



15 Temmuz 1948'de Malatya'da dünyaya geldi. Giritli Hasan Bey ile Türkmenistan göçmeni Rehber Hanım'ın çocuğu olan Tilmaç, 1964'te Arena Tiyatrosu'nda oyunculuğa başladı. İstanbul Belediye Konservatuvarından 1968'de mezun olan sanatçı, Münir Özkul ve Gazanfer Özcan'ın öğrencisi olarak yetişti ve kariyeri boyunca Türk tiyatrosu ve sinemasının sevilen isimleriyle aynı sahnede buluştu. Yaptığı bir açıklamada anne ve babasının da tiyatroya çok meraklı olduğunu aktaran Tilmaç, "Her yerde mutlaka bir oyun oynuyorlardı. Annem bana hamileyken ben sahneye çıkmışım. O yüzden sahne hayatım biraz daha fazla" ifadelerini kullanmıştı. "OYUNCULUKTA MÜNİR ÖZKUL VE GAZANFER ÖZCAN'DAN ETKİLENDİ Sümer Tilmaç, yaşamı boyunca 63 tiyatro oyununda sahne aldı. Sadık Şendil tarafından yazılan "Yedi Kocalı Hürmüz" eserinde de rol alan usta oyuncu, yine Şendil'in kaleme aldığı "Kanlı Nigar" oyununda ise başrolleri Münir Özkul ve Altan Karındaş ile paylaştı. Oyunculukta en fazla Münir Özkul ve Gazanfer Özcan'dan etkilendiğini her fırsatta dile getiren sanatçı, sinemada ilk olarak 1966'da Tanju Korel ile Sibel Göksel'in başrolü paylaştığı "Eşkıya" filminde rol aldı. Oynadığı filmlerde birçok kez kötü adam karakterini canlandıran sanatçı, yaptığı bir açıklamada, bu konudaki düşüncelerini şöyle dile getirmişti: "Almanlarla, Fransızlarla, İtalyanlarla, Amerikanlarla filmlerde oynadım. Fransızların vodvil tiyatrosunun biraz içindeyim. Fransızlar bütün aktörlere 'komedyen' der. Bizdeki komedi anlayışı ise farklıydı. Biraz yamuk olacaktınız, kulağınız başka bir yerde, gözünüz şaşı olacaktı. Biz bunlara gülerdik, böyle algımız vardı. O nedenle o zamanlar bana kötü adam rolünü layık gördüler. Neyse ki bu durum yavaş yavaş değişiyor. Kötü adam rolleriyle başladım, şimdi ise böyle devam ediyor. Yarın bakarsınız tekrar kötü adam rollerine dönerim. Bu durum, oyuncu olmanın gerektirdiği bir zorunluluktur. Şimdi kötü adam rollerini oynayanlara bakıyorum ve hiçbirini beğenmiyorum" Sanatçı, 1993-1997 arasında yayımlanan ve büyük beğeniyle izlenen "Süper Baba" dizisinde canlandırdığı rolle dikkati çekti. "Reis Bey", "Kuruluş Osmancık", "Osmanlı Cumhuriyeti", "Meraklı Köfteci", "Vatandaş Rıza", "Ah Güzel İstanbul", "Gırgıriye", "Kılıbık", "Damga", "Acı Dünyalar", "Kahpe Bizans", "Hemşo" ve "Çakallarla Dans" adlı yapımlarda da oynayan sanatçı, 210'dan fazla film ve dizide rol aldı. KALP KRİZİ SONUCU VEFAT ETTİ "Karaoğlan" adlı televizyon dizisinde de oynayan sanatçı, "Son" filmindeki rolüyle 2002'de verilen 7. Sadri Alışık Ödülleri'nde "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" ödülünü aldı. Kendi yazdığı "Ispanaktan Nağmeler" adlı film için 2005'te yönetmen koltuğuna oturan usta oyuncu, filmin başrolünü de kendisi üstlendi. Sümer Tilmaç, 2010'da vizyona giren, Murat Şeker'in yönetmenliğini üstlendiği "Çakallarla Dans"'ın ardından aralarında "İkizler Firarda", "Şenlikname: Bir İstanbul Masalı", "Pak Panter"in de olduğu filmlerde rol aldı. Katıldığı bir düğünde geçirdiği kalp krizi sonucu 12 Haziran 2015'te hayatını kaybeden sanatçı, vefatından önce "Polis Akademisi: Alaturka" ile "Zilin Sesi" filmleri için kamera karşısına geçti. Tilmaç'ın cenazesi Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verildi. Usta oyuncunun kardeşi Ata Tilmaç da Almanya'da geçirdiği kalp krizi sonucu 2007'de hayata veda etmişti. YAŞAMINI, "SÜMERCE" ADLI OYUNUNDA İŞLEDİ Hayat hikayesini eğlenceli bir dille kaleme alan Tilmaç, vefatından kısa bir süre önce,"Sümerce" adlı komedi oyununu sanatseverlerle buluşturdu. Sahnedeki 50. yılını da Sümerce ile kutlayan sanatçı, oyuna ilişkin şu değerlendirmeyi yapmıştı:

Anılar, yaşanmışlıklar enteresan. Bir şeyler kötüymüş gibi yaşanıyor fakat aradan zaman geçtiğinde mizah oluyor. Bizim de öyle oldu. Bir zamanlar meşakkat diye yapılan her şeyi, bugün bakıldığında aradan geçen zaman içinde çok başka noktalarda düşünmeye başlıyorsunuz. O da çok güzel oluyor.

Tilmaç, kendisine hep, "Anılarını yazar mısın?" diye sorulduğunu aktararak, "Ben de onlara hep şöyle bir cevap verdim: Yazmak yerine sahnede bunu anlatmak istiyorum. İyi ki de öyle demişim ve öyle yapmışım." değerlendirmesinde bulunmuştu.

Karakter oyuncusu olarak canlandırdığı her rolle akıllarda yer edinen sanatçı, katıldığı bir televizyon programında, oyunculuğun emek işi olduğuna işaret ederek şunları kaydetmişti: Benim de hoşuma giden, unutamadığım filmler hangileri diye sorduklarında, 'Para alamadığım filmler.' diyorum. Bizim kaderimizde böyle bir şeyler var. Biz bu işten para kazanmaya değil, bu işi yapmaya gelenlerdeniz. Bunu da yüreklilikle söylüyorum. Tabii ki hayatımızı idame ettirmek anlamında para kazandığımız işler de oluyor.

Doğum günü: Harun Kolçak kimdir?



1955 yılı İstanbul doğumlu sanatçı Saint Benoit'da eğitimini sürdürdüğü sırada müzik çalışmalarına o yıllarda bas gitar çalarak başlamış, içindeki müzik tutkusu artınca sinema sanatçısı olan babası Eşref Kolçak’la konuşarak eğitimini yarım bırakmış ve profesyonel müzik çalışmalarına başlamıştır. İlk çalışmalarına rock müziğin babası olarak tanınan Erkin Koray’la başlamıştır. 1977'de Erkin Koray'ın çıkardığı Tutkusu albümünde bas gitar çalmıştır.

1978-1990

Silahlıpoda Ritm 68 orkestrasına 1978 yılında bas gitarist olarak katılan Kolçak, askerlik dönüşü caz müziğe yöneldi, Aydın Esen, Neşet Ruacan-Nükhet Ruacan ve Erol Pekcan gibi müzisyenlerle çalıştı ve müzikal deneyimini arttırdı. Daha sonra Onno Tunç'tan, orkestrasına katılması için teklif aldı. Bu vesileyle tanıştığı Sezen Aksu'nun teşvikiyle şarkı söylemeye başlayan Kolçak 7 yıl boyunca Onno Tunç Orkestrası'nda bas gitaristlik, vokalistlik ve solistlik yaptı. Zerrin Özer ve Aşkın Nur Yengi ile birlikte yaptığı düetler ile Kuşadası “Kuşadası Altın Güvercin Müzik Yarışması” ve Antalya “Akdeniz Akdeniz Müzik Yarışması” adlı şarkı yarışmalarında ödüller aldı. Bu dönemde Nilüfer, Sezen Aksu ve Zerrin Özer albümlerine geri vokal yaptı.

1991-2017

1992’de Onno Tunç'un prodüktörlüğünü yaptığı Beni Affet albümü ile büyük çıkış yakaladı. Sezen Aksu'nun da sözlerinin bulunduğu bu albümdeki "Gir Kanıma" şarkısı ile Harun Kolçak bir patlama yaşayan Türk popuna adını yazdırdı. Albümdeki şarkıların çoğunun sözünü ve müziğini yapan Kolçak, başka sanatçılara da pek çok eser vermiştir. Aynı sene çıkan Emel albümü Faka Bastın, iki adet Kolçak eseri içermekteydi. 1993 yılının sonlarına doğru Kolçak, ikinci albümü En Büyük Aşk'ı yayınlandı. Bu albümde Kolçak, İskender Paydaş ile çalışmayı seçti. 1994 yılında Bendeniz ile çalışan Kolçak, sanatçı ile "Biz" adlı bir single yayınladı ve Bendeniz II albümüne geri vokal yaptı. Aynı yıl klibi ile dikkat çeken Emel şarkısı "Korkuyorum"u besteledi.

1995 yılında hem plak şirketini değiştiren hem de bıyığını kesip saçını uzatarak yeni bir imaj yaratan Harun Kolçak, Yanımda Kal albümünü çıkardı. Sanatçı, bu albümde de Paydaş'la çalışmayı sürdürdü. 1996’da Litvanya’da 13 ülkenin katıldığı “Müzikos Festivalis 96”da "Müptelayım Sana" şarkısı ile “En İyi İkinci Şarkıcı” seçildi. 1998'de dördüncü albümü Teslim Oldum'u yayınladı. Yine İskender Paydaş ve Eser Taşkıran ile çalışan sanatçı, bir süreden sonra tekrar bir Sezen Aksu şarkısında Aşkın Nur Yengi ile düet yaptı.

2000'li yıllara yeni bir müzik şirketine geçerek başlayan Kolçak, beşinci albümü Yaşasın'ı çıkardı ancak albüm pek fazla ses getiremedi. Bu albümden sonra bir süre müzik anlamında sessiz kalan Kolçak, 2004'te Ünlüler Çiftliği adlı reality show'a katıldı. Yalancı Yabancı adlı bir TV filminde oyunculuk denemesi yaptı. 2006 yılında müzik dünyasına Müzisyen albümü ile döndü. Prodüktörlüğünü Sezen Aksu'nun yaptığı albümde Kolçak, Mustafa Ceceli ile çalıştı. Bu dönemde kişisel gelişime ve din araştırmalara ağırlık veren sanatçı aynı yıl Kahin Aziz Malachy'ye Göre Papalığın Sonu adlı bir kitap yazdı.

Kolçak, 2012'de yeni parçalardan oluşan son albümü Yeniden Doğuyorum'u çıkarmıştır. Ekim 2013'te Harun Kolçak & Rock Off isimli projeye başladı. Kolçak, Can Güney, Yusuf Tunceli ve Orkun Gezer'in bulunduğu grup ilk performansını Okan Bayülgen'in Makina Kafa adlı programında sergiledi.

2016'da yorumculuğunun 25. yılı şerefine 14 şarkısını çoğunluğu yeni jenerasyondan olan şarkıcılar ile düet olarak tekrar yorumladığı Çeyrek Asır projesini yayınladı. Albüm büyük bir ilgi gördü ve Kolçak uzun bir aradan sonra tekrar listelere taşıdı. Ölümünden önce Çeyrek Asır'ın ikincisi ile çalışmalara başlasa da albüm Kolçak'ın ölümü ile proje aşamasında kaldı. 11 Aralık 2017 tarihinde düzenlenen 44. Pantene Altın Kelebek Ödülü'nü kazandı. Ödülü kendi adına babası Eşref Koçak aldı.

Harun Kolçak, 2010 yılında bir süredir prostat kanseri ile mücadele ettiğini sevenlerine açıkladı. 2014 yılında prostat kanseri nedeniyle ameliyat geçirdi. “Ölüm hayatta birçok şeye anlam katıyor. Ölümsüz olsaydık, birbirimize değer vermezdik” sözleriyle hastalığıyla nasıl mücadele ettiğini açıklayan Kolçak, kanseri maneviyatı ile yendiğini ve bu esnada alkali diyeti yaptığını söyledi.

22 Haziran 2016 Çarşamba günü Harun Kolçak'ın hastalığı yeniden nüksetti. Acil olarak hastaneye kaldırılan Harun Kolçak yeni bir ameliyat geçirdi. Yoğun bakımda tedavi altına alınan sanatçının yakın dostları tarafından Harun Kolçak'ın bilincinin açık olduğu fakat sadece gözüyle tepki verebilmekte olduğu bildirildi. 8 Temmuz'da yoğun bakımdan çıkan Kolçak, sağlığına tekrar kavuştu. Temmuz 2017'de hastalığı nedeniyle tekrar hastaneye kaldırılan sanatçı, yapılan müdahelelere rağmen 19 Temmuz 2017 akşamı tedavi gördüğü Maslak Acıbadem Hastanesinde 62 yaşında ölmüştür. Cenazesi Teşvikiye Camii'nden kaldırılarak Bursa'nın Gemlik ilçesinde bulunan aile mezarlığında defnedilmiştir. Tony Curtis ve Anthony Quinn ile "Paralı Askerler" filminde rol alan sanatçı, vefatından 10 gün önce katıldığı bir televizyon programında oyunculuk yapmaktan duyduğu mutluluğu anlatırken "Özellikle gençlerle beraberseniz ve hala oyunculuk yapıyorsanız, bu durum insanı gerçekten çok motive ediyor. Hayatın çok güzel bir sürecini yaşıyorsunuz demektir. Çünkü hala bir işi insanını yapabilmesi veya telefonunun çalıp bir filme çağırılması bizim yaşlarımızdaki oyuncular için önemli" ifadelerini kullanmıştı.


Doğum günü: Bergen kimdir?



(doğum: Belgin Sarılmışer ; 15 Temmuz 1958 - 14 Ağustos 1989), Türk şarkıcı . Acıların Kadını albümü ile satış rekoru kırdı . Bergen, yaşamı ve ölümüyle Türkiye'de kadına yönelik şiddetin sembol ve yüzlerinden biri haline geldi . Kişisel hayatı, kasvetli sesinde etkili oldu ve başarısına yol açtı. Kocası yüzüne nitrik asit attı ve sağ gözünde körlüğe neden oldu . Bundan sonra şarkı söylemeye devam etti ve uzun saçlarıyla kör gözlerini kapatmayı seçti. Eski sevgilisi tarafından öldürüldü.


Erken yaşam ve kariyer başlangıçları

Belgin Sarılmışer, 15 Temmuz 1958'de Mersin'de yedi çocuklu bir ailenin son çocuğu olarak dünyaya geldi. Anne ve babası boşandıktan sonra annesiyle birlikte Ankara'ya taşındı.

İlköğrenimini Yenimahalle Yunus Emre İlköğretim Okulu'nda tamamlayan Bergen, okulda mandolin çalıp şarkı söylüyordu. Bergen'in müzik yeteneğini fark eden öğretmenler, mezun olduktan sonra onu konservatuarda okumaya teşvik etti. Ankara Devlet Konservatuarı sınavlarına girerek piyano bölümünü birincilikle kazanan sanatçı, ilk iki yıl piyano ve çello eğitimi aldı. Maddi imkânsızlıklar nedeniyle okulu yarıda bırakarak bir süre PTT'de memur olarak çalıştı ve mahkeme kararıyla yaşını yükseltti.

1977'de evlendiği ve bir çocuğu olduğu iddiası ailesi tarafından reddedildi.

1977 yılında arkadaşlarıyla eğlenmek için gittiği Feyman Gece Kulübü'nde sahne aldı. Kulüp sahibi İlhan Feyman tarafından beğenildiğinde, orada çalışmak için bir teklif aldı. Teklifi kabul ederek Grup Lokomotif orkestrası ile Feyman Gece Kulübü'nde Türk klasik müziği ve Türkçe pop repertuarıyla sahne aldı. Bir yıl çalıştıktan sonra Feyman Gece Kulübü'ndeki işini bitirdiğinde, Adana'daki Kuyubaşı Kulübü'nden 8 aylık şarkı söyleme işi karşılığında araba teklifini kabul etti. Ama işin sonunda araba elinden alındı ​​ve borçlandı.

1981'de Ankara'dan sonra iş için Adana'ya giden Bergen, Adana'da Halis Serbest ile tanıştı. Her gece şarkıcıya çiçek gönderiyor ve her gece Bergen'in çalıştığı kulübe giderek ön masadan şarkıcıyı izliyordu. Onun ısrarı ve inatıyla evlendiler. Ancak Serbest başka biriyle evli ve üç çocuk babasıdır. Bergen, var olduğunu düşündüğü evliliğinin Serbest tarafından ayarlanan bir yalan olduğu ortaya çıkınca ilişkiyi sonlandırdı.

Serbest'in birçok kez uyguladığı şiddet nedeniyle Adana'dan Ankara'ya dönen Bergen, yine gece kulüplerinde sahne aldı. Adını Norveç'in Bergen kentinden esinlenerek 'Bergen' olarak değiştirdi. 1979 yılında Ankara Başkent Gazinosu'nda Bülent Ersoy , İbrahim Tatlıses ve Müjde Ar ile sanatçı olarak sahneye çıktı . 1982 yılında Şikayetim Var albümünü çıkardı . Serbest'in kendisine uyguladığı şiddete rağmen aşık olduğunu söyleyen Bergen, 9 Ocak 1982'de tekrar Serbest ile evlendi ve Serbest ile resmi olarak evlendi. Aynı yıl 31 Ekim'de İzmir'de çalışırken, kocasının ücretli saldırganı tarafından nitrik asit saldırısına uğradı. Sanatçı saldırıda bir gözünü kaybetti ve vücudunun çoğu yandı. Bergen olayla ilgili şunları söyledi:

"İlişkimizin sonlarına doğru evde bir kadın külotu buldum. O sırada iyice perişan oldum ve Adana'dan Ankara'ya kaçtım. Kaçtığımı anlayınca peşimden geldi. izmir'de bir pansiyon.Dikkat etmediğim için beni tehdit ediyordu."Yüzüne asit atarım" derdi.Ama inanmadım.

Nitrik asit saldırısı

Halis Serbes, kiralık katile 500 bin lira vererek İzmir'e gönderdi. 31 Ekim 1982 gecesi, İzmir Alsancak'taki New York pavyonunun kapısında Bergen, annesiyle taksiye binmek üzereyken, kiralık saldırgan şarkıcının üzerine bir kova nitrik asit fırlattı. Bergen, daha sonraki bir röportajında ​​olayı şöyle anlatır:

"O anda iki gözüm de görmez oldu. Biraz sarhoş olduğum için hiçbir şeyin farkında değildim. Sadece çığlıkları duyabiliyordum. Bir noktada “Onu çeşmeye götürün” dediler. Ama su kesildi. Su ince bir kalem gibi akıyordu. Giysilerimi yırttılar ve beni temiz olanlarla sardılar. O an her yer karanlıktı, hiçbir şey göremiyordum, gözlerimi bile açamıyordum. Kısa bir süre sonra bir polis arabası geldi. Beni Ege Üniversitesi Hastanesine götürdüler . Yaralarım nedeniyle 45 gün hastanede kaldım” dedi.

Olay sırasında yanında bulunan annesi şunları söyledi:

"İki yıl önce kızımı kaçırdı. Bergen'e bu serseri adamla evlenmemesi gerektiğini, onu mutlu edemeyeceğini defalarca söyledim. Ama o, "Bir kere benim adım onunla insanların ağzında," dedi. Geri dönemem." Dinlemedi. Gece kulüplerinde Türk müziği söyleyen kızım, sesiyle kısa sürede aranan bir sanatçı oldu. Bergen'i kıskanan damadım. başarı her gün ortalık karışıyor ve kavga ediyordu.Sonunda bu evliliğin yürümeyeceğini düşünerek boşanmaya karar verdi.Buna rağmen kızımdan vazgeçmedi.Sürekli tehdit ediyordu,"Ben kazandım" Seni başkasına bırakma."

Bergen bu olayda ağır yaralandı. Olayı basından takip eden dönemin ünlü plastik cerrahı Onur Erol, Bergen'e gönüllü olarak yardım etti.

Halis Serbes yakalandı ve 2 ay firar ettikten sonra 13 yıl hapis cezasına çarptırıldı. [13] Saldırının ardından hastaneyi arayan Serbes, olayla ilgisi olmadığını söyleyerek ağlayarak yalan söyledi.

Geri dönüş ve albümler

Tedavinin ardından besteci Cengiz Özşeker'in iknasıyla sahneye dönen sanatçı, 1985 yılına kadar Özşeker'in sahibi olduğu kulüpte seyirciyle buluştu. 1983 yılında sanatçı Özşeker ile İzmir'de stüdyoya girerek Kardeşiz Kader albümünü hazırladı , 12 şarkıdan oluşan, sınırlı bir bütçeyle. Yaşar Records'un sahibi Yaşar Kekeva'nın İstanbul'a davet ettiği sanatçı, ilk kez 29 Mart 1985'te İstanbul'da müzikseverlerle buluştu. Şarkıcı , 1985 yılında Burhan Bayar'ın müzik yönetmenliğinde uzun metrajlı İnsan Sevverse albümünü hazırlayarak büyük başarı elde etti. Acıların Kadını albümü ile büyük ün kazandı1986 sonlarında. Woman of Sorrow 1 milyonun üzerinde kopya sattı. Albümün ilgisi üzerine sanatçıya 1987 yılında "1986 Yılının En Çok Satan Arabesk Kadın Sanatçısı" unvanıyla Altın Plak ve Altın Kaset ödülleri verildi. Bergen ilk oyunculuk deneyimini 1987 yılında Ülkü Erakalın'ın yazıp yönettiği Acının Kadını filmiyle yaptı. Şarkıcı, Adana'da konser için gittiği kulübün fotoğrafçısı tarafından bıçaklandı. Saldırıdan hafif yaralarla kurtuldu ve ayakta tedavi gördükten kısa bir süre sonra iyileşti. Bir süre sahneden ayrılan sanatçı, "Yak Onu da Tanrım", Sevgimin Bedeli ve İstemiyorum albümlerini yayınladı.Selami Şahin, Özer Şenay ve Cengiz Tekin'in müzikal yönetiminde. 1988'de hapisten çıkan Serbes ile barışan Bergen, müzik ve sinema hayatını geride bırakıp Nisan 1989'da boşandı. Aynı yılın Haziran ayında sahneye dönen sanatçı, son albümü Yıllar Affetmez'i daha önce sundu. 1989 yılında ölümü.

Hapis döneminde Sırplara para gönderip mektup alışverişinde bulundu. [15] Kuzeni, hapisten çıktıktan sonra Sırplarla barışmasına ilişkin olarak şunları söyledi:

"Adamları peşinde olduğu için korktu. Kaç kez çıkmaya çalıştı, evime baskın yaptı. Bergen evimde saklanıyordu. Mersin'de mafya dediğimiz adamlarla evimi bastı. yanlış bir hareket yaparsan, silahı çekerim, nerede olduğunu söylerim.' Bergen benim evimde yatağın altında saklanıyordu."

Saldırgan cezaevinden serbest bırakılmadan kısa bir süre önce bir röportajda Bergen şunları söyledi:

"Biraz hislerim var. Hapishaneyi ve onu hayal etmek içimi acıtıyor. Bazen ondan nefret ediyorum. Benim için zor geçen yıllar... Henüz kararsızım.


Son albümü Yıllar Affetmez'in tanıtımı için gittiği şehirde , Adana'da 30 yaşında boşandığı kocası tarafından vurularak öldürüldü . Memleketi Mersin'de toprağa verildi. Saldırıda annesi de yaralandı. Mersin Tarsus'taki mezarlık ziyarete açıktır.

Cinayetin ardından yurt dışına kaçan katil Serbest Almanya'da yakalandı . 15 yıl hapis cezasına çarptırılan katilin cezası iyi halden 3 yıla indirildi. Almanya ve Türkiye'deki 16 aylık tutukluluk süresi göz önüne alındığında 7 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Annesi saldırı günü hakkında şunları söyledi:

"Bergen Kayseri'de konser verdi , Halis kaldığımız otelin önüne geldi ve 'Bana dönmezseniz hepinizi öldürürüm' diye tehdit etti. Bu tehditleri çok sık duyduğumuz için yapmadık' fazla dikkat etme... Kızım arkadaki çiçeklere sırtını döndü ve 'Artık bitti, sana geri dönmeyeceğim!' dedi. Bu sözü duyunca belinden bir tabanca çıkardı. Elimden geldiğince bağırarak yardım istedim. Bu sefer de beni susturmak için silahı bana doğrulttu ve ateş etti. Bizi kanlar içinde bırakıp arabaya bindiler. üvey kardeşi ve kaçtı."

Katil kısa cezasıyla ilgili olarak, "Bergen cinayetini işledikten sonra daha az hapis yattım, 7 ay cezaevinde kaldım. Şimdi az gelişmiş ülkelerde hangi ülke olursan ol, bitmiştir. güçlü” dedi ve asıl hedefinin sanatçının annesi olduğunu iddia etti.

Ablası olaydan sonra annesinin durumunu şöyle anlattı: "O acıdan sonra annem kendini mezara gömdü. Sonra hep siyah giyerdi, hem düğünde hem ziyafette... Belgin'in ölümüyle annem de öldü. Annem kendi kendine konuşuyordu Belgin kahveyi çok severdi Ablam öldükten sonra annem her sabah iki Türk kahvesi yapar Belgin ile konuşur kahvesini içerdi ablamın üzerini örttüğü odasında akşama kadar dua ederdi "Kızım yalnızlıktan ve karanlıktan korkar" derdi. Annemle sabaha kadar mezarlıkta otururduk."


Sanatçının mezarı, katilin tehditleri nedeniyle 6 kilitli bir kafesle korunmaktadır. [22] Ablası bu durumla ilgili şunları söyledi: "32 yıl önce o adam Belgin'i öldürmeden önce sabahın 2'sinde arar ve 'Onun kemiklerini size bırakmam, hepinizi öldürürüm, öldürürüm' derdi. o." Annem o kafesi bunun için yaptırdı."

2018'de katil , 4 çocuğa cinsel istismar suçlamasıyla tutuklandı .

2022'de Bergen'i Farah Zeynep Abdullah'ın canlandırdığı bir biyografi filmi çekildi .

Albümler

1982Şikayetim VarLP , MC (1986'da yeniden yayınlandı)1983Kardeşiz KaderMC (1985 ve 1990'da yeniden yayınlandı)1985İnsan SeverMC ( 1999'da CD olarak yeniden basıldı)1986Acıların KadınıLP, MC (1999'da CD olarak yeniden basıldı)1987Onu da Yak TanrımLP, MC (1999'da CD olarak yeniden basıldı)1988Sevgimin BedeliMC (1999'da CD olarak yeniden basıldı)1988İstemiyorumLP, MC (1999'da CD olarak yeniden basıldı)1989Yıllar AffetmezMC (Hayatı boyunca çıkardığı son albümü. 1999'da CD olarak yeniden yayınlandı)1990Giden GençliğimMC (Daha önce hiç piyasaya sürülmemiş şarkıları içerir. 1999'da CD olarak yeniden yayınlandı)1990Garibin Çilesi Mezarda BiterMC (Daha önce hiç piyasaya sürülmemiş şarkıları içerir. 1999'da CD olarak yeniden yayınlandı)1991Son AğlayışımMC, CD (Daha önce hiç piyasaya sürülmemiş şarkıları içerir.)


Doğum günü: Metin Özülkü kimdir?


615 Temmuz 1962'de Mersin'de doğan Metin Özülkü, müzisyen. Erol Büyükburç ve Edip Akbayram orkestralarında enstrüman çaldı. Yedi yüzün üzerinde şarkı besteledi. Sahte Gülücük adıyla ilk solo albümünü 1982 yılında yayınladı. Ayrıca müzisyen olan Eda Özülkü ile evlidir ve Volkan ve Baran adlı ikiz çocukları vardır.

METİN ÖZÜLKÜ ŞARKILARI

Albümleri Sahte Gülücük (1982) Şarkılarla Abdülkadir (1983) Al Yazmalım & Kar Çiçeğim (1990) Aşkım İçin (1992) Aşk Masalı (1997) Böyle Aşk Olmaz (Eda Özülkü ile) (1999) Hayat Başladı (2005) Issız Ada (Eda Özülkü'yle) (2010) Yer aldığı bazı albümler:

Gerçekler (Grup Çağrışım Olarak) (1985) Görmedik Mi (Müzik Yolcuları Olarak) (1989) 2. albüm (Müzik Yolcuları Olarak) (1991) İşte Biz (Marşandiz olarak) (1994) O Şarkılar (2003) Masalcılar - 1 (2004) 41 Kere Maşallah (2006) Issız Ada (2010)

Doğum günü: Burak Yılmaz kimdir?


(d. 15 Temmuz 1985; Antalya), santrfor mevkiinde oynayan eski Türk millî futbolcudur. Eredivisie takımlarından Fortuna Sittard'da forma giymektedir.

Kariyeri boyunca beş ayrı takım (Beşiktaş: 2007-08; Fenerbahçe: 2008-09; Trabzonspor: 2011-12; Galatasaray: 2012-13, 2013-14, 2014-15; Lille OSC: 2021-22) formasıyla UEFA Şampiyonlar Ligi grup aşamasında oynama başarısı gösteren ilk Türk oyuncu olmuştur.

Ayrıca Burak Yılmaz Lille takımı ile Chelsea takımına attığı golle UEFA Şampiyonlar Ligi tarihinin (36 yaş 244 gün) Paolo Maldini ve Ryan Giggs'ten sonraki gol atan en yaşlı 3. futbolcudur.

0

0

Doğ

12 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör