• HaberciGazete

Sabiha Gökçen, Okay Sağtürk, Azmi Sekban, Samiha Ayverdi, Kadir Has, Özcan Canaydın



Bugün 22 Mart. Sabiha Gökçen, Okay Sağtürk, Azmi Sekban, Samiha Ayverdi, Kadir Has ve Özcan Canaydın'ın ölüm yıldönümleri.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla, sevgiyle anıyoruz.

Sabiha Gökçen kimdir?



Dünya'nın ilk kadın savaş pilotu olan Sabiha Gökçen, 22 Mart 1913 tarihinde Bursa'da dünyaya geldi. Genç yaşta ailesini kaybeden Gökçen, Mustafa Kemal Atatürk'e giderek okumak istedğini söyledi. Bu olayın ardından Mustafa Kemal, Sabiha'yı evlatlık edindi ve çeşitli okullarda öğrenim görmesini sağladı.

Sabiha Gökçen, 1935 senesinde Türkkuşu'nun açılış töreninde yapılan planör gösterilerinden etkilenerek havacılık sektörüne yöneldi. Mustafa Kemal'in de desteğini alarak Türk Kuşu Sivil Havacılık Okulu'na girdi. Bu dönemde yedi erkek öğrenciyle birlikte Kırım'a gönderilerek altı aylık yüksek planörcülük eğitimini Koktebel Yüksek Planör Okulu'nda tamamladı. Bunun yanında Eskişehir Havacılık Okulu'nda da Savmi Uçan ve Muhittin Bey'den özel uçuş dersleri aldı. 25 Şubat 1936'da ilk defa motorlu uçak ile uçmaya başladı.



Gökçen 1937 senesinde Tunceli'de çıkan isyanı bastırmak için başlatılan Dersim Harekatı'nın hava saldırısı safhasında yer alan ilk kadın savaş pilotuydu.

1937 senesinde Fransa'nın, Hatay'ı Suriye'ye devretmeye hazırlandığı yolundaki haberler, başkentte sert tepkiyle karşılandı. Mustafa Kemal'in emriyle üniformasını giyen Sabiha Gökçen, Fransız elçisinin önünde havaya üç el ateş etti ve "Hatay'ın vatana katılması için gerekirse silahlanırız" dedi. Bu olaydan sonra tutuklanarak 1 gün hapis yattı. Gökçen'in bu teşebbüsü sayesinde Atatürk'ün planı tuttu ve düşmana göz dağı verildi.

Sabiha Gökçen, 1938 senesinde uçağıyla beş gün süren bir Balkan turu gerçekleştirdi. Bu seyahati sırasında Atina, Sofya ve Belgrad gibi şehirleri gezdi. 22 Haziran 1938'de İstanbul'a geri döndü.

Sabiha Gökçen, manevi babası Mustafa Kemal'i kaybedince ordudan ayrılarak Türkkuşu Uçuş Okulu'nda başöğretmen olarak çalışmaya başladı. 1955 senesine kadar da bu görevini sürdürdü. 1940 yılında aynı okulda öğretmenlik yapan Üsteğmen Kemal Esiner ile evlendi. Ancak Esiner 3 sene sonra yaşamını yitirdi. Sabiha Gökçen, 22 Mart 2001'de Gülhane Askerî Tıp Akademisi'nde öldü.

Sabiha Gökçen'in Aldığı Ödüller

- Türk Hava Kurumu'nun bir numaralı Övünç Madalyası ve beratı - Yugoslav Ordusunun en büyük nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı ve ordu brövesi - Romanya Ordusu Havacılık Brövesi - Trakya ve Ege Manevraları'ndan dolayı verilen hatıra madalyalar, - Türk kadınının seçme ve seçilme hakkı kazanmasının 50. yılında TBMM'deki törende verilen mesleklerinde öncü kadınlar plaketi, - Selçuk Üniversitesi'nin fahri doktorluk payesi, - Türk Hava Kurumu tarafından 1989 yılında verilen altın madalya, - 1991'de Uluslararası Havacılık Federasyonu'nun havacılığın bütün dallarında üstün başarı gösteren havacılara verdiği FAI altın madalyası - 1996'da ABD'nin Maxwell Hava Üssü'ndeki törende "dünya tarihine adını yazdıran 20 havacıdan biri" ünvanı - Ordu, çeşitli dernek ve kuruluşların verdiği 28 adet plaket.


Okay Sağtürk kimdir?



1956 yılında, yirmi yaşında, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencisi iken Gençlik Tiyatrosu’na katılan Okay Sağtürk, Türkiye’nin ilk üniversite tiyatrosu olan Gençlik Tiyatrosu’nda oyunlar sahneye koyan, tiyatroya çok büyük emeği geçen bir isim. İstanbul Üniversitesinde Tıp, Matematik ve Psikoloji olmak üzere üç ayrı fakülteden mezun olduktan sonra 30 yıl TRT’de Yapımcı ve Denetim Müdürü olarak görev yaptı. ÇARESİZLİĞE KARŞI KOYMANIN TOHUMU Belgeselin yönetmeni ve yapımcısı Nurgül Bayram, 20 Kasım 2019’da İstanbul’da tam gün süren keyifli, dolu dolu bir söyleşi gerçekleştirmişti Okay Sağtürk ile… Bu söyleşiden alıntılarla onu daha yakından tanıyıp, analım istedik. Sağtürk, belgeselin gösterime girmesini heyecanla beklerken, ne yazık ki baharın ilk günlerinde aramızdan ayrıldı. Yönetmen Nurgül Bayram, öğrenciliği sırasında yurtta kalacak parası olmadığı için tiyatroda yaşayan Okay Beyin hayatında. Gençlik Tiyatrosu’nun çok özel bir anlamı olduğunu söyledi: “Max Meinecke’nin sahneye koyduğu Kapıların Dışında oyununda Beckman’ı oynamıştım. İki yıl geçmişti üzerinden yurda gittim, öğrenciler benimle konuşmaya geldiler, beni tanımışlar. Dediler ki: Siz orada ilk defa bizim içimize bir tohum ektiniz, çaresizliğe karşı koymanın tohumunu ektiniz’. Gençlik Tiyatrosu budur. Çaresizliğe karşı koymanın tohumunu ekmektir.’’ SANAT ÖLÜMDEN ÖÇ ALMAKTIR Okay Bey’ ile vefatından bir gün önce telefonda konuştuğunu belirten yönetmen Nurgül Bayram, “Tam da kendisiyle yaptığım röportajın deşifresini okuyor ve basın bültenine cümle seçiyordum. “Ah Okay Bey’ciğim, ne güzel oldu aradınız, hangi cümlenizi kullanayım diye düşünüyordum ben de” dedim. ‘Sanat ölümden öç almaktır cümlemi kullan” dedi. “Gençlik Tiyatrosu insanların hayatlarını değiştirmek için oyun koydu, o cümlemi de ekle” dedi. Bir saat konuştuk. Zaten onunla saatlerce konuşsanız doyamazdınız sohbetine... Tam gün süren röportajımda ondan çok şey öğrendim. Ona belgeselin üniversite gösterimlerine gelmesini ve gençlerle bu deneyimlerini paylaşmasını istedim. Bunu seve seve kabul etmişti” diyerek belgeselin galasında onu göremeyecek olmanın derin hüznünü taşıdığını söyledi.

TUNCEL KURTİZ TERCÜME EDERDİ Belgesel tamamlanıp izleyenlerle buluştuğunda, Okay Sağtürk de kısa süre önce yolculuğa çıktığı ‘’bahar ülkesi’’nden Gençlik Tiyatrosu’nu izlemenin tadını çıkartır umarız. Okay Sağtürk, o günkü Gençlik Tiyatrosu ruhunu Nurgül Bayram’a şu sözlerle özetliyor: ‘’Tiyatro insanların hayatlarını değiştirmek için vardır, Gençlik Tiyatrosu insanların hayatlarını değiştirmek için oyun koydu. Siz oraya geldiğiniz, içeri girdiğiniz zaman siz olarak girersiniz, bir başkası olarak çıkarsınız. Biz bunu amaçladık ve hep bunun için çalıştık’’ Okay Sağtürk, tiyatroya gönül vermiş Gençlik Tiyatrosu gençlerinin dünya tiyatrosunu nasıl yakından izlediklerini de, ‘’Tiyatronun birinci amacı dünyada tiyatrolarda neler oluyor bitiyor bilmekti. Örnek için söyleyeceğim. Amerika'da yeni bir tiyatro eseri çıktığı zaman derhal gelirdi, Tuncel Kurtiz anında tercüme ederdi. 3 gün 4 gün sürerdi bu tercüme, o sırada onun üzerinde durur, oyunun analizlerini yapardık.’’ sözleriyle anlatıyor. O günün kısıtlı olanaklarını düşündüğümüzde bu örnek bile gençlerin tiyatroyu ne kadar ciddiye aldıklarını göstermesi açısından çok çarpıcı bir örnek. O tarihlerde Şehir Tiyatroları başrejisörü olan Max Meinecke, Wolfgang Borchert’in Kapıların Dışında oyununu Gençlik Tiyatrosu’nda sahnelemiş ve başrolü de, (Beckman’ı) Okay Sağtürk’e vermişti. Sağtürk bu rolüyle bir hayli sükse yapmıştı: Ve SON GONG… PERDE AÇILSIN, OYUN BAŞLASIN!’’


Okay Sağtürk’ü anmaya, onun Rilke’den yaptığı şu alıntıyla devam edelim: “Rilke’nin bir anlatımı vardır, der ki; İki çocuğa birbirinin aynısı olan iki çakıyı verin, bir süre sonra bunları geri isteyin. Her çocuk çakısını kendine göre eskitmiştir. Mümkün müdür ki insanın bir tanrısı olsun da kendine göre eskitmesin. Hatıralar da öyle. Benim anlattığımı yaşayan bir arkadaşım eskisinin iyi tarafıyla yamayacak, sonra benden bir düğme, bir fiyonk, İstanbul Üniversitesi Gençlik Tiyatrosu’na elbisesini giydirip, sahne tozlarını silkeleyeceğiz. Ve SON GONG… PERDE AÇILSIN, OYUN BAŞLASIN!’’ Yine 1960 baharında; Ülkü Tamer, Yurdaer Erşan, Şemsi İnkaya, Tunca Yönder, Ersun Kazançel, Gündüz Aykut, Güner Namlı, Güneş Uğurlu, Vasıf Öngören, Nuran Oktar, İnci Ergir, Birsen İnkaya, Emel Gözne, Erdoğan Seren, Ertuğrul Ücel, Ergun Özcan, Hitay Daycan, Nejat Öğünç, Aras Ören, Sami Şekeroğlu ve Okay Sağtürk… Güngör Dilmen adlı genç üniversiteli yazarın yarışmada ödül alan “Midas’ın Kulakları” ve Lady Gregory’den Memet Fuat çevirisi “Kulaktan Kulağa” adlı iki oyunu aynı zamanda sahnelemeye karar verirler. Eminönü Halkevi’nin o zamanki tiyatro sahnesini Meydan Sahnesi’ne dönüştürerek sürekli yenilikler peşinde koşarlar. Yazarından yönetmenine, dekorcusundan kostümcüsüne, ışıkçısından efektcisine, oyuncusuna kadar her şeyi biz yaparız, “biz adamız yahu” diyen idealist gençlerdir bunlar… Daha sonra profesyonel yaşama geçtiklerinde bu gençlerin kimi tiyatroya devam etti, kimi edebiyatçı, sinemacı, şair oldu. Kimi gazeteci, arkeolog, hukukçu, doktor, iş adamı, milletvekili oldu. Ama 60-67 yıl öncesinden bugüne hepsi ortak düşüncelerini şu sözle özetliyorlar; “Gençlik Tiyatrosu bize çok şey kattı!” Belgeselin kitap haline dönüşmesini ve tüm konuşulanları yazı olarak okuyabilmeyi de umut ediyoruz. GENÇLİK TİYATROSUNUN HAYATTA KALAN OYUNCULARI GALADA BİRARAYA GELECEK Yönetmen Nurgül Bayram, 67 yıl öncesinde başlayıp 15 yıl süren, Türkiye'nin ve dünyanın farklı şehirlerine dağılmış bir tiyatronun ekibine ulaşmak zor bir serüven olsa da sona gelindiğini belirterek şunları söylüyor: ‘’Belgesel, yalnızca bir dokümantasyon çalışması değil. Çalışmamızın, Türkiye tiyatro tarihinin belgesiz kalan çok önemli bir dönemini aydınlatacağına inanıyoruz. O tutkulu gençliğin sanatsal ve düşünsel duruşuyla bugünün gençlerine ilham kaynağı olmasını sağlayabilirsek, ne mutlu bize.’’ “Belgeselimizin İstanbul Prömiyerini tiyatronun kuruluşundan 67 yıl sonra 2020 Mayıs ayında Gençlik Bayramı haftasında gerçekleştirmeyi planlamıştık ama tüm dünyayı saran bu virüs belası nasıl etkileyecek, önümüzü göremez durumdayız. Hayattaysak umutlu olmayı bilmeliyiz bakışıyla, sağlıklı ve güzel günlere en kısa sürede kavuşup; Gençlik Tiyatrosu’nun yıllardır birbirini görmeyen tüm ekibini ve ailelerini buluşturmayı, günümüzde faaliyetlerini sürdüren Türk Tiyatrosunun tüm ustalarını ve üniversite gençliğini de davet ederek, ustalarla gençler arasında bir sinerji yaratmayı ve belgeselin final sahnesini burada çekmeyi istiyoruz.” *** BELGESEL ANLATICILARI Atilla Alpöge, Can Kolukısa, Haldun Dormen, Yılmaz Büyükerşen, Nurettin Sözen, Genco Erkal, İzzet Günay, Yılmaz Gruda, Zihni Göktay, Ranaz Cabbar, Hüsnü Çınar, Okay Sağtürk, Tolga Tiğin, Yundaer Erşan, Seçkin Selvi, Aydın Engin, Güneş Uğurlu, Tunca Yönder, Erol Keskin, Suna Keskin, Aden Tolay, Aybek Korugan, Aslı Öngören, Necdet Aybek, Osman Arolat, Nedret Güvenç, Nevra Serezli, İlgi Adalan, Rahmi Dilligil, Sina Akşin, Huri Aykut, Arzu Karayel Aykut, Metin Deniz, Altan Akışık, Cengiz Tünay, Hektor İsmet Öktem, Metin Ercan, Can Futacı # gençlik tiyatrosu, Talebe Birliği, , Okay Sağtürk, avni dilligil, İstanbul Üniversitesi

Okay Sağtürk, 22 Mart 2020'de ayrıldı aramızdan.


Azmi Sekban kimdir?


Azmi Sekban, Ekrem İmamoğlu, Cengiz Özkarabekir Trabzon Lisesi önüne dikilen Sekban'ın Atatürk heykeli


Azmi SEKBAN, İlk,Orta ve Lise tahsilini Sürmene’de tamamladıktan sonra girdiği, Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Heykel bölümünden 1980 yılında Yüksek Heykeltraş olarak başarıyla mezun olmuştur. Sırasıyla; Prof. Şadi ÇALIK, Prof. Hüseyin GEZER,Prof. Tamer BALOĞLU,Prof. Ali Teoman GERMANER gibi değerli hocaların Atölyelerinde eğitim almıştır.

Öğrencilik yıllarında katıldığı sergiler ve kazandığı ödüllerine, 1981 yılında katıldığı Yeni Eğilimler Sergisi'nde Birincilik ödülüyle de devam etmiştir. 22 Mart 2020'de aramızdan ayrıldı.


Azmi SEKBAN’ın Başlıca eserleri;

· ÇANAKKALE ŞEHİTLER ABİDESİ Dünyanın en büyük(5mx50m) ANIT RÖLYEFİ

· Türkiye –İspanya DOSTLUK Anıtı

· Trabzon ATATÜRK ve CUMHURİYET Anıtı

· Kayseri MEDENİYETLER ve CUMHURİYET Anıtı

· B.ÇEKMECE MİMAR SİNAN Anıtı

· Bahçelievler ZAFER ANITI Rölyefleri

· Şişli Ayazağa ATATÜRK Rölyefi

· İstanbul LÜTFÜ KIRDAR Büstü

· Yurdun çeşitli il ve ilçelerinde ATATÜRK Heykel ve Büstleri

· Onlarca okullarda ATATÜRK Köşeleri

· Özel anlamlı Atatürk etkinliklerini anlatan eserler( B.Çekmece de sohbet anını anlatan Rölyef gibi)


Samiha Ayverdi kimdir?



Çağımızın en önemli mütefekkir yazarlarından birisi olan Sâmiha Ayverdi Hanımefendi, 25 Kasım 1905 yılında İstanbul’da doğdu. Annesi, Fatma Meliha Hanım, babası Yarbay İsmail Hakkı Bey’dir. Soyu, anne tarafından Kanunî zamanında yaşamış ve Budin seferinde şehit düşmüş Gül Baba’ya; baba tarafından Orta Asya’dan Anadolu’ya geçmiş Ramazanoğulları’na kadar uzanmaktadır.


Sâmiha Ayverdi, ilk tahsilini aile çevresi içerisinde yaptı. Anne annesi Hâlet Hanım, onun şifahi kültür ve tarih şuuru kazanmasında çok etkili olmuş bir isimdir. Dedesi de ciddiyet, dürüstlük, az konuşma gibi değerler noktasında ona örnek olmuştur. Aynı şekilde anne ve babası da onun fikrî, imânî ve ahlâkî şahsiyetinin teşekkülünde müsbet rol oynamış kimselerdir. Evleri de devrin seçkin bilim ve sanat adamlarının gelip gittiği bir yerdir. Bu ortamın da onun yetişmesinde tesiri olduğu muhakkaktır.

Sâmiha Ayverdi, resmî anlamdaki ilk tahsilini ise, henüz beş yaşında iken gittiği Mahalle mektebinde yaptı. Daha sonra 1921 yılında Süleymaniye Kız Numune mektebini bitirdi. Sonraki eğitimleri ise, ilk çocukluk devrinde olduğu gibi, resmî müesseseler dışında gerçekleşmiş; tarih, tasavvuf, felsefe ve edebiyat alanlarında hususi öğrenim görmüş, Fransızca dersleri almış, güzel sanatlarla ilgilenmiş ve keman çalmayı öğrenmiştir.

Fakat, Sâmiha Ayverdi’nin asıl rûhî ve fikri gelişmesi ve bu anlamdaki şahsiyetinin teşekkülü Fatih’teki Ümm-i Ken’an Dergahı’nın Şeyhi Kenan Rif’âî’ye intisapları neticesinde onun irşadlarıyla olmuştur.


Sâmiha Ayverdi’nin bu dergâhtaki eğitimi 13 Mart 1927 yılında gerçekleşti. Kalan bütün ömrünü bu terbiye içerisinde teşekkül eden bir anlayış çerçevesinde okumak, düşünmek ve yazmakla geçirdi. Ağabeyi Yüksek Mimar Ekrem Hakkı Ayverdi’nin yanında bir taraftan kızını büyütürken, bir taraftan da kendisini büyük bir mütefekkir-yazar yapacak faaliyetlerini devam ettirdi. İslâmî kaynaklara eğildi. Özellikle Doğu edebiyatını tetkik etti. Bu edebiyatın büyük simalarından Mevlânâ, Muhiddin-i Arâbî, Sâdi, Hâfız-ı Şirâzî, onun çok önem verdiği ve tesirinde kaldığı isimlerdir. Batıya da ilgisiz değildir. Dünya fikir ve edebiyat cereyanlarını sürekli takip etmektedir.

Sâmiha Ayverdi, ilk eserlerini 1938 yılından itibaren vermeye başladı. Bu tarihte ilk romanı “Aşk Budur” yayımlandı. Bu eserini diğerleri takip etti. Türk edebiyatına farklı bir hava getiren bu eserler, büyük bir ilgiyle karşılandı.

Sâmiha Ayverdi, daha sonra mecmualarda da yazmaya başladı. İlk yazıları Necip Fazıl Kısakürek’in çıkardığı Büyük Doğu mecmuasında yayımlandı. Büyük Doğu’dan sonra ise Resimli İstanbul Haftası, Fatih ve İstanbul, Türk Yurdu, Havadis, Ölçü, Hür Adam, Anıt, Türk Kadını, Tercüman, Kubbealtı Akademi Mecmuası ve Türk Edebiyatı gibi yayın organlarında yazdı. Roman, mensur şiir türlerindeki eserlerinden sonra cemiyet meselelerine yöneldiği için hatırat, makale, deneme, tarih, biyografi, mektup türlerinde de eserler verdi. Böylece insan ve cemiyetin her meselesini kucaklayan zengin bir külliyat ortaya çıktı.


Hayatında hiç resmi vazife almadı. Fakat, İstanbul Belediyesi ve Kültür Bakanlığının bazı komisyonlarında geçici görevlerde bulundu. VI. Maarif şurasına katıldı.

1969-1980 yılları arasında sağlık sebepleri ve çeşitli tetkikler yapma arzusu dolayısıyla Fransa, İtalya, İsviçre, Macaristan, İspanya gibi ülkelerde bulundu. 1980 yılında Libya tarafından İspanya’nın Sevil şehrinde düzenlenen İslâm Konferansı hazırlık toplantısına katıldı.

Kitap, çalışmalarına, gazete ve dergi yazılarına daha sonraki yıllarda içtimâî faaliyetler de eklendi. Kubbealtı Akademisi kurucuları arasında yer aldı. Fetih Cemiyeti, Türk Ev Kadınları Derneği, İstanbul ve Yahya Kemal Enstitüsü gibi cemiyetlerde görev yaptı.

Bütün bu çalışmalar arasında geleceğin münevverleri olmaya aday gördüğü gençlerle ilgilendi. Onların fikrî ve manevî gelişmelerinde etkili oldu. Böylece, mütefekkir-yazarlığına sivil hocalık aynı zamanda “mânevî annelik” da eklenmiş oldu.

Sâmiha Ayverdi’nin eserleri ve çalışmaları çeşitli kurumlarca ödüllendirildi. “Kölelikten Efendiliğe” isimli eseri Milli Kültür Vakfı tarafından taltif edildi. Yine aynı vakıf tarafından kendisine 1984 yılında Türk Milli Kültürüne Hizmet Şeref armağanı verildi. Benzer bir taltif, san’at hayatının ellinci yılında Aydınlar Ocağı tarafından yapıldı. Türk ilim ve kültür hayatına kazandırdığı eserler ve yetiştirdiği gençler sebebiyle kendilerine şükran belgesi verildi. 1985 yılında Boğaziçi Yayınları, 1986 da Türk Edebiyatı Vakfı, hizmetlerinden dolayı plaketle ödüllendirdi. 1988 yılında Türkiye Yazarlar Birliği dil ödülüne layık görüldü. 1990 yılında Başbakanlık Aile Araştırma Kurumunca çalışmalarından dolayı taltif edildi.

Ömrünü Türk-İslâm kültürünün yeniden neşv-ü nema bulmasına adayan Sâmiha Ayverdi Hanımefendi, 22 Mart 1993 günü Hakkın rahmetine yürüdü. Merkez Efendi haziresinde medfun bulunan mürşidi Kenan Rifaî Hz.lerinin ayak ucu tarafına defnedildi.


ESERLERİ

Son devrin en verimli yazarlarından birisi olan Sâmiha Ayverdi’nin yukarıda belirtilen fikir, dil ve üslup özellikleri çerçevesinde kaleme aldığı eserlerden bugüne kadar yayımlananlar şunlardır:

Roman:

Aşk Budur ( 1938)

Batmayan Gün (1939)

Ateş Ağacı (1941)

Yaşayan Ölü (1942)

İnsan ve Şeytan (1942)

Son Menzil (1943)

Yolcu Nereye Gidiyorsun (1944)

Mesih Paşa İmamı (1948)

Hikâye:

Mabedde Bir Gece (1940)

Mensur Şiir:

Yusufçuk (1946)

Hancı (1988)

Dile Gelen Taş (1999)

Hatırat:

İbrahim Efendi Konağı (1964)

Bir Dünyadan Bir Dünyaya (1974)

Hatıralarla Başbaşa (1977)

Rahmet Kapısı (1985)

Hey Gidi Günler Hey (1988)

Küplücedeki Köşk (1989)

Ah Tuna Vah Tuna (1996)

Ne İdik Ne Olduk (1985)

Bağ Bozumu (1987)

Ratibe (2002)

Ezeli Dostlar (2003)

İki Âşinâ (2003)

Kültür medeniyet ve tarih:

Boğaziçinde Tarih (1966)

Türk Tarihinde Osmanlı Asırları (1975)

Türkiye’nin Ermeni Meselesi (1976)

Türk-Rus Münasebetleri ve Muharebeleri (1970)

Biyografi:

Kenan Rifai ve Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık (1951)

Edebî ve Manevî Dünyası İçinde Fatih (1953)

Otobiyografi:

Dost (1980)

Seyahat:

Yeryüzünde Birkaç Adım (1984)

Portre:

Âbide Şahsiyetler (1976)

Deneme:

İstanbul Geceleri (1952)

Kölelikten Efendiliğe (1978)

Makale:

Milli Kültür Meseleleri ve Maarif Davamız (1976)

Ne İdik Ne Olduk (2002)

Rahmet Kapısı (1985)

Mektup:

Misyonerlik Karşısında Türkiye (1969)

Mektuplardan Gelen Ses (1985)


Kadir Has kimdir?



Kadir Has (Hasoğlu) ; 20 Eylül 1921de Nuri-Zekiye Hasoğlu'nun çocukları olarak Kayseri'de dünyaya geldi. Hasoğlu ailesi Cumhuriyet'in ilk yıllarında Kayseri'den Adana'ya taşındı. Baba Nuri Has, Çukurova'da ticaretle meşgul oldu. Daha sonra, Türkiye'nin en büyük sanayicileri arasına girerek, Cumhuriyet'in ilk yıllarında Türkiye'nin ilk milli sanayici unvanını kazanan Nuri Has, "Milli Mensucat Fabrikası" ile daha sonra da Akbank'ın kurucuları arasında yer aldı.

Kadir Has, ilk öğrenimini Adana'da tamamladı. Orta öğrenim için İstanbul'a gönderilen Has, ortaokul ve liseyi Özel Bodı. 1942 yılında Boğaziçi Lisesi'nden mezun oldu ve Kayseri'nin tanınmış ailesi ve eşrafından olan Mehmet-Şehime Germirli'nin kızı Rezan hanım ile 1942 yılında evlendi, aynı dönemde iş hayatına da atıldı. Babasının izinden giderek girişimci ruhu, çalışkanlığı ve dürüstlüğüyle Adana'nın sayılı işadamlarından biri haline geldi.

1960 yılında İstanbul'a taşınan Kadir Has; burada ağırlıkla otomotiv sanayine yönelik işlerde birçok başarıya imza atarak, İstanbul'da da saygın lider iş adamları arasına girdi. Mercedes Otobüs ve Kamyon Fabrikası'nı kurdu ve bu kurumun uzun yıllar yönetim kurulu başkanlığı ve üyeliği görevini yürüttü. 1964 yılında Amerikalıların dünyaca ünlü "Coca Cola" firmasının Türkiye Temsilcisi olan Kadir Has ,ülkemizdeki ilk Coca-Cola fabrikasını kurdu.

Koç ailesi ile Bursa'da Karsan adıyla Peugeot marka minibüs fabrikasının ortakları arasında yer aldı. Fransızların ünlü Michelin Lastikleri'nin Türkiye dağıtımcılığını üstlendi. Sabancı Ailesi'nden sonra Akbank'ın en büyük kurucu hissesine sahipti. İş hayatındaki başarılarının ardından, kendi deyişiyle; ülkesinden kazandıklarını yine ülkesine vermenin en büyük onur ve vefa borcu olduğuna inanan Kadir Has, "vatan borcunu" ödemek için 1980'li yıllarda sistemli bir şekilde özellikle eğitim alanında hayır işlerine ağırlık verdi. Babası Nuri Has'ı kendisine örnek aldı ve Nuri Beyin, "Bir okul yaptırmak, bin kişiyi hapishaneye düşmekten kurtarır" sözü, daima rehberi oldu.

1991 yılında eşiyle kurduğu Kadir Has Vakfı (HASVAK) ile başta eğitim ve sağlık olmak üzere, ülke kalkınmasına yönelik çok önemli hayır işlerini gerçekleştirdi. Vasiyeti gereği eşiyle tüm servetlerini adı geçen vakfa bağışladılar. 1992 yılında ilk kuruluş çalışmalarına başlanan, 1997 yılında ise resmen kurulan, kendi adını taşıyan üniversiteden "gerçekleşen en büyük hayali" olarak bahseden Kadir Has, 2007'deki vefatına kadar üniversitenin mütevelli heyeti başkanlığı görevini yürütmüştür.

1997 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Sn. Süleyman Demirel tarafından, Türkiye'ye yaptığı hizmetler nedeniyle kendisine "Devlet Üstün Hizmet Madalyası" verilmiştir. Ayrıca çeşitli kurumlardan yüzü aşkın teşekkür ödülleri ve belgeleri kendisine takdim edilmiştir. 1997'de Marmara Üniversitesi ve KKTC Lefke Avrupa Üniversitesi; 1998'de Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi; 1999'da Erciyes Üniversitesi tarafından Fahri Doktora beratları verilmiştir.

Kadir Has, 22 Mart 2007 tarihinde kalp rahatsızlığı nedeniyle kaldırıldığı Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi'nde 86 yaşında vefat etti. Kayseri'de yapılmış olan 33.000 kişilik yeni stadyuma onun adı verildi. Stadın ismi Kadir Has Stadyumu oldu.

Özcan Canaydın kimdir?


23 Ocak 1943 yılında Bursa'da doğdu. 1958 yılında basketbol oynamaya başladı. 1964 yılına kadar aktif olarak basketbol oynadı. 1957 yılında 155 sicil numarası ile Galatasaray'ın en küçük üyesi oldu. Basketbol oynadığı dönemde, 1962 yılında Genç Milli Takım'da Avrupa Gençler Şampiyonası'na giden ekipte yer aldı. 1963'te Türkiye Şampiyonu olan Galatasaray Basketbol takımındaki 8 kişinin arasındaydı. Galatasaray Yıldız, Genç, A Takımlarda oynadı. 1965 yılında Asuman Canaydın ile evlendi. Özhan Canaydın, 2 çocuk ve 4 torun sahibi. Oğlu Murat Canaydın, 1989 yılı Galatasaray Lisesi mezunu ve şu anda aile şirketinin başında. Kızı Zeynep Diniz ise 1 kız ve 1 erkek çocuk sahibi. Özhan Canaydın, 1960 yılında, babasının mesleği olan tekstil sektöründe iş hayatına başladı. Kısa bir süre sonra babasından ayrılarak kendi işini kurdu. 1984 yılında İtalyanlarla ortaklığa girerek dokuma, tekstil, örgü, boya ve konfeksiyon alanında yatırımlarda bulundu. Şu anda Chambre de Commerce de Cote D'Azur'un en yüksek vergi veren ilk beş üyesi arasında bulunuyor. Türkiye'de Bursa'daki fabrikası 20.000m2 kapalı alan üzerine kurulu ve 1.200 çalışanı var. Bu fabrikada Kappa, Nike, Next, Lacoste, Fila, Adidas, Mavi Jeans için ihracata yönelik üretim yapılıyor. Özhan Canaydın, Galatasaray Klubü Başkanı olması dolayısıyla tüm işlerini profesyonel yöneticilere devretmiştir. Galatasaray Kulubü'nde de yöneticilik görevlerinde bulunan Canaydın, Ali Tanrıyar, Alp Yalman ve Faruk Süren yönetimlerinde çeşitli görevlerde bulunmuştur. Galatasaray Spor Kulübü başkanlığını yürütürken aynı zamanda bir dönem de Türkiye Kulüpler Birliği başkanlığı yapmış olan ve Türk Sporunda fair play anlayışının en büyük temsilcilerinden biri olmuş olan Canaydın, 2 yıldır Pankreas kanseri nedeniyle tedavi görmekte iken durumu ağırlaşmış ve son olarak 22 Mart 2010 Pazartesi saat 23:35 civarı, tedavi gördüğü Bursa Acıbadem Hastanesi'nde hayata gözlerini yummuştur. Özhan Canaydın 23 Mart günü Bursa’da binlerce kişinin katıldığı törenle toprağa verildi. Yakalandığı hastalığa yenik düşen 67 yaşındaki Canaydın’ın cenazesi vasiyeti üzerine Organize Sanayi Bölgesi’ndeki fabrikası ’Biesseci Bursa Tekstil Tesisleri’ne getirilerek, işçilerinden helâllik istendi. Buradaki camiide kılınan namazın ardından Canaydın, Hamitler Mezarlığı’nda babasının kabrinin yanına defnedildi "Centilmen Başkan" olarak da tanınan özhan Canaydın, Galatasaray'ın 6 Kasım 2002'de ezeli rakibi Fenerbahçe'ye 6-0 mağlup olduğu maçta, sarı kırmızılı ekibin yediği bir golden sonra rakip kulüp başkanının elini sıkarak alkışlamasının ardından Fair-Play ödülüne layık görüldü.

12 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör