• HaberciGazete

Samih Rıfat, Muharrem Ertaş, Rasim Kaygusuz, Burhan Arpad



Bugün 3 Aralık. Samih Rıfat, Muharrem Ertaş, Rasim Kaygusuz ve Burhan Arpad'ın ölüm yıldönümleri.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla anıyoruz.

Samih Rıfat kimdir?



Mustafa Sâmih Rifat 1784'te İstanbul’da doğdu. Babası askerî kaymakamlardan Hasan Rifat Bey, annesi Ayşe Hanım’dır. Bestekâr Ali Rifat Çağatay ve Yahudilik tarihine dair eserleriyle tanınan Cevat Rifat Atilhan’ın kardeşidir. Garip akımı temsilcilerinden Oktay Rifat ise (Horozcu) oğludur. Önce babasından özel dersler aldı; daha sonra Kocamustafapaşa Askerî Rüşdiyesi ile Dârüttedrîs’e devam etti, ancak sağlığı elvermediği için bu okulları bitiremedi. Bir süre Denizlili müderris Şâkir Efendi’den Arapça, Camcızâde Rızâ Efendi’den Farsça okudu, ayrıca kendi çabasıyla Fransızca öğrendi.

1892’de Kantar İdaresi’nde memur olarak çalışmaya başladı, 1894’te Şehremaneti Muhasebesi’nde görev aldı. 1897’de evlendi; bir süre sonra eşinin vefat etmesi üzerine Enver Celâleddin Paşa’nın kızı Münevver Hanım’la ikinci evliliğini yaptı. 1899’da Dahiliye Nezâreti Matbuat Kalemi’ne girdi. 1905’te Tesrî-i Muâmelât mümeyyizi tayin edildi. 1908’de Dahiliye Mektûbî Kalemi mümeyyizliğine getirildi, aynı zamanda Mercan İdâdîsi’nde edebiyat dersleri vermeye başladı. II. Meşrutiyet’in ardından Biga mutasarrıflığına gönderildi. Daha sonra Konya (1912), Trabzon (1913), Erzurum (1914) valiliğine getirildi; bu sonuncu görevine gitmeyince bir yıl boşta kaldı. 1915’te ikinci defa Konya valiliğine tayin edildi. Talat Paşa’nın nâzırlığı sırasında Dahiliye Nezâreti’ne müsteşar oldu.

Millî Mücadele’nin başlaması üzerine Hareket Ordusu kumandanı Hüseyin Hüsnü Paşa ile birlikte Anadolu’ya geçerek çeşitli cephelerde dolaştı ve yaptığı konuşmalarla askere moral verdi. Bu arada Ankara’da çıkmakta olan Hâkimiyet-i Milliye ve Yenigün gazetelerinde millî meseleler hakkında makaleler yayımladı. 1921’de Garp cephesini ziyaret edip İnönü mevkiinde savaşan askerlere bir konuşma yaptı ve yaptığı diğer konuşmalarla Millî Mücadele’nin tanınmış hatipleri arasında yer aldı. Aynı yıl Maarif Vekâleti Telif ve Tercüme Heyeti’ne üye ve ardından başkan tayin edildi; daha sonra da vekâlet müsteşarı oldu. II (1923-1927) ve III. (1927-1931) dönem Çanakkale milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girdi. Daha çok Türk tarihi ve Türk diliyle meşgul oldu. Atatürk’ün arzusuna rağmen, 1931’de kurulan Türk Tarihi Tedkik Cemiyeti’nin çalışmalarına katılamadı. 2-11 Temmuz 1932’de İstanbul’da toplanan I. Türk Tarih Kongresi’nde başkan vekili oldu ve ağır hasta olmasına rağmen burada bir bildiri sundu. Temmuz 1932’de kurulan Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin başkanlığına getirildi. 29 Eylül - 6 Ekim 1932 tarihlerinde İstanbul’da Dolmabahçe Sarayı’nda toplanan I. Türk Dili Kurultayı’na ancak sedye üzerinde katılabildi.

3 Aralık 1932’de Ankara’da öldü, kabri Cebeci Mezarlığı’ndadır.

Babasının da şair olması dolayısıyla küçük yaştan itibaren divan şiirine ilgi duyan Sâmih Rifat 1890’lı yıllardan itibaren eski şiir anlayışını sürdüren Eşref Paşa, Üsküdarlı Hakkı Bey, Muallim Nâci ve Yenişehirli Avni Bey’in tesiri altında klasik tarzda şiirler yazmaya başlamıştır. Fuzûlî’ye nazîre olarak kaleme aldığı ilk şiirleri Hazîne-i Fünûn’da yayımlanmış (1893), İkdam gazetesinde sekreterlik yaparken edebiyat dünyasından yeni arkadaşlar edinmiştir. 1896’da İsmâil Safâ’nın bırakması üzerine haftalık Maârif dergisinin yayımını 27. sayıdan itibaren üstlenmiştir. 1897’den sonra özellikle Recâizâde Ekrem ve Abdülhak Hâmid gibi yeni tarz şiir anlayışını savunanların etkisi altında yeni şiire yönelen Sâmih Rifat bu tarihten sonra manzum ve mensur eserlerini Mekteb, Maârif ve Terakkî dergilerinde yayımlamayı sürdürmüştür. Ayrıca Resimli Gazete, Sabah, İkdam ve İrtikā gibi yayın organlarında yazıları çıkıyordu. Bir ara Sabah gazetesinin başyazarlığını yapmış, burada Rauf Yektâ Bey ile klasik Türk mûsikisi üzerine bir tartışmaya girişmiş, Servet-i Fünûncular’a yöneltilen meşhur “dekadanlık” tartışmasına katılmıştır. II. Meşrutiyet’in ilânı üzerine İttifak adlı bir gazete çıkarmıştır. 1918’den itibaren Celâl Nuri’nin (İleri) yayımlamakta olduğu Âtî gazetesiyle Muhibbân ve Edebiyyât-ı Umûmiyye Mecmuası’nda yazılar yazmış, burada Süleyman Nazif ve Rıza Tevfik’le tarihî ve fikrî meselelerle ilgili uzun tartışmalara girişmiştir.

II. Meşrutiyet’ten önce klasik tarzda oldukça etkili Bektaşî nefesleri yazan Sâmih Rifat, Mütareke yıllarında “Akdeniz Kıyılarında” (“Yaslı gittim şen geldim”), 1919’da Aydın’ın Yunan ordusu tarafından işgali üzerine “Güzel Aydın”, “Ya İstiklâl ya Ölüm!”, “Asker Koşması” ve “İnönü Kapılarında” gibi millî duyguları terennüm eden sade dille şiirler kaleme almıştır. Ölümü üzerine Sadettin Nüzhet Ergun tarafından hakkında yazılan eserde basıma hazır durumda “Nâdim” adlı bir roman denemesiyle “Selâm Nedir”, “Türk Parkları”, “Osmanlılar’da Din Telakkileri”, “Tarihten Evvelki Devirlerin Tedkikinde Müracaat Olunacak Menbalar”, “Milliyet Düsturları”, “Dîvânü lugāti’t-Türk Tercümesi” (I. cilt) ve “Türk Lugatı” gibi çalışmalarından bahsedilmekle beraber bugüne kadar bunların hiçbiri yayımlanmamıştır. Sadettin Nüzhet’in eserine alınan şiirleri ise “Divan Edebiyatı”, “Bektaşî Edebiyatı”, “Teceddüt Edebiyatı”, “Millî Edebiyat” ve “Vatanî Şiirler” başlıkları altında toplanmıştır.

Sâmih Rifat’ın şiirleri arasında özellikle Yahya Kemal’in (Beyatlı) “İthaf” şiirine ilham kaynağı olan, “Hezâran per açıp reng ü ziyâdan” mısraıyla başlayan, yayımlandığı zaman büyük ilgi gören, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Alevî ilhamın son şaheserlerinden” dediği nefesi, şairin kendisi tarafından devr-i hindî usulünde ve hüzzam makamında bestelenmiştir. İyi bir tamburî olan Sâmih Rifat’ın ayrıca güftesi kendisine ait, “Nedir sende ey dil bu dâğ-ı elem?” mısraıyla başlayan rast, “Ezelden âşıkım ben Muhammed Mustafâ’ya” mısraıyla başlayan uşşak nefesleri de bestekârlıktaki yeteneğinin göstergelerindendir.

Yayımlanmış eserleri şunlardır: Nefâyisü’l-enfâs (İstanbul 1904, çok az sayıdaki nefesini bir araya getirdiği, sadece sekiz adet basılan şiir kitapçığı); Türkçe’de Tasrîf-i Hurûf Kanunları ve Tekellümün Menşei (Ankara 1926, bir rapor şeklinde hazırlanmış olup yayımlandığı zaman oldukça ağır eleştirilere uğramıştır); Halkiyat (İstanbul 1927, ancak iki forması basılabilmiştir); Şarkın Masal Anaları (Ankara 1927).

Muharrem Ertaş kimdir?



Abdallık geleneğinin ve Bozlak türünün en önemli isimlerinden olan Muharrem Ertaş, 1913’te Yağmurlubüyükoba’da dünyaya geldi. Halk müziğine söz ve saz açısından büyük katkılar sağlayan Muharrem Ertaş, 3 Aralık 1984’te Kırşehir’de hayatını kaybetti.

Ailesi Abdallar diyarı Aksaray Ala Kilise'den gelip, Kırşehir ili Yağmurlubüyükoba köyüne yerleşmiş, Muharrem Ertaş bu köyde doğmuştur. İlk saz hocaları dayıları Bulduk Usta ve Yusuf Usta'dır. Babasının adı Zurnacı Kara Ahmet'tir.

Henüz küçük bir çocukken köylerde sünnet ve düğün törenlerinde, bayramlarda saz çalarak dolaşmaya başladı. Orta Anadolu geleneksel halk müziğinden geniş bir repertuvarı vardı.

Bozlakların yanı sıra halay türünün de örneklerini çalıp söyledi; Karacaoğlan, Şeyh Galip, Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu'nun deyişlerini seslendirdi. Bazen de “Usandım şu yalan dünyadan Aydost” çığırmasında olduğu gibi dinsel içerikli türküler söylemiştir.

Ses genişliği, rengi ve tınısının yanı sıra, gırtlak nağmeleri, çarpma, titretme ve trilleri, kendine has ses kullanma teknikleri ve bütün bunların yanı sıra kullandığı yiğitçe eda ile Muharrem Ertaş, gelmiş geçmiş en büyük bozlak okuyucusu olarak kabul edilir.

Oğlu Neşet Ertaş, babasından aldığı eğitimle son yüzyılın en büyük ozanlarından biri olmuş ve Türk halk müziğinde bir ekol olarak kabul edilmiştir. Neşet Ertaş ise babası hakkında yaptığı her söyleşide “Muharrem usta” diye hitapta bulunur.

Muharrem Ertaş'ın mezar taşında şu sözler yer alır: İşte geldim, işte gittim. Güz çiçeği gibi bittim. Yalan dünyada ne iş tuttum. Ömrüceğim geçti, gitti.

ALBÜMLERİ

  • Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri

  • Ela Gözlerini Sevdiğim Dilber

  • Gönül Ne Gezersin

  • Ağ Ellerin Sala Sala Gelen Yar

  • Mezar Arasında

  • Yağmur Yağdı Yine Bulandı Hava

  • Giderim Giderim

  • Kova Kova İndirdiler Yazıya

  • Ağ Odana Kara Taban Yatırdım

  • Bana Gül Diyorlar

  • Eğil Dağlar

  • Şu Yalan Dünyadan Usandım

  • Aldı Dert Beni

  • Biter Kırşehir'in Gülleri

  • Başımda Altın Tacım

  • Yeni Geldim Dinek Dağı

  • Deniz Dalgasız Olmaz

  • Kırat Bozlağı

  • Kısmet Kalktı

  • Şu Dağlar Ulu Dağlar

  • Tor Şahin Misali

  • Bülbül

  • Aşağıdan Kalktı

  • Yâ Rab Kime Yalvarayım

  • Bâd-ı Sabâ

  • Karanfil Suyu Neyler

  • Neyleyim Yalan Dünya

  • Evlerinin Önü Marul

  • Yüklendi Bahranım Çekildi Göçüm

  • Seher Vakti Bülbül Öter Ekseri

  • "İşte geldim İşte geldim"

  • "Sebep"

  • "Bu Yıl Bu Dagları Karı Erimez"

  • "Taze Haber Gelmiş Doatun Elinden"

  • "Küsmedim Neşed'im"

Rasim Kaygusuz kimdir?

“Cin Ali’nin Babası” Öğretmen Rasim Kaygusuz, 1926 yılında Ankara’nın Ayaş ilçesine bağlı Yenikayı Köyü’nde doğdu. Çanakkale Savaşı’nda şehit olan dayısının adı verildi.Üç yaşındayken annesini kaybeden Kaygusuz ve kardeşlerine babasının ikinci eşi annelik yaptı.1944’te Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nü, 1956’da Gazi Eğitim Fakültesi Pedagoji Bölümü’nü bitirdi. Köyünün ilkokulunda öğretmenlik yapmaya başladığında henüz 18 yaşındaydı. Öğrencilerine sadece okuma yazma öğretmiyor; aynı zamanda tarımı, marangozluğu, elektrik teknisyenliğini, duvar yapmayı, su tesisatı döşemeyi de öğretiyor, onlara yaşamda ayakta kalmayı gösteriyordu.Kendisi gibi çalışkan, mesleğine âşık ve Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği bir öğretmen olan ve ileride eşi olacak Remziye Alişan’la, Zirkayı Köyü’ndeki Yetiştirme Yurdu’nda çalışırken tanıştı.En çok birinci sınıf öğretmenliği yapmayı seven Rasim Kaygusuz, öğrencilerine okuma-yazma öğretmekten büyük keyif alıyordu. Birinci sınıflara 17 yıl boyunca öğretmenlik yapmasının ardından, çocukların okumayı öğrenmesine yardımcı olacak bir kitap yazmaya karar verdi ve bir süre sonra, hazırladığı kitap taslağını ilk olarak eşi Remziye Hanım’a ve kızları Nesrin ile Nevin’e okuttu.Kitabın adını Cin Ali koymuştu. İlk kitap en basit öyküleri içeriyor, iki-üç harflik sözcüklerden ve kısa hecelerden oluşuyordu.Cin Ali kitapları, Rasim Kaygusuz’un daha önce tasarlayıp hazırladığı Çözümlü Alfabe, Oyunla Okuma Öğretimi, Resimli ve Hareketli Fişler, Çarpma ve Sayma Öğretimi gibi çalışmalarını tamamlayan çok başarılı bir seri haline geldi. Çok sevilen ve kısa sürede benimsenen Cin Ali kitapları, Türkiye’nin her köşesine erişmeyi başaran nadir eserlerden biri oldu; televizyon ve gazetenin bile erişemediği uzak köylerde bile Cin Ali okunuyordu. Bu sırada Rasim Kaygusuz hem öğretmenlik mesleğini sürdürüyor, hem de kitapları tanıtmak için okulları dolaşıyordu. O artık “Cin Ali’nin Babası” olarak biliniyor, gittiği okullarda da böyle karşılanıyordu. Siparişleri hazırlamak, postaya vermek ve hesapları kontrol etmek gibi işleri yürüten eşi Remziye Hanım, Rasim Öğretmen’in en büyük yardımcısı oldu. Rasim Öğretmen, görev süresini doldurunca emekli oldu. Cin Ali Yayınları artık Ulus’taki adresindeydi. Yayınevi aynı zamanda bir okul gibiydi. Rasim Öğretmen, Türkiye’nin her tarafından gelen öğretmenlere, okuma ve yazma öğretiminde daha başarılı olmanın yollarını öğretiyordu. 3 Aralık 1988’de aramızdan ayrıldığında, geride Cin Ali ile büyümüş milyonlarca çocuk vardı.

Burhan Arpad kimdir?


  • Ahmet Hisarlı ve Birisi imzalarını da kullandı. 19 Mayıs 1910'da Mudanya'da doğdu. İstanbul Ticaret Okulnu bitirdi (1927). Tekel Tütün Fabrikası muhasebe servisinde ve özel şirketlerde memurluk yaptı (1928-1942). Birisi takma adıyla Servetifünun, Uyanış dergisinde çıkan (1936) ilk öykü ve yazılarından sonra İnanç, Yurt ve Dünya, Adımlar, Yığın, Yürüyüş (1936-1940); Yeditepe, Türk Dili (1950-1971) dergi ve gazetelerinde yazdı.Salâh Birsel, İhsan Devrim'le birlikte ABC kitap evi'ni (1943), daha sonra Arpad Yayınevi'ni kurdu (1955-1946). Memleket, Hürriyet, Vatan gazetelerinde çalıştı (1947-1952), Vatan'da fıkra yazarlığı yaptı (1957-1962).Gazete yazılarına bir süre ara verdikten sonra Cumhuriyette haftada bir köşe yazısı yazdı (1970-1992). Son yazılarında çoğunlukla İstanbul'un sorunlarına değindi. Saptadığı aksaklıkları sıraladı. Eski İstanbul kesitleri çizdi.Öykü ve romanlarında toplumcu gerçekçi açıdan olayları ve kişileri ele alan Arpad, Almanca'dan yaptığı çevirilerle de edebiyat ve kültür dünyamıza katkılar sağladı. Bu yazarlardan başlıcaları şunlar: Erich Maria Remarque, Antoin de Saint Exupery, Anna Seghers, Dimitır Dimov, Karmen Kalçef, Thomas Mann, Stefan Zweig.Alman ve Avusturya edebiyatları üzerine iki antoloji ve bir edebiyat tarihi yayımladı. 1963 Türk Dil Kurumu Ödülü'nü, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, 1988 Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü'nü aldı. Ölümünden sonra oğlu Ahmet Arpad tarafından yeni kitapları yayımlandı. Burhan Arpad'ın Eserleri Öykü:

  • Şehir 9 Tablo (1940),

  • Dolayısıyla (1955),

  • Son Perde (Naşit'in yaşam öyküsü, 1961),

  • Taşı Toprağı Altın (1966).

Öteki kitapları:

  • Tunadan Şimale Avrupa (gezi notları, 1953),

  • Perde Arkası (1924-1927 yıllarındaki İstanbul tiyatroları üzerine yazılar, 1962),

  • Uçuş Günlüğü (1959),

  • İlk Gece (tiyatro eleştirileri, 1962),

  • Gezi Günlüğü (1962, Türk Dil Kurumu Deneme, Eleştiri, Gezi Ödülü, 1963),

  • Avusturya Yol Yazıları (1963),

  • Operet 8 Tablo (tiyatro öyküleri, 1964),

  • Oyun 6 Tablo (tiyatro öyküleri, 1966),

  • Alnımdaki Bıçak Yarası (roman, 1968),

  • Direklerarası (Son Perde'ye tiyatro yazıları eklenerek, 1974),

  • Yeditepe Olayları (1974),

  • Hesaplaşma (anılar, 1976),

  • Yok Edilen İstanbul: Gözlemler Belgeler Anılar (1983),

  • Bir İstanbul Var İdi (haz. Ahmet Arpad, 2000),

  • Türk Tiyatrosundan Anılar (haz. Ahmet Arpad, 2001).


3 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör