top of page
  • Yazarın fotoğrafıHaberciGazete

Türkan Saylan, Erol Keskin, Özlem Sarıkaya,Doğan Babacan, Zafer Cilasun, Çetin Alp, Fuat Sirmen...



Bugün 18 Mayıs. Türkan Saylan, Erol Keskin, Doğan Babacan, Zafer Cilasun, Çetin Alp, Fuat Sirmen, Hamid Aytaç, Nasuh Akar, Muzaffer Özpınar ve Özlem Sarıkaya'nın ölüm yıldönümü.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla, sevgiyle anıyoruz.


Prof. Dr. Türkân Saylan kimdir?





Türkan Saylan 13 Aralık 1935 İstanbul doğumlu tıp doktoru, eğitimci, yazar ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği eski genel başkanıdır. Türkan Saylan sırayla Kandilli İlkokulu, Kandilli Kız Lisesi ve İstanbul Tıp Fakültesi'nde eğitim görmüştür. 1963 yılında İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olan Türkan Saylan 1964 yılında SSK Nişantaşı Hastanesi’nde Deri ve Zührevi Hastalıklar uzmanı oldu ve 1968 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başasistanı görevine başladı. 1971 yılında İngiltere'de eğitim gören ve 1974'te Fransa'da ve 1976 yılında İngiltere'de çalışmalar yapan Türkan Saylan 1972 yılında doçentlik ve 1977 yılında profesörlük ünvanın aldı. Türkan Saylan 1982 ve 1987 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Ananbilim Dalı Başkanlığı'nı ve 1981 ve 2001 yılları arasında da İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Lepra Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü görevlerini yürüttü. 1990 yılında kurulan İstanbul Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi'nin oluşumunda büyük rol oynadı. Dermatoloji Kliniği'nde öğretim görevlisi olarak 2002 yılının sonuna kadar görev alan Türkan Saylan 13 Aralık 2002 tarihinde emekliye ayrıldı.



Türkan Saylan'ın yaptığı çalışmalar

1976'da cüzzamla ilgili çalışmalarını başlatan ve Cüzzamla Savaş Derneği ve Vakfı'nı kuran Türkan Saylan, 1986 yılında Hindistan'da Uluslararası Gandhi Ödülü'ne layık görüldü. Saylan ayrıca Dünya Sağlık Örgütü'ne cüzzam konusunda danışmanlık da yaptı.

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Türkan Saylan'ı 31 Mart 2000'de Sosyal Hizmetler Danışma Kurulu üyeliğine seçti. 10. cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkan Saylan'ı YÖK üyesi olarak seçti ve bu görevi Mart 2007'ye kadar yürüttü. Türkan Saylan'ın tıp, sosyal ve siyasal içerikli toplamda 440 yayını bulunmaktadır. Kurucularından olduğu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği 2010 yılından bu yana her yıl kendisi adına bilim ve sanat ödülü veriyor.


Saylan, bir Cumhuriyet Mitingi öncesinde Alaettin Bahçekapılı ile birlikte...

Türkan Saylan ne zaman hayatını kaybetti?

1957 yılında evlenen Türkan Saylan'ın 2 oğlu vardır. Yaşamının son 17 yılında meme kanseri ile mücadele eden Türkan Saylan 18 Mayıs 2009 tarihinde yaşama gözlerini yumdu.




Türkan Saylan'ın aldığı ödüller

“Atatürk İlke ve Devrimleri Ödülü” İstanbul Üniversitesi (1996), “Ülkemizde Yılın Kadını Ödülü” (1990), “Melvin Jones Ödülü” (1991), “Atatürkçü Düşünceye Hizmet Ödülü” İncirli Lions (1996), “Kuvayi Milliye Ödülü” Haliç Rotary (1997), “Fahrettin Kerim Gökay Ödülü” Türk Lions Vakfı (1997), “Türkiye Ziraatçiler Birliği Dayanışma Ödülü” (1998), “75. Yıl Ödülü” Türk Kadınlar Birliği Şişli Şb. (1998), “Uğur Mumcu – Muammer Aksoy Ödülü” ADD İstanbul Şubesi (1999), “Rıfat Ilgaz Kültür Merkezi Onur” Ödülü” (2000), İtalya “Foyer des Artistes Kurumu Ödülü” (2001), Cüzzamlı Hastalara verdiği uzun süreli hizmet ve getirdiği bakış açısı nedeniyle “Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği 2001 Yılı Ödülü”, “Atatürk Ödülü” Amerika / Atatürk Topluluğu (2001), “Sanat Kurumu Onur Ödülü” (2002), “Atatürk / Çağdaşlık Ödülü” Dünya Atatürkçü Kuruluşları (10 Kasım 2003), “Üstün Hizmet Ödülü” Yıldız Teknik Üniversitesi (2004), Eğitime yaptığı katkılar nedeniyle “Eğitim Ödülü” TED Koleji, “Kendinden önce hizmet” ilkesine örnek davranışı nedeniyle “100. Yıl Mesleki Başarı Ödülü” Rotary Kulübü, “İnsan Hakları Ödülü” İzmir Karşıyaka Belediyesi (2004), “Türkiye'nin En İyi Eğitimcisi” Ödülü – Tempo Dergisi (2004), Kültür Üniversitesi'nin İstanbul genelindeki üniversitelerin öğrenci ve öğretim üyeleri arasında yaptığı anket sonucunda “Yılın En Yürekli Kadını Ödülü” (2004) , “Puduhepa Ödülü” – Adana Kütür Sanat Derneği (2005), “Meslek Hizmetleri Ödülü” Ankara Emek Rotary Kulübü (Ekim 2005), “Toplumsal Barış Ödülü” Barış Radyo, “İnsan Hakları, Demokrasi, Barış ve Dayanışma Ödülü” SODEV Sosyal Demokrasi Vakfı (2005), “İyi Kalpli Ol Ödülü” Türk Kalp Vakfı (2006), “Yılın Başarılı İş Kadınları Ödülü” Dünya Gazetesi (2006), “ÇEK Eğitim Ödülü”, Çağdaş Eğitim Kooperatifi (2006), Vehbi Koç Ödülü (2009). Kabataşlılar Derneği Ahmet Taner Kışlalı ” Aydın İnsan” Onur Ödülü (2009)

Erol Keskin kimdir?



3 Kasım 1931'de dünyaya geldi. Türk oyuncu, yönetmen ve senarist olan Keskin Şehir Tiyatroları oyuncusu olup, sanatçı Suna Keskin'in eşidir. Yaş haddi nedeniyle emekli olmuştur. Çeşitli sinema filmleri ve dizilerde rol almış, birçok oyun ve filmde yönetmenlik yapmış ve belgesel çekimleri gerçekleştirmiştir.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrolarında genel sanat yönetmenliği de yapmış olan Erol Keskin, 1966 ve 1967 yıllarında Antalya Altın Portakal Film Festivali en iyi senaryo ödüllerinin; 2001'de 20. İstanbul Film Festivali, 12. Orhan Arıburnu Ödülleri ve 23. Siyad Türk Sineması Ödüllerinde en iyi erkek oyuncu ödüllerinin sahibidir.

Bunların yanında 2004 yılında 8. Afife Tiyatro Ödüllerinde yılın en başarılı erkek oyuncusu seçilmiştir. 2013'te ise 17. Afife Tiyatro Ödülleri kapsamında Muhsin Ertuğrul Özel Ödülüne layık görülmüştür.

EROL BENİM KONSERVATUARIM

1.5 yıl önce Hülya Koçyiğit'in "Film gibi Hayatlar" programına konuk olan Suna Keskin, eşi Erol Keskin'i böyle anlatmıştı: “Benim konservatuvarım Erol Keskin’dir. Ondan çok şey öğrendim. Tiyatroya ve hayata dair. Gerçekten ‘keşke’ diyorum. Bütün anlattıklarını, alsaymışım teybe ya da banta. Maalesef koşturmaktan ve çalışmaktan yapamadım”


Doğan Babacan kimdir?



5 Nisan 1930 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. babası Hamdi Babacan, annesi Fatma Belkıs Babacandır. Beyoğlu Lisesi’nde okudu. Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. Umum Müdürlüğü’nde memur olarak görev yaptı.

1946'da Beşiktaş Genç Takımı’nda futbola başladı. Doğan Babacan, 1954 yılında sakatlanınca futbolu bıraktı ve 1955 yılında hakemliğe başlayana kadar Beyoğluspor, Karşıyaka, Kasımpaşaspor, Emniyet ve Hacettepe kulüplerinde futbol oynadı. 1964’te ilk milli müsabakasını yönetti. 1969 yılında FIFA kokartını taktı.

1952'de askere gitti. Kasım 1953’te terhis oldu. 1954 yılında dizinden sakatlandığında futbolu bırakınca Yapı Kredi Bankası’na memur olarak girdi. 1960 yılına kadar muhasebe şefi olarak görev yaptı. Ayrıldıktan sonra Mahalle arkadaşlarının kurduğu hastane malzemeleri satan ‘Doktor Şerafettin ve Ortdür oldu.Daha sonra Elmadağ’da bir benzin istasyonu sahibi oldu.

Münih 1972 Olimpiyat Oyunlarında ve 1974 FIFA Dünya Kupası’nda Hakem olarak görev aldı. 1974 FIFA Dünya Kupası Batı Almanya–Şili maçında Şili’li futbolcuya gösterdiği kırmızı kartla FIFA Dünya Kupası tarihinin ilk kırmızı kart gösteren hakemi oldu.

Tarih 14 Haziran 1974′ü gösteriyordu… Babacan, Batı Almanya’da düzenlenen kupada, ev sahibi takımın Şili ile oynadığı maçta Dünya Kupaları’ndaki ilk kırmızı kartı gösterdi. Berlin‘de 110.000 kişinin önünde Alman oyuncu Berti Vogts’a sert giren Şilili Carlos Caszely’yi soğukkanlı bir şekilde oyundan atarak hem hafızalara kazındı hem de tarihe geçti. O maç aylarca Alman ve Avrupa televizyonlarına konu oldu. Dünya Kupası’nda sarı ve kırmızı kart uygulaması ilk kez 1970 Meksika‘da başlamıştı. Ancak o turnuvada kırmızı kart gören oyuncu olmamıştı.

1978'de hakemliği bırakmadan önce 10 sene FIFA kokartlı hakem olarak görev yaptı. En son 1978 yılında Fenerbahçe ve Trabzonspor‘un oynadığı Cumhurbaşkanlığı Kupa maçını yönettikten sonra hakemliği bıraktı.

Bu arada hakemliği bıraktıktan sonra Beşiktaş taraftarı olduğunu açıklayan Doğan Babacan, kariyerinde Siyah-Beyazlı takımın 20’ye yakın maçını yönetmişve Kara Kartal bu maçların sadece 2’sini kazanabilmiştir.

MHK ve Futbol Federasyonu eğitim kadrosunda görevlerde bulundu. Hakemlik üzerine 4 kitap yazmıştır. Merkez Hakem Kurulu’nda hakemlere kılavuzluk yapmıştır.

18 Mayıs 2018'de aramızdan ayrıldı.


Zafer Cilasun kimdir?



1939 yılında Mardin‘de doğmuştur. İlkokul, ortaokul ve liseyi Mardin’de okuduktan sonra Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesinden mezun oldu.


Ziraat Fakültesinde öğrenciyken Hava Meydanları’nda işe girmiş. Daha sonra mezun olduktan sonra Devlet Üretme Çiftliğinde çalışmaya başladı.

Zafer Cilasun, 1963 yılında TRT‘nin açtığı spikerlik sınavına girdi ve sınavı kazanarak Ankara Radyosu‘nda haber spikeri olarak çalışmaya başladı. Her günkü Meclis Saati programı ile Ankara Radyosu’ndan sesini duyurmaya başladı. Daha sonraları da Ankara Televizyonu’nun kuruluş aşamasında baş spiker oldu.

31 Ocak 1968 tarihinde yayın hayatına başlayan TRT Ankara Televizyonu’nun haberlerini sunarak ilk Türk TV haber spikeri olarak tarihe geçti.

Zafer Cilasun’un, ilk sunduğu haber; Suudi Arabistan gezisinden dönen Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay‘ın Esenboğa Havalimanı’nda karşılanmasıyla ilgili haber idi.

Zafer Cilasun gündüzleri Devlet Üretme Çiftliği’nde ziraat mühendisi olarak çalışıp, akşamları da televizyonda haber spikerliği yapmakta idi.

12 Mart 1971 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay‘a bir muhtıra vererek hükûmetin istifaya zorlandığı dönemde doktor olan kardeşi Uğur Cilasun’un tutuklanma haberini de televizyonda okumak zorunda kalmıştı.

Zafer Cilasun, 1967 yılı Haziranında Fulten hanım ile evlendi ve Fulsen (Akarca) (d.1968) adında bir kızı vardı.


Zafer Cilasun, yıllık izinli olduğunda tiyatro toplulukların kadrosuna da katıldı. Lale Oraloğlu yönetimindeki tiyatro oyununda da rol aldı. Anadolu turnelerine katıldı.

Zafer Cilasun, 18 Mayıs 1976 tarihinde Ankara‘da 37 yaşında karaciğer şoku nedeniyle ölmüştür.


Çetin Alp kimdir?


Gerçek adı Çetin Küçükarslan olan Çetin Alp, 21 Haziran 1947 tarihinde Malatya’da doğmuştur. Çetin Alp ilk olarak Son Defa ve Çek Çek şarkıları ile ünlü olmuştu.

1983 yılında Almanya’nın Münih kentinde düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi Opera şarkısıyla temsil etmiştir. Bu yarışmada sıfır puanla sonuncu olmuştur.


Çetin Alp, müzikal kariyerine 1970’li yıllarda düzenlenen ‘Altın Ses‘ yarışmasında elde ettiği birincilikle başlamıştı. Yurdaer Doğulu ve Zekai Apaydın orkestralarıyla birlikte çalışmalar da yapan sanatçı, ‘Opera’ macerasının ardından Los Angeles’ta düzenlenen “Dünya Şarkıcı Yarışması”nda üçüncülük elde etti.

1990 yılında Bulgaristan’da yapılan Altın Orfe Müzik Festivalleri’nde de yarışmıştır. Bu yarışmada biribci olarak “Balkan Ödülünü” kazandı. Güçlü bariton bir sesi vardı. Çetin Alp son yılları Yenikapı’daki Gar Gazinosu’nda sahneye çıkarak yabancı turistler için yabancı kaynaklı şarkılar söyleyerek geçirdi.

Çetin Alp, birçok 45’lik yayımlamasına karşın tek bir stüdyo albümü bile çıkaramamıştı.

Çetin Alp, 18 Mayıs 2004 tarihinde evinde kalp krizi neticesinde 57 yaşında vefat etmiştir.


Fuat Sirmen kimdir?



Siyaset ve devlet adamı, milletvekili, TBMM başkanlarından (D. 1899, İstanbul – Ö. 1981, İstanbul). Tam adı Ali Fuat Sirmen’dir. İstanbul ve Roma üniversitelerinin hukuk fakültelerinden mezun oldu ve hukuk doktorası yaptı. Adliye müfettişliği, Ankara Cumhuriyet savcılığı görevlerinde bulundu. CHP Erzurum (1935-1939) ve Rize (1939-1950) milletvekili seçildi.

Aynı dönemlerde bakanlık görevlerinde de bulunan Fuat Sirmen; İktisat (1943-1946) ve Adalet bakanı (1948 -1950) oldu. Daha sonra Rize (1961-1965) ve İstanbul (1965-1969) milletvekili seçildi. 1.11.1961’de Millet Meclisi Başkanlığına seçildi ve bu görevini 22.10.1965'e kadar sürdürdü. 1965'te İstanbul'dan seçildiği milletvekilliğini 1969'a kadar yürüttü ve o tarihte siyaset hayatından ayrıldı. Zengin kitaplığını TBMM Kütüphanesine bağışladı.

Hamid Aytaç kimdir?



(1891-1982) XX. yüzyılın meşhur Türk hattatı.

O zamanki adı Âmid olan Diyarbakır’da doğdu. Asıl adı Şeyh Mûsâ Azmi’dir. Babası, Müstakimzâde’nin Tuhfe’sinde adı geçen hattat Âdem-i Âmidî’nin torunlarından Zülfikar Ağa, annesi Müntehâ Hanım’dır. Diyarbakır’da sıbyan mektebini, askerî rüşdiyeyi ve idâdîyi bitirdikten sonra 1908’de yüksek tahsil için İstanbul’a gitti. Bir yıl Mekteb-i Nüvvâb’a (1910’dan sonraki adıyla Mekteb-i Kudât) devam ettikten sonra sanata karşı kabiliyetini gören hocalarının tesiriyle Sanâyi-i Nefîse Mektebi’ne kaydoldu. Fakat babasının ölümü üzerine geçimini sağlamak için çalışmak zorunda kaldığından tahsilini tamamlayamadı. Haseki’de Gülşen-i Maârif Mektebi’nde hat ve resim hocası olarak çalışmaya başladı; bu arada özel şekilde matbaa işleriyle de uğraştı. Rüsûmat Matbaası, Mekteb-i Harbiyye Matbaası ve sonra da hocası Mehmed Nazif Efendi’nin vefatı üzerine tayin edildiği Erkân-ı Harbiyye-i Umûmiyye Matbaası’nda Mehmed Emin Efendi ile beraber hattat olarak çalıştı. Bir yıl kadar da Almanya’da haritacılık ihtisası yapan Mûsâ Azmi Bey, döndüğünde memuriyeti yanında geçim sıkıntısı sebebiyle Bâbıâli’de Hattat Hâmid Yazı Yurdu’nu açarak Hâmid müstear imzası ile piyasaya yazılar yazmaya başladı. Bir süre sonra da resmî görevinden ayrılıp kendini tamamen bu işe verdi. 1928 harf inkılâbından sonra atölyesini matbaa haline getirerek klişecilik, çinkografi, pantografi, mâmul maddeler için lüks etiket ve kartvizit basımı gibi işlerle meşgul oldu. Bunların yanı sıra hat ile de ilgisini kesmeyerek yurt içinden ve yurt dışından gelen özel istekleri karşılamaya devam etti. 1960 yılında Paşabahçe Cam Fabrikası’na girdi. Burada imal edilen cam eşya üzerine çeşitli yazılar yazdı. 1975’te emekliye ayrıldı; ömrünün geri kalan kısmını yazı yazmakla geçirdi. 19 Mayıs 1982’de vefat etti. Kabri Karacaahmet Mezarlığı’nda Şeyh Hamdullah’ın mezarının yakınındadır. Hamit Aytaç yazı sevgisini ve ilk yazı derslerini, yetişmesinde büyük rolü olan sıbyan mektebindeki hocası -sonradan Büyük Millet Meclisi’nin ilk dönem Diyarbakır mebusu olan- Mustafa Âkif (Tütenk) Bey’den aldı. Askerî rüşdiyede, aynı zamanda Ali Rızâ Bey ekolüne bağlı bir ressam olan Yüzbaşı Hilmi Bey’den sülüs, Vâhid Efendi’den de rik‘a meşketti. Bu iki sanatkârdan Romen ve Gotik yazılarını da öğrendi. Ayrıca Hoca Esad Efendi ile Kolağası Ahmed Hilmi Efendi’den de sülüs ve nesih dersleri aldı. Yazıya olan merakı sebebiyle mektepte bir yılını kaybedince babası yazıyla uğraşmasını menetti. Ancak Sultan II. Abdülhamid’in cülûs yıl dönümünde yazdığı bir tuğra sebebiyle aldığı ödül, tekrar yazıyla meşgul olmaya başlamasını sağladı. İdâdî yıllarında, Mustafa Râkım yolunda bir hattat olan akrabası Abdüsselâm Efendi’den sülüs ve celîsini ilerletti, şahsiyeti ve sanat anlayışı büyük ölçüde bu zatın etkisinde gelişti. İmam Said Efendi’den de istifade etti. Ayrıca resimle de ilgilenerek ressam Ali Rızâ Bey tarzında eserler verdi ve daha çok peyzaj ile meşgul oldu. İstanbul’a geldiğinde Gülşen-i Maârif’teki öğretmenliği sırasında mektebin müdürü Süreyyâ Bey vasıtası ile tanıştığı Hacı Nazif Bey’den celî sülüs, Reîsülhattâtîn Kâmil (Akdik) ile Neyzen Emin (Yazıcı) efendilerden sülüs ve nesih yazılarında faydalandı. Tuğrakeş İsmail Hakkı (Altunbezer) Bey’in yanında tuğra çekme tekniğini geliştirdi. Ta‘likte bir müddet Hulûsi (Yazgan) Efendi’ye devam ettiyse de daha çok Mehmed Esad Yesârî’nin yazı örneklerinin etkisinde kaldı ve onun yolunu benimsedi. 1916’ya kadar yazılarında “Şeyh Mûsâ Azmî”, “Mûsâ Azmî” veya sadece “Azmî”, bu tarihten sonra ise Diyarbakırlı oluşuna telmihen “Hâmidü’l-Âmidî” ya da yalnız “Hâmid” imzasını kullandı ve daha çok bununla tanındı. Celî sülüste Mustafa Râkım ve Sâmi efendiler yolunda mükemmel bir sanat çizgisi ortaya koydu. Yetmiş beş yıllık sanat hayatının en parlak devresi 1920-1965 yılları arasına rastlar. Bu sürede ve sonrasında sayısız eser veren ve hayatını hattatlıkla kazanan Hamit Aytaç’a, Türk sanatı ve kültürüne üç çeyrek asra varan hizmeti ve katkıları sebebiyle İstanbul’da 1982 yılında Aydınlar Ocağı Bilim ve Sanat Kurulu tarafından “Üstün Hizmet Armağanı” verildi. Hattat Hamit’in sanatını geliştirmede şahsî gayreti ve çabası ön planda gelir. O eski usulde bir hattatın yanında yetişmiş olmayıp daha çok hat otoriteleriyle mütalaa ve müzakerelerde bulunarak ve eski hattatların yazı örneklerini sabırla ve titizlikle inceleyerek ilerlemiş ve başta celî sülüs olmak üzere sülüs, nesih, celî, ta‘lik ve diğer yazı çeşitlerinde, hatta Latin yazılarında hemen hemen aynı kudrette kalem kullanan bir sanatkâr şahsiyetiyle kendisini sanat çevrelerine kabul ettirmiştir. Hamit Aytaç, İslâm yazı sanatlarına yön veren ve İslâm dünyasının dikkatlerini İstanbul üzerinde toplamayı başaran büyük Türk hattatlarının sonuncusudur. En önemli eserlerinden biri, satırlarda “Allah” lafızlarını alt alta getirerek, diğeri de Hasan Rızâ Efendi’nin mushaf-ı şerifini esas alarak yazdığı Kur’ân-ı Kerîm’lerdir. Bunların ilki 1974’te ve daha sonraki yıllarda İstanbul, Almanya ve Beyrut’ta, diğeri ise 1986 yılında İstanbul’da basılmıştır. Kur’an cüzü, en‘âm-ı şerif, Yâsîn-i şerif, dua ve evrâd mecmuası, elifbâ türünde yayımlanmış eserleri yanında, hilye, kıta, murakka‘ vb. levha boyutlarında sayısız eseri olup bunların pek çoğu Türk ve dünya koleksiyonlarına girmiştir. Eski harflerle yayımlanmış yüzlerce kitap, dergi, gazete ve mecmuanın kapak yazıları ile yeni harflerle neşredilmiş dinî ve edebî eserlerin Arapça metinlerinin pek çoğu onun kaleminden çıkmıştır. Son yazılarından oluşan Kırk Hadis, Abdülkadir Karahan’ın açıklamalarıyla birlikte Kültür Bakanlığı’nca bastırılmıştır (İstanbul 1977; Ankara 1985). Şişli ve Söğütlüçeşme camileri ile Sirkeci Hobyar Mescidi’ndeki yazıları, İstanbul Eyüp Camii’nin kubbe yazıları, Ankara Kocatepe Camii’nin mihrap üstü ve ana kubbe göbeği yazıları, Kasımpaşa Camii dış revakları üzerindeki Nebe’ sûresi, Kadıköy Moda, Kartal, Pendik, Paşabahçe, Fındıklı, Hacıküçük, Çanakkale Çan, Denizli Tavas camileri yazıları, mezar taşlarına hakkedilmiş hatları onun celî yazıdaki dehasını ve kudretini gösterir. Özellikle Şişli Camii kapısı üzerindeki celî sülüs aynalı istifi dünyaca ünlüdür. İstanbul Belediyesi Şehir Müzesi’nde 4603, 4604, 4605, 4626, 4651, 4658, 4661 numaralarda kayıtlı celî sülüs, celî ta‘lik ve celî divanî yazıları da onun en güzel eserlerindendir. İslâm Konferansı Teşkilâtı’na bağlı Milletlerarası İslâm Kültür Mirasını Koruma Komisyonu tarafından 1986 yılında İstanbul’da düzenlenen milletlerarası ilk hat müsabakasına onun adı verildi. Hayatının son yıllarında yurt içinde ve yurt dışında pek çok talebenin yetişmesine sebep olmuş ve icâzet vermiştir. Hattat Halim Özyazıcı ve Iraklı Hâşim Muhammed el-Bağdâdî kendisinden faydalananların başında gelir.

Nasuh Akar kimdir?



1923 yılında Yozgat’a bağlı Boğaz- lıyan ilçesinin Yiğitler köyünde doğdu. Anasının adı Ayşe, babasının adı İsmail’dir. 6 erkek, 1 kız kardeşin en büyüğüdür. Nasuh AKAR, Yiğitler köyünde yiğitliğiyle anılır, köyde akranları arasında kendisine karşı koyacak hiç kimse yoktu, her köy çocuğu gibi güreşe başladı, çevre köylerden kendisini yenen çıkmazdı. İlk öğrenimini Yiğitler köyünde tamamladıktan sonra 12 yaşında köyden ayrılan AKAR, orta ve lise tah­silini Eskişehir Devlet Demir Yolları Okulunda ta­mamladı, esas güreş çalışmalarına okulda başladı, okul sıralarında hem okuyor hem de güreş çalışma­larını sürdürüyordu. Sikletinde birinci olduktan sonra millî mayoyu giyerek Hamit KAPLAN’la birlikte İsveç uçağı ile İngiltere’ye gittiler. Orada birinci oldukları zaman; müsabaka­dan önce müsabaka yerinde 52 devletin bayrağının bulunduğu şeref direğinde en altta Yunan, onun üstünde Türk bayrağı ve en üsttede Rus bayrağı bu­lunurken, takım halinde birinci olunca şeref kürsüsünde Millî Marşımızı çaldırtarak şeref direğinin en üstüne Türk Bayrağını çektirmişlerdir. Zamanın Cumhurbaşkanı Sayın İsmet İNÖNÜ tarafından özel Türk uçağı ile İngiltere’den alınarak Türkiye’ye getirilmiştir. 1946-1949 Avrupa, Londra olimpiyatları ile 1951 Helsinki’de Dünya şampiyonluğunda Türkiye’yi tem­sil etti, 3 altın, 19 gümüş madalya kazandı, arka­daşları arasında lâkabı “Fıstık’’tı. Kıtalararası yaptığı müsabakalar ve elde ettiği so­nuçlar; 1 — 22-25 Ekim 1946 Stockholm Avrupa Serbest Güreş Şampiyonasında 57 kilo sikletinde gümüş ma­dalya aldı. 2 — 31 Temmuz-2 Ağustos 1948 Londra olipmiyat- Iarında57 kiloda sikletinde 15 güreşçi arasında olim­piyat şampiyonu oldu. 3 — 3-5 Haziran 1949 İstanbul Avrupa Serbest Güreş Şampiyonasında 57 kiloda sikletinde altın ma­dalya aldı. 4 — 26-29 Nisan 1951 Helsinki Dünya Serbest Güreş Şampiyonasında 57 kiloda sikletinde Dünya şampiyonu oldu. 5 — Nasuh AKAR, serbest güreşte Türkiye’mize “Dünya Şampiyonluğu” kazandıran ilk güreşçi ola­rak spor tarihine geçti. Kıtalararası yarışmalarda yaptığı 17 karşılaşmanın 9’unu tuşla, 7’sini sayı ile kazanan ve sadece 1 ye­nilgisi olan AKAR, 1952 yılında mindere veda etti. AKAR; ayakta kol kapar, yerde yan değil dikine künde atardı. 1966 Yılında Toledo’da serbest güreş millî takımımızı Nasuh AKAR ekip halinde “Dünya Şampiyonu” yapmıştır. 1983 yılında ölmüştür.


Muzaffer Özpınar kimdir?



(d. 20 Haziran 1941, İstanbul) - (ö. 18 Mayıs 2015, İstanbul), Klasik Türk müziği bestekârı ve tambur sanatçısı.


Özpınar, 20 Haziran 1941'de İstanbul'da doğdu. Bestelerini yaptığı "Dost Bildiklerim", "Neye Yarar Gelişin?", "Tanrım Beni Baştan Yarat" şarkıları ile ünlenmiştir. Özpınar, Zeki Müren'in Kahır Mektubu albümündeki tüm şarkıların bestekârı olup ve başta Zeki Müren olmak üzere birçok sanatçının sahne ve plak orkestrasının şefliğini yapmış, Müslüm Gürses, Kibariye ve Sibel Can gibi birçok ünlü eserlerini seslendirmiştir. 18 Mayıs 2015 tarihinde öldü.Naaşı, Yeniköy Mezarlığı'na defnedildi.

Özlem Sarıkaya kimdir?



21 Mart 1983’te İstanbul’da doğdu. Eğitimini İstanbul’da tamamlayan isim, İstanbul Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümünü birincilikle bitirdi. İlk olarak Habertürk’te ekranlara merhaba diyen isim, 4 yıllık görevinin ardından 2010 yılında NTV’ye transfer olmuştu. Bu televizyonda haber sunuculuğu yaparken 18 Mayıs 2022'de vefat etti.

129 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page