• HaberciGazete

Tanju Okan, Kemal Satır, Şevket Dağ, Kenan Hulusi Koray, Hayri Kozakçıoğlu, İbrahim Bodur, Akif Emre


Bugün 23 Mayıs. Tanju Okan, Kemal Satır, Şevket Dağ, Kenan Hulusi Koray, Hayri Kozakçıoğlu, İbrahim Bodur, Akif Emre ve Sami Soylu'nun ölüm yıldönümü.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla anıyoruz.


Tanju Okan kimdir?



27 Ağustos 1938 tarihinde Tire'de doğan Tanju Okan, ilköğrenimini Manisa'da, lise öğrenimini Balıkesir'de tamamladı. Müziğe ilgisi ailesinden gelen Okan'ın babası müzik öğretmeniyken, annesi de iyi keman çalmaktaydı. İlkokulda şarkı söylemeye başlayan Okan, lisede ve askerlikte de sahnelere çıktı. Daha sonra İtalya'da şan eğitimi alarak Türkiye'ye döndü. İlk önce 1961'de, Ankara'da profesyonel müzik hayatına başlasa da, bir yıl sonra İstanbul'a döndü.

İlk çalışmaları

1964'te Erol Büyükburç ve Tülay German ile beraber vokalistliğini yaptığı Milli Orkestra'yla Yugoslavya'da düzenlenen Balkan Müzik Festivali'ne katıldı. Burada dört parça söyleyen Okan, seyircilerden büyük bir ilgi gördü ve yarışmayı Türkiye kazandı. Bu yarışmada söylediği ilk şarkı olan "Kundurama Kum Doldu", Yugoslavya'da çıkan bir EP'de yayınlandı ve bu plak, Okan'ın piyasaya sürülen ilk çalışması oldu. 1965'te "Kundurama Kum Doldu" isimli ilk plağı Sahibinin Sesi firmasından yayımlandı. Aynı dönemde Türkiye'nin ilk futbol plaklarından biri olan "Maça Dolmuş"u yayınladı. 1967'de Frank Sinatra hiti "Strangers in the Night"ı Türkçe sözlerle yorumladığı "İki Yabancı" kırkbeşliğini çıkardı. Ancak bu plak, aynı eseri, aynı isim fakat farklı sözlerle yorumlayan Ajda Pekkan'ın gölgesinde kaldı. Bu sırada Nur Erbay'la hayatını birleştirdi, Tansu ismini verdikleri bir oğulları dünyaya geldi. Bu evlilik yaklaşık 8 ay sürdü.

Bu dönemde sinemayla da ilgilenen sanatçı, ilk olarak 1964 yılında Cüppeli Gelin adlı filmde beyaz perdede gözüktü. 1966 tarihli İçimdeki Alev sanatçının ilk baş rolü oldu. Aynı yıl Cüneyt Arkın ile oynadığı Fakir Bir Kız Sevdim filminde seslendirdiği "Deniz ve Mehtap" ile popülerliğini arttırdı.

1960'ların sonunda Türkiye'de plak yapmaya başlayan Fransız sanatçı Patricia Carli'nin dikkatini çeken sanatçı, Fransa'ya gidip Fransızca kayıtlar yaptı. Bu kayıtlardan ikisi (Le Sourire De Mon Amour ve S'il N'y Avait Que Toi Au Monde) 45'lik olarak Fransa'da yayınlandı. Ancak plağın yayınlanması sırasında yaşanan sıkıntılar, plak çıktıktan sonra da devam etti. Okan'ın yurt dışında tanıtımı için bir türlü adımlar atılamazken, sanatçının Türkçe plaklarının da büyük başarı kazanması nedeniyle Tanju Okan yurt dışı kariyerini başlamadan bitirdi ve müzik hayatına Türkiye'de devam etti.

Şöhret yılları

1970 yılında Georges Moustaki’nin “Le Métèque” parçasını Şükran Akannaç ve Nino Varon'un yazdığı Türkçe sözlerde "Hasret" adıyla yorumladı. Bu plak Tanju Okan'ı geniş kitlelere tanıtan bir eser oldu. Bu kırkbeşliğin ikinci yüzündeki "Ah Bir Zengin Olsam" da benzer bir başarıyı yakaladı. 1972 yılında Tuğrul Dağcı'nın yazdığı "Koy Koy Koy" ve Güzin Gürman'ın yazdığı "Öyle Sarhoş Olsam Ki" kırkbeşlikleriyle şöhretini perçinledi. 1973'te Philips için Nilüfer ve Modern Folk Üçlüsü ile "Arkadaş Dur Bekle / Kim Ayırdı Sevenleri" çalışmasını yayınladı. Bu sırada Carli ile bir kez daha çalışmaya karar veren Okan, ünlü şarkı "Samanyolu" bestesini Fransızca sözler ile Avrupa'ya açma projesine girişti. Ancak finansal sıkıntılardan dolayı Tanju Okan, Fransa'ya gidemedi. David-Alexander Winter'ın "Oh Lady Mary" adıyla okuduğu şarkı ise Avrupa'da birçok ülkede hit oldu.1974'te ise bu sefer Mehmet Teoman ile çalışan sanatçının çıkardığı "Kadınım" şarkısı, Okan'ın en çok satan kırkbeşliklerinden biri oldu.

Sanatçının 1970-1974 yılları arasında çıkardığı popüler şarkıların toplandığı Bütün Şarkılarım 1975'te piyasaya çıktı ve sanatçının ilk longplayi oldu. Aynı yıl çıkardığı ve düzenlemelerini Onno Tunç'un yaptığı iki kırkbeşlikteki şarkılar Tanju Okan'ın son hitleri oldu. Bunlardan Mehmet Yüzüak ve Rıfat Şanlıel bestesi olan "Kemancı", ötekisi ise Selami Şahin bestesi "Dostlarım"dı. "Benim en iyi dostum içkim, sigaram" sözleri ile bilinen "Dostlarım" şarkısını Tanju Okan, Selami Şahin'den özel olarak yapmasını istemişti. Aynı yıl Tanju Okan, "Kadınım" şarkısına ilham veren Zerrin Erdoğan ile evlenerek ikinci kez nikâh masasına oturmuş oldu. Bu evlilik 14 ay sürdü.

1980'ler ve 1990'lar

Okan, 1980'de son longplay'i olan ve Kent firmasından çıkan Yorgunum albümünü yayınlayarak 1980'lere giriş yaptı. Orijinal şarkılardan oluşan bu albümden sonra birkaç kez televizyon programlarına çıktıktan sonra arabeskin daha fazla ilgi görmeye başlamasıyla Urla'ya çekilen Okan, uzun süre yeni eserler üretmedi. 1989 Türkiye yerel seçimlerinde politikaya atılmaya karar veren Okan, önce Urla'da bağımsız adaylığını açıkladı. Daha sonra ise ANAP'a geçme kararı aldı. ANAP, Urla'da %30.76 ile ikinci parti olurken, Belediye Başkanlığı'nı SHP adayı Bülent Baratalı kazandı.

1990'ların başında Türk pop müziğinin tekrar ana akıma yerleşmesi ile müziğe geri dönen Okan, 1991'de uzun süreli bir sessizlikten sonra Emre Plak etiketi ile Kadınım / İyi Düşün albümünü çıkardı. Bu albümü bir sene sonra Nokta Müzik'ten çıkan Yıllar Sonra - Kırlangıç albümü izledi. 1995'te Marş Müzik'ten çıkan "İşte Tanju Okan" 95 son albümü oldu.

Son yılları

1990'lı yılların ortalarında Tanju Okan'a siroz teşhisi konuldu. 1995 yılının Aralık ayının sonlarına doğru kangren olma tehlikesi yaşayan sanatçının sol bacağı diz üzerinden kesildi. Yeni yılı hastanede geçiren sanatçı, Ocak ayının başında taburcu oldu. 26 Ocak 1996'da son kez sahne alan sanatçı, Urla'da düzenlenen bir gecede seyircilerin isteği üzerine "Kadınım" şarkısını söyledi. Ancak hastalığına rağmen sigarayı bırakamayan sanatçının durumu tekrar kötüleşti. 15 Nisan 1996'da Kültür Bakanlığı ve POPSAV, sanatçı için özel bir gece düzenledi ve Sezen Aksu, Barış Manço ve Cem Karaca gibi isimler Okan için sahne aldı. Bu konserden kısa bir süre sonra, 23 Mayıs 1996'da Tanju Okan hayatını kaybetti. Vasiyeti üzerine Urla'daki İskele Kabristanı'na gömüldü. Bu ilçede bir Tanju Okan Parkı ve Tanju Okan Heykeli bulunmaktadır. 1997'de 3. Kral TV Video Müzik Ödülleri'nde kazandığı Yekta Okur özel ödülünü adına oğlu aldı.


Kemal Satır kimdir?



Hekim, siyaset ve devlet adamı, milletvekili, bakan, başbakan yardımcısı, anı yazarı (D. 1911, Adana – Ö. 23 Mayıs 1991). Adana Lisesi'ni (1930) ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdi (1936). Adana'da serbest doktor olarak çalıştığı sırada CHP il örgütünde çeşitli görevler aldı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) saflarında siyasi hayatın başladı ve 1943'te Adana Milletvekili olarak TBMM'ye girdi. Parti müfet­tişliği (1943-45) yaptı, CHP Merkez Yönetim Kurulu üyesi (1946) oldu. 1949-50 yılları arasında Hükümette Ulaştırma Bakanı olarak görev aldı. 1957'de yine Adana’dan milletvekili seçildikten sonra, parti meclisi üyeliği ve ge­nel sekreter yardımcılığı (1957-60) yaptı. 27 Mayıs 1960 İhtilâli sonrasında Kurucular Meclisi üyeliğine seçildi.

Kemal Satır, 1961 seçimlerinde Elazığ’dan milletvekili seçildi ve 1962’de CHP Genel Sekreteri oldu. Üçüncü İnönü Koalisyon Hükümeti’nde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev aldı. 1965’te yapılan CHP Genel Kurulunda genel sekreterliğe Satır’ın yerine Bülent Ecevit seçildi. Aynı yıl yapılan seçimlerde Elazığ’dan, 1969 seçimlerinde Adana milletvekili seçildi. 1972'de İsmet İnönü'nün CHP genel başkanlığından ayrılmasına yol açan beşinci olağanüstü kurultaydan sonra Satır da CHP'den ayrıldı ve Cumhuriyetçi Parti (CP)'nin kurucuları arasında yer aldı ve bu partiye genel başkan oldu. Bu siyasi örgütün Güven Partisi ile birleşmesi sonucunda Cumhuriyet­çi Güven Partisi (CGP) adını alan partide genel başkan yardımcılığına getirildi.

Satır, 12 Mart 1971 Muhtırası’ndan sonra kurulan Ferit Melen Hükümeti’nde Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı (1972-74) görevlerine getirildi. 1973'te seçimleri kaybettikten sonra faal politik hayattan çekildi. CHP’de Bunalım (1972) adlı bir kitabı vardır.


Şevket Dağ kimdir?



Türk Ressam ve Siyasetçi Şevket Dağ 1876’da İstanbul’da doğdu.

Babası, deniz yüzbaşısı Çerkez İsmail’di. İlköğrenimini Hacı Ferhat Okulu’nda, orta öğrenimini ise öğretmen okulunda tamamlayan sanatçı Osman Hamdi Bey’in kurduğu “Sanayi-i Nefise” Mektebi’ne girdi ve buradan birincilikle mezun oldu.

1902 yılında Efkaf’ta meslek yaşamına başladı. Daha sonra Mahmudiye Rüştiyesi’ne resim öğretmeni olarak atanan sanatçı, bu görevini çeşitli kurumlarda 23 yıl sürdürmüştür.

Bu kurumlarda Türk resim sanatının ünlü ressamlarından Fikret Mualla ve Malik Aksel’e hocalık yaptı.

1909 yılında kurulan “Osmanlı Ressamlar Cemiyeti” kurucuları arasında yer alan sanatçı, 1919 yılında Hikmet Onat ve İbrahim Çallı’yla beraber “Türk Ressamlar Cemiyeti”ni kurdu.


Türk resminde iç mekan çalışmalarının öncülerinden olan sanatçı pek çok cami görüntüsü tasvir etmiştir. Bu eserleri arasında Ayasofya’dan yaptığı görüntülerle ön plana çıkmıştır. Ayasofya’yı çeşitli açılarından ele alan sanatçı, ışık – gölgenin mekanda oluşturduğu karşıtlığı ustaca kullanmıştır.

1916 yılında başlayan ve her sene açılan “Galatasaray Sergileri” ve 1939’da açılan “Devlet Resim ve Heykel Sergisi”ne iç mekan çalışmalarıyla katılan sanatçı, Cumhuriyet sonrası Türk Resminde yaşanan modernleşme hareketlerini önceleri eleştirmiş, fakat zamanla bu alanda çalışmalar yapan Empresyonist (İzlenimci) sanatçılar, Feyhaman Duran, Hikmet Onat, İbrahim Çallı ve Sami Yetik ile birlikte çalışarak modern çizgide eserler de üretmiştir.

Şevket Dağ’ın çalışmaları uluslararası alanda da ilgi görmüş, Paris, Münih ve Atina’da katıldığı sergilerde bazı eserleriyle ödüller almıştır. Sanat yaşamının olgunluk döneminde Atatürk’ün de beğenisini kazanan sanatçı onun teşvikiyle Konya milletvekili olarak siyaset yaşamına başlamış, daha sonra İnönü’nün desteğiyle Siirt millet vekili seçilen sanatçı, 1944 yılında İstanbul’da hayata veda etmiştir.



Kenan Hulusi Koray kimdir?



(d. 9 Haziran 1906, İstanbul - ö. 23 Mayıs 1943, Adapazarı)

Son devir hikayecilerinden, 1906 İstanbul doğumludur. İstanbul Erkek Lisesini bitirdikten sonra İÜ bkz. İstanbul Lisesi Edebiyat Fakültesi'nda yaptı yüksek öğrenimini. 1934'de, "Vakit"te gazeteciliğe başladı. Kısa zamanda yazı işleri müdürü oldu. Adapazarı'nda yedeksubaylığını yaparken, bir tifüs salgınında öldüğünde 38 yaşındaydı.

1928'de Yedi Meşaleciler arasında tek hikaye yazarıydı. 1934 yılında Vakit'te çalışmaya başladı ve gazetenin yazı işleri müdürü oldu. Adapazarı'nda yedek subay olarak askerliğini yaparken tifüsten öldü (1943). Yazar, hikayede Ömer Seyfeddin'den başlayarak gelişen çizgisinde önceleri üslubu ve muhtevası ile Sait Faik ve Ahmet Hamdi Tanpınar'ı hazırlayan fantastik bir yol tuttu. Sonraları daha gerçekçi konulara yöneldi.

Kenan Hulusi'nin edebiyat dünyasına adım atması öğrencilik yıllarına denk düşer. "Serveti Fünun" dergisinde yayınlanan ilk hikayelerinin ardından, aynı dergiye yazan diğer altı arkadaşı ile birlikte, edebiyatımızda "Yedi Meşaleciler" diye anılan topluluğu oluşturdular. İçlerindeki tek hikaye yazarıydı Kenan Hulusi.

1928'de, önce bir antoloji, ardından da bir dergi hazırlayarak manifest bir çıkış yapan ve Sabri Esat Siyavuşgil, Ziya Osman Saba, Yaşar Nabi Nayır, Muammer Lufi, Vasfi Mahir Kocatürk, Cevdet Kudret ve Kenan Hulusi'den oluşan topluluk, milli edebiyatçıların sığlıklarına, gerçekçilikten kopmuş ve içi boşalmış "milli"liklerine bir tepkiyi dillendiriyordu. Ancak uzun soluklu olmayan çıkışları, "Meşale" dergisine iltica etmeleriyle son buldu. Kenan Hulusi'nin "Vakit" gazetesine geçişi ve Sadri Ertem'in etkisiyle gerçekçiliğe yönelişi bundan sonradır.

Yaşadığı sürede beş hikaye kitabı yayınlamış, "Osmanoflar" romanı ve kısa hikayelerinin bir çoğu gazete sayfalarında kaybolup gitmiştir. Gazeteciliğinin de etkisiyle küçük hikaye tarzını benimseyen Kenan Hulusi, Cumhuriyet döneminde korku türünde örnekler veren ilk hikayecidir.

Bahar Hikayeleri

1939 yılında Çığır Kitabevi tarafından basılan kitapta sekiz hikaye yer alıyor. Arabistan çöllerinde geçen "Esma'nın Aşkı" adlı hikayesi, geleneksel edebiyata, daha çok da "Leyla ve Mecnun"a bir gönderme niteliğinde. Kenan Hulusi, sözlü edebiyatın bu aşk destanını yeniden ele alıyor ve kendi döneminin aşk teması çerçevesinde yeniden yaratıyor.

Kenan Hulusi Koray'ın özgün yanı olarak vurguladığım korku türüne ilişkin ise üç hikaye var kitapta. "Tuhaf Bir Ölüm", zor durumdaki hastalara kan vermesi ile tanınan Hüseyin'in ölümüyle başlıyor. Ceset'te ne yara ne de boğulma izi vardır. Üstelik bir kokma, bozulma belirtisi de görülmez. Kasabalılara göre Hüseyin hala sağdır. Ondan kan alan hastalardan biri olan ve hastahanede yatan bucak müdürü, Hüseyin'in kanının hareketini hisseder damarlarında. Bu duygu kendinden geçirir onu. Bir gece yarısı Hüseyin'in hayalini görerek bayılır; başı yarılmış, Hüseyin'in verdiği kan akıp gitmiştir. Bir daha onun bahsini hiç bir şekilde açmayacaktır müdür bey...

Vampir mit'ine bir gönderme gibidir "Gece Kuşu" hikayesi. Bir doktorun ağzından iletilir olup bitenler. Kayseri yakınlarındaki Gülmescit köyü muhtarının kızı bir yarasanın saldırısına uğramıştır. Yaralı kızla ilgilenen doktor, kızın çevresinden ayrılmayan yarasayı vurur. Ne var ki, bir uçuruma düştüğünü gördüğü yarasa, ertesi gün yaralı haliyle gelip kızın evinin önüne yatmış, kendini toprağa yapıştırmıştır. Bir hafta boyunca kızı tedavi etmeye çalışır doktor. Ölümcül bir yarası olmadığı halde, yarasa öldüğünde kız da ölür.

Gotik bir atmosfer

"Kavaklıkoz Hanında bir Vaka", korku türündeki hikayelerin en başarılısı. Kenan Hulusi, günümüzde sayıları da, konaklayan müşterileri de iyiden iyiye azalmış geleneksel bir mekanı; bir hanı, Gotik edebiyat ustalarını kıskandıracak kadar ürkütücü bir atmosfere büründürüyor. Dışarıdaki şiddetli tipiden bile daha soğuk bir havası var hanın. Loş ışıklar, taş duvarlar, sürekli harlatılması gereken ateş, koridordan gelen ayak sesleri ve hanın geçmişindeki kötü vakalar, ister istemez ölümcül bir olayın gerçekleşeceğine ilişkin beklenti yaratıyor okuyucuda. Krishnamurti'nin vurguladığı gibi, "sözcükler korkuyu çağırıyor"....

Bilinenden bilinmeze bir yolculuk demişti korku için Krishnamurti. Kenan Hulusi'nin öyküsünü ve birçok klasik korku öyküsünü- etkileyici kılan neden, tam da bu belirsizlikte yatıyor. Güvenli bilinen yaşamın bir an dışına çıkıp başka bir kente/kasabaya giderken, yolunuz kötü hava şartları dolayısıyla "bilinmez vasıtalarla uğursuzluğu kulağınıza gelen Kavaklıkoz hanına" düşerse, artık bilinmeyenin sınırlarına girmişsiniz demektir.

Dışarıda gece ve tipi, handa ise "kızıl bir deri avuçlarına yamanmış gibi duran, pos bıyıklı, göz kapaklarının altında şiş yağ tabakaları ile" Kavaklıkoz hancısı vardır. "Kavaklıkoz hancısı ateşin tam karşısında oturuyor, geceyi handa geçirecek misafirler gözleri ara sıra ateşte, çok kereler de hancının gözlerine dikilmiş onu dinliyorlar". Gece boyunca hancının elleri giderek daha çarpıcı bir hal alırken, insan bedeninin "Frankenstein" ya da "Dr. Jekyll ve Mr. Hyde" gibi metinlerde de korku motifi olarak kullanılan bu parçasının neden dehşet uyandırdığı sorusu geliyor akla.

Hikayede ne cinler, ne vampirler, ne sapık katiller var. Kenan Hulusi, Anadolu'nun "modern" hayattan uzak bir coğrafyasının bilinmezliğinden yaratıyor ürpertiyi. Dikkat edilecek olursa, yazarın diğer hikayeleri de aynı tema etrafındadır. İstanbul'dan uzaklardaki Anadolu hayatına yabancılığın, bir entellektüel üzerindeki etkisidir aslında bu ürperti. Tıpkı Poe'nun, Lovecraft'ın kendi toplumsal korkularının üstesinden gelmek için karabasanlar, düşler ve sanrılarla dolu hikayeler yazmaları gibi, Kenan Hulusi'nin hem tanımak istediği hem yakınlaşamadığı Anadolu ve Anadolu insanı da bu tarz korku verici metinlere neden oluyor.

Anlatım tarzı / Üslup

"Yedi Meşaleciler"de, korkunun iki ustasını; Poe'yu ve Hofmann'ı Fransa'ya tanıtan Baudelaire'ın etkileri önemlidir. Kenan Hulusi, Baudelaire'a ek olarak, yerli edebiyattan Ömer Seyfettin, İngiliz Edebiyatından Hugh Walpole ve Aldous Huxley'i beğendiğini söylemiştir. Walpole, yani "Otoronto Şatosu"nun yazarı; Gotik'in yaratıcısı... Böylelikle Kenan Hulusi'nin üstlendiği miras belirlenmiş oluyor. Yalnızca bir rastlantı değil O'nun öykülerindeki korku temaları.

Bu tarz hikaye anlatımlarında başı sonu belli bir olay vardır. "Belli bir düzen içinde gelişen, zengin ve zincirleme olayları, hikaye için şart gören, tipleri en göze batanlardan seçen, hikaye sonlarını daima şaşılacak olaylarla bitiren" hikayeler Kenan Hulusi'nin yazdıkları. Konu ve kurgu sağlamdır. Ona göre "hikaye, bize kısa ama dolambaçlı bir yolun sonunda heyecanlı süprizler vaadeden bir edebi" tarzdır. Ne var ki konuya ve kurguya verilen önem, zaman zaman hikayelerin işlenişini, ayrıntıların zenginliğini, diyalogların canlılığını zedeler. Bazı öykülerinde Anadolu insanının yaşama koşullarını gerçekçi biçimde ele alan Kenan Hulusi, erken yaşta gelen ölümü nedeniyle daha yetkin ürünler verememiştir.

Kenan Hulusi yalnızca "Bahar Hikayeleri"nde değil, "Bir Otelde Yedi Kişi" kitabında veya Vakit gazetesinde çıkan hikayelerinde de fantastik hikayeler denemişti. Korku edebiyatına hiç değilse yayıncılar açısından ilginin olduğu bu günlerde, O'nun bu tarz hikayelerinden yapılacak bir derlemeyi de okuyuculara ulaştırmak yerinde olurdu.

Kenan Hulusi Koray'ın Eserleri:
  • Yedi Meşale (ortak kitap) (1928)

  • Bir Yudum Su (tek hikaye, 1929)

  • Osmanoflar (roman tefrikası, 1938)

  • Bahar Hikayeleri (hikaye, 1938)

  • Son Öpüş (uzun hikaye, 1938),

  • Bir Otelde Yedi Kişi (hikaye, 1940)

  • RBK Pansiyonu (uzun hikaye tefrikası, 1942)

  • Bir Yudum Su (hikaye, 1944)

  • Hikayeler (seçmeler, 1973)

Hayri Kozakçıoğlu kimdir?



1938 yılında Manisa'nın Alaşehir ilçesinde doğan Hayri Kozakçıoğlu, ilk ve ortaokulu Alaşehir'de, lise öğrenimini ise İzmir'de görerek, 1955 yılında İzmir Atatürk Lisesi'nden mezun olmuştur. Yüksek öğrenimini 1955 - 1959 yılları arasında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde tamamlayarak 1959 yılında İçişleri Bakanlığında Kaymakam adayı olarak göreve başlamıştır. Çamlıhemşin, Ardeşen, Delice, Çüngüş, Çınar, Kepsut ve Gökçeada (İmroz) ilçelerinde kaymakamlık yaptıktan sonra 1970 yılında Mülkiye Müfettişliğine ve daha sonra Başmüfettişliğe atanmıştır.


Güvenlik hizmetleri ile ilgili olarak bir süre yurt dışında inceleme ve araştırma yaptıktan sonra, 1978 yılında Erzurum Valiliğine atanmıştır. Daha sonra Vali kadrosu ile 1,5 yıl süre ile İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevini ifa ederek, 12 Eylül 1980'den sonra Adana Valiliğine atanmıştır. 3 yıl süre ile Adana Valiliği ve 3,5 yıl Sakarya Valiliği görevlerinden sonra 12 Ocak 1987 tarihinde Diyarbakır Valiliği görevine başlamıştır. Bu görevi yürütürken 19 Temmuz 1987'de Olağanüstü Hal Bölge Valiliğine atanmıştır. 19 Ağustos 1991 tarihinde İstanbul Valiliğine atanmıştır. Kozakçıoğlu, 1 Kasım 1995'de görevini Rıdvan Yenişen'e devretmiştir.


Evli ve 3 çocuk babası olan Kozakçıoğlu, 20. dönemde DYP'den İstanbul Milletvekili seçildi. Kozakçıoğlu, 18 Nisan 1999 seçimlerinden sonra 21. dönem İstanbul milletvekilli olarak Meclis'e yeniden girdi.


Eski OHAL valisi Hayri Kozakçıoğlu, 23 Mayıs 2013 sabahı Sarıyer'deki evinde intihar etti.


İbrahim Bodur kimdir?



1928 senesinde Çanakkale’nin Yenice ilçesinde doğan Halil İbrahim Bodur, hayatını 2016 senesinde kaybetmiştir. Yenice İlkokulu’nu bitirip Balıkesir Lisesi’nden de iftiharla mezun olmuştur. İstanbul Robert Koleji’nde ekonomi ve edebiyat bölümlerini aynı süre zarfında bitirip başarıyla mezun olmuştur. İş İdaresi İhtisası’nı (MBA) Amerika’da tamamlayıp ülkemize dönmüştür.

Babası ve kayınpederinin ortaklığı ile Türkiye’ nin ilk 3200 iğlik 80 numara penye pamuk iplik fabrikası olan Pamuk İplik Fabrikası’nı kurmuş ve 1956’ya kadar yönetmiştir. Çanakakle Çan’da kırk yedi ortakla kurduğu Seramik Fabrikaları dünyanın en büyük seramik tesisleri arasındadır. Ülkenin sanayi ile kalkınacağını düşünen Bodur, 1950’li yıllarda Türkiye’nin halka açık ilk şirketini kurmuştur. Kale Grubu kurucusu ve onursal başkanı olan İbrahim Bodur, girişimci kişiliği ile ülkeye faydalı olmaya çalışmıştır. Kale Grubu Başkanlık görevini kızı Zeynep Bodur Okyay’a devreden İbrahim Bodur son günlerinde bile çalışmalara katılmıştır. Özel sektör eliyle Anadolu’da sanayinin yayılmasının öncülerinden birisi sayılmaktadır.

1976 senessinde İSO Meslis Başkanı seçilen ve 1992 yılına kadar on altı yıl aralıksız başkanlık yapan tek isimdir. İstanbul Sanayi Odası Meclis Başkanı olarak en uzun süre görev yapan şahsiyet olmuştur. İstanbul Sanayi Odası’nın ve Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (TÜSİAD) kurucuları arasında sayılmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Devlet Üstün Hizmet Madalyası ve Ödülü’ne layık görülen İbrahim Bey, Çekoslovakya ve İtalya devlet nişanlarının da sahibi olmuştur. İtalya Seramik Derneği tarafından verilen Uluslararası Aldo Villa Ödülü’nü kazanmıştır. Karadeniz Teknik Üniversitesi ve Çanakkale 18 Mart Üniversitesi tarafından Fahri Doktora Ödülleri’ne de layık görülen çok önemli bir isimdir.

65 yılı aşan iş hayatında sosyal ve kültürel aktivitelere katılmış, vakıflara hizmet etmiş, yardım ve yatırımlarını hiç esirgememiştir. Okullar, liseler, yurtlar yaptırarak eğitime katkısını da verdiği burslarla artırmıştır.

Sağlık sorunları nedeniyle 2016 senesinde vefat etmiş ve bölge halkını yasa boğmuştur. Halil İbarahim Bodur’un Cenazesi Kaleseramik Fabrikaları Camii’nde kılınan namazın ardından Çanakkale Yenice’nin Nevruz Köyü’nde bulunan aile kabristanına defnedilmiştir. Cenazesine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Numan Kurtulmuş gibi önemli devlet adamları da katılmıştır.


Akif Emre kimdir?



(d. 1957; Kayseri-ö. 23 Mayıs 2017; İstanbul), Türk köşe yazarı.Yayıncılık, gazetecilik ve televizyonculuk yaptı.

Akif Emre, şeker fabrikasında işçi olarak çalışan Latif Emre'nin ikinci çocuğu olarak 2 Mart 1957'de Kayseri'de doğdu. Eski ismi İstanbul Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi olan bugünkü Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünden 1981 yılında mezun oldu.

Yayıncılığa Akabe yayınlarının İstanbul temsilciliğinde başladı. Bir dönem, İnsan Yayınları'nın yayın yönetmenliğini yaptı. Yeni Şafak gazetesinin kurucuları arasında yer aldı ve genel yayın yönetmenliğini üstlendi. Ardından Küre ve Klasik Yayınları'nın genel yayın yönetmenliğini yaptı. Bilim Sanat Vakfı'nda idarecilik, Kanal 7'de Dış Haberler Müdürlüğü yaptı. Bosna Savaşı sırasında Aliya İzzet Begoviç ile ilk defa röportaj yapan gazeteci oldu. Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığı yapan Akif Emre, çok dilde yayın yapan bir haber portali olan Dünya Bülteni'nin de Genel Yayın Yönetmenliğini yaptı.Belgesel çalışmalarına yoğunlaşarak, Osmanlı şehirleri (Saraybosna, Mostar, Üsküp, Selanik 1,2, Kudüs1,2) ve Mimar Sinan (6 Bölüm) üzerine olanları başta olmak üzere birçok belgesel hazırladı. Son olarak "Elvada Endülüs: Moriskolar" isimli beş bölümlük belgesel hazırladı.

Akif Emre 23 Mayıs 2017 tarihinde Beşiktaş'taki ofisinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Cenazesi 24 Mayıs 2017 tarihinde Fatih Camii'inde kılınan cenaze namazının ardından Edirnekapı Mezarlığında toprağa verildi. Akif Emre için ayrıca Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna'daki Gazi Hüsrev Bey Camii'nde ikindi namazından sonra Türkiye'nin Saraybosna Büyükelçisi Haldun Koç'un ile Türkler ve Boşnakların katılımıyla gıyabi cenaze namazı kılındı.


Eserleri
  • Müstağrip Aydınlar Yüzyılı (2017)

  • Aliya (2019)

  • İstanbul'u Yeniden Düşünmek ve Erguvanname (2019)

  • Söyleşiler (2019)

  • Portreler Kitaplar ve Dergiler (2020)

  • Mekânı Paranteze Almadan (2020)

  • Çizgisiz Defter (2016),

  • Küreselliğin Fay Hattı (2001),

  • Göstergeler (1997),

  • İzler (2001) (Türkiye Yazarlar Birliği ödülü aldı. Aynı zamanda Arnavutçaya çevrildi.)

Ödül
  • Basın Fikir ödülü, Türkiye Yazarlar Birliği (2014)

19 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör