top of page
  • HaberciGazete

Tevfik Fikret, Haluk Dursun, Orhan Hançerlioğlu



Bugün 19 Ağustos. Tevfik Fikret ve Haluk Dursun'un ölüm yıldönümleri. Bugün aynı zamanda Orhan Hançerlioğlu'nun doğum günü.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla, sevgiyle anıyoruz.

Tevfik Fikret kimdir?




26 Aralık 1867'de İstanbul Kadırga'da dünyaya geldi. Asıl ismi Mehmed Tevfik. 12 yaşında öksüz kaldı. Mahmudiye Rüşdiyesi'nde okudu. 1888'de Galatasaray Lisesi'ni (Mekteb-i Sultani) birincilikle bitirdi. Çeşitli görevlerde memurluk yaptı. Kuzeniyle evlendi. Ticaret Mekteb-i Âlisi'nde hat ve Fransızca dersleri verdi. 1891'de "Mirsad" dergisinin açtığı şiir yarışmasında birincilik kazanınca edebiyat çevrelerinde adını duyurdu. 1892'de Mekteb-i Sultani'ye Türkçe öğretmeni olarak atandı. 1894'te "Malumat" dergisini çıkaranlar arasında yer aldı. 1895'te hükümetin memur maaşlarında kesinti yapmasını protesto için görevinden ayrıldı. 1896'da Servet-i Fünun Dergisi'nin Yazıişleri Müdürlüğü'ne getirildi. Dergi onun döneminde Edebiyat-ı Cedide'nin yayın organı kimliği kazandı. Aynı yıl Türkçe öğretmeni olarak Robert Kolej'e girdi. Aydınlar üzerinde süren yoğun baskılar nedeniyle birkaç kez gözaltına alındı. Bir süre sonra dergideki görevinden ayrıldı. 1906'da Robert Kolej'in hemen yanında bir ev yaptırarak "Aşiyan" adını verdi. Eşi ve oğlu Halûk'la birlikte buraya yerleşti. 1908'de 2'nci Meşrutiyet'in ateşli savunucularından biri oldu. Hüseyin Kazım Kadri ve Hüseyin Cahit Yalçın'la birlikte "Tanin" gazetesini kurdu. Gazete İttihat ve Terakki'nin yayın organı haline getirilmek istenince karşı çıktı ve Tanin'den ayrıldı.

Mekteb-i Sultani Müdürlüğü'ne getirildi. 31 Mart Olayları'nı protesto için bu görevden de ayrıldı. Ama öğrencileri ve Maarif Nazırı Naili Bey'in ısrarlarıyla göreve döndü. 8 ay sonra yeni Maarif Nazırı Emrullah Efendi ile anlaşamayınca bir daha dönmemek üzere bu görevi bırakttı. İttihat ve Terakki iktidarına da karşı çıkarak Aşiyan'a çekildi. Ağır bir şeker hastalığına yakalanmıştı. Kolundan olduğu bir ameliyatın ardından 48 yaşında yaşamını yitirdi. Eyüp'teki aile mezarlığına defnedildi.

Küçük yaşlarda şiir yazmaya başladı. Başlangıçta Muallim Naci ile Recaizade Mahmut Ekrem şiirleri arasında uzunca bir arayış dönemi geçirdi. Daha sonra Fransız şiiriyle tanıştı. Özellikle François Coppe'den etkilenerek kendi şiirini yaratmaya koyuldu. Aşırı titiz tutumu, en küçük ayrıntılar üzerinde dikkatle durmasıyla kendine özgü bir üslup yarattı, döneminin tüm edebiyat ve şiiri üzerinde etkili oldu. Biçimsel kaygıları gözardı etmedi, sürekli yenilik aradı. 1900'de yayınlanan "Rübab-ı Şikeste"de toplumsal sorunlara ağırlık veren şiirlerin yanısıra, günlük konuşma diline yakın dille yazılmış şiirlerde vardı. Betimlemelerindeki ayrıntılı ustalığının ressamlığına bağlanır. Doğa şiirlerindeki doğayla uyumluluk da dikkat çeker. Oğlu Halûk'un şiirlerinde büyük etkisi oldu. 1911'de yayınlanan ikinci şiir kitabı "Halûk'un Defteri"ndeki şiirler, en umutlu ve iyimser şiirleridir. Bu şiirlerde oğluna ve Osmanlı gençliğine çalışkanlık, yurt sevgisi, hak ve hukuktan yana olma gibi erdemleri öğütledi.

1911'de basılan "Rübabın Cevabı"ndaki şiirlerde halkın acılarını, zorbalıkları, baskı ve haksızlıkları anlattı. Bu kitapta yer alan "Tarih-i Kadim'e Zeyl" başlıklı şiirde, kendisini eleştiren Mehmet Akif Ersoy'a yanıt verdi Din ve doğa konusundaki görüşlerini açıkladı. Kendisinin doğanın bir izleyicisi olduğunu söyledi. 1914'te yayınlanan "Şermin"de yalın bir dille yazılmış, kısa dizelerden kurulu, dolaysız bir anlatımın egemen olduğu şiirler yer alır. 30'lu yaşlarından sonra çevresindeki olumsuzluklardan oldukça etkilendi. Dünya görüşü, çağının koşullarını aştı. Özgürlük ve eşitliğe inandı. Sınıfsal çıkarlara dayalı yönetim biçimini eleştirdi, belli egemen sınıfların yönettiği devlete ve bu devletin koyduğu yasalara karşı çıktı. Özel yaşamında da katı bir ahlak anlayışı sürdürdü. İnsana büyük değer verdi. Ona göre tüm soruların üstesinden gelecek, mutlu yarınları hazırlayacak olan insandır. İnsanın üstünlüğünü sağlayan ise duyarlılığı ve sezgi gücünden çok düşünme gücü ve aklıdır.

Tevfik Fikret'in Edebi Kişiliği

Tevfik Fikret, 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Tanzimat ruhuyla yetişen ve o ruhun edebiyatımıza kazandırmaya çalıştığı yeni değer yargılarıyla beslenen yenilikçi ve değişimci zihniyetin bir devamı olarak yüzyılın sonlarına doğru Türk edebiyatında adını duyurmaya başlamış bir sanatçıdır.

Servet-i Fünûn dergisi ile yeni bir edebi hareketin başlatılmasında gösterdiği liderlik vasfı, sanatı ile de aynı düzeyde bir seyir gösteren şairin bu dönemde kaleme aldığı şiirler, hem konu dağarcığı ile karşımıza çıkar hem de şiirinin kompozisyonu ile kendinden önce üstâdlarının çizdiği yolda yeni ve farklı bir oluşum göstermiştir.

Hocası Recaizade Mahmut Ekrem "Zerratdan şumûsa kadar her güzel şey şiirdir" demişti, Tevfik Fikret ise bu hükmü bir sanat ilkesi olarak aldı ve buradaki güzel kavramını kaldırarak "her şey" şiire konu olabilir ilkesini getirdi.

Bu dönemde Tevfik Fikret'in kaleme aldığı nesirleri de ayrıca dikkat çekici niteliktedir. Bu yazılar hem kendi sanat anlayışını yansıtması bakımından hem de Serve-i Fünûn hareketinin edebiyat ve sanat anlayışını dile getirmesi bakımından ayrı bir önem taşımaktadır.

Tevfik Fikret'in 1901 sonrası kaleme aldığı şiirlerinde büyük bir değişim gözlenir. Servet-i Fünûn yıllarında daha ılımlı, daha yumuşak bir üslûpla şiirler yazan sanatçı topluluğun dağılması ve ilk inziva günlerinin yarattığı ruh hali ile daha sert ve daha yüksek bir perdeden siyasi şiirler ile karşımıza çıkmaktadır. Bunun ilk örneğini "Sis" ile veren şair ölümüne kadar yazdığı şiirlerde hep bu üslubu korumuştur. (Şermin hariç)

Tevfik Fikret, nazım biçimi, nazım tekniği gibi konularda üstün bir hassasiyet duygusu taşırken dil konusunda böyle bir tutum sergilememiştir. Araştırmacılar Tevfik Fikret'in şiirini canlı kılacak hatta yaşatacak bir Türkçenin kaygısının hiç çekmediğini sık sık dile getirmişlerdir. Bunun sonucu olarak da dildekieski söyleyişe ve kendilerinin yarattığı yeni terkiplere aşırı yönelme ve bağlanma şiirinde ortaya koymaya çalıştığı tüm yeni değerleri ve yargıları ikinci plana atmıştır.

Ferda, Millet Şarkısı, Hân-ı Yağma, Halûk'un Vedâ'ı Tevfik Fikrenin yalın ve anlaşılır bir Türkçeye yöneldiği meşhur şiirleridir.

Tevfik Fikret Hakkındaki Değerlendirme

Yarattığı konu zenginliği ile Türk şiirinin ufkunu açan, boyutlarını genişleten ve yeni bir şekil ve söyleyiş kurgusu oluşturmaya özen gösteren çabalarıyla kendinden sonra gelen kuşaklara başta Yahya Kemal ve Ahmet Haşim'e şiir sanatı bakımından, Cumhuriyet kuşağına ise fikri yönden büyük ölçüde örneklik etmiş bir sanatçıdır (Servet-i Fünûn Edebiyat, Akçağ Yayınları)

Tevfik Fikret'in Şiir Dünyasına ve Eserlerine İlişkin Önemli Hususlar

  • Hasta Çocuk adlı manzum öyküsü kulağa göre kafiye tartışmalarının yaşandığı dönemde kaleme alınmıştır ve Servet-i Fünûn kuşağının kafiye tercihinin ne olduğu yönündeki ilk önemli örnekti.

  • Hasta Çocuk şiirinde bahsedilen çocuk, oğlu Halûk'tur.

  • Servet-i Fünûn dergisi 256. sayıdan itibaren edebiyat ürünlerine yer vermeye başlamıştır, Hasta Çocuk ise 257. sayıda çıkmıştır. Yani bu şiir hem edebi hareketin hem de Fikret'in dergide yayımlanan İlk şiiri oluyordu.

  • 1896- 1901 yılları arasında yayımlanan şiirler Rübâb-ı Şikeste adlı eserinde bir araya getirilmiştir. Bu eserin ilk baskısı 1899'da yapılmıştır. İlk baskı acemice ve eksik olduğu için eser ikinci kez genişletilmiş olarak basılmıştır.

  • Hemşirem İçin, Uzletgeh-i Mader-i Ziyaret, Halûk'un Bayramı, Halûk İçin, Yine Halûk, Halûk'un Sesi, Yarın; aile temasını işlediği şiirlerdir.

  • Hasta Çocuk, Balıkçılar, Nesrin, Ramazan Sadakası adlı eserleri günlük hayatı yansıtmaktadır.

  • Tevfik Fikret'in aşk şiiri oldukça azdır. En meşhur aşk şiiri olarak "Tesadüf" kabul edilir genellikle.

  • Tabiat şiirlerinde ressamlığının etkisi hissedilmektedir.

  • Yapma Çiçek Yapan Kıza, Resmini Yaparken, Aveng-i Şuhûr, Bir Yaz Levhası, Yağmur önemli tabiat şiirleridir. Tevfik Fikret'in en meşhur tabiat şiiri: Yağmur'dur.

  • Aveng-i Şuhûr önemli bir eserdir. Bu eser aslında bir seri olarak kaleme alınmıştır. Yılın her bir ayı için şiirler yazmıştır. Bu şiirler dergide yayımlanırken aynı zamanda şiirin yanına o ayı temsilen bir resim de konulmuştur. Aveng-i Şuhûr serisi, eski edebiyat geleneğindeki melhame ile ilişkilendirilebilir. Aveng-i Şuhûr serisi François Coppee'nin "Aylar" adlı şiirinden etkilenilerek kaleme alınmıştır.

  • Aveng-i Tesâvîr portre şiir türünün yeni Türk edebiyatındaki ilk başarılı örneğidir. Bu şiirlerde Tevfik Fikret'in önemli olarak gördüğü 12 edebiyatçı ele alınmıştır. Fuzûlî, Cenap, Nedim, Hamit, Üstad Ekrem, Rıza Tevfik, İsmail Safa, Ahmet Mithat ele alınan sanatçılardan bazılarıdır. Ahmet Mithat bu şiirlerde "Timsâl-i Cehalet" başlığı altında ele alınmıştır.

  • Tefekkür, Gayya-ı Vücud Ukde-i Hayat, Per-de-i Teselli Fikret'in önemli felsefi şiirleridir.

  • Tevfik Fikret 'in "Tevhid" adlı eseri Şinasi'nin akılcı yaklaşımına uygun dinî bir şiirdir. Eserin adının Tevhid olması eski edebiyat geleneğini akla getirmemelidir.

  • Tevfik Fikret şiire eski gelenekle başlamıştır bu dönemde kaleme aldığı şiirlerinde "Nazmî" mahlasını kullanmıştır.

Meşrutiyet Öncesi Yazılan Önemli Şiirler

Sis:

  • Sis önce Tanin gazetesinin ilk sayısında daha sonra Rübâb-ı Şikeste'nin yeni baskısında yayımlanmıştır.

  • Sis, II. Abdülhamit rejimi dönemi İstanbul'una duyulan nefretin şiiridir.

  • Sis; İstanbul'dan hareketle dönemin çürümüşlüklerini vb. vs. hicveden/eleştiren ilk örnektir.

  • Sis adlı şiir büyük tepki görünce Tevfik Fikret bir anlamda özür niteliğinde "Rücû" adlı şiirini kaleme almıştır.

  • Yahya Kemal, Sis şiirine karşı Siste Söylenişler adlı bir şiir kaleme almıştır.

Sabah Olursa: Hürriyet temasına dayanan bir şiirdir.

Bir Lahza-i Taahhûr: Fikret'in en çok yankı uyandıran ve eleştirilen şiiridir. Bu şiirin aynı zamanda siyasi bir hikayesi vardır. Bu şiir, 21 Temmuz 1905 tarihinde Ermeni lobisinin Abdülhamid'e düzenlediği fakat padişahın Cuma selamlığında devlet erkanı ile sohbetinin uzaması üzerine başarısızlıkla sonuçlanan suikast üzerine kaleme alınmıştır.

Tarih-i Kâdim:

  • Bu dönemde çokça tepki toplayan şiirler arasındadır.

  • Tarih-i Kâdim'de tarihin derinliklerinden gelen değerlere dair olumsuz bir benzetme yapılmak suretiyle Türk tarihinin ve kültürünün değerleri bir "hortlak" metaforu ile anlatılmıştır. Bu şiirde Tevfik Fikret'in inançsızlık temine saplanıp kaldığını görüyoruz.

  • Tarih-i Kâdim, Tevfik Fikret ile Mehmet Akif Ersoy'un edebiyatımızdaki o meşhur tartışmayı alevleyen şiiridir.

  • Bu şiirden sonra Tevfik Fikret Mehmet Akif'i "Molla Sırat"; Mehmet Akif de Tevfik Fikret'i "Zangoç" olarak eleştirmiştir.

  • Mehmet Akif'in eleştirileri üzerine Tevfik Fikret "Tarih-i Kadim'e Zeyl" adlı eserini yazmıştır.

Meşrutiyet Sonrası Yazılan Önemli Şiirler

  • Millet Şarkısı: Bu dönemin en önemli şiiri Millet Şarkısı'dır.

  • Meşrutiyet sonrasının ilk kitabı Halûk'un Defteri'dir.

  • Halûk 'un Defteri yayımlanmadan önce yayımlanan en meşhur şiirleri; Vatan Şarkısı, Bir Güfte, Kitabe, Darü'l Muallimin Marşı.

  • Halûk'un Defteri adlı eser üç bölümden oluşur. Bu eser bütünüyle Halûk'un kişiliğinde Türk gençliğine yol göstermek için kaleme alınmıştır. Kitabın ikinci bölümünün adı "Hayata Karşı Beşer"; üçüncü bölümünün adı ise Hitabeler'dir. Haluk'un Defteri'ndeki Doğan Güneşe adlı eser "meşrutiyet" için yazılmıştır.

  • Haluk'un Vedâ'ı ise Halûk'un Avrupa'ya tahsil görmek üzere gidişini anlatır.

  • Haluk'un Amentüsü, adlı şiirinde bilimin önemi vurgulanmıştır.

  • Meşrutiyet sonrasında çocuklar için kaleme aldığı Şermin dışındaki şiirler genellikle ülkenin içinde bulunduğu sıkıntıların neticesinde şairde uyanan karamsarlık duygularının ürünüdür.

  • İttihat ve Terakki'nin Meclis-i Mebûsan'ı kapatması üzerine Fikret "Doksan Beşe Doğru" adlı şiirini kaleme almıştır. Bu kapanma olayını, Abdülhamid'in ilk meclisi kapattığı hicrî 1295 yılındaki olaya benzetir ve bundan dolayı da şiirine 95 tarihini isim olarak verir.

Şermin

Tevfik Fikret'in hece ölçüsüyle ve sade bir dille çocuklar için yazdığı şiirlerini bir araya getirdiği eseridir. Tevfik Fikret eğitimci dostu Satı Bey'in ısrarına dayanamayarak onun açtığı bir okulda dersler vermiştir. Bu dersler sırasında çocukların duygularına uyum sağlamak için bazı çocuk şiirleri kaleme almıştır. Daha sonra bu şiirler Şermin adlı kitabı olarak yayımlanmıştır.

Tevfik Fikret'in Sanat Anlayışı

  • Rübâb-ı Şikeste -> "sanat için sanat"

  • Halûk'un Defteri -> geçiş süreci eseridir. Bu eseriyle birlikte toplumcu şiire "yönelimi" söz konusudur. Ferda Promete, gibi meşhur şiirleri bu kitaptadır.

  • Rübâbın Cevabı -> "Toplum için sanat"

Tevfik Fikret'in Eserleri

  • Rübab-ı Şikeste (1900-1984)

  • Haluk'un Defteri (1911-1984)

  • Rübabın Cevabı (1911-1945)

  • Şermin (1914-1983)

  • Tarih-i Kadim (1905)

  • Son Şiirler (1952. Yay. Haz. Cevdet Kudret)

HALUK DURSUN KİMDİR?



Ahmet Haluk Dursun 1957 yılında Hereke Kocaeli’nde doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Son Çağ ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi Kürsüsünü bitirdi. Marmara Üniversitesi’nde yüksek lisans ve doktorasını Yakın Çağ Tarihi Anabilim dalında tamamladı. Osmanlı Müesseseleri ve Medeniyeti Tarihi sahasında tarih doçenti, Marmara Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde Yakın Çağ Tarihi Ana Bilim Dalında profesör oldu.

Atatürk İlke ve İnkılap Tarihi, Türk Siyasi Tarihi, Cumhuriyet Dönemi Eğitim ve Kültür Politikaları, Türk Kültür ve Medeniyeti Tarihi, Osmanlı Coğrafyası Kültür ve Siyasi Tarihi, Bizans ve Batı Avrupa Tarihi, Osmanlı Müesseseleri ve Medeniyeti Tarihi, Yeni ve Yakınçağ Avrupa Tarihi, İstanbul’un Tarihi Mekânları, Tarih Öğretiminde Müzelerin Rolü dersleri verdi ve bu sahalarda çalıştı.

Dışişleri Bakanlığı Diplomasi Akademisi “Balkanlarda Siyasi ve Kültürel Varlığımız” seminer hocalığı ve bölge incelemesi rehberliği yaptı. İstanbul'un tarihini, mimarisini, kültür ve sanatını konu alan yazılar yazdı ve seminerler verdi. Bilimsel temele dayanan Türk kültür, medeniyet ve siyasi tarihine ilişkin çeşitli ilgi ve uzmanlık alanlarından oluşan gruplara yönelik konferanslar verdi.

Akademik kariyeri devam ederken bir yandan da çeşitli kamu faaliyetlerinde bulundu ve görevler üstlendi. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda Ayasofya Müzesi Başkanlığı, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğü, Bakanlık Müsteşarlığı görevlerine atandı. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü Kurul Üyeliği yaptı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ. Genel Müdür Danışmanı olarak Miniatürk Projesi’nin hazırlanmasında görev aldı. Ayasofya’da kapsamlı restorasyon faaliyetleri, içindekilerle birlikte etrafındaki Osmanlı eserleriyle ilgili koruma/onarma çalışmaları, Osmanlı padişah türbelerinin kendi tabiriyle bir "Ölüm Kültürü Müzesi" olarak ziyarete açılması, gezi konferansları, Sıbyan Mektebinde çocuklara Ayasofya Müzesi’nin anlatılması, 17 yıldır çıkarılamayan ”Müze Dergisi”nin yeniden çıkarılması iş ve işlemlerini yürüttü. Topkapı Sarayı’nda “Saray Dersleri” düzenledi, Kutsal Emanetler Dairesi’nde geleneksel Ramazan ayı etkinlikleri ile Muharrem ayında aşure programları icra ettirdi. Müsteşarlık döneminde Kültür ve Turizm Bakanlığı Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı kuruldu; “Şehir-İnsan Medeniyet Köprüsü: Örnek Kişilikler Projesi” hazırlandı, kendisi tarafından bizzat yürütüldü ve bu kapsamda hazırlanan Medeniyet Köprüsü Beş Şehirli kitabının editörlüğünü yaptı.

FARKLI KATEGORİLERDE ÖDÜLLER KAZANDl

1989 yılında "Elveda Boğaziçi" başlıklı bir yazı dizisiyle İstanbul Mimarlar Odasının “Basında Uzmanlık Ödülü”nü kazandı. 2002 yılında Nil'den Tuna'ya adlı kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği “Gezi Yazarları Ödülü”nü aldı. Ayasofya’daki çalışmalarından dolayı 2010 yılında İtalya'da her yıl verilen Rotondi Sanat Kurtarıcısı Ödülü'nü (Premio Rotondi 2010 ai Salvatori Dell) kazandı. Ayasofya’yla ilgili düzenlemiş olduğu etkinlikler, Ayasofya, Haliç ve Boğaziçi sunumları, İstanbul eksenli kültür tarihçiliği alanında yaptığı çeşitli çalışmaları için de 2011 İstanbul Turizm Ödülleri kapsamında verilen '”Etkinlik Ödülü”nü aldı.

KÜLTÜR VE SANAT İÇERİKLİ PROGRAMLAR HAZIRLADI

Çeşitli dönemlerde değişik gazetelerde kültür-sanat yazıları yazdı, televizyonlarda tarih, kültür ve sanat içerikli programlar hazırladı, sundu. Bazı televizyon belgesellerine danışmanlık yaptı. Moğolistan’daki Göktürk Anıtları ve Türk Kültürü Mirası (Hazırlayan ve Sunan); Mustafa Kemal’in Rumelisi - Selanik, Manastır, Üsküp, Sofya (Hazırlayan ve Sunan); Kudüs Belgeseli (Hazırlayan ve Sunan); Şam Belgesi (Hazırlayan ve Sunan); Tuna Belgeseli (Danışman); Evliya Çelebi Hac Yolunda (Danışman); Mimar Sinan: The Architect (Danışman); İstanbul’u Yaşamak (Sunan), İncir Çekirdeği (İskender Pala ile Sunan); Acaba (Levent Erden ve Prof. Dr. Gül İrepoğlu ile Sunan ve Yorumcu)

BİRÇOK KİTABI BULUNUYOR

İstanbul'da Yaşama Sanatı; Nil'den Tuna'ya Osmanlı Yazıları; Tuna Güzellemesi; Osmanlı Coğrafyası'na Yolculuk; Boğaziçi'nde Kırk Yılım; Ayasofya Müzesi Kültür Envanteri; Şehir ve Kültür: İstanbul; İncir Çekirdeği: Hereke’den Çıktım Yola; Medeniyet Köprüsü Beş Şehirli başlıca kitaplarıdır.


Doğum günü: Orhan Hançerlioğlu kimdir?



19 Ağustos 1916 yılında İstanbul’da doğan sanatçı, felsefe ve ekonomik alanındaki sözlük çalışmalarıyla tanınır. 1935’te Şişli Terakki Lisesi’nden, 1939’da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Çeşitli yerlerde çalıştıktan sonra 1978’de emekliye ayrıldı. Edebiyata şiirle başlayan sanatçı, bir süre öykü ile ilgilendi. Şadırvan dergisinin öykü yarışmasında birincilik kazandı. Beş Sanat, Varlık, Yeditepe, Yenilik, Ataç ve Türk Dili dergilerindeki ürünleriyle adını duyurdu. 1950’lerde romana yöneldi. 1951’den 1957’ye kadar her yıl bir roman yayınladı. Bu romanları birer büyük hikaye ölçüsünde dar tuttu. Her birinde yeni bir biçim denemesine girişti. Daha sonra felsefe ve ekonomi konularındaki çalışmalara ağırlık verdi. Temel başvuru niteliğinde birçok kitap hazırladı. Ruhbilim, felsefe, ekonomi, ticaret ve inanç sözlükleri de bunların arasındadır. Sanatçı, 9 Temmuz 1991’de İstanbul’da yaşamını yitirdi.

Edebi Kişiliği:

  • Romanlarında büyük şehirde yaşayan insanların sıkıntılarını, Anadolu’nun problemlerini anlatmıştır.

  • Hemen tamamı “ben” merkezli olan romanlarının konularını, çoğunlukla öğretmen olarak görev yaptığı Anadolu’nun çeşitli kasaba ve kentlerindeki gözlemlerinden almıştır.

  • Romanlarını birer büyük hikâye ölçüsüyle daraltması, her birinde yeni bir biçim denemesine girişmesi, dikkati çeken özelliklerdir.

  • “Yedinci Gün”de Ömer adlı bir kişinin, kişiliğinden ödün vererek o zamana kadar kazandıklarını elinin tersiyle itmesi sonucu özgürlüğüne kavuşarak bilinçaltına yerleşmiş basit isteklerini yaşama koymasını anlatır.

  • “Bordamıza Vuran Deniz’de ise Anadolu’dan gelip İstanbul’a yerleşen kalabalık bir ailenin yirmi yıl içinde çeşitli iş kollarına yayılışını, büyük şehrin hızlı ve öğütücü çarkına kapılışını ve bölünerek dağılışını anlatır.

Eserleri:

  • Roman: Karanlık Dünya, Büyük Balıklar, Oyun, Ekilmemiş Topraklar, Ali, Kutu Kutu İçinde, Yedinci Gün, Bordamıza Vuran Deniz, Başka Dünyalar (Karanlık Dünya, Oyun, Kutu Kutu İçinde romanlarının toplu baskısı, 1962)

  • Hikâye: İnsansız Şehir

  • Araştırma: Erdem Açısından Düşünce Tarihi, Mutluluk Düşüncesi, Özgürlük Düşüncesi, Felsefe Sözlüğü, Düşünce Tarihi, Ekonomi Sözlüğü, İnanç Sözlüğü, Felsefe Ansiklopedisi Kavramlar ve Akımlar, Ticaret Sözlüğü

19 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page