• HaberciGazete

Ulvi Cemal Erkin, Baki Süha Edipoğlu, Murat Sarıca, Şükran Güngör, Suna Kıraç



Bugün 15 Eylül. Ulvi Cemal Erkin, Baki Süha Edipoğlu, Murat Sarıca, Şükran Güngör ve Suna Kıraç'ın ölüm yıldönümleri. BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla, sevgiyle anıyoruz.

Ulvi Cemal Erkin kimdir?



Türk Beşleri olarak adlandırılan, yaklaşık 1904-1910 yılları arasında doğmuş olan birinci kuşak bestecilerimiz arasında yer alan Ulvi Cemal Erkin, "Çağdaş Türk Müziği" ne yön veren en önemli bestecilerden biri idi.Ulvi Cemal Erkin 14 Mart 1906 yılında Istanbul'da dünyaya geldi. Annesinin piyano çalması ve kendisinden büyük olan erkek kardeşinin keman dersleri alması nedeni ile müziğe küçük yaşta ilgi duymaya başladı. Küçük Ulvi, üst düzey bir bürokrat olan babası, Mehmet Cemal Bey'i yedi yaşında iken kaybedince, annesi, Nesibe hanım çocukları ile babası Abdullah Behçet Bey'in evine yerleşti. Ulvi Cemal sekiz yaşına henüz basmıştı ki, önce Mercenier adlı bir Fransız'dan, daha sonra da o tarihlerde Istanbul'da ünlü bir öğretmen olan Adinolfi'den piyano dersleri alarak kısa sürede büyük bir aşama ile bu konudaki yeteneğini kanıtladı. Piyanosunu oldukça ilerlettiği yıllarda bir yandan Galatasaray Lisesi'nde okuyor, bir yandan da derslerinden arta kalan süreler içinde müzikte gelişmesini sağlayacak her türlü olanağı değerlendiriyor, hatta yaratıyordu. Cumhuriyetin ilan edilmesi ile başlayan yeni atılımlar ve ulusal bilincin yaratılması konusundaki girişimler, en önemli devrimlerden biri olan müzik devrimini de gündeme getirdi. Bu devrimin gerçekleşmesi büyük önder Atatürk'ün yıllar öncesinden tasarlayıp olgunlaştırdığı konulardandı. Ancak " Çok Sesli Çağdaş Türk Müziği" temellerinin atılabilmesi için bu alanda akademik eğitim görmüş Türk sanatçılarına gereksinim vardı. Bu nedenle, Atatürk güzel sanatların çeşitli dallarında öğrenim görecek genç yetenekleri Avrupa'ya yollamayı kararlaştırdı. Nitekim, bu amaçla, 1925 yılında, Milli Eğitim Bakanlığı Müzik öğrenimi görecek gençleri seçmek için bir sınav açtı. Ulvi Cemal Erkin bu sınavı kazandığı zaman ondokuz yaşında idi. Sekiz yaşından beri aralıksız sürdürdüğü müzik eğitimine bu sınavın sonucu olarak Paris'te devam edecekti. Paris Konservatuar'ında Isidor Philip, ve Camille Decreus ile piyano, Jean Gallon ile armoni, Noel Gallon ile kontrpuan çalışan Ulvi Cemal Erkin, daha sonra öğrenim yaptığı Ecole Normale de Musique'de Nadia Boulanger'nin kompozisyon öğrencisi olmuştur. Erkin 1930 yılında diplomasını alarak Türkiye'ye döndü. Aynı yılın Eylül ayında da Musiki Muallim Mektebi'ne piyano öğretmeni olarak atandı.(Bu okulu daha sonra Paul Hindemith ilk Türk Müzik Konservatuarı olarak yeniden düzenlemiştir). Ulvi Cemal Erkin ilk eseri olan orkestra için "Iki Dans"ı ve eserleri listesinde ikinci sırayı alan keman ve piyano için, "Ninni", "Emprovizasyon" ve "Zeybek" adli parçayı Paris'te yazmıştı. Ulvi Cemal Erkin öğretmenliğe atandığı tarihten başlayarak kimi zaman bir piyano konçertosu ile solist, kimi zaman besteci, yorumcu, öğretmen ve orkestra şefi olarak önemli görevler üstlenip Cumhuriyet Dönemi'nin en büyük devrimlerinden biri olan müzik devriminin sevilmesi ve yaygınlaştırılması konusunda öncülük etmiştir. Ulvi Cemal Erkin 29 Eylül 1932'de, Leipzig Konservatuarını bitirerek Musiki Mallim Mektebi'nde piyano öğretmenliğine atanan Ferhunde Remzi ile evlendi. Bu evlilikten sonra ürünlerinin esin kaynağı ve piyano yapıtlarının en iyi yorumcusu eşi Ferhunde Erkin oldu. Bir ömür boyu süren birlikteliklerinde yurt içinde ve yurt dışında verdikleri konserlerle heyecanları, mutlulukları, başarıları birlikte paylaştılar ve kısıtlı imkanlarla genç müzisyenleri yetiştirmeye ve Çok Sesli Müziği yaymaya kendilerini adadılar. Halk Müziği'nin zengin kaynaklarından yararlanıp, aksak ritimli yapının arasına ya da üstüne taksim gibi serbest ve durgun bir bölme yerleştirerek değişik hava yaratmak Ulvi Cemal Erkin'in sıkça ve başarıyla uyguladığı bir teknikti. Erkin yapıtlarında kolayca benimsenen ve akılda kalan Türk ezgilerini bularak, bunları zevkli bir armoni üzerine oturtmasını, Anadolu'nun kokusunu, rengini ve sesini Batı'nın tekniği ile çağdaş kalıplar içine ustaca dökmesini bildi. Ulvi Cemal Erkin'in eserlerindeki içtenlik, sıcaklık ve yalınlık onların sevilip sık çalınmasının başlıca nedeni olmuştur. Incelikli bir beğeni süzgecinden geçirerek uzun uzun düşünen ve tartan, müziği notaya aktarırken daha çok titizlenen Erkin, duyguyu daima öne alan özgün eserler vermiş ve soylu olanı seçmesini bilen kişisel stili ile ülkesinin müziğini yüceltmiştir. Ulvi Cemal Erkin'in eserleri Türkiye dışında da sık sık seslendirilmektedir. Yapıtlarını seslendiren, Çek Filarmoni Orkestrası, Colonne Orkestrası ve Paris Radyo Senfoni Orkestrası gibi orkestraları bizzat yönetmiştir. Ulvi Cemal Erkin 15 Eylül 1972'de, altmışbeş yaşında iken, kalbine yenik düşerek hayata veda etmiştir. Ulvi Cemal Erkin, 1991 yılında da Sevda Cenap And Vakfı'nın Onur Altın Madalya'sını ölümünden sonra almıştır. Kaynakça : Profesör Koral Çalgan'ın yazılarından alınmıştır.

Baki Süha Ediboğlu kimdir?


Bâki Süha Ediboğlu, 1915 yılında Antalya’da dünyaya gelmiş ve çocukluğu bu şehirdeki bir konakta geçmiştir. Şiirlerinin çoğunda, çocukluk yıllarını ve unutamadığı hatıraları dile getirmiştir. İlkokul ve ortaokulu Antalya’da, liseyi İstanbul Hayriye Lisesi’nde 1936 yılında bitirdikten sonra, bir süre Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ne devam etmiş ve sonra gazeteciliğe başlamıştır. Tan, Akşam ve Cumhuriyet gazetelerinde sekreter ve yazar (1934 – 1940), Ankara ve İstanbul radyolarında baş spiker ve İzmir Radyosu’nda müdür, İstanbul Radyosu'nda müdür yardımcısı olarak çalışmıştır. Servet-i Fünun, Varlık, Ülkü, Aile dergilerinde, şiir ve öyküleri yayınlanmış ve Türk bestekârları için önemli kaynak kitaplar hazırlamıştır. İstanbul’da 15 Eylül 1972 tarihinde vefat eden Bâki Süha Ediboğlu, Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilmiştir. Yapıtları:

  1. Cenup (şiirler, 1942),

  2. Sel geliyor (öyküler, 1944),

  3. Türk Şiirinden Örnekler (derleme, 1944),

  4. Falih Rıfkı Atay Konuşuyor (1946),

  5. Gece Yağmuru (şiirler, 1947),

  6. İşaret (şiirler, 1953),

  7. Karanlıkta Geçen Gemiler (1958),

  8. Ünlü Türk Bestekârları (derleme, 1962),

  9. Atatürk İçin Bütün Şiirler (derleme, 1962),

  10. Bizim Kuşak ve Ötekiler (36 ozanla ilgili anılar, izlenimler, 1968).

Murat Sarıca kimdir?


Hukukçu, yazar (D. 1926, İstanbul - Ö. 1983). İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Paris Üniversitesi Hukuk ve İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesine asistan olarak (1959) girdi. 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasî Bilgiler Fakültesine geçerek, bu fakültenin kuruluş çalışmalarında görev aldı. 1969 yılında doçentliğe, 1982 yılında profesörlüğe yükseldi. 1964’te Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi olmuştu. 1983 yılında 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu gereğince görevine son verildi, aynı yıl içinde öldü. Sarıca, devletler hukuku ve siyasî düşünce tarihi konularında uzmandı. Ancak hukuk alanını pozitivist bir yaklaşımla ele almadığı; hukuku, kültürel, siyasî ve toplumsal yapıyla bir bütün olarak algıladığı ölümünden sonra hakkında yazılan yazılarda belirtilmişti. BAŞLICA ESERLERİ: Faşizm (Rona Aybay ile, 1962), Fransız İhtilali (1970), Siyasî Düşünce Tarihi (1973), Kıbrıs Sorunu (E. Teziç ve O. Eskiyurt ile, 1975), Siyasal Tarih (1980), İkinci Dünya Savaşına Giden Yol (1982), Birinci Dünya Savaşı’ndan Sonra Avrupa’da Barışı Sürdürme Çabaları. KAYNAK: İhsan Işık / Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2. bas., 2009).

ŞÜKRAN GÜNGÖR KİMDİR?

Şükran Güngör, 21 Kasım 1926 tarihinde Aydın'ın Çine ilçesinde doğmuştur. İlkokulu Çine İlkokulunda, Ortaöğrenimini Manisa'da ve İstanbul İstiklâl Lisesinde tamamladı. Oyunculuğa ortaokul yıllarında Halkevi'nde başladı. 1951 yılında okumakta olduğu İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki eğitimini bıraktı. Muhsin Ertuğrul'un kurduğu "Küçük Sahne"de tiyatro hayatına başladı. İlk olarak "Küçük Sahne" tiyatrosunda "Fareler ve İnsanlar" oyununda rol alan sanatçı, daha sonra Karakolda, Onikinci Gece, Babayiğit, Hamlet, Örümcek, Her Yerde Bulut, Bir Ümit İçin ve Godot'yu Beklerken oyunlarında önemli roller üstlendi. 1956 yılı başlarında Küçük Sahne'den ayrılarak Devlet Tiyatrosu'nda çalışmaya başladı. Karaca ve Site tiyatrolarında da görev yapan Şükran Güngör, 1962 yılında Müşfik Kenter ve sonradan eşi olacak Yıldız Kenter ile birlikte kurduğu "Kent Oyuncuları"nda sahneye çıktı. Şükran Güngör,1965 yılında Tiyatrocu Yıldız Kenter ile evlendi. Çocukları olmadı. Şükran Güngör, 15 Eylül 2002 tarihinde pankreas kanseri nedeniyle 76 yaşında İstanbul'da ölmüştür. Bodrum Turgutreis'te defnedilmiştir. Ödülleri : 2001 - En İyi Erkek Oyuncu (Büyük Adam Küçük Aşk) / 6. Sadri Alışık Ödülleri 2001 - En İyi Erkek Oyuncu (Büyük Adam Küçük Aşk) / 13. Ankara Film Festivali 2001 - En İyi Erkek Oyuncu (Büyük Adam Küçük Aşk) / 23. Siyad Türk Sineması Ödülleri 2000 - En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Güle Güle) / 37. Antalya Film Şenliği 2001 - En İyi Erkek Oyuncu (Güle Güle) / 8. ÇASOD "En İyi Oyuncu" Ödülleri Oynadığı Bazı Tiyatro Oyunları: Fareler ve İnsanlar Karakolda Dünkü Çocuk Onikinci Gece Babayiğit Hamlet Örümcek Her Yerde Bulut Bir Ümit İçin Godot'yu Beklerken Raşamon Aptal Kız Aşk Efsanesi Nalınlar Derya Gülü Miras Mary Mary Üç Kuruşluk Opera Pembe Kadın Vanya Dayı Çöl Faresi Bedel Kim Kimi Kiminle Ver Elini Broadway Batak Göl Buzlar Çözülmeden Arzu Tramvayı Harold ve Maude Lütfen Kızımla Evlenir misin Küçük Mutluluklar Umut Şarkıları Maria Callas Martı Nükte ve Çözüm Filmleri ve Dizileri: 2002 - Canım Kocacığım (TV Dizisi) 2001 - Cesur Kuşku (TV Dizisi) 2001 - Büyük Adam Küçük Aşk (Sinema Filmi) 2000 - Herkes Kendi Evinde (Sinema Filmi) 1999 - Kedi (TV Dizisi) 1999 - Güle Güle (Sinema Filmi) 1997 - Nihavend Mucize (Sinema Filmi) 1993 - Yaz Evi (TV Dizisi) 1988 - Uğurlugil Ailesi (TV Dizisi) 1987 - Yarın Artık Bugündür (TV Dizisi) 1986 - Yunus Emre (Sinema Filmi) 1985 - Dul Bir Kadın (Sinema Filmi) 1975 - Aşk-ı Memnu (TV Dizisi) 1974 - Kızım Ayşe (Sinema Filmi) 1974 - Kartal Yuvası (Sinema Filmi) 1972 - Fatma Bacı (Sinema Filmi) 1966 - Ölüm Tarlası (Sinema Filmi) 1966 - Pembe Kadın (Sinema Filmi) 1953 - Halıcı Kız (Sinema Filmi) 1951 - Allaha Ismarladık (Sinema Filmi)

Suna Kıraç kimdir?



Suna Kıraç, Vehbi Koç ve Sadberk Koç 'un Semahat Arsel, Rahmi M. Koç ve Sevgi Gönül'den sonraki dördüncü ve son çocuğu olarak, ailenin Ankara Keçiören'deki bağ evinde 3 Haziran 1941 yılında dünyaya geldi.

İlköğrenimini Ankara'da Türk Eğitim Derneği (TED) İlkokulu'nda tamamladı. 1952 yılında İstanbul Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'ne girdi. Kolejin son sınıfında ABD'ye gidip işletme ve finans okumaya karar verdi ve Pennsylvania Üniversitesi Wharton School of Finance'tan başvurusuna olumlu yanıt aldı.

EKİM 1960’TA AİLE ŞİRKETİNE GİRDİ

Ekim 1960'ta Koç Ticaret AŞ'nin Beyoğlu Merkez Han'daki İstanbul şubesinde, babası Vehbi Koç'un yanında çalışmaya başladı. İlk görevi, gelen ve giden evraka bakmaktı. Babasıyla birlikte Koç şirketlerinin idari toplantılarına katılarak, farklı bölümlerde stajlar yaparak, topluluğu ve Vehbi Koç'un çalışma tarzını yakından tanıdı.

ALS HASTALIĞI NEDİR? ALS (Amyotrofik Lateral Skleroz) hastalığı, beyin ve omurilikte bulunan ve kasların hareket etmesini sağlayan sinir hücrelerinin hasar görmesi sonucu ortaya çıkıyor. Günümüzde hastalığın kesin tedavisi bulunmasa da erken tanı ile bazı semptomlar tedavi edilebiliyor ve daha uzun süre kas hakimiyeti sağlanıyor. Bulaşıcı olmayan ALS'de genetik nedenlerin rol oynadığı düşünülse de hastalığın temel nedeni bilinmiyor.

5 YIL SONRA GENEL SEKRETER OLDU

1963'te Koç Holding'in kurulmasının ardından Vehbi Koç, Rahmi M. Koç, Bernar Nahum ve Hulki Alisbah'la birlikte holdingin ilk Yönetim Kurulu'nun beş üyesinden biri oldu. 1965'te holdingin genel sekreterliğine getirildi ve beş yıl boyunca bu görevi yürüttü.

Aralık 1967'de Koç Holding şirketlerinden Otoyol'un genel müdürü İnan Kıraç 'la evlenen Suna Kıraç, 1970 yılında, İsak de Eskinazis, Bernar Nahum ve Ziya Bengü'yle birlikte Rahmi M. Koç'un başkanlığında oluşturulan Koç Holding İcra Komitesi'ne girdi.

1970 yılında Koç Holding Personel ve İdari İşler Departmanı başkan yardımcılığı görevini üstlendi. 1974 yılında holdingin insan kaynaklarından sorumlu yöneticisi olduktan sonra, terfi ve liyakat konularında grup şirketlerine standartlar getirme­ye, topluluğun kurumsal kimliğini güçlendirmeye çalıştı.

80’DE YÖNETİM KURULU BAŞKAN VEKİLİ

1980 yılında Koç Holding Yönetim Kurulu başkan vekilliği görevine getirilen Kıraç, montajdan ana sa­nayiye geçiş sürecinde önemli kararlara imza attı. 1994'te Koç Holding'in lider şirketlerinden Arçelik AŞ'nin Yönetim Kurulu başkanlığını üstlendi. Yönetimi sırasında gerçekleştirilen teknolojik yatırımlar, kapasite artırımları ve kaliteyi yükseltme çalışmaları, Koç Holding'in sonra­ki yıllarda Arçelik ve Beko markalarıyla dünya çapında bir üretici durumuna gelmesine zemin hazırladı.


15 Eylül 2020'de yaşamını yitiren Suna Kıraç, Türkiye’nin en önemli iş insanlarından Vehbi Koç’un kızıydı. Türkiye’nin en büyük şirketlerinden biri olan Koç Grubu’nun kurucusu olan Vehbi Koç, 25 Şubat 1996 tarihinde hayatını kaybetmişti.

26 görüntüleme0 yorum