top of page
  • Yazarın fotoğrafıHaberciGazete

Unutulmazlar 2: Altan Karındaş, Erkan Aydoğan Oflu, Refik Ahmet Nuri, Yusuf Hikmet Bayur



Bugün 6 Mart. Altan Karındaş, Erkan Aydoğan Oflu, Refik Ahmet Nuri, Yusuf Hikmet Bayur'un da ölüm yıldönümü.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi de saygıyla, sevgiyle anıyoruz.

Altan Karındaş kimdir?



Altan Karındaş gerçek adıyla Altan Hanoğlu (5 Nisan 1928, Balıkesir - 6 Mart 2021, Muğla), Türk sinema, tiyatro, dizi oyuncusu ve seslendirme sanatçısı.

1950'li yıllardan 2019 yılına kadar yüzlerce oyun, film ve televizyon dizisinde rol almıştır. Sinemada 1950'li yıllarda çok ilgi gören filmlerde başrol oyuncusu olarak; 1960 ve 1970'li yıllardagenelde yan karakterlerde rol aldı. Sesini çok iyi kullanan bir sanatçı olan Altan, Türkiye'de seslendirme sanatının öncülerindendir. Özellikle çizgi film karakterlerini seslendirmedeki başarısı ile tanınır.

Altan Karındaş 5 Nisan 1928'de Balıkesir'de doğdu. Adanalı bir askerî veteriner yüzbaşı olan babası Mahmut Bey, annesi ise Gelibolulu bir ev hanımı idi.[4] Müziğe, sanata meraklı, çevresinde "meddah" olarak tanınan babasının sanata ilgisinden etkilendi. İstanbul'da başladığı ilköğrenimini, babasının görevi nedeniyle taşındıkları Ankara'da tamamladı. Babası subaylıktan emekli olduktan sonra Ankara Radyosu'nda müzisyenliğe başladığından; çocuk yaşta müzik dünyası ile tanıştı. Sıklıkla Çankaya Köşkü'nde Mustafa Kemal'in huzurunda meşk eden Mahmut Bey, "kardeş" anlamında "Karındaş Mahmut" olarak tanındığı için Soyadı Kanunu'ndan sonra Mustafa Kemal Atatürk'ün isteği ile "Karındaş" soyadını almıştır.

Altan Karındaş, ortaokul ve lise öğrenimini Ankara Kız Lisesi'nde tamamladı. Ailesinin yeniden İstanbul'a taşınması üzerine 1946 yılında İstanbul Belediye Konservatuvarı'nın Klasik Batı Müziği bölümüne girdi. Üç yıl şan eğitimi aldıktan sonra okulun tiyatro bölüm açılınca tiyatro bölümüne devam etti. Bakırköy Tiyatrosunda okul piyesi olarak sahneledikleri Venedik Taciri'ndeki Lanselot Gabo rolü il ilk defa sahneye çıktı.


Profesyonel sanat yaşamına 1951-1952 tiyatro sezonunda Muhsin Ertuğrul'un Küçük Sahne Tiyatrosu'nda başladı. 1966 yılında Arena Tiyatrosu'nda Cüneyt Gökçer yönetiminde Çay ve Sempati adlı oyunda Zeki Müren ile başrolü paylaştı. Yüksek bir gişe hasılatı ile aylarca sahnede kalan bu oyun, Karındaş'ın sanat hayatı için kırılma noktası oldu. Şöhrete kavuşan sanatçı sinema filmleri için teklifler aldı. 1950'li yıllarda Halıcı Kız (1953), Yolpalas Cinayeti (1955), Kalbimin Şarkısı (1956), Ölmüş Bir Kadının Evrakı Metrukesi (1956), Anası Gibi (1957), Ölürüm de Ayrılamam (1959) gibi çok ilgi gören filmde başrol oyuncusu olarak yer aldı.

1960 ve 1970'li yıllarda sinemada genelde yan karakterlerde rol aldı. Şehir tiyatroları'ndan sonra Ulvi Uraz Tiyatrosu, Saim Alpago Tiyatrosu, Gen-Ar Tiyatrosu, Arena Tiyatrosu gibi topluluklarda çalıştı. Bir dönem kendi adına da tiyatro kurdu. 1990'lı yıllarda, televizyon için "Çöpçatan" adlı bir tanıştırma-evlendirme programı yaptı. Bu programı, sonraki yıllarda Türkiye'de popüler olan evlendirme programlarının öncüsü kabul edilir.

Hayvan ve çocuk sesi taklitlerinde çok yetenekli olan sanatçı, sesini kullanmadaki başarısını seslendirme sanatında kullandı. TRT'de yayımlanan Simbad adlı çizgi filmde Simbad'ın kargası, The Muppet Show'daki "Bayan Piggy" seslendirdiği karakterlerdendir.

Son yıllarını Marmaris'te bir huzurevinde geçirdi. Marmaris Belediyesi'nin 2019 yılında çektiği Atatürk'ün ölümüne dair "Ayağa Kalk" adlı filmde rol aldı. 6 Mart 2021'de Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi'ne bağlı eğitim ve araştırma hastanesinde 93 yaşında hayatını kaybetti.


Erkan Aydoğan Oflu Kimdir?



1972 yılında İstanbul Fatih’te doğan Erkan Aydoğan Oflu, 1973 yılında ailesiyle beraber Almanya’ya yerleşti. Almanya’da kaynakçılık meslek lisesini bitirerek iki sene tersanelerde çalıştı.1993 yılında Türkiye’ye dönerek askerliğini yapan oyuncu, dergi dağıtımı, turizm, oto alım-satım, tamir işleri ile uğraştı ve spor hocalığı yaptı.1999 yılında bir boksörü canlandırdığı ilk reklam filminde oynadı, bu reklam filmi Newyork’ta ödül aldı.Çeşitli reklam filmlerinde rol almasının ardından, Reha Erdem’in yönettiği “Korkuyorum Anne” adlı uzun metrajlı filmde “Aytekin” karakterini canlandırdı. Bu filimdeki performansı beğenilince diğer projelerde rol alma fırsatı buldu.Meltem Kayalı’nın yapımcılığını, Bülent İşbilen’in yönetmenliğini üstlendiği “Aşk Oyunu” adlı dizide “Kurti” tiplemesiyle ekranlara geldi. Bu dizi kendisinin Türkiye’de herkes tarafından tanınmasını sağladı.Oyuncu 2. projesi olan “Yine de Aşığım” adlı dizide Haluk Bilginer, Şevval Sam ve Dolunay Soysert ile birlikte rol aldı.Sanatçı “Kısık Ateşte 15 Dakika” adlı sinema filminde de ise Şakir karakterini canlandırdı.Grip olduğu öğrenilen Aydoğan Oflu, Ortaköy’deki evinde kalp krizi geçirerek hayata veda etti.Son Yolculuğuna Uğurlandı39 yaşında ölen Oflu’nun cenazesi Ortaköy’deki Hacı Mehmet Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Eyüp Mezarlığı’nda toprağa verildi.Oflu’nun aynı diziden rol arkadaşı Keremcem, “Çok zamansız öldü. Çok zor. Sevenlerine sabır dilemekten başka yapılacak bir şey yok“ dedi.Tiyatro oyuncusu Gürgen Öz ise, “Yetenekli bir oyuncuydu. Allah rahmet eylesin. Üzgünüz. Çok iyi bir insandı“ diye konuştu.Tiyatro oyuncusu Özkan Uğurlu da, “Bir anda oldu. Sporla da uğraşıyordu kendisi. Söyleyecek söz bulamıyorum“ dedi


Refik Ahmet Nuri Sekizinci kimdir?




Refik Ahmet Nuri Sekizinci veya İbn-ür Refik Ahmet Nuri Sekizinci, (d. 1874, İstanbul - ö. 6 Mart 1935, Ankara) Osmanlı tiyatro oyuncusu, oyun yazarı, bürokrat ve 12. Fenerbahçe SK başkanıdır. En sevdiği oyunu "Sekizinci" olduğu için sonradan soyadı olarak almıştır. Edebiyat dünyasında daha çok uyarlamalarıyla tanınmaktadır. Meşrutiyet dönemi oyun yazarı olan Refik Ahmet Nuri, cumhuriyet devrinde de yazmayı sürdürdü. Bir komedi ve vodvil ustası olan yazarın en tanınmış oyunu, Alfred Savoir'ın La Huitième Femme de Barbe-Bleu (Mavi Sakalın Sekizinci Karısı) adlı oyunundan uyarladığı Sekizinci (1922) idi. Bu nedenle Sekizinci adını kendi soyadı olarak kullanmıştır.

1874 yılında, İstanbul'da Üsküdar'ın Ayazma mahallesinde doğmuştur. Dedesi fes nâzırı Süleyman Paşa, babası Üsküdar mahkemesi sorgu hâkimi (müstantik) Mehmed Refik Bey’dir. Bu sebeple İbnürrefik Ahmed Nuri diye anılmıştır. İlk eğitimini Doğancılar Sıbyan Mektebinde tamamladı, ardından Üsküdar’da Rüstem Paşa Mekteb-i İptidaisine kaydoldu. Bir süre Paşakapısı Askerî Rüştiyesine devam ettikten sonra 1881'de Mekteb-i Sultani'ye yazıldı. Buradaki eğitimini 1884'te yarım bıraktı. Bu okulda geçirdiği üç yıllık eğitim sürecinde bir yıl Fransızca eğitim gördü. 1884’te Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreterliği ve Karantina Dairesi'nde çalıştı. Bu idare Lozan Anlaşması ile dağılınca muhasebe dairesinden emekli oldu. 1923'te Mahmut Yesari ve Reşat Nuri Güntekin ile birlikte "Kelebek" adında haftalık mizah dergisi çıkardı. 1915'te İstanbul Şehir Tiyatrosu yönetim kuruluna üye seçildi. 6 Mart 1935 tarihinde, Ankara Halkevi Tiyatro Kolu'nda rejisör bulunduğu sıralarda öldü. Tiyatroya ilgisi çocukluğunda başladı. Lise çağlarında arkadaşlarıyla büyük bir bahçede mahalle halkına oyunlar sunardı. İkinci Meşrutiyet’in ardından Millî Osmanlı Tiyatrosu adıyla amatör bir tiyatro grubu kuran arkadaşı Reşat Rıdvan ile birlikte Selanik’e kadar gitti. Namık Kemal’in “Vatan” piyesini oynadılar. İttihat ve Terakki Cemiyeti yararına sahnelenen oyunu bir kere Harbiye Nezâreti bahçesinde gerçek asker ve toplarla oynadıklarında büyük ilgi uyandırdı. Osmanlı Donanma Cemiyeti'nin bir temsil heyeti kurması üzerine bu heyetin yazarları arasına katıldı. Bir süre sonra Darülbedayi'nin kuruluşundaki kurulda yer aldı, 10 sene kadar Darülbedayi'de çalıştı. Darülbedayi'den ayrıldıktan sonra gezgin bir topluluk kurarak Anadolu’ya turneye çıktı. 1932’de Ankara Halkevi Sahnesi’nde yönetmen olarak çalışmaya başladı; oyunlarda görev aldı 1935 yılında hayatını kaybedinceye değin burada çalıştı. İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci; hem güldürü, hem ibret verici tiyatroyu yurdumuza yerleştiren, halkın gülme ihtiyacını ön plana alan, yazarlıkla oyunculuğu birleştiren bir sanatçıdır. Elliyi aşkın telif, adapte vodvilleri ile komedileri vardır. Kendi el yazısıyla yazıp bıraktığı biyografisinde tiyatro sevgisini şöyle anlatıyor: « Çocukluğumdan beri edebiyata çok merakım vardı. O zamanın maruf ediplerinden Namık Kemal, Ziya Paşa'yı, Muallim Naci'yi, Abdülhak Hamid'i okudum. Tiyatroya merakım çoktur. Güllü Agop'un tesis ettiği Osmanlı Tiyatrosu'na çok giderdim. Burada nadiren oynanan ve az çok kıymetli edebiyesi olan piyesleri tercih ederdim. Ben Galatasaray Sultanisi'nde iken Tıbbiye ve Harbiye talebesinden arkadaşlarımdan birkaçını kandırdım, aramızda para topladık, birimiz büyük bahçesinde büyük bir sahne inşa ettik. Ramazan geceleri kolu komşuya o zamanın usulünde yazılmış eserleri temsil ederdik. En başta Namık Kemal'in "Zavallı Çocuk" namındaki dramı vardı. Ben "Çoban Kızı" namında bir komedi yazmıştım. Bunu çok temsil ettik. Çünkü seyircinin çok hoşuna gitmişti. O zaman anladım ki, halkın gülmeye daha çok ihtiyacı var. Onun için Meşrutiyet'ten itibaren yazdığım eserlerimin çoğu vodvildir. Hâlâ o kanaatteyim ki, tezli piyeslerde muharrirlerin tasvir ettikleri vakalar vodvil şeklinde temsil edilirse halka daha faydalı ibret verir. Fakat bu piyeslerdeki nükteler nezih ve edebî olmak şartıyle, bence tiyatro sahnesi edebiyat meşheridir. Tanin gazetesinin himayesi altında Enver ve Niyazi kruvazörleri menfaatine "Vatan Yahut Silistre" piyesini oynamaya teşebbüs ettik. Bize iştirak eden amatörler meyanında Raşit Rıza, Nurettin Şefkati, Şadi, Muvahhit ve Rıza Fazıl gibi kıymetli sanatkârlar vardı. Piyesi Kuleli ve Darüşşafaka mekteplerinde temsil ettik. Sonra Osmanlı Donanma Cemiyeti kuruldu ve ben de Heyeti Edebiye'ye dahil oldum. Faaliyet arzu ettiğim veçhile ciddî ve temiz idi. Bunu gördükçe biz de tiyatronun inkişaf edeceğine iman ettim ve piyes yazmağa başladım. O günden bugüne kadar yazdığım dram, vodvil, komedi küçük büyük elliden fazladır. »Aynı zamanda bir spor adamı olan Ahmet Nuri, 1918–1919 yılları arasında Fenerbahçe Spor Kulübü başkanlığı yaptı. Tiyatro Eserleri

İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci; 1908 Meşrutiyet sonrası, gerçek tiyatro yazarlarının öncüleri arasına katılır. Tiyatro yapıtlarında halkı güldürürken eğlendirmeyi, "faydalı ibret verici" oyunlar yazmaya öncelik tanır. Halkın gülmeye çok ihtiyacı olduğuna inanır. Tiyatro yapıtlarının çoğu uyarlamadır. O bunlara yaratıcı tiyatro gücünü katma ustalığı gösterir.

Başlıca tiyatro eserleri:

  • Âlemdar

  • Asrî Hülyalar

  • Aşk-i Atik

  • Bir Nokta

  • Büyük Baba

  • Ceza Kanunu

  • Çoban Kızı

  • Çürük Merdiven

  • Sekizinci

  • Dokuzuncu

  • Dört Cihar

  • Fener Bekçileri

  • Fırsat Yoksulu

  • Gelin Kaynana

  • Yavuz Hırsız

  • Hisse-i Şayia

  • Hüsmen Ağa

  • İpekçi Merhum

  • Kuş Kafesi

  • Kibir ve İnat

  • Sınıf Arkadaşı

  • Nâkıs

  • Odalık

  • Pembe Köşk

  • Sivrisinekler

  • Son Ateş

  • Şair

  • Yalancının Mumu

  • Yataklı Vagonlar

  • Yavrum Komiser

  • Yegâne · Zamaneler

  • Zühal Burcunda

  • Zaptiye Nazırı

  • Tecdid-i Nikâh

  • Şer'iye Mahkemesinde

  • Sürurî Apartmanı

  • Nurbaba Köşkü

  • Nel Kulesi

  • Monte Kristo

  • Lokmanzade

  • Kısmet Değilmiş

  • Kadın Tertibi

  • Hoşkadem Gebe

  • Himmetin Oğlu

  • Eski Âdetler

  • Belkis

  • Asrî Olalım

Yusuf Hikmet Bayur kimdir?



İstanbul’da doğdu (1891). Sadrazam Kıbrıslı Kâmil Paşa’nın torunudur. Babasını küçük yaşta kaybettiği için dedesinin yanında ve himayesinde yetişti. İlk ve orta eğitimini İstanbul’da, yüksek tahsilini Paris’te yaptı.

Türkiye’ye döndükten sonra Galatasaray Lisesi’nde öğretmenliğe başladı. 1920 yılında Kurtuluş Savaşı’na katılmak üzere Ankara’ya gitti ve Dışişleri Bakanlığı’nda görev aldı. İyi yabancı dil bildiği için kısa zamanda kendisini kabul ettirdi ve dış siyasetin belirlenmesinde önemli rol oynadı. Lozan Konferansı sırasında İsmet Paşa’nın müşavir kadrosunda yer aldı; 1925’ten sonra dış ülkelerde görev yapmaya başladı. 1927 yılında Belgrad orta elçiliğinden sonra cumhurbaşkanlığı genel sekreterliği yaptı. Ardından Afganistan büyükelçiliğinde bulundu. İlmî çalışmalarına Türk Tarih Kurumu üyesi olarak bu sıralarda başladı. Fakat daha önce Ankara’daki ilk memuriyet günlerinde Sevr Antlaşması’nı protesto eden Ankara hükümetinin haklılığını göstermek için imzasız olarak Türk Muâhede-i Sulhiyyesi ve Mâhiyyet-i Hakîkiyyesi (İstanbul 1336) adlı risâleyi kaleme almıştı.

Esas siyasî hayatı 1933’te Manisa milletvekili olunca başladı. Kısa süren Maarif vekilliği sırasında üniversite reformu yapıldı ve üniversitelerde inkılâp tarihi derslerinin mecburi olarak okutulması kabul edildi. İlk dersi 4 Mart 1934 günü İstanbul Üniversitesi’nde bizzat kendisi verdi. Atatürk’ün ölümü üzerine yeni cumhurbaşkanı adayını belirlemek için toplanan Cumhuriyet Halk Partisi meclis grubu toplantısında 323 kişi arasında oyunu İsmet İnönü’ye vermeyen tek mebus oldu. Daha sonra Ankara Üniversitesi’nin çeşitli fakülte ve yüksek okullarında Türk inkılâp tarihi dersleri veren Bayur siyasî tarih profesörlüğüne, bir süre sonra da Hint tarihi ordinaryüs profesörlüğüne tayin edildi.

Çok partili siyasî hayata geçilince İnönü’ye karşı sert bir muhalefete girişti. Devrin gazetelerinde oldukça etkili siyasî yazılar yazdı. Millet Partisi’nin kurucuları arasında yer aldı ve bu partinin genel başkanlığına kadar yükseldi. Daha sonra Demokrat Parti listesinden bağımsız milletvekili olarak Büyük Millet Meclisi’ne girdi. Ancak iktidar partisinin din ve vicdan hürriyeti çerçevesinde din eğitimine vermek istediği önemi benimsememiş ve meselâ din derslerinin ortaokullarda okutulmasına karşı çıkmıştır. Bayur bu düşünce ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verdiği bir soru önergesinde, din eğitiminin modern Türkiye’nin geleceği için tehlikeli olabileceğini belirtmiştir (Ogan, s. 90). Bayur ayrıca ibadet dilinin Türkçe olmasının gerektiğini savunmuştur (“İbadet Dili”, s. 151-153). 27 Mayıs 1960’ta gerçekleştirilen askerî harekât sırasında tutuklanan Bayur, devrin iktidar partisi ileri gelenleriyle birlikte Yassıada mahkemesinde yargılandı ve mahkûm edildi. Fakat bir süre sonra çıkarılan af kanunu ile serbest bırakıldı. Daha sonraki hayatı boyunca aktif siyasete girmedi. 1961 anayasasından sonra tartışmaya açılan ve yayılmaya başlayan sol fikirlerin karşısına sert bir şekilde çıktı ve bu fikrin taraftar bulmaması için gazete ve dergilerde seri makaleler yazdı. 6 Mart 1980 tarihinde İstanbul’da öldü.

Eserleri. 1. Türk İnkılâbı Tarihi (Ankara 1940-1967). Üç cilt halinde on kitaptan oluşan bu eser 1878 Berlin Muahedesi ile başlar, I. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar gelir.

2. Hindistan Tarihi (Ankara 1946, 1947, 1950). Hindistan’la ilgili çalışmalarına Kâbil elçiliği sırasında başlayan yazar bu çalışmalarını Türk Tarih Kurumu’nun neşretmeyi amaçladığı “Türk Tarihinin Ana Hatları” serisinde değerlendirmiş, daha sonra da bunları Hindistan Tarihi adlı kitabında toplamıştır. Üç ciltten oluşan bu eserin I. cildi İlkçağ’lardan başlayarak Gurkanlı Devleti’nin kuruluşuna kadar, II. cildi Gurkanlı Devleti’nin büyüme devri (1526-1737), III. cildi Nâdir Şah Avşar’ın akınından bağımsızlık ve Cumhuriyet devrine kadar (1737-1949) gelir. Son cilt, kuruluşundan son zamanlarına kadar Afganistan tarihini de ihtiva eder.

3. Yeni Türkiye Devleti’nin Haricî Siyaseti (İstanbul 1942). Bayur’un üniversitede okuttuğu inkılâp tarihi derslerinin notlarından oluşmaktadır.

4. Atatürk, Hayatı ve Eseri (Ankara 1963). Bu kitapta doğumundan Samsun’a çıkışına kadar Mustafa Kemal’in hayatı anlatılmaktadır.

5. XX. Yüzyılda Türklüğün Tarih ve Acun Siyasası Üzerindeki Etkileri (Ankara 1974).

Humâyunnâme ve Vekāyi (Babur’un Hâtıratı) adlı eserlerin önsöz ve girişlerini de yazan Bayur, Türk Tarih Kurumu Belleten’inde pek çok makale neşretmiş ve Türk Tarih kongrelerine ilmî tebliğlerle katılmıştır. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu çeşitli zamanlarda Bayur’un eserlerinin tıpkıbasımlarını yapmıştır.

1927 yılında Mustafa Kemal Paşa’nın Nutuk’unu hazırladığı sıralarda en büyük yardımcıları arasında bulunan Y. Hikmet Bayur hayatı boyunca onun yolundan ayrılmamıştır. Atatürk’ün “Bursa Nutku” diye adlandırılan konuşmasının hiçbir zaman yapılmadığını savunanların başında geliyordu. Laik eğitim ve öğretimden ömrü boyunca vaz geçmemiş, dil ve din alanlarında derhal reformlar yapılmasını isterken eserlerinde yeni kelimeleri de aşırıya varan bir ısrarla kullanmıştır.

72 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Commentaires


bottom of page