top of page
  • HaberciGazete

Unutulmazlar 2: Mustafa Süphi, Keriman Halis, Gürbüz Bora, Ayşenur Zarakolu, Mehmet Türker



Bugün 28 Ocak. Mustafa Süphi, Keriman Halis, Gürbüz Bora, Ayşenur Zarakolu ve Mehmet Türker'in de ölüm yıldönümü.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla, sevgiyle anıyoruz.


Mustafa Suphi veya Mustafa Subhi kimdir?



(1883 - 28 Ocak 1921),

Osmanlı İmparatorluğu'nun dağıldığı dönemde bir Türk devrimci ve komünistti .


Suphi, 1883'te Giresun'da doğdu . Galatasaray Lisesi'ne gitmeden önce Kudüs , Şam ve Erzurum'da eğitim gördü . Paris'te siyaset bilimi okudu ve burada Türk gazetesi Tanin'in de muhabirliğini yaptı . 1910'da Türkiye'ye döndü ve burada Ifham gazetesini çıkardı . Ayrıca hukuk ve ekonomi dersleri verdi . 1913 yılında Mahmud Şevket Paşa suikastına karışmakla suçlandı ve Sinop'ta on beş yıl sürgün cezasına çarptırıldı . Burada İctiha ve Hak dergilerine batı felsefesi ile ilgili yazılar yazdı . Ancak 1914'te Sinop'tan Rusya'ya kaçtı, burada Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesinin ardından Rus makamları onu bir savaş esiri olarak gördü ve Ural bölgesinde sürgüne gönderdi .



Türkiye Komünist Partisi kurucusu Mustafa Suphi (solda), genel sekreter Ethem Nejat (ortada) ve İsmail Hakkı (sağda) (altta)


1915'te Bolşevik Partisi'ne katıldığı Urallardaydı. Temmuz 1918'de Moskova'da düzenlenen Türk Sol Sosyalistleri Kongresi'nin düzenlenmesine yardım etti ve Kasım ayında Muskom'a katıldı . Ayrıca Narkomnats'ın Tüm Rusya Müslüman İşçileri bölümünün Merkez Komitesi'ne seçildi . Mirsäyet Soltanğäliev'in sekreterliğini yaptı. Doğu Tanıtım Bürosu'nun Türkiye Şubesi başkanıydı ve 1919'da Üçüncü Enternasyonal'in Birinci Kongresi'ne Türkiye delegesi olarak katıldı. O yıl Yeni Dünya'yı da kurdu.(Yeni Dünya) ve bilimsel sosyalizmin temellerini Türk savaş esirlerine sevdirmek için kullandı.

Türkiye Komünist Partisi'nin 10 Eylül 1920'de Bakü'de yapılan Birinci Kongresi'nde başkanlığa seçilerek Anadolu'ya gitti . Türk Kurtuluş Savaşı'na katılmak için Türkiye'ye giden 15 komünistten biriydi . Erzurum'da düşmanlıkla karşılaşan komünistler Bakü'ye dönmeye çalıştılar. Ancak 28 Ocak 1921 gecesi Trabzon'dan yola çıktıktan sonra Kahya Yahya tarafından öldürüldüler. Belli ki Suphi'nin ifşa edeceği korkusuyla Trabzon'dan Enver Paşa'nın bir grup taraftarı tarafından öldürülmüş olabilir.

Enver Paşa'nın Moskova'daki siyasi faaliyet planları ve Türk Milli Hareketi yenildikten sonra Türkiye'de iktidarı yeniden kazanmak için Bolşevikleri kullanma nihai niyeti .

Anadolu'nun çeşitli yerlerinde bulunan partizan birlikleri arasında bağların kurulması için ordu hizmet alanı sağlanmasına ve bu hareketin güçlendirilmesi için Askeri-Devrim Komitesi'nin kurulmasına ihtiyaç vardır. Bu organizasyon bağımsız olacak; ama organizasyonumuz ona rehberlik edecek. Türkiye Askeri-Devrim Komitesi'nin tüm görevi, hem Sovyet Rusya'da hem de dünya çapında toplumsal devrim hareketinin ilerlemesi ve korunması yönünde yoğunlaşacaktır. İngiliz-Fransız işgalcilere karşı Anadolu hareketi için, bu hareketin Kafkasya'ya yayılması ve orada Sovyet iktidarının örgütlenmesi için faydalı olacaktır. İlk fırsattan yararlanarak Anadolu'daki tüm görevlerin kontrolünü ele alan Türkiye Askeri-Devrim Komitesi,(M. Suphi; Moskova, 28 Ekim 1919)



Gürbüz Bora kimdir?


Devlet Tiyatrosu sanatçısı.1986 da bir tren kazası sonucu kaybettiği oğlu anısına eşi seramik sanatçısı Ülkü Bora'yla Kartal Soğanlık'taki Burak Bora okulunu (Anadolu Lisesi) yaptırmış. Kendisi ise 28 Ocak 1989'da vefat etmiş. Cenazesi 29.1.1989 cuma günü Bostancı Kuloğlu camisinden alınarak Kartal Soğanlık mezarlığında toprağa verilmiş


Ayşe Nur Zarakolu kimdir?



(9 Mayıs 1946; Antakya - 28 Ocak 2002; İstanbul)

Türk yazar, yayıncı ve insan hakları savunucu. Ragıp Zarakolu ile birlikte Belge Yayınları'nın kurucu ortağıydı. 1997'de The New York Times , Zarakolu'yu "Türkiye'nin sansür yasalarına meydan okuyanlardan biri" olarak tanımladı.


Keriman Halis Ece kimdir?



(16 Şubat 1913; İstanbul - 28 Ocak 2012; İstanbul[1]), Türk piyanist, model ve Türkiye'nin ilk dünya güzeli. Cumhuriyet gazetesinin düzenlediği Türkiye Güzellik Kraliçesi Yarışması olan ve Miss Turkey olarak bilinen organizasyonun 1932 yılındaki birincisi seçilmiştir.

31 Temmuz 1932'de Belçika'nın Spa kentinde yapılan ve yirmi sekiz ülkenin delegelerinin katıldığı, dönemin en prestijli yarışması, Dünya Güzellik Yarışmasında birinci olarak "Dünya Güzellik Kraliçesi" seçilmiştir. Resmî olarak Kâinat Güzeli ve Zarafet Güzeli unvanları ile de adlandırılabilir. İstanbul'da 28 Ocak 2012 98 yaşında hayatını kaybetti. Feriköy Mezarlığı'nda toprağa verildi.



Keriman Halis Ece, zamanın meşhur tüccarlarından olan ve Hızır adı verilen yangın söndürme aletlerinin mümessili Tevfik Halis Bey ve Ferhunde Hanım'ın altı çocuğundan biridir. Yarışmalara da babası tarafından kaydettirilmiştir. Tahsilini Feyziati (sonraki adıyla Boğaziçi) Lisesi'nde yapmıştır. Keriman Halis'in amcası, ünlü operet bestecilerinden Muhlis Sabahaddin Ezgi'dir. Halası ise ünlü kadın bestekârımız Neveser Kökdeş'tir. Galatasaray Spor Kulübü'nün idarecilerinden Turgan Ece ise kardeşidir. Yeğenleri arasında Melek Kobra (Ayşe Opereti), Mete Uğur ve Asım Ekren gibi ünlü isimler bulunmaktadır. İlk evliliğini Dr. Orhan Sanus ile yapan Keriman Hanım'ın ilk oğlu Sezai Biltin Sanus, daha sonra da kızı Ece Sanus dünyaya geldi.


İkinci evliğini ise ünlü tüccarlardan Hasip Tamer Bey'le yaptı ve bir erkek evladı oldu; Cenk Tamer (ekonomist). En büyük torunu eşinin adını taşımaktadır. Orhan Sanus (Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı Genel Müdürü), kızı Ece; Orhan Torfilli Bey'le evlendi. Mehmet, Ayşe, Ahmet ve Emin adlı dört çocuğu oldu. Bir de Kut Sarpyener Bey'den olan bir oğlu var; Emir.

Keriman Halis çok iyi piyano çalabilmekteydi, yanı sıra oldukça iyi yemek yapan ve dikiş diken Ece, Fransızcayı anadili gibi bilmekteydi. Hem Çerkez Adige hem de Çerkez Ubıh kanı taşıyan Kafkas kökenli Ece, baba tarafından Ace, anne tarafından Bijnoupha (Bıjnou olarak da bilinen) sülalesine mensuptur.

Meşhur Ece Ajandası da, adını Keriman Halis'in soyadından alır. Şirketin merhum sahibi Murtaza Sadık Kağıtçı, bu soyadın anlamlı bir şekilde veriliş hadisesinden çok etkilenerek bir ajanda çıkararak bu ismi kullanmayı tercih etmiştir.

Güzellik yarışması kariyeri



Keriman Halis'in Belçika'da kazandığı yarışmanın orijinal adı International Pageant of Pulchritude idi. Türkçe olarak Uluslararası Güzellik ve Zarafet Yarışması, o dönemin en prestijli güzellik yarışması organizasyonuydu. En eski organizasyonlardan olan yarışma bütün ülkelerce saygı görüyordu. Yarışma Kâinat Güzellik Yarışması ve Dünya Güzellik Yarışması olarak da biliniyordu, yarışmanın birincileri hem Zarafet Güzeli hem Dünya Güzeli hem de Kâinat Güzeli unvanlarıyla anılıyorlardı. Ancak yarışma el değiştirip adı Kâinat Güzellik Yarışması olarak düzenlenmeye başlanınca, günümüz adıyla Miss Universe, yeni bir yarışma olarak dünyaya sunuldu ve Miss Universe güzelleri ayrı başlık altında toplandı. Dünya Güzeli unvanı da günümüzde Miss World ve Miss Earth yarışmaları ile karışmaması nedeniyle yaygın olarak kullanılmamaktadır. Bu dalda Türkiye'nin bir tek birincisi olan Keriman Halis'tir. Bu olay genç cumhuriyet için de oldukça anlamlıydı. Keriman Halis, 1932'de Türkiye'de dördüncüsü düzenlenen güzellik yarışmasını kazanarak Belçika'ya gittiğinde o güne kadar hiçbir Türkiye güzeli derece alamamıştı. Halkın umutlarını boşa çıkarmayan Keriman Halis, vatana döndüğünde Sirkeci Garı'nda kraliçeler gibi karşılandığını şöyle anlatıyor:

"En sonunda ben ve Almanya güzeli kaldık. Kırmızı bir tuvalet giymiş, yakasına da beyaz kurdele takmıştım. Jüri başkanı elindeki zarfı açtı. Heyecandan bayılabilirdim. Ve bütün tiyatro salonu, 'Yaşasın Miss Turkey!' sesleriyle inledi."

Keriman Halis, yarışma sonrasında bir Türk Bayrağı'nın bulunmaması nedeniyle halkın tezahüratına cevap vermemiş ve bunun üzerine metrelerce atlas bulunarak bayrak orada yapılmış ve balkondan dalgalandırılarak izleyicilere gösterildikten sonra, kendisini görmeye gelen halkı selamlamıştır. Ayrıca Keriman Halis, o yıllarda, koyu kahverengi göz rengine, parlak uzun siyah saçlara, bembeyaz bir tene ve 1.65'in üstünde bir boya sahipti. Doğum yılı (1913) kesin olarak bilinmektedir. Ancak günü ve ayı, insanların nüfus belgeleri 20. yüzyılın başlarında hicri ve rumi takvimlere göre tespit edilmekteydi. Bunun miladi takvime göre karşılığı 16 Şubat günüydü.

Atatürk, bu yarışma sonrasında yaptığı açıklamada, tam olarak:

"Türk ırkının necip (soylu) güzelliğinin daima mahfuz olduğunu (korunduğunu) gösteren dünya hakemlerinin bu Türk çocuğu üzerindeki hükümlerinden memnunuz. Fakat Keriman Ece, hepimiz işittiğimiz gibi söylemiştir ki, o, bütün Türk kızlarının en güzeli olduğu iddiasında değildir. Bu güzel Türk kızımız, ırkının kendi mevcudiyetinde tabii olarak tecelli ettirdiği güzelliğini dünyaya, dünya hakemlerinin tasdikiyle tanıttırmış olmakla elbette kendini memnun ve bahtiyar addetmekte haklıdır. Türk milleti, bu güzel çocuğunu şüphesiz samimiyetle tebrik eder. Cumhuriyet gazetesi bu meselede Türk ırkının diğer dünya milletleri içinde mümtaz (seçkin) olan asil güzelliğini göstermek teşebbüsünü takip etmiş ve bunu dünya nazarında muvaffakiyetle (başarıyla) intaç eylemiştir (sonuçlandırmıştır). Ondan dolayı bittabi bu vesile ile de takdir ve tebriklerimize hak kazanmıştır. Arzusunu da ilave edeyim ki, Türk ırkının dünyanın en güzel ırkı olduğunu tarihi olarak bildiğim için, Türk kızlarından birinin Dünya Güzeli intihap edilmiş (seçilmiş) olmasını çok tabii buldum. Fakat Türk gençlerine bu münasebetle şunu da tahattür ettirmeyi (hatırlatmayı) lüzumlu görürüm: Münferit olduğumuz (iftihar ettiğimiz) tabii güzelliğinizi fenni tarzda muhafaza etmesini biliniz ve bu yolda uyanık bir tekamülün (olgunlaşmanın) mütemadi tahakkukunu (gerçekleşmesini / yerine gelmesini) ihmal etmeyiniz. Bununla beraber asıl uğraşmaya mecbur olduğunuz şey analarınızın ve atalarınızın oldukları gibi yüksek kültürde, yüksek fazilette birinciliği tutmaktır." demiştir.

Keriman Halis'e, 1934'te çıkan Soyadı Kanunu ve yarışmadaki başarısından sonra bizzat Atatürk tarafından kraliçe anlamına gelen "Ece" soyadı resmî olarak verilmiştir.

Yalova'da bulunan Atatürk'e Paris'te bulunan Dünya Güzeli Keriman Halis Hanım da, şu telgrafı çekmiştir:

"On beş günden beri memleketimden hiçbir haber alamamıştım. Bugün Paris sefaretimizde (büyükelçiliğinde) layık olmadığım kıymettar iltifatınızı gazetelerde gördüm. Meserretimden ağladım. Bu muvaffakıyyetim sizin memleket kadınlığına telkin ettiğiniz fikirlerin eseridir. Tanrının sizi üzerimizden eksik etmemesi temenniyetini yad etmekteyim. İhtiramatımın kabulünü rica ederim efendim. Keriman Halis."

Ayrıca Keriman Halis Ece hakkında, güzellik yarışmasını Belçika'da bizzat gören ünlü şahsiyet Halit Turhan Bey tarafından kendisinin yayımladığı hatıralarda yer alan bazı ifadelerde o dönem genç Cumhuriyet yönetimi ile yeni yeni saygınlığı artan Müslüman Türk kadınına, yarışmanın tamamı Hristiyan juri üyeleri tarafından büyük bir hayret duygusu olduğu dile getirilmiştir ve tüm dünyada yankı uyandıran ilk Dünya Güzeli Keriman Halis'in resimlerinin yerli ve yabancı gazetelerde basılmasına hatta kartpostal yapılarak satılıp elden ele dolaşmasına vurgu yapılmıştır, İslamiyet temalı ve Osmanlı İmparatorluğu'nun geleneksel bir bağnazlık içerisinde olduğu yönünde olan önyargıların asılsız ve yanlış olduğundan bahsedilmiştir. Türkiye’nin katıldığı bu güzellik yarışmasının maksatlı sonucu yurt içinde de kısa zamanda etkisini göstererek Kiraz Güzeli, Karpuz Güzeli, Festival Güzeli gibi yarışmaların yayılmasına sebep oldu.

Keriman Halis Ece'nin yıllar boyunca konuşulmakta olan ünü ve hikâyesi Japonya'yı da etkilemiştir. Japonya'da okullarda hem temel eğitim hem de lisans eğitimi ders kitaplarında Keriman Halis Olayı diye okutulan bir konu vardır. Konu, genç cumhuriyet yıllarını yaşayan Türkiye Cumhuriyeti'de 1927 yılında ilk kez halk tarafından manevi anlamda sayılan Türk kadınının uzun bir süreç içinde erkek egemenliği ve baskısından kurtulmasıdır.


Mehmet Türker kimdir?



Mehmet Türker, gazeteciliğe 1962 yılında Gece Postası Gazetesi'nde başladı ve sırasıyla Yeni İstanbul, Yeni Gazete gazetelerinde çeşitli sahalarda muhabir olarak görev yaptı.

Hürriyet, Meydan, Gözcü gazetelerinde yönetici olarak çalıştı. Hürriyet Gazetesi'nde kısa bir muhabirlik döneminden sonra gazetenin 20 yıl boyunca İstihbarat Şefliği ve Haberler Müdürlüğünü yaptı.

Sözcü Gazetesi'nin kuruluşunda yer aldı.

Köşe yazarlığına başladığı Meydan Gazetesi ve Gözcü Gazetesi'nde aynı zamanda Yayın Koordinatörlüğü, Haberler Müdürlüğü görevlerinde bulundu.

1963 yılında ABD'li Prof. Charles Hulten'in Direktörlüğünü yaptığı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin Gazetecilik Semineri Sertifika programını tamamlayarak, Burhan Felek ve Prof. Hulten imzalı “Başarı Sertifikası” aldı;

1968 yılında işçi sendikaları başarı ödülüne, 1971 ve 1976 yıllarında haber ve seri röportaj dallarında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin başarı ödülüne layık görüldü.

1985 yılında ise Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından “Yılın Gazetecisi” seçilerek Onur Belgesi ve Onur Madalyası sahibi oldu.

2012 yılında da İstanbul Gazeteciler Derneği tarafından “Babıali'de 50. Altın Yıl” ödülü verilen Mehmet Türker, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin “2015 Burhan Felek Basın Hizmet Ödülü'ne” lâyık görüldü.

Kasım 2016’da “Yazık ettiler güzelim ülkeye” isimli ilk kitabını yayınladı.

28 Ocak 2017’de vefat etti.

50 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
bottom of page