top of page
  • Yazarın fotoğrafıHaberciGazete

Hacı Arif Bey, Yunus Nadi, Fuat Köprülü, Zehra Bilir, Şarık Tara




Bugün 28 Haziran. Hacı Arif Bey, Yunus Nadi Abalıoğlu, Fuat Köprülü, Zehra Bilir ve Şarık Tara'nın ölüm yıldönümleri.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla, sevgiyle anıyoruz.

Hacı Arif Bey kimdir?


1831 yılı sonlarında İstanbul Eyüp’te doğdu. Asıl adı Mehmed Ârif olup Eyüp Şer‘î Mahkemesi başkâtiplerinden Ebûbekir Efendi’nin oğludur. Daha sıbyan mektebinde iken sesinin güzelliğiyle dikkati çekti ve mektebin ilâhicibaşısı oldu. Mûsikiye olan kabiliyetinin, komşusu bestekâr Şâhinbeyzâde Mehmed Bey tarafından anlaşılması üzerine ondan ilk mûsiki derslerini almaya başladı. Bu arada yine komşusu olan Hâfız Mehmed Zekâî Efendi’den bazı eserler meşketti. Mûsikide ilerleme kaydedince hocası Mehmed Bey onu Hamâmîzâde İsmâil Dede ile tanıştırdı. Ârif’i çok beğenen İsmâil Dede kendisine bir müddet ders verdi.

Mehmed Bey tarafından Muzıka-yi Hümâyun’un Türk mûsikisi kısmına kaydettirilen Ârif Bey, aynı zamanda Bâb-ı Seraskerî Kalemi’nde kâtip yardımcısı olarak göreve başladı (1844). Muzıka-yi Hümâyun’da Mehmed Bey’in meşklerine, ayrıca Hâşim Bey’in derslerine katıldı. Sarayda Sultan Abdülmecid’den yakınlık gördü ve yirmi yaşlarında ona mâbeyinci oldu. Bir müddet sonra Harem-i Hümâyun’daki câriyelere meşk hocası tayin edildi. Burada tanıdığı Çeşmidilber adlı câriyeye âşık olunca onunla evlendirildi ve saraydan uzaklaştırıldı. Ancak hanımının kendisini terketmesi üzerine tekrar saraya alındı ve yine câriyelere meşk hocası olarak görevlendirildi. Onun bu sıralarda kürdîli-hicazkâr makamında bestelediği, “Niçin terkeyleyip gittin a zâlim” mısraı ile başlayan şarkısı bu ayrılıktan duyduğu üzüntüyü dile getirmektedir. Hacı Ârif Bey’in bu görevi de âşık olduğu Zülfinigâr adlı câriye ile evlenmesi ve tekrar saraydan ayrılması ile son buldu. Yeni hanımı da bir yıl sonra veremden ölünce bu defa hissiyatını segâh makamındaki, “Olmaz ilâç sîne-i sad-pâreme” ve hicaz makamındaki, “Kamer-çehre perî-rû tende cânım” mısraları ile başlayan şarkıları ile ifade etti. Sultan Abdülaziz’in tahta çıkmasıyla (1861) tekrar Harem-i Hümâyun’daki serhânendelik ve meşk hocalığı görevine getirilen Hacı Ârif Bey, on yıl sürdürdüğü bu görevi sırasında da Pertevniyal Vâlide Sultan’ın nedimelerinden Nigârnîk adlı kıza âşık olunca vâlide sultan onları evlendirdi. İrâde-i seniyye ile ve 40 altın maaşla saraydan çıkarılan Ârif Bey, 1876 yılına kadar beş yıl süreyle Şûrâ-yı Devlet’te kâtiplik ve Beykoz’da maliye müdürlüğü görevlerinde bulundu. II. Abdülhamid tahta çıktığı zaman Zincirlikuyu’daki çiftliğinde münzevi bir hayat yaşamaktaydı. İran’ın İstanbul büyükelçisi Mareşal Muhsin Han II. Abdülhamid’i bir ziyareti esnasında İran şahının Ârif Bey’i çok beğendiğini, daha önce şahın İstanbul’u ziyaretinde huzurunda Ârif Bey’in okuduğu Hâfız’a ait Farsça bir gazelin bestesini unutamadığını, şu sırada Osmanlı sarayında bir görevi bulunmadığından onu Tahran sarayına davet etmek istediğini ifade etti. Ancak II. Abdülhamid, Hacı Ârif Bey’i tekrar Muzıka-yi Hümâyun’a alacağını söyleyerek buna izin vermedi.

Hacı Ârif Bey’in, kolağası rütbesiyle yeniden Muzıka-yi Hümâyun’a alındığı bu dördüncü devresinde öncekiler kadar ilgi gördüğü söylenemez. Bestekârla II. Abdülhamid arasında evvelki padişahlarla olduğu gibi samimiyet kurulamadığı anlaşılmaktadır. Nitekim bir defasında padişah birkaç yeni şarkısını bizzat Ârif Bey’den dinlemek istemiş, fakat bestekâr hastalığını ileri sürerek özür dilemişti. Padişahın bestekârı tekrar çağırtması üzerine de mâbeyinciye, “Sanatta irâde-i hümâyun olmaz” dedikten sonra II. Abdülhamid’in babasından ve amcasından daha fazla rağbet gördüğünü söylemişti. Bunun üzerine padişah bestekârın Muzıka-yi Hümâyun’daki odasında hapsedilmesini emretti. Elli gün odasından çıkamayan Hacı Ârif Bey yeni bestelediği, “Ahteri düşkün garîb ü âşık-ı âvâreyim” mısraı ile başlayan nihâvend şarkısını hükümdarın huzurunda okuması için arkadaşı sermüezzin Rifat Bey’den ricada bulundu. Bunun üzerine cezası affedilen Ârif Bey miralay rütbesine yükseltildi.

Bu olaydan sonra Muzıka-yi Hümâyun’a nâdiren uğrayan Hacı Ârif Bey’in geçim sıkıntısı çektiği anlaşılmaktadır. Vefatından bir yıl kadar önce kalp hastalığına yakalandı. Kürdîli-hicazkâr makamındaki, “Gurûb etti güneş dünyâ karardı” mısraı ile başlayan şarkısını besteledikten kısa bir süre sonra 28 Haziran 1885 tarihinde Muzıka-yi Hümâyun’daki odasında vefat etti ve Beşiktaş’ta Yahyâ Efendi Dergâhı’nın hazîresine defnedildi. Rauf Yektâ Bey ise onun Kuruçeşme’de bir arkadaşının yalısında vefat ettiğini kaydeder. Ârif Bey’in ne zaman hacca gittiğine dair bir kayda rastlanmamıştır. İbnülemin Mahmud Kemal bestekârın seyyid olduğunu ileri sürer.

Hacı Ârif Bey hiçbir sazı çalmasını, hatta nota yazısını dahi öğrenmediği halde bestekârlık dehası ile zamanının mûsikişinasları arasında müstesna bir yere sahip olmuştur. Hamâmîzâde İsmâil Dede’den sonra XIX. yüzyılın en büyük bestekârı ve özellikle şarkı formunda Türk mûsikisinin en önde gelen sanatkârı kabul edilmiştir. Şarkılarının çoğunun güftesi Mehmed Sâdi Bey’e ait olan Ârif Bey velûd bir sanatkârdır. Süratle beste yaptığı, hatta bir gecede sekiz şarkı bestelediği söylenir. Sultan Abdülaziz’in verdiği bir güfteye yedi ayrı makamda beste yapması da bu alandaki gücünün bir delilidir.

Kuvvetli bir hâfızaya sahip olduğundan ezberinde binlerce eser bulunan Hacı Ârif Bey, aynı zamanda Türk mûsikisi tarihinin sayılı hânendeleri arasında yer alır. Sesinin güzelliği üstün mûsiki kabiliyeti ve sanat anlayışı ile birleşince ortaya müstesna bir icra üslûbu çıkmıştır. Okuyuşundaki güzel tavrı hocası Hâşim Bey’den aldığı söylenir.

Hacı Ârif Bey, terkip ettiği kürdîli-hicazkâr makamı ve düzenlediği müsemmen usulüyle mûsiki nazariyatı sahasında da söz sahibi olduğunu ortaya koymuş, ayrıca Mecmûa-i Ârifî (İstanbul 1290) adlı bir de güfte mecmuası tertip etmiştir. Kendisine ait güftelerin de yer aldığı bu kitapta ellinin üzerinde makamdan 1000’den fazla eserin güftesini toplamıştır.

Hacı Ârif Bey, Türk mûsikisinde “neo-klasik” ve “romantik” denilen sanat akımının kurucusudur. Kendisinden önce neo-klasik tarzda III. Selim, Hamâmîzâde İsmâil Dede, Şâkir Ağa gibi bestekârlar şarkı bestelemişse de Hacı Ârif Bey bu alanda çığır açmıştır. Ritim çeşitliliği, melodi renkliliği ve zenginliğiyle dikkati çeken şarkı bestekârlığındaki üstün seviyesiyle Hacı Ârif Bey bu formun gerçek anlamda ihya edicisi kabul edilmelidir.

“Fasl-ı atîk” ve “fasl-ı cedîd” olarak ikiye ayrılan Muzıka-yi Hümâyun’un fasıl takımındaki fasl-ı atîk kadrosunda yer alan ve saraydan ayrı kaldığı yıllarda da bu çalışmalarını devam ettiren Ârif Bey’in tesirinde kalmayan şarkı bestekârı yok gibidir. Bunlar arasında, aynı zamanda talebesi olan ve sanat anlayışının en güçlü temsilcisi kabul edilen Şevki Bey’in farklı bir yeri vardır. Ayrıca Kanûnî Mehmed Bey, Mustafa Servet Efendi, Santûrî Edhem Efendi, Leon Hancıyan, Giriftzen Âsım Bey ve Lemi Atlı gibi mûsikişinaslar da onun meşhur talebelerindendir.

Şiirle de uğraşan ve bir kısım bestelerinin güftesini bizzat yazmış olan Ârif Bey 1000’i aşkın şarkı ile 100’den fazla ilâhi ve diğer formlarda eser bestelemiş, ancak bunlardan yaklaşık üçte ikisi notasızlık yüzünden unutulmuştur. Bir tesbite göre günümüze ulaşan eserleri kırk dört makamdan meydana gelmiş olup (Öztuna, I, 103-108) bunlar arasında en çok nihâvend, kürdîli-hicazkâr, hicaz, sûzinak, karcığar, uşşak, hicazkâr, muhayyer, hüzzam, rast, sabâ, ısfahan ve hüseynî makamlarının tercih edildiği görülmektedir. Suphi Ezgi’nin Hacı Ârif Bey külliyatı üzerinde tamamlanmamış bir çalışması vardır.

28 Haziran 1885'te aramızdan ayrıldı.

Yunus Nadi Abalıoğlu kimdir?



Galatasaray Sultanisini bitirdi. Hukuk Mektebi’ne girdi. Burada okurken Baba Tahir’in çıkardığı Malumat gazetesinde yazarlığa başladı (1900). İstibdada karşı dernek kurmak suçuyla Midilli Kalesi’nde üç yıl hapis yattı. İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul’a dönerek İkdam, Tasviri Efkâr gazetelerinde makaleler yazdı.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Selanik’te çıkardığı Rumeli gazetesinde başyazarlık yapan Yunus Nadi, 1911’de Aydın milletvekili seçilerek parlamentoya girdi. 1918’de kurduğu Yeni Gün gazetesinin 375. sayısından sonra, İngilizler’e karşı tavır aldığı makaleleri yüzünden tutuklanacağını anladı ve Ankara’ya gitmek zorunda kaldı (mart 1920). Gazetesini burada çıkarmayı sürdürdü. Mustafa Kemal Paşa’nın başlattığı bağımsızlık savaşına basın yoluyla destek verdi.

1920 yılında Muğla milletvekili seçilerek TBMM’nin altıncı seçim dönemine kadar bu görevinde kaldı. Asıl ününü gazeteci olarak kazanan Yunus Nadi’nin 7 Mayıs 1924’te kurduğu Cumhuriyet gazetesi günümüzde de yayımını sürdürüyor.

Atatürk ilkelerine ve Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlılığını tüm yazılarında dik getirdi. 1945 yılında Cenevre’de ölen Yunus Nadi anısına Cumhuriyet gazetesince her yıl, ayrı birçok dalı kapsayan bir yarışma düzenlenmektedir. Gazetenin yazar ve editörlerinden Sami Karaören’in Cumhuriyet Yolunda Yunus Nadi adlı kitabı (1999) bulunuyor.

Yunus Nadi’nin Eserleri

  • Ankara’nın İlk Günleri (1955)

  • Babıali’nin Milli Hareketi Dağıtmak ve Mustafa Kemal’i Tevkif Etmek Teşşebüsü Ali Galib Hadisesi (1955)

  • Birinci Büyük Millet Meclisinin Açılışı ve İsyanlar (1955)

  • Çerkez Ethem Kuvvetlerinin İhaneti (1955)

  • Kurtuluş Savaşı Anıları (1955)(1978)

Mehmet Fuat Köprülü kimdir?



Fuat Köprülü 4 Aralık 1890’da İstanbul’da doğdu. Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa’nın soyundan gelmektedir. Edebiyat ve tarih alanında ilerlemek için hukuk öğrenimini yarıda bıraktı.

1909’da Fecr-i Ati topluluğuna katıldı. Şiirlerini 1913’e kadar Mehasin ve Servet-i Fünun dergilerinde yayımladı. Bu yıllarda “Milli Edebiyat” ve “Yeni Lisan” akımlarına karşıydı. 1910’dan sonra İstanbul’un çeşitli okullarında Türkçe ve edebiyat okuttu, liselerin edebiyat programını düzenledi. Ziya Gökalp çevresine girdikten sonra Milli Edebiyat akımını benimsedi; Türk tarihinin ilk dönemlerine kadar indi, ilk Türk topluluklarının tarih ve edebiyatlarını inceledi. 1913’te, Halit Ziya Uşaklıgil’den boşalan İstanbul Darülfünunu Türk Edebiyatı Tarihi müderrisliğine getirildi. Aynı yıl Bilgi dergisinde Türk edebiyatının hangi yöntemle incelenmesi gerektiğini tartışan “Türk Edebiyatı Tarihinde Usul” adlı yazısı çıktı.

İlk büyük yapıtı Türk Edebiyatı’nda İlk Mutasavvıflar’ı yayımlandı. 1923’te Edebiyat Fakültesi dekanı oldu, Türkiye Tarihi adlı kitabını çıkardı. 1925’te Türkiyat Mecmuası’nı çıkarmaya başladı, ünü giderek dünyaya yayıldı, birçok uluslar arası kongreye Türkiye temsilcisi olarak katıldı. 1928’de Türk Tarih Encümeni başkanlığına seçildi. 1931’de Türk Hukuk Tarihi Mecmuası’nı çıkarmaya başladı; 1932-1934 arasında Divan Edebiyatı Antolojisi’ni çıkardı. 1933’te ordinaryüs profesör oldu, İstanbul Üniversitesi’nde birkaç kez dekanlık yaptı.

1934’te siyasete atılarak Kars milletvekili oldu. 1936-1941 arasında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’yle Siyasal Bilgiler Okulu’nda ders verdi. 1935’te, Paris’te Türk Tetkikleri Merkezi’nde verdiği konferansların toplamı olan Les Origines de L’Empire Otoman (Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu) adlı kitabı yayımlandı ve büyük yankı uyandırdı. Heidelberg, Atina ve Sorbonne üniversitelerince onursal doktorluk sanı verilen, bilim kuruluşlarınca onur üyeliğine seçilen Köprülü 1941’den sonra İslam Ansiklopedisi’nin yayımına katıldı. V.(Ara Seçim), VI., VII. Dönem Kars, VIII., IX., X. Dönem İstanbul Milletvekilliğine, hem de İstanbul ve Ankara Üniversitelerindeki görevlerine devam etti.

Celal Bayar, Adnan Menderes ve Refik Koraltan ile birlikte Demokrat Parti’yi kurdu. Demokrat Parti 14 Mayıs 1950 seçimlerini kazanıp iktidara gelince, dışişleri bakanı oldu. 1956’ya kadar sürdürdüğü bu görevi sırasında Türkiye’nin NATO’ya girişinde etkin rol oynadı. 5 Temmuz 1957’de Demokrat Partiden resmen istifa ederek aynı yıl Hürriyet Partisi ne girdi. Asıl yararlı çalışmalarını Türk Edebiyatı ve Türk Halk Edebiyatı araştırmaları oluşturur. Çok verimli bir araştırmacı olan Köprülü, ardında 1500’ü aşkın kitap ve makale bırakmıştır.

Mehmet Fuat Köprülü 28 Haziran 1966’da İstanbul’da öldü. Çemberlitaş’taki Köprülü Türbesi’nde babasının yanına gömüldü.

Mehmet Fuad Köprülü’nün Eserleri

  • Türk Tarihinin Ana Hatları (1931)

  • Erzurumlu Emrah (1929)

  • Edebiyat Araştırmaları (1966)

  • Ali Şir Nevayi (1941)

  • Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesri (1981)

  • Demokrasi Yolunda (1964)

  • Les Origines de L’Empire Ottoman (Paris,1935)

  • Fuzuli Hayatı ve Eserleri (1924)

  • Türk Tarih-i Dinisi (1925)

  • Malümat-i Edebiyye (1915)

  • Türk Dilinin Sarf ve Nahvi (1917)

  • Mektep Şiirleri (3 Cilt)

  • Yeni Osmanlı Tarih-i Edebiyatı (1916)

  • Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar (1919-1966)

  • Nasrettin Hoca (1918-1981)

  • Türk Edebiyatı Tarihi (1920)

  • Türkiye Tarihi (1923)

  • Bugünkü Edebiyat (1924) (Makale)

  • Hayat-ı Fikriye (Makale) (1909)

  • Azeri Edebiyatına Ait Tetkikler (1926)

  • Milli Edebiyat Cereyanının İlk Mübeşşirleri ve Divan-ı Türk-i Basit (1928)

  • Türk Saz Şairleri Antolojisi (1930-1940, üç cilt)

  • Türk Dili ve Edebiyatı Hakkında Araştırmalar (1934)

  • Anadolu’da Türk Dili ve Edebiyatı’nın Tekamülüne Bir Bakış (1934)

  • Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu (1959)

  • Edebiyat Araştırmaları Külliyatı (1966)

  • İslam ve Türk Hukuk Tarihi Araştırmaları ve Vakıf Müessesesi (1983)

  • Divan Edebiyatı Antolojisi

  • Türk Saz Sâirleri Antolojisi

  • Türk Edebiyatı Târihi I-II

Zehra Bilir kimdir?



Zehra Bilir (d. 26 Mart 1913, Arapgir, Malatya – ö. 28 Haziran 2007, İstanbul), “Türkü Ana” lakabıyla anılır gerçek adı: Eliz Surhantakyan.[1] Halk Türküleri ses sanatçısı. 1943’te radyo aracılığıyla sesini duyurmuştur. 1944’te halk türkülerini sahne üzerinde ilk kez okuyan türkücüdür. 1930’larda Darülbedayi’de balerin olarak çalışan Zehra Bilir, fark edilen müzik yeteneğini yönlendirmek amacıyla besteci ve kanun sanatçısı Artaki (Terziyan) Candan (1885-1948)’dan ve Hüseyin Sadeddin Arel (1880 – 1955)’den dersler aldı.

Sanatçı; sahneye şalvar, çarık gibi giysilerle çıkması ve özellikle elindeki mendili sallamasıyla ve türküleri yörelerine ait otantik özellikleriyle okumasıyla büyük ilgi toplamıştır. Birçok türkü derlemesi de yaparak Türk halk kültürüne büyük katkıda bulunan Zehra Bilir, 1952 senesinde, ardında pek çok plak bırakarak müzik hayatından çekilmiştir. Zehra Bilir, 28 Haziran 2007’de yaşadığı huzurevinde 94 yaşında yaşında vefat etti. 4 Temmuz 2007’de Zincirlikuyu Camii’nde öğle vakti kılınan cenaze namazının ardından, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Derlediği türkülerden bazıları

Tiridine Bandım

Kalenin Bayır Düzü

Cemo Gül Açanda Gel

Başındaki Tellere

Şarık Tara kimdir?


Şarık Tara Enka Holding Fahri Başkanıdır. İnşaat yüksek mühendisi olan Şarık Tara, 22 Nisan 1930 yılında Üsküp'te dünyaya geldi. Annesi Erenköy Kız Lisesi'nde okumuş, dönemin şartları uygun olmadığından tıp tahsili yapmamış, ancak yüksek kültürlü bir kimse olan Mahmure Hanım'dır. Anne tarafından I. Murat'ın öncü kuvvet komutanı ve Yıldırım Bayezid tarafından Üsküp ve Kosova bölgesini idareye tayin edilmiş olan Yiğit Bey'in torunudur. Yahya Kemal ile de torun çocukları olmaları nedeniyle aralarında akrabalık bağı vardır. Babası Fevzi Bey ise, bilindiği kadarı ile son üç kuşağı esnaflık yapan Karadağ kökenli Hacıhamziç (Tara'nın dedesi İbrahim Bey'in babası Hamza Bey'den dolayı bu isimle anılırlar-Tara soyadı ise Karadağ'daki Tara Dağı ve Tara Nehri'nden gelmektedir) ailesindendir.

Fevzi Tara, Üsküp, Beyrut ve Belgrad'da tahsil yapmış bir avukattır. Sancak ve güney Yugoslavya Müslümanlarının Yugoslavya Kralı nezdinde temsilciliğini de yapan babası Manastır'da avukatlık stajını yaparken annesi ile tanışmışlardır. Lise eğitimini Şişli Terakki Lisesi’nde tamamladıktan sonra 1949'da girdiği İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesinden 1954 yılında mezun oldu. Mezuniyetinden sonra 1957 yılında kız kardeşi Vildan Gülçelik'in kocası (daha sonra bir uçak kazasında vefat eden eniştesi Sadi Gülçelik ile birlikte ENKA Kolektif Şirketini kurarak müteahhitlik faaliyetlerine başladı. Enişte ve kayınbirader sözcüklerinin ilk hecelerinden oluşan bir isim olan ENKA Kolektif Şirketi daha sonra Anonim Şirket'e, 1972'de de ENKA Holding A.Ş.’ye dönüştü.

Tara, 28 Haziran 2018'de aramızdan ayrıldı.

28 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Commentaires


bottom of page